Elleri yıkamak… Teknik olarak kirimden arınsam da, kirliydi düşüncelerim hala. Hayata karaladığım, çamura buladığım bir pencereden bakıyor, ne silip temizliyor, ne de kimsenin temizlemesine izin veriyordum. Devamını oku…
Mayıs, 2009 İçin Yazı Arşivi
Kaynağı karışık, belki de tek kelime cevabı olan bir soru ve sorun içimi acıtan… Boğuluyor muyum, yoksa suçu suyun derinliğine atıp bir çeşit intihar mı yaptığım? Devamını oku…
TDK’ nın Büyük Türkçe sözlüğünde darbe şu şekilde tanımlanır ( 2.madde ) ; “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.” Demokratik yolları kullanarak hükümeti istifa ettirmeye kimsenin diyeceği bir söz yoktur efendim. Ancak, Osmanlı’dan beri süregelen “baskı kurarak, zor kullanarak… hükümeti istifa ettirme, yönetimi devirme işi”ne gelecek olursak, savunalacak hiçbir yanı kalmaz. Tarihin önünde suçlu olursunuz, “balans ayarı” verdiğinizi sanırken, ayarın hasını zamanla siz yersiniz! Devamını oku…
Hayatımız sürekli bir koşuşturma içersinde ilerliyor. Bazen nereye gittiğimizi bilmeden yola çıkıp Allah ne verdiyse diyoruz. Bazende nereye gittiğimizi bilerek seke seke yola devam ediyoruz. Sürekli seçenekler var önümüzde. A yolu B yolu nerde bunun orta yolu… Devamını oku…
Utanmaya başladım artık yazdıklarımdan ya da yazmaktan. Hani çok yüz kızartıcı şeylermiş gibi geliyor artık yazdıklarım. Örneğin insanlara açık bir yerde yazarken her an biri gelip ne yazıyorum diye bakacak endişesinden kurtulamıyorum. Öyle fena şeyler yazdıklarım. Belki de çoğu gereksiz boş şeyler olduğundan olabilir bu hissin bende uyanmasına sebep. Eskiden böyle değildi kuşkusuz. Daha çok okunmak için hep daha çok yazmak isterdim, daha çok kimseye ulaşmak, hiç bakmadan hiç derinliklerine inmeden o kara satırların. Sanırım yeterince kör, başı dumanlı, gözü epey yüksekte imişim ki; yazdıklarımın nedenli küçük şeyler olduğunun farkına varamamışım… Devamını oku…
Amerika’ya göre 22 Mayıs 2009 saat akşam 8:30, bize göre 23 Mayıs 2009 saat 03:30… Kimimiz uyumuyoruz bu maç için, kimimiz erken yatıp gecenin o saatinde bir basketbol şöleni izlemek için kalkıyoruz, uykusuz kalkıyoruz. Tabii ki gururumuz Hidayet’i de gönülden desteklemek için de bunlara katlanıyoruz. Cleveland Cavaliers – Orlando Magic doğu konferansı final serisi 2. maçı hava atışı ile başlıyor ve koltuklarımıza kuruluyoruz. Magic için her şey kötü başlıyor. Takımın beyni olduğunu, artık kimsenin inkar etmediği Hedo ve en büyük destekçileri Lewis ile Howard maça kötü başlıyor. Hidayet erken 2 faul alıp kenara geliyor. Lewis şutları kaçırıyor. Howard ise hücumları bitiremiyor ve ribaundlarda pasif kalıyor. Kısacası Cavs fırtına gibi başlıyor. Şaşırmadık tabii, yani en azından ben şaşırmadım. Çünkü Orlando’nun oyun yapısı gereği önce ısınması gerekiyor. Kadrodaki 3 uzunu hariç tamamen şutör bir takım olan Orlando için öncelikle gereken şey, oyuncuların ellerinin ısınmasıdır. Burada ise Hedo devreye giriyor ve takımını ayağa kaldırıyor, yaptığı asistler ve kritik penetreleri ile. Orlando’nun çeyrek sayılarına bakıyoruz ve her çeyrek üstüne koyduğunu, bir süre sonra istikrarlı şekilde gittiğini görüyoruz ve bu da tezimizi kanıtlıyor. Cavs’in ise tam tersi bir durumda olduğunu, King James’in tek başına bir şeyler yapmaya çalıştığını, buna bağlı olarak da takımın genel performansının her çeyrek biraz daha düştüğünü görüyoruz. Bu maç ile birlikte seriye genel bir öngörü yapalım. Eğer Orlando inatla bu oyununa devam ederse, Cavs’i elemesi işten bile değil ancak Orlando’nun biraz daha deplasman takımı olduğunu düşünürsek, içerdeki maçların Magic için çok tehlikeli geçeceğini söylemek lazım. Devamını oku…
Onun hakkında konuşmak, aslında hem çok kolay, hem de çok zor. İstatistiklerinden, aldığı ödüllerden, şampiyonluklarından, bir gecelik inanılmaz performanslarından ve rekorlarından konuşarak özetleyebilirsiniz onun kariyerini ve hayatını. Ama bence bunu yapmak onu özetlemek değil, özetlediğini zannetmektir. Devamını oku…
Nazım Hikmet söz konusu olduğunda, hemen hemen herkesin durup söyleyecek birkaç çift sözü vardır eminim. Ama Mayakovski denildiğinde durum pek buna benzemiyor. Ancak, bu iki şairin benzerlikleri ve etkileşimlerinin, çoğu kişide merak uyandıracağını düşündüm. En azından şu ana kadar öyle olmuş olmalı ki, Nazım ve Mayakovski bir çok kez karşılaştırmalı edebiyata konu olmuş. Devamını oku…
Hatırlar mısınız? Eskiden ilkokullarda ” Sosyal Bilgiler” dersinde “Çekirdek aile” ‘den bahsederlerdi. 1 Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir. Aile denince genellikle bir evde oturan anne ve baba ile, varsa onların evlenmemiş çocukları anlaşılır. Bu tip aileye “çekirdek aile” denir.* Devamını oku…
Kahraman Maraş’ın sıcak ikliminde, soğuk insanlarla bir bahar şenliği daha geride kaldı nihayet. Öyle, bir bahar şenliği daha geride kaldı dememe bakmayın üçüncü sınıfta olmama rağmen bu benim ilk bahar şenliğimdi. Yani önceden de şen baharlarım oldu yanlış anlaşılmasın, yani bu o aktiviteye ilk katılmamdı desek daha doğru olur sanırım. Devamını oku…
