Yaşlanma korkusu ve geçmiş özlemi ile dolmuş bir vücudun ellerinden dökülüyor bu okuduklarınız. Kiminize göre “büyümek”, kiminize göre “olgunlaşmak”; ama bana göre tamamen “yaş-lan-mak!”
Doğmuştu gün o saçma tepelerin ardından; sanki o tepeler zamanın Cebrailiydiler… Kapamazdım perdelerimi sabah güneşinin vurması için odama. Uyandırırdı beni zamanında “sayılı” günü yaşayayım diye. Kalkıp bi’ fakir kahvaltısı hazırlardım kendime. Sıcak çay da oldu mu süper olurdu… Çıkardım evden, başlardım ev dışı hayatı yaşamaya. Okul, atölye, kantin, bir daha atölye, bir daha kantin… Akşam olur, eve gider, bi’şeyler atıştırır, saçmalamamsı takılır, yine uyurdum… Gün, buydu.
Yaşlanma korkusuydu işte bendeki, o nedenle yazdım günümü yukarı. Yaşlanmanın ne kadar basit olduğunu bir daha görün diye yazdım… Lakin “umut” vardı hep aklımda. Bi’ şeyler için bi’ şeyler ummuştum ama şimdi hatırlamıyorum; ufak ama büyük şeylerdir kesin… Ama umut sayesinde döndüm hayata, umut sayesinde dünün yorgunluğunu attım üzerimden. Açtım yine perdelerimi; umutlar girsin diye içeri. Karanlıktan kurtulmanın tek şansıydı perdeleri açmak zamana karşı… Ve kandırdım kendimi yirmi iki senedir. Başarılı oldu mu? Göreceli denilebilir ama genelde oldu.
Şubat ayında 23 (yirmi üç) olacağım. Az kaldı; yaklaşık iki buçuk ay sonra… Ve bu iki buçuk ayda da kendimi kandırmaya devam edeceğim penceremden giren umut ışıkları sayesinde. Ve o gün gelecek, yine aynı yerde olacağım: Ankara’nın tenha bi’ barında, tek başıma, gürültülü müzikle beraber efkar yapmış, önümdeki masada içkimle… Ve o gün geçecek bir sonraki seneye kadar 365 günüm daha olacak kendimi kandırmak için. Perdeli, pencereli ve bol umutlu bir 365 gün daha…




Ve sonra o umut ışıgının içinde bazen sahte birileri sana gülümseyecek hiç acımadan….
Bu sitedeki ilk yorumum ve bence hani olurya gazetelerdeki şu ayak bagı olan bazı yazarlardan vardır, onlardan çok daha güzel yazmışsın yazını çok beğendim tam da bir bizleri anlatıyor. okurken çok zevk aldım…kolay gelsin Engin
“…Lakin o gülümsemeler kendilerinedir, önemli olan karşılarındaki kişinin içindeki ışıktır. Saf ol, ezilen ol, itilen ol; ama sakın ha yalancı olma! Gerçeklere inananlar olmasa bile sen inan; onlar elbet bi’gün anlayacaklardır seni.”
Çok sağol kardeşim benim. Umuyorum ki gitgide geliştireceğim kendimi.