“10 PUAN 10 PUAN 10 PUAN”, “Dişlerini fırçala, ıspanağını ye, arabada arka koltukta otur, teybin kırmızı kayıt düğmesine basma” derdi Barış abimiz. Bir anlamı vardı söylediklerinin. Az kanallı televizyonun karşısında pür dikkat onu izlerken hayattan kopardım. Ne dünya umrumdaydı ne de annemin bana bir iş söylemesi. Bir çok kez telefonla aramış, gazeteden form doldurmuş ama bir türlü katılamamıştım o programa. İçimde hep bir uktedir o merdivenli kürsüye çıkıp mikrofonu yutarcasına heyecanlı heyecanlı şarkı söylemek. Ay sonunda telefonun faturası kabarık geldiğinde babama hesap vermek zorunda kalmıştım ama derdimi anlattığımda bana Barış Manço kaseti ile gelen babam sayesinde şarkılarında büyüdüm.
Amacım onu anmak filan değil. Toprağı bol olsun, bu ülkenin sayılı insanlarından biriydi. 90 kuşağı ne kadar bilir bilmiyorum ama iyi ki onu tanımışım ve onla büyümüşüm diyorum. Yaptığı eğitici programlarla dünyayı, ıspanak yemeyi, yaşlılığın da bir erdem olduğunu, aşık olmanın farklı bir şey olduğunu, asiliğimizi bastırmayı, düşündüğümüzü söylemeyi öğretti bize. Her zaman aile kavramının önemini vurguladı. Takılarıyla bir erkeğin de süsü olabileceğini, müziği ile duyguları ifade etmeyi, yaşamı ile adam olmayı öğretti bize. Öğretti öğretmesine de bizden sonrakiler öğrenemediler ya, ona yanıyorum.
Tek kanaldan çok kanallıya geçildiğinden, sadece dosyalama için kullanılan bilgisayarlardan yazışmalı, oyun oynamalı, İnternet’te arkadaş aramalı bilgisayar dönemlerine girildiğinden, 5110 telefonlarından çok donanımlı telefonlar ellerde görüldüğünden beri hayatımızda çok şey değişti. Bir ara TELEVOLE gençliği olduk. Futbolcu hayatlarından çok sosyete hayatı gösterilmeye başlandığı an evden kaçan genç kız sayısı arttı. Kötü yola! sapan gençler ünlü olmak için her şeyi yaptı. İsim değiştirdi. Riyakarlıkta rekor kırdı. Doğuranı-büyüteni tanımadı. Deli Yürek’li, Kurtlar Vadi’li dönemlerde dayılaştık, akranlarımızla kavgayı marifet bildik. Tüm ülke futbolla yatar, futbolla kalkar olduk, UEFA kupalarıyla, Avrupa Şampiyonluklarıyla, Dünya Kupalarıyla tanıştık. Eurovision’ı, Olimpiyatları daha bir ciddiye almaya başladık. En ufak bir kazanmada tek yürek kırmızı-beyaz olduk. Önce ”Onun arabası var güzel mi güzel” deyip kıskandık sonra “Hişştt Kendine Gel kendine, Dön de bir bak aynaya” deyip bir çeki düzen verme savaşına girdik. Yırtık kot pantolonlarla Amerikan dizilerinden fırlamış gençler gibi asi ve özentiliydik. Sevgililerimizle fast food dükkanlarında buluşur, bir mesajla aşık olurken başka bir mesajla aşkı bitirir olduk. Daha bir ergen olduk, “Yakalarsam mucuk mucuk” derken ortalıkta bir sürü psikologlar, çocuk gelişimciler türedi. Anne-babalara öğütler verirlerken bizlerin 40 kuşağının yetinmesi, 50 kuşağının karmaşıklığı, 60 kuşağının pişmanlığı, 70 kuşağının merakı, 80 kuşağının çiçeği olduğumuzu unuttular. Unuttukları o kadar çok şey vardı ki alkola, sigaraya, uyuşturucuya nasıl başlandığını anlamadılar.
Daha bir menfaatçileşip zamanla doyumsuzlaştık. Murat 124′lerden BMW’lere geçişimiz çok kolay oldu. Merdaneli makinelere burun kıvırırken Avrupa’nın bizden en az 2 gol önde olduğunu unuttuk. Teknolojinin hızlı değişimi ile başımız dönmeye başladı. Kitap okumaktansa katalogları okumaya başladık. Masallarımız bir ülkenin birinde diye başlarken fakirin biri – zenginin biri; “Spider Man” diye bir adam, “X-Man zamanında…” diye başladı. Hatta masal anlatmaktansa playstationlarla, atarilerle, gameboylarla, çizgi film cd’leri ile çocukları oyalar olduk. Zamanında öğüt veren psikologları dinleyerek aile hayatımızı, çocuklarımızı kurtarmaya çalıştık ama hızla çoğalan boşanmaları ve anne-babadan ayrı büyüyen küçücük kalplerin birer yıkım olmasını asla engelleyemedik. Fiziki güzelliğin ön plana geçip de yarışmaların yapıldığı dönemde içsel güzelliğimizi hep bastırarak, dünyevi zevklerimize yenik düştük. Karşımızdakinden küçük bir tebessümü esirgeyerek bunu bir zayıflık olarak gördük.
Tüm bunları moral bozmak için ya da can sıkmak için yazmadım. Bazen gerçeklerle yüzleşmek o kadar acı geliyor ki insana… Seven bir toplumdan, yavaş yavaş öldüren bir topluma geçişimizi gördükçe, zamanında aile bağlılığı ile tüm dünyanın imrendiği bir ülke iken, şimdi anne-baba-kardeş-ağabey-evlat demeden kesip biçtiğimizi gördükçe, ellerimiz kanlaştıkça kalbim sızlıyor. Hem de öyle bir sızı ki bu “Ben bu ülkede nasıl çocuk büyüteceğim, kime güveneceğim?” demeden geçemiyorum. Boşversem hiç olmuyor.
Eminim Barış Manço, Uğur Mumcu, Cem Karaca ya da Ahmet Taner Kışlalı gibi büyüklerimiz yaşasaydı kesin bir şey derlerdi ya… Neyse bunu söylemek bana düşmez. En azından çokça kişi bilmese de, bir yerlerde Oktay Sinanoğlu gibi büyüklerimiz “Dünyada neler olduğunu anlarsak, Türkiye’de neler olduğunu veya olacağını daha iyi anlarız” diyor ve “Adam Olamamış Bir Çocuk” olarak adam olmak için her gün daha fazla çırpınıyorum. Barış abinin hatrı yeter…


Dedikleriniz insanlar tarafından her zaman farkedilmiyor işte. Keşke hep görülse bu gidişat. Bunları dillendirdiğiniz için teşekkürler.
[bu yoruma cevap ver!]
uhte değil,ukde olacak.Bilginize…
[bu yoruma cevap ver!]
Değişimden yanayım,fakat biz hep değişimden değerlerimizi kaybedip değişmeyi anlıyoruz. Değerlerini kaybeden bir millet başka değerlerle avunmağa mahkumdur. Biz aslında kişilik sorunu yaşıyoruz. Kendimizi bulamıyoruz,kemdi kimliğimizi dışlıyoruz. Batı’nın hayatını benimsiyoruz. Eğlenmek,hava atmak,israf etmek bize kolay geliyor. Bu bir kimlik bunalımıdır. Bu ise aile ve okul eğitimiyle giderilecektir.
[bu yoruma cevap ver!]
Dün akşam Disko Kralında Barış Manço’ya özel program yapıldı.Adam olacak çocukların bazıları Barış Manço’nun elinden geçip hala adam olamamış.Özledik kendisini 1999′dan beri…
[bu yoruma cevap ver!]
Tülay yazın güzel ama biraz içindeki zehri kusmaya benzemiş. Yani bu yazıdan ben negatif bir enerji aldım. ”Ben bu ülkede nasıl çocuk büyüteceğim? Kime güveneceğim?” demişsin. Tam sırası aslında yeni Barış Manço’lar, Cem Karaca’lar yetiştirmek için. Birde içimde kalmasın ”Ben bu ülkede” diye başlamışsın sorduğun soruya. ”Ben bu dünyada” diye başlasaydın bence daha hoş olurdu.
[bu yoruma cevap ver!]
sema aydınol:
bence tabiiiiii
[bu yoruma cevap ver!]
köşe yazısı olsaydı daha iyi olurdu
[bu yoruma cevap ver!]
değişim kaçınılmaz. Endüstri devriminden sonra yeni bir çağa girdik. Haliyle bambaşka bir içerik doğdu. Biz 80′lere kadar bu değişimden biraz uzak kaldık. O süreci yaşamadan sonuçlarına maruz kalmanın sancılarını tadıyoruz şu anda. Geçecektir. Her şey daha iyi olacak emin ol:)
[bu yoruma cevap ver!]