Allah vardır. Hâşâ yoktur demiyoruz. Hiçbir din yok demiyor. Budizm’den tutun da Satanizm’e kadar bütün dinler Allah’ın varlığını şüphesiz kabul ediyor. Dinini Yahudi milliyetçiliğine dönüştüren Yahudiler, rahip ve rahibeleri evlendirmeyerek bu dünyada Allah’ın insanlara bahşettiği cinsellik ve evlilik arenasında aşırı uça kaçan ve sadece ahiret hayatına bizi yönlendirerek katı bir tutum sergileyen Hıristiyanlar da Allah yoktur demiyor ve yüce bir varlığın bizi yoktan var ettiğine kani oluyor.
Son gelen din ve onu dünya âleme duyuran Hz. Muhammed de Tanrılık iddiasında bulunmuyor ve Allah’a inanmamızı öğütlüyor. Cebrail aracılığıyla kendisine indirilen Kur’an-ı Kerim ile de Allah’ın varlığını kanıtlıyor. Ki kendisi “Oku” emrine kadar okuma-yazma bilmiyormuş. Hz. Muhammed kendisine vahiy yoluyla gelen sure ve ayetleri ezberliyor ve vahiy kâtibine yazdırıyormuş. Buradan anlıyoruz ki Hz. Muhammed okuma-yazma işini vahiy geldikten çok sonraları öğrendi (Ya da hiç öğrenmedi. Bu konuda bilgisi olan beni aydınlatsın).
Peki, Allah’a inanmayanlar kim? Dr. Halim Hilmi Bilsel’in “Allah Vardır” kitabı kimler için yazıldı? Allah’a inanmayanlar materyalistlerdir ve bunun ideolojik yansıması komünizmdir. Bu kitap hem Allah’a inanıp kafasında gideremediği sorulara cevap bulmak isteyenlere hem de Allahsızlara bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.
Tıp doktoru Halim Hilmi Bilsel’in 77 tane kitap karıştırarak kaleme aldığı Allah Vardır kitabı birçok konuya değinmekte ve bu konular üzerinden bize Allah’ın varlığını kanıtlamaya çalışmaktadır. Felsefî, aklî, dinî, ilmî, naklî deliller olarak adlandırdığı bölümlerde bize Antik Çağ ve günümüzde okutulan filozoflardan görüşler sunmakta ve bugünün biliminin ortaya çıkardığı buluşların Kur’an-ı Kerim’le örtüştüğünü, bilimin ve aklın bazı olayları izah etmekte yetersiz kaldığını anlatmaktadır. Bu muhterem yazarın kitabına İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Arap Dili ve Edebiyatı ve Fıkıh Öğretmeni Ahmed Davudoğlu, Ankara İmam Hatip Okulu Müdürü Zakir Güven, Kadircan Kaflı, Raif Ogan, Eşref Edip, Diyanet İşleri Başkanı, Milli Eğitim Bakanı yorum yazmışlardır. Yalnız, Diyanet İşleri Başkanlığında görev yapan Din İşleri Yüksek Kurulunca kitapta yer alan bazı hususların tekrar gözden geçirilmesine ittifakla karar verilmiş, yeni baskısında dikkat çekilen yerlerin düzeltilmesi ricasında bulunulmuştur. Bu kitap Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı 18 Aralık 1967 tarihli Tebliğler Dergisi’nde yer aldığı biçimiyle, Din Bilgisi öğretmenlerine tavsiye edilmiştir.
Ahmed Davudoğlu yaptığı yorumda şöyle sesleniyor okuyucuya: “…doğrusu eseri okumazdan önce, ‘acaba bu muhterem zat, mesela nezleye niçin bir ilaç keşfi ile meşgul olmuyor da, yahut insanlığı kasıp kavuran kansere çare araştırmıyor da branşının dışında olan dini meseleler ile uğraşıyor?’ şeklinde bir soru hatırıma gelmedi değil. Fakat kendilerine böyle bir şey sormadım. Eseri okuduktan sonra ise, sormadığıma ne kadar memnun olduğumu tahmin edemezsiniz. Çünkü eser, bugünün gençliğini, bugünün ihtiyarlığını, velhasıl bugünün her ihtiyacını göz önünde tutarak yazılmış, nevi şahsına mahsus, cidden nefis ve faydalı bir eserdir.”
Kitap 1976’da basılmıştır, yani 1980 darbesinden dört yıl önce ve komünizm daha ayaktayken. Kitabı okuduğunuzda materyalist gençlere yazarın tavsiyelerde bulunduğunu anlıyor ve onların maneviyata dört elle sarılmaları gerektiği vurgusunu seziyorsunuz. Filhakika nasıl bir ortamda ve nasıl bir ruh hali içinde yazıldığını anlıyorsunuz kitabın. Yıl 1976. Büyük darbeye dört yıl kalmış. Kim bilir neler oluyordu Türkiye’de o zamanlar… Kimleri devlet yetiştiriyordu, kimler gammazlanıyor, kimler şımartılıyordu? Neler dönüyordu Türkiye’de, ne gibi planlar yapılıyordu? Türkiye’nin dört yıl sonraki haritasının ilk tohumları atılıyordu belki de? Yeni bir sayfa açacaktı Türkiye.
Komünist gençlere, maneviyattan yoksun herkese öğüt veriyor yazar kitabın son kısımlarında. Bütün suçu yalnız onlara yüklemiyor. Toplumun her kesiminde suç buluyor. Onlara yeterli dini eğitimi vermeyen herkesi suçluyor. Okumayı ve okutmayı tavsiye ediyor. Nitekim dinimiz akıl ve ilim dinidir. Hurafeye yer yoktur. Bu arada hurafeleri bir bir sıralıyor ve bunların İslam dini ile uzaktan yakından alakasının olmadığını anlatıyor.
Kitapta sadece İslam dini yer almıyor. Zebur, Tevrat ve İncil’den de bilgiler veriliyor okuyucuya. Ayrıca, Türklerin nasıl Müslüman oldukları, insanlara din lazım mıdır sorunsalı, Müslümanlığın nasıl dünyaya yayıldığı, Türkler ve kurdukları Müslüman Türk devletleri detaylı olarak anlatılıyor. Bir nevi kitap tarih kitabı olma özelliğini taşıyor (Bu konular hakkında başka yazılarımda sizlere bilgi vermeye çalışacağım).
Konular Kur’an’dan ayetlerle genişletilmiş ve Hz. Peygamberimizin hadisleriyle anlaşılır hale getirilmiş. Mezhepler hakkında bazı bilgiler mevcut kitapta.
Velhasıl, 77 kitabı tarayarak eserine hayat veren Dr. Halim Hilmi Bilsel’i kutluyor ve yaşıyorsa kendisine Allah’tan sağlık diliyorum.

