Onur Öymen’in mecliste Dersim katliamını öven sözleri birçok tartışmayı da beraberinde getirdi.En çokta Mustafa
Kemal’in sorunların çözümüne yaklaşımını merak etmeye başladık. “Yurtta sulh,cihanda sulh” sözünün samimiyetini düşünür olduk. Gerçekten Mustafa Kemal söyledikleri ve yaptıklarıyla çelişen biri miydi? Yani, Kemalizm demokratik ve barışcıl bir ideoloji miydi yoksa anti-demokratik ve silaha dayalı bir ideoloji miydi?
Mustafa Kemal’in yetiştiriliş tarzı, almış olduğu eğitim ve asker kökenli olması radikal bir kişiliğe sahip olmasına neden olmuştur.Kendileri Kemalist olan ve bunu her yerde dile getiren Yakup Kadri ve Falih Rıfkı da Kemalizm’in halka dayalı bir rejim olmadığını, demokrasi olmadığını ve silaha dayandığını söylemişlerdir. Kemalizm’in otoriter bir rejim olduğu su götürmez bir gerçek. Fakat bugünkü Kemalist çevre bunu kesinlikle kabul etmemektedir. Can Dündar “Mustafa” filmiyle tabuları biraz yıktıysa da Kemalist çevreden sert eleştirileri de duymak zorunda kaldı. Gerçekten objektif olmaya çalışmış bir filmi Mustafa Kemal’i diktatör olarak göstermeye çalışıyor diye karalama kampanyaları başlatıldı.Bu ülkede Mustafa Kemal’i belki de en çok seven ve sayan kişi olan Can Dündar’ı eleştiren Kemalist kesim, benzeri bir filmi başkası yaptığında nasıl tepki vereceğini siz düşünün artık.Bu tepkinin de Kemalist ideolojinin bir yansıması olduğunu düşünüyorum şahsen. Mustafa Kemal’in ve buna bağlı olarak Kemalist ideolojinin anti-demokrat taraflarını anlatarak düşenelim birazda.
Kürt politikasından başlayalım düşünmeye. Milli mücadele sırasında Kürt halkına çok ılımlı yaklaştı. Kürtlerin kendi kültürünü geliştirmesi görüşünü savundu. Devamlı olarak aracılarla Kürtlere mesaj gönderip kendi kültürlerini yaşacaklarını ve geliştireceklerini, bunu dikkate alarak düşman propagandasına kanmamalarını, kendilerine katılmalarını söylemiştir. Milli mücadeleden sonra ise tamamen zıt bir politika izlemiştir.Anadolu’da, Dersim gibi birçok olayın yaşandığı Türkleştime politikası uygulanmıştır. Sakarya Savaşı zamanında Mustafa Kemal’in beyanatlarına baktığımızda “Türkiyeliler” kavramını kullandığını, İzmir’in kurtuluşundan sonraki beyanatına baktığımızda ise “Asil ve Büyük Türk milleti” kavramını kullandığını görüyoruz. Atatürk döneminde 16 Kürt isyanı yaşandı. Bunların hepsi Türkleştirme politikasının doğurduğu sonuçlardır. İsyanların bastırılış yöntemi de Etnik Kürtçü bir milliyetçiliğe neden oldu. İsmet İnönü’nün başa geldiği zaman” Atatürk’ün şiddet metodlarıyla memleket idare edilemez. Artık kanun devrine geçmemiz lazım” dediğini biliyoruz. Konu İsmet Paşa’dan açılmışken, genelde yanlış bilinen bir gerçekle Mustafa Kemal’in anti-demokrat kimliğine bir örnek verelim.” Atatürk kendini değişmez genel başkan ilan etmedi; İsmet paşa yaptı” diye bilinir. Araştırmalara baktığımızda ise Cumhuriyet Halk Fırkası’nın tüzüğüne ebedi genel başkanlık 1932 senesinde yani Mustafa Kemal’in döneminde girmiştir. Kürt meselesine geri dönecek olursak, bugünkü Kürt realitesi de Kemalizm’in despotluğuna dayanır. Şeyh Sait ayaklanmasıyla beraber Türkleştirme politikası çok sert uygulanmış ve günümüze kadar gelmiştir.Yani Kürt sorunun temelinde devletin laikleşmesi ve Türkleştirilmesi vardır.Yazının okunabilirliği açısından bu yazıyı kısa tutucam diğer yazılarımda bu konuya devam edeceğim.


Değerli dostum, Kemalizm’e bugünden baktığında eleştirel anlamda görüşlerin doğru gözüküyor ancak her zamanki gibi bir yanlışa kapılmamak gerektiğini düşünüyorum ben. Kemalizm veya Mustafa Kemal Atatürk için anti-demokrat demenin bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Demokrat olduğunu iddia etmenin de aynı şekilde hatalı olduğunu düşünmekteyim. Olayları, insanları, fikirleri yaşandığı sürcin şartlarıyla ele almak gerekmekte. Ancak o zaman salt gerçeğe ulaşılabilir. Bu yöntem uygulanmadığı zaman kanımca ulaşılacak nokta bir “yönlendirilmiş” hedef olacaktır. Nasıl isterseniz öyle yorumlanabilir bir nokta olacaktır. Bu açıdan ele alarak yaklaştığımızda; Mustafa Kemal Atatürk kendi döneminin liderlerinden ileridir. Kadınlar için tanıdığı seçme ve seçilme hakkı bile başlı başına bir örnek teşkil eder. Bunun ne anlam ifade ettiğini biraz düşünmemiz gerek bence.
Ancak, konumuz bu değil. Dağıtmadan devam etmek istiyorum. Tarihi değerlendirirken günümüz değerlerini ele alarak ve sadece bunları göz önünde bulundurarak değerlendirirsek sanırım “iyi” bir lider dünyaya gelmemiş olacaktır. Gerçeklerden kaçmadan ve gerçekleri göz ardı etmeden daha “bilimsel” eleştiriler ve düşünceler okuyabilmemiz dileğiyle..
Saygılarımla..
[bu yoruma cevap ver!]
Zahid Erdoğan:
@Tunç Toker, Size hak veriyorum.Yaşandığı süreç içinde değerlendirmenin doğru olacağında hemfikiriz.Ancak Mustafa Kemal’e anti-demokrat demenin faydasız olacagı konusunda size katılmıyorum.Çünkü önümüzde tabulaştırılmış bir Mustafa Kemal var.Ve hatta birçok kesim tarafından tanrılaştırılmış.Sizinde dediğiniz gibi kadınlara verdiği haklar gayet demokratik bir hareket.Bunuda zaten herkes sık sık gündeme getiriyor.Benim istediğim bu doğrularının yanında yanlışlarının da dile getirilmesi.Mustafa Kemal’in doğrusundan çok yanlışı olduğunu düşünen biriyim,bu yüzden Mustafa Kemal’in yanlışlarını anlatmaya devam edeceğim.Doğruları zaten ilkokuldan itibaren istemeseniz bile beyninize kazınıyor.Birazda yanlışlarını öğrenerek düşenelim istiyorum.
Saygılarımla…
[bu yoruma cevap ver!]