"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Sevgilime birçok şiir yazarım. Denilebilir ki insan sevgilisi olunca anlıyor şiirin değerini. Şiirle insanları etki altına alabilirsiniz. Abartırsınız kelimeleri, ama abartı olmadan da şiir olmuyor. Her şeyi olduğu gibi söylersek, o zaten şiir olmaz. “Ferhat gibi dağları deler” dizelerini haddini aşmış bulurum. Bu kadar da abartılmamalıdır bence, çünkü her şeyin bir sınırı vardır.

Yapamayacağınız şeyleri söylemezseniz iyi olur. Mesela “senin için ölürüm” demek gibi. Bir insan için ölecekseniz eğer, kendinizden kuşku duymalısınız. Onun için ölmeyeceğinize göre, gerçi intihar edenler de yok değil, böyle boyunuzdan büyük laflar etmemenizi salık veririm. Şöyle diyebilirsiniz mesela:

“Hayat seninle daha candan, daha renkli, seninle hayat bir su gibi.”

Bunun gibi şeyler. Ölürüm kelimesinin altından kalkamazsınız. Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı’ya bakıp da dağları deleceğinizi ya da derin bir “ahh” çekerek kül olacağınızı düşünmeyin. Bunlar sadece aşırı abartılmış hikâyedir, başka bir şey değildir. Şimdiki aşklar bunlarınki kadar saf değildir. Çoğu çıkar ve seks üzerine kuruludur. Zengin bir aile çocuğunun fakir bir kızı aldığı görülmüş müdür? Bunlar ancak filmlerde canlandırılır. Kısacası, üstünden kalkamayacağınız, boyunuzu aşan şiirler yazmayın.

Her şeyin aşırısına karşıyımdır, şiirde olduğu gibi. Çünkü aşırı, ideolojik bir saplantı gibidir.  Herhangi bir ideolojiye kendini kaptırmış kişi, kendini eleştiremediği gibi saplandığı bataklığın çamurunu da göremez. Bunların ettikleri tek halt, aşırıya kaçmaktır. Bunlardan canlı bomba bile yapabilirsiniz, bunlar ideolojisi uğruna canlarını feda ederler. Zarar, ideolojilerin saplantı haline geldiği andan itibaren başlar ve zararın ilk icraatı kişinin gözlerini kör etmesidir. Hepimizin beğendiği sanatçılar, yazarlar, devlet büyükleri, devrimciler vardır. Bunları beğenmekle bunlara tapmak arasında fark vardır. İnsanlar eskiden putlara taparlardı. Sadece Allah’a tapılmaz, inanılır. Allah’ı hissetmeyen canlılar, görmeyen gözler, bilmeyen kafalar insanların çıkarttıkları ideolojilere bel bağlarlar. Putları da insanlar çıkartmıştır, ideolojileri de.

Atatürk’ü sevmek ile Atatürk’e tapmak arasında fark vardır. Hiçbir insan yoktur ki kusursuz olmasın. Hatta peygamberlerin bile kusurlu olduğunu gözden ırak tutmamak gerekir. Allah tarafından seçilmişlerdir, ama nihayetinde etten kemikten mürekkep insanlardır. Kusursuz olan tek varlık Allah’tır. Önemli olan, insanları hataları veya kusurlarıyla kabul edebilmektir. Doğru dürüst bir ilişki bu şekilde cereyan eder.

İlişkilerde verilen vaatler, yazılan şiirler, sevgiliye okunan veciz sözler ondan ayrıldıktan veya boşandıktan sonra hiçbir mana taşımaz. İnsanlar ayrılacağını bile bile karşı tarafın gönlünü okşayacak şekilde muamelede ederse, hem kendini hem de karşısındakini kandırır. Yalnız, böyle bir davranışın doğru olduğunu kesinlikle düşünür. Kendini haklı çıkartacak kendince bahaneler ileri sürer. Yalanla yaşamayı kendine şiar edinir. Bu davranışa “sadistçe bir muamele” desek yeridir. Karşısındakine acı vermekten hoşlanan bir kişiye mahsustur bu muamele. Karşı taraf ne kadar dikkatli olursa olsun dizginleri ele alamadıkça, hiç haberi olmadan başkalarının yalanlarıyla yaşar, çünkü yalan söylemek her baba yiğidin harcı değildir.

Kurnaz ve göründüğü gibi olmayanların becerebileceği bir iştir. Saf olanları hemen kendi ağına taktırır. Güzelliliği veya yakışıklılığı ile büyüler hiç sezdirmeden sahtekârlığını. Onun için boşuna dememiş eskiler “Güzellik ekmeğin üzerine sürülmüyor” diye. Önemli olan ruh güzelliğidir klişesine sürekli dile getiriyorlar. Bence ruh güzelliği ile ten güzelliği beraber yürümelidir. “Çapı kadar konuşmalıdır” insan. Epey kilolu bir bayan ile eli yüzü düzgün bir erkeğin yan yana gelmesi pek olası değildir. Dolayısıyla insan çapını bilmelidir. Bakınız paparazziler hep kendi çevresindeki insanlarla beraber olan kişileri ekranlara taşımaktadır. Bakınız doktorlar genelde kendileri gibi doktor olanlarla evlenmektedirler (İstisnalar kaideyi bozmaz). Fakir bir bayanın fabrikatör bir erkekle evlenmesi ancak Türk filmlerine özgüdür. Yani, kurmacadır. Hele şimdi her iki tarafın da çalışması zarurî hale gelmiştir. Salt bir milyar maaşın bir aileyi geçindirebilecek kudreti yoktur. Ucundan kıyısından ev sahibi olmuş karı kocayı geçindirebilir ancak. Dolayısıyla şimdiki evlilikler aşktan daha çok para üzerine kuruludur.

“Soğan yenip karnı doyurma vakti” geçmiştir. Özellikle kendini beğenmiş bayanların gözü yükseklerdedir. Kendine bakanların değeri yükselmektedir. Kapitalist bir dünyanın insanı koyduğu merkez işte burasıdır. Para endeksli ve tüketme üzerine kurulu yaşam insanların gözünü paraya çevirmektedir. Fakat tamamen paraya dayalı bir ilişki nasıl ki yanlışsa, tamamen duyguya dayalı ilişki de o kadar yanlıştır. Dolayısıyla, Aristoteles’in felsefesinden alıntı yaparsak, dengeye ulaşmak duygu ve para bileşkesini doğuracaktır. Bu da sağlıklı bir ilişkinin tohumlarını eker. Hem böyle bir ilişkide ne erkek ne de bayan hâkimiyeti sağlanır. Düzenli bir ilişki bu şekilde cereyan eder. Fakat her zaman terazinin kefeleri aynı yerde durmaz. Bir taraf kesinlikle baskın çıkacak, terazinin dengesini bozacaktır. Dediklerin doğru çıktıkça, karşı taraf senin fikirlerinle yola çıkacaktır. Bu da büyük bir sorumluluk ihtiva eder. Evlilik de büyük bir sorumluluk getirir. Aşk ikinci plana düşüp, gelecek ön plana çıkar. Çünkü evlilik sadece aşkla yürümez. Sevgide de denge kurmak zordur. Bir taraf her zaman daha baskın çıkacaktır, duygularını daha dolu yaşayacaktır. Belki seni senden daha çok sevecektir. Bazı davranışlar onu ağlatacak, seni ağlatmayacaktır. Bu durumda kesinlikle denge beklenmemelidir. Böyle bir denge beklentisi daha az sevildiğini düşünen kişi tarafından negatife çekilecektir, ilişkinin rayında gitmemesine, sürekli kavga yaşanmasına sebep olacaktır. Oysa her insan farklıdır. Kişiyi daha az seviyor diye suçlamak yanlıştır. Doğru olan şey, daha az sevildiğini düşünen kişinin “adamına göre hareket” etmesidir. Bu, aşırıya kaçılmasını önler ve seviyeli bir ilişki vücuda getirir. Sevgide denge kurmak kulağa hoş geliyor, ama fiiliyata geçerken yollar kaygan olabilir.

Evlilik insan doğasının hem vazgeçilmez kaynağıdır hem de kafese kapatılmanın sembolüdür. İnsan doğası için elzemdir evlilik, fakat o derece de sorumluluğu yansıttığından sorumluluk almak istemeyen birinin uzaklaştığı bir sözleşmedir. İnsanlar evlenirler, çoluk çocuğa karışırlar ve böylece insan soyunun devamı sağlanır.

Evlilik bir ihtiyaçtır aslında, ama bazıları bu ihtiyacı görmezden gelirler. İnsanlar yaşlılığı düşündüğünde evliliğin şart olduğunu anlayacaktır. Ki o zaman yalnızlığın ne kadar acı verdiğini fark edecektir.

İnsanlara yalnız olduğunu düşündüren yalnızlık duygusu değil, yalnızlığı hissetme duygusudur. Yalnız kaldığınızı hissettiğinizde azap çekersiniz. Tersine, bu duyguyu hissetmediğinizde yalnızlık size ıstırap vermez. Bu da insanların çok dostu ve arkadaşı veya ahbabı olmasına bağlıdır.

Dünyaya baktığınızda her şeyin denge üzerine kurulduğunu görürsünüz, fakat insanlar bunu görmezler. Her zaman bir tarafa meylederler. Bir tarafa meyledilebilir, ancak bir tarafa körü körüne bağlı kalmak canlı bombalar doğurur. Nitekim komünizm-kapitalizm savaşı her zaman canlı bombalar doğurmuştur. Komünizm milleti dinsiz yapayım derken, radikal dincileri ortaya-çünkü baskı her zaman insanları asileştirir- çıkarmış; kapitalizm dinsizlere karşı radikal dindarları destekleyince “canlı bomba Müslümanları” hâsıl olmuştur. Yani, iki taraftan kıstırılan kişiler başkaları yoluyla ve kendilerince aşırı veya abartıya sığınmışlardır. Dolayısıyla ne dinsiz bir nesil yetiştiren komünizm iyidir ne de radikal dincilere destek veren emperyalizm(Belki komünizm insanları din yönünden, Osmanlı toplumundaki gibi, serbest bıraksaydı daha yaşayacaktı. Ben komünizmin yıkılmasının bir sebebini buna bağlıyorum)

Velhasıl “her şeyin aşırısı ziyandır” demiş atalarımız. Aşırısız günler diliyorum herkese.

,

Yazar Hakkında

Sen Ne Düşünüyorsun?

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası