"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Yazıya Dön

Yazıyı Paylaş

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar

kutuphane_kitap_2009_01Ahmet Ümit yine sürükleyici bir kitapla baş başa bırakıyor bizi. Yazarın son kitabının adı Bab-ı Esrar. Bab-ı Esrar(Sırlar Kapısı) esrarengiz bir kitap. Roman baştan sona kadar dikkati üzerinde toplatmayı başarıyor. İlgi çekici, mistik, polisiye bir roman Bab-ı Esrar. Mevlana ile hocası Şems Tebrizi arasındaki kelimelerle anlatılamayacak “aşk”ı merak edenler bu kitabı beğeneceklerdir. Mevlana ile Şems arasında nasıl bir ilişki vardı? Şems nasıl bir şahsiyetti ki Mevlana onu tanıdıktan sonra bu dünyadan elini eteğini çekti? Şems nasıl ve niye, kim tarafından öldürüldü? Mevlana’yı Mevlana yapan Şems’in sırrı neydi? Tüm bu soruların cevaplarını roman eşliğinde okuyarak bulabilirsiniz.

Ahmet Ümit bu kitabı yazarken birçok kitaptan istifade etmiş. Bunların arasında Şems’in kendi kitabı olan Makalat da var. Ahmet Eflaki’nin Ariflerin Menkıbeleri adlı çalışması da romanı okurken sık sık gözümüze çarpıyor. Anlayacağınız kitap, uzun bir çalışmanın ürünüdür. Yazar Ahmet Ümit sadece “öylesine” okunsun diye değil, aynı zamanda biz okurları bilgilendirmek için bu eseri kaleme almıştır. Bu yönüyle kitabın Stephenie Meyer isimli yazarın “piyasa romanları”ndan farklı olduğu söylenebilir.

www.haberler.com sitesinde Ahmet Ümit’le son kitabı üzerine yapılan bir röportaj yer alıyor. Bu röportajın bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum: ”…Şems’i öldürenler arasında Mevlana‘nın ortanca oğlu Alaaddin Çelebi‘nin de bulunduğunu öğrendim. Bu konu bana çok ilginç geldi. Bu roman bir anlamda Doğu-Batı düşüncesinin kıyaslanması ile ilgili oldu. Ve bizim tasavvuf düşüncemizi Mevlana ve Şems’ten yola çıkarak anlatmaya, okurun kafasında doğru sorular oluşturmaya çalıştım. İnsanlar bu konuyu okuyabilsinler, bu meseleye ilgi duyabilsinler istedim. Çünkü Mevlana ve Şems önemli şahsiyetler. Mevlana düşünür olduğu kadar öyle büyük bir şair ki, halen ABD’de şiir kitapları en çok okunan kitaplar arasında bulunuyor. Ancak ne acıdır ki dünya Mevlana‘yı Türkiye’de olduğundan daha fazla tanıyor.”

Elif Şafak’ın Aşk adlı romanı Ahmet Ümit’in romanıyla eş zamanda piyasaya sürülmüştür. Elif Şafak da Mevlana ile Şems arasındaki gönül ilişkisini irdeliyor. Ancak-Aşk’ı okumadım ama- şunu söyleyebilirim ki Elif Şafak Aşk’ta daha çok Mevlevilik ile ilgili bilgiler vermiştir ve Mevlana ile Şems arasındaki ilişkiye daha ziyade yer vermiştir. Çünkü Elif Şafak ile Ahmet Ümit’in üslubu çok farklı. Mesela Ahmet Ümit polisiye tarzında yazıyor romanlarını. Bana göre Aşk daha derin anlamlar içeriyor.

Roman Londra’da yaşayan Karen isimli kızın Konya’daki otelde çıkan yangını soruşturmak için Konya’ya gitmesiyle başlıyor. İşin ucunda üç milyon dolar var. Eğer Karen yangının kundaklama sonuncu ortaya çıktığını kanıtlayabilirse, çalıştığı şirketi bu yüklü parayı ödemekten kurtaracak; eğer kanıtlayamazsa şirket üç milyon dolar ödemek zorunda kalacak Konya’daki Ikonion Turizm’e. Bu yangını araştırmak üzere Konya’ya uçakla iniyor Karen. Orada çalıştıkları şirket olan Ikonion Turizm’den Mennan karşılıyor. Mennan onu bir otele yerleştiriyor. Sadece iki gün kalmaya gelen Karen, günlerce sürecek esrarengiz yolculuğuna adım atıyor. Mistik olaylar baş gösteriyor. İlk başta caminin avlusunda kara sakallı, siyah cüppeli bir adam görüyor ve tanımadığı bu adam Karen’ bir yüzük veriyor. Kendine tuzak kurabileceklerinden şüphelenen Karen bir yandan kendisini mistik olaylar zincirinde bulurken diğer yandan cinayet masasında çalışan bir polis gibi olay yerinde bulunan veya yangından kurtulan Ikonion Turizm çalışanlarını sorguya çekip, onlardan bilgi alıyor ve kafasındaki yapbozun parçalarını teker teker yerine oturtuyor. Bu sıralarda Mevlana ile Şems’in ilk kez karşılaştığı yer olan Merec-el Bahreyn’de-Kur’an’da iki denizin birleştiği yer olarak adı geçen Merec-el Bahreyn, Mevlevilik inancında Şems ile Mevlana’nın karşılaştığı yer olarak biliniyor. Mevlevilik inancına göre Şems ile Mevlana’nın karşılaştığı yer “iki denizin birleştiği yer”e benzetiliyor- Karen’in cüzdanı çalınıyor. Cüzdan bir müddet sonra bulunuyor, ama cüzdanın içindeki pasaport bulunamıyor. Belli ki Karen’in Londra’ya hemen dönmesi istenmiyor. Cüzdanı çalan hırsız feci bir şekilde öldürülmüş olarak bulunuyor. Cinayeti işleyen radikal İslamcı örgüt, maktulun elini kesip, boğazına sokmuş. Olayları, gördüklerini Mennan’ anlatıyor Karen. Mevlevilikte bilgisi olan Mennan cinayeti Şems’in işlediğini düşünüyor ve ona okuduğu kitaplardan bilgiler sunuyor. Karen, ta babasına kadar giden olaylar zincirini sonlara doğru çözüyor. Babasının kendisini ve karısını neden bırakıp, Şah Nesim’le beraber yaşadığını anlıyor. Çünkü aşkı arıyor Karen’in babası Poyraz. Şah Nesim’le birbirlerini tamamlıyorlar. Karen Mevlana ile Şems arasındaki bağı öğrenirken, niye babasının evi terk ettiğini de öğreniyor.

Kitapta okuduğuma göre Mevleviler Allah olabilmek için sürekli arıyorlar. Her halde Mevleviliğin son basamağına çıkabilirsen Allah oluyorsun. Bugün için bu inancın kabul edilebilecek hiçbir yönü yoktur. Allah Âdem’in burnuna nefesinden üfledi diye biz Allah olabilir miyiz? Olsak olsak anca Allah’ın bir parçası olabiliriz. Sadece nefsimizden arınmak Allah olmaya yeter mi? İşte Mevlevilik de her tarikat gibi aşırıya kaçmanın, uç noktalarda yaşamanın bir ürünüdür. Dünya hayatından elini eteğini çeke çeke Müslümanlık bu hale geldi. Oysa ilimde, fende 800’lü yıllar ile 1200’lü yıllar arasında biz ilerideydik. İşte dünyayı boş veren anlayışların neticesinde biz Müslümanlar çağın gerisinde kaldık. Oysa Kur’an bas bas bağırıyor dünyayı unutmayın diye. Müzikle sema yaparak ibadet eden Mevleviler bu dünyayı unuta unuta geldiğimiz yerde “çarpıtılmış olan dinlerin çarpıtılmamış din olan İslam dinine ve doğrudan biz mensuplarına” nasıl hükmettiği noktasında emsal teşkil ediyor. Bu yüzden büyük bir çelişki sarmalının içindeyiz. Hak din İslam olmasına rağmen, biz İslam dininin kulları geri kalmış bir dine inanmış gibi hissediyoruz kendimizi. Oysa tam tersi olmalıydı; dünyaya hükmedenler bu dinin bağlıları olmalıydılar. Dünya ile ilişkimizi keserek ve sapkın kollara geçit vererek, parçalanarak İslam dinimizi hükmeden değil, hükmedilen konumuna getirdik. Bu yanlışlığa, bedbahtlığa sadece dış düşmanlar mı sebebiyet verdi, yoksa bizim kendi içimizdeki düşmanlar mı, yoksa dış mihraklarla işbirliği yapanlar mı? Sorunu sadece dışımızda aramak yanlışlığına düşmeyelim, çünkü o zaman bizi ilgilendiren sorunları kendimiz çözemeyiz ve “Bizim elimizden ne gelir ki?” çaresizliğine saplanıp kalırız. Bunların üçü de İslam dinine hıyanet etmiş olabilir. Tarih din bezirgânlarının, boş vaatlerle kandırılanların isimleriyle doludur. Fakat yine de bütün bunlar Mevlana’nın büyük bir adam olduğu gerçeğini kulak ardı ettiremez. Onun Mesnevi’si ruhumuzun derinliklerine dokunan anlam dolu bir eldir. Yalnız, yukarıda dikkat çektiğim hususları da bu yazılanlar ışığında değerlendirmek gerekir.

- Yazının başına dön!

azizkan86

Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://www41.websamba.com/yazarlar/

Sen Ne Düşünüyorsun?

    

Güvenlik Kodu: