Zaman; geçip giderken yanımdan bir selam vermiyorsun ya bana
En çok ondan kızıyorum ve adını koyamıyorum hayatımda.
Bi’ de ukala ve asi bir genç edasıyla sırıtıp suratıma,
Meydan okurcasına, hiç bir şeyi tınlamayarak önden önden yol alıyorsun ya,
İşte oracıkta boğazlayasım geliyor seni…
Ahh bir elime geçirebilsem, ahh bir elime geçirebilsem seni…
Ben yapacağımı bilirim ya hadi şimdilik boşver, hamileyim ona say…
Son bir aydır yaşadıklarım, yaşamak istediklerimin ya da yaşamayı düşlediklerimin biraz üstünde. Normalde her zaman böyle olmaz ama nasıl bir hızla girdiysem 2009 yılına sürekli bir yenilik. Artık bir yerden sonra yenilikleri umursamayacakmışım gibi geliyor. Hayat iyice sıradanlaşacak ve ben sıkıntıdan patlayarak kendimi İstanbul sokaklarına vuracakmışım gibi bir his var içimde. Umarım düşündüğüm gibi olmaz ve ben yaşadığım her dakikanın tadını çıkartmaya devam ederim.
2008 yılının sonuna doğru bir tanıdığa maksat muhabbet olsun diye kahve falına baktırmıştım. Ama ne faldı. Önce işim oldu. Kendi okulumu açtım. Sonra zengin oldum, ev aldım. Bir de çocuğum oldu akıllı mı akıllı (erkek). Aile fertlerine yeni iş imkanları oluşturdum. Düşmanlarımı çatlattım. Bir de leylek havada göründü, sürekli gezdim. Yani kadın bana 2009′u on dakika da özetledi. Tabii inandığımdan değil ama içim bir hoş olmuştu o zaman. En azından iyi sözler sarf eden insanlar da vardı hayatta ve ben o gazla 2009′a girdim. Girdim ama nasıl bir giriştir. Daha 3 ay geçti yeni bir yıl başlangıcından bu yana ama ben Ankara’da, Bursa’da ve Zonguldak’ta bulundum (Daha da gitmeyi planladığım yerler var). 3 kalabalık gördüm. Ankara’da kardeşimin evi, Deniz’in doğumu, yeğenim Gülsu’nun doğum günü. Geçen hafta süper lotodan 4 tutturdum. Annemi umreye gönderdim. Bir sürü telefon görüşmeleri yaptım, tebrikler aldım. En son olarak da hamile olduğumu öğrendim :). Tabii arada saymadıklarım da var ama genel olarak özet bu. Şimdiden yoruldum mu? Tabii ki hayır. Sadece zamanın bu kadar çabuk geçmesi ve geçerken de hiçbir şey olmamış gibi usulca parmaklarının üstünde, gözleri kapalı alabildiğine ilerlemesi beni delirtiyor. Arkasından bağırmak, “Dur! Nereye gidiyorsun? Bana açıklama borçlusun” demek istiyorum ama daha başımı çevirmemle kaybolması bir oluyor. İşte o zaman daha da bir deliriyorum.
Delirip de ne yapıyorum sanki? Ya kendimi yiyorum ya da eşimi. Artık kendimi de çok fazla yiyemem. Ee, artık duygusal dengemi korumam gerek. Bu yüzden eşime acıyorum. Canım benim. Benle mi uğraşsın yoksa normal hayatla mı o da belirleyemedi henüz. Bu yüzden delirmelerimi azaltmaya ve suskunluk-erdemlik ilişkisi içerisinde ilerlemeye karar verdim. Ne kadar uygulayabilirsem artık…
Bu yıl benim için güzel başladı ve güzel gidiyor. Sanki 01.01.2009 tarihinde saat: 00.01′den itibaren benim masalım başladı ve bu masal 31.12.2009′da saat: 24.00′da bitecekmiş gibi geliyor. O zaman da altımdaki beyaz atlı arabanın bal kabağına dönüşmesinden korkuyorum. Tamam fazla karamsar olmamak lazım. Beyin gücüne inanan bir insan olarak “Her şey güzel olacak” kalıbında çok yol katettim ama ne bileyim işte… Korkular, korkular…
Aman çok da önemli değil aslında arabanın bal kabağına dönüşmesi. Gökten üç elma düşürecek değilim ya. Masalın biri biter, biri başlar. Ben de kabak tatlısı yapar, yerim. Ya da mücver mi yapsam…?



