Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | kitapyurdu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

DY | sen de dene!

DY | haberler

I'm listed in Personal

Dünya çapında düzenlenen yarışmalarda 1. gelen güzelleri tebrik etmek ve başarısını simgelemek adına güzel taçları hediye ediyorlar da, biz sıradan bayanlar başörtümüzü başımızın tacı yapıyoruz diye neden kınanıyoruz, neden dışlanıyoruz, neden garip bakışları üzerimizde toplandığını görüyoruz?

Başımın tacıyla beni yani, bir insanı bağdaştıramayanlar var. Oysa ben de onlardan biriyim. Ben de bir insanım. Sanırım bunu bilmeyenler çoğunlukta. İnsan olduğumu sonradan fark eden biriyle ilgili bir anımı paylaşayım sizlerle: Bir gün başörtüm boynumdan kaymış ve hafif bir şekilde boynumun görünmesine sebep olmuş. Bunun üzerine arkadaşım şaşkınlıkla: “Aaa!! Senin de tenin diğerleri gibi… ” Ne yani ben başım örtülü diye diğer insanlar gibi bir tene sahip değil miyim? Ben insan değil miyim?

hijab6Ben de rahatça okumak istiyorum mesela. Neden başı kapalı okumak isteyen biz bayanlar bu isteğimizi dile getirince susturuluyoruz? O susturanların  başları açıkmış diye, biz hiç onları yargıladık mı? Biz başımızı açıp da okullarımıza giriyoruz. Onlara tesettürü empoze etmeye çalıştığımız bir zaman oldu mu? O zaman başörtü yasağı kalkar gibi olduğunda, okulların bir kısmına başörtülü girmek serbestleşince bize tahammül edemeyen bir grup insan neden başörtülülerin, başı örtülü olmayanlara baskı yapacağını söyledi? Asıl baskı gören bizler değil miyiz? Sen başörtülü müsün? O zaman sosyal bir insan olamazsın. Okuyup kendini geliştiremezsin, spor yapamazsın, modern giyinemezsin, evden çıkamazsın, tatil yapamazsın vs…

Ne demek modern giyinemezsin? Başörtülü olduğum için benim modern giyinmeye hakkım yok mu? Moda genel olarak başörtüsüz bayanlara hitaben yapılıyor gibi görünüyor. Değil… Bizim de giyim tarzımızı yansıtan firmalar ve onların da koleksiyonları var. Gayet de modern çizgilere sahipler. Öyleyse neden modern giyinme özgürlüğümüzü kısıtlayalım? Neden belirli kalıplarda sınırlı kalalım?

Tatil yapmamız da yadırganır oldu son zamanlarda. Herkes bikini giymek zorunda değil. O halde neden ben haşama giyip de denize girmeye kalktığımda gözler benim üzerime çevriliyor. Onların yaptığını ben de yapmak istiyorum, hepsi bu. Çok mu şey istiyorum sizce? Yüzmek sadece tesettürsüz insanların hakkı mı?

Ve spor… Örneğin; neden ben bungee jumping yapamıyorum? Etrafımda çok fazla imkan var. Tamam, kabul bungee jumping abartı. Peki ya fitness merkezleri? Neden öcüymüşüz gibi bakıyorlar oraya girdiğimizde… Hadi bu da abartı. Peki ya yürüyüş? Özellikle Ankara’da yürüyüş yolları çok fazla var. Neden orda yürüyen tesettürlü bayanlara “senin yürümeye hakkın yok, sağlıklı yaşamaya hakkın yok, o zaman niçin sen yürüyorsun?” düşüncesiyle bir bakış atıyorlar?Mahalle baskısı dedikleri o şeyi biz yapmıyoruz, bize yapıyorlar.

basortu2Son olarak evet, başörtüm başımın tacı… Onunla gurur duyuyorum. Ama başımın tacı olan başörtümü yadırgayanlar olduğu müddetçe sanırım duyduğum gururu benimle aynı fikirde olan insanlar dışında kimseyle paylaşamayacağım.

Okumaya Bunlarla Devam Et:

  • CHP: Başörtüsünü Biz Çözeriz
    Başbakan Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun sürpriz görüşmesinin ardından Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek...
  • Ihlamur
    Murat yataktan yeni kalkmıştı. Kafayı yastığa koyduğundan beri o kızı düşünüyordu. Yatamamıştı. O an...
  • Bırak Dağınık Kalsın Düşlerin…
    Sahip olduklarımız,  sahip olmayı hayal ettiklerimizdir belki de.  Sahip olmayı istediğimiz ne varsa...
  • Kadınların Giyinme Problemi
    Bu ülkeye şeriatın ayak basamayacağı bugün gittiğim düğünde kafama enikonu yerleşti. Nasıl mı? Türba...
  • Allah ile Aldatmak – 1
    Yaşar Nuri Öztürk’ü bu kitapla tanıdım desem yeridir. Kendisini daha önce Halkın Yükselişi Partisi’n...
- Yazının başına dön!


Bu yazıya 100 görüş yazıldı. Sen ne düşünüyorsun?

  • sessiz ve sakin diyor ki:

    fikirlerinizi sonuna kadar destekliyorum; ne yazık ki ülkemizde modern olmak, uygar olmak, özgürlükler hep belli bakış açılarına sıkışmış durumda; oysa ki bunu her alana yaymak gerekiyor… bunu yapmak için de en önce özgürlük tanınan şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmamayı öğrenmek gerek. başörtüsü ile okula girmek isteyenlere “dininiz bunu emretmiyor ki” demek özgürlükten, insan haklarından hiçbir şey anlamamış olmaya işaret eder. “senin yaptığın yanlış, başörtü bugün dünyasında kullanılması gereken birşey değil” gibi ifadeler de aynı zihniyetin önermesi; eğer özgürlük tanınan herşeyi böyle tartışmak gerekseydi, o zaman özgürlüklerin anlamı kalmazdı. biz bunu beceremediğimiz için yerimizde sayıyoruz…

  • berrak sıral diyor ki:

    fikirlerinizi hiç bir şekilde desteklemiyorum. bence siz sadece görmek istediğinizi görüyorsunuz insanların size bakışı konusunda. tabii ki herkes gibi sizinde modern giyinmeye, spor yapmaya ve hatta okumaya hakkınız var. başınızı örtmenin bence bir sakıncası yok. size bakışım ancak sizin bana bakışınız değiştiğinde değişebilir, ki bu da doğal bir tepki. size söylemek istediğim bir şey var. dediğiniz ve dediğim gibi sizinde herkes gibi giyinmeye hakkınız var. herkes bikini giymek zorunda değil, haşema giymenize de cidden sözüm yok. ama modern giyinmekten kastınız nedir? teninizi göstermeyecek şeyler giymektesiniz, evet, peki o daracık pantolonlarla benim bile giyemeyeceğim kadar dar bluzlerle, yüzüne beş okka makyaj yapan kafası kapalı insanlar kapalı sayılır mı? bence sizi başı açık insanların eleştirme sebebi, bu kapanmayı bilmeyen insanların gösterdiği davranışlardır. fotoğraflarla anlattığınız yazıda tabii ki örnek kapalı insanları göstermişsiniz. ama bir de işin bu yönü var. baş örtüsü benim dinimin sembolü olamaz. ben başımı kapattım diye dindar, başımı açtım diye dinsiz sayılamam. bu dinime aykırı. insan haklarına aykırı. başı açık, başı kapalı olmak müslümanlığın göstergesi değildir. belki de haksızlığa uğradığınızı iddia ediyorsunuz. şöyle düşünmemiş olmanızı göz önünde bulundurarak size baktığım yönü söyleyeceğim. dinimizde örtünmek var, ve siz bunu uyguluyorsunuz. yasalarda kurallar var ve kurallar okula baş örtülü girmeyi yasaklıyor. tıpkı dinimizin domuz etini ve içkiyi yasakladığı gibi. bilmiyorum söylediklerimin ne kadarını dinler, ne kadarına hak verirsiniz. bende sizin gibi düşüncemi paylaştım. teşekkür ederim.

  • Hakan Celep diyor ki:

    Berrak Hanım, sanki siz de görmek istediğinizi görür gibisiniz. Tesettürü tercih etmiş müslüman bayanlar, genellikle bahsettiğiniz üstü mekke altı paris modelini tercih etmiyorlar. bu modeli tercih edenler bir şekilde,aile baskısıyla tesettüre girmek zorunda kalanlar. o da yarım yapılıyor ki bu tesettüre de saygısızlık. ancak, tesettürü kabul etmeyen ve günlük yaşamında bir nebze dekolteyi tercih etmiş bayanlara, eski pavyon konsümatrisleri gözüyle bakmak ne kadar yanlış ve tutarsız bir davranışsa, her tesettürlü bayana da beş okka makyajlı tesettürlü bayan muamelesi yapılması da aynı derece tutarsızlıktır.
    sosyal hayatta dışlanan, öcü gözüyle bakılan çok tesettürlü gördüm ama hiç bunu diğer insanlara yapan bir tesettürlü görmedim. bu da benim naçizane görüşüm.
    iyi günler.

  • berrak sıral diyor ki:

    Hakan Bey, benim tesettürlü her bayana “makyaj tesettürü” kültürünü yakıştırdığımı nasıl anladığınıza gerçekten şaştım. sanırım sizde anlamak istediğinizi anladınız. ben eleştiri kaynağının nedenini söyledim. diğer yandan daha önce adlandıramadığım ancak rahatsız olarak hissettiğim bakışların, “pavyon konsomatris”ine bakar gibi oluşu da ayrı bir üzüntü oldu benim için. kısa kollu giydiğim için “töövbe tööövbe” diye başını çeviren, dedem yaşında insanlar gördüm. diğer yandan başörtülü insanları çocuklarına “bak bu öcü” diye tanıtan anneler de gördüm. ben görmek istediğimi değil, olanı görüyorum. ben tepkinin neden ve nereden geldiğini söyledim. hepsi bu kadar.

  • zainab diyor ki:

    berrak hanım
    sizin bahsettiğiniz o 5 kilo makyaj, daracık pantolon ve bluzlerle çıkan tesettürün t’sini haketmeyen insanlardan bahsetmek deildi buradaki amacım. buradaki öncelikli amaç onlar yüzünden bizim gibi başımızın tacının hakkını vermeye çalışan bayanların çektiği sıkıntılar.
    çok iyi bir noktaya değindiğiniz için teşekkür ederim. ama burada bahsettiğiniz konuyu yansıtsaydım konu farklı bi boyuta geçerdi.
    her kapalı bir deil malesef ki. tıpkı her açık insanın bir olmadığı gibi. bunun bilincindeyim ve çevremdeki başörtülü bayanlar da bunun bilincinde. ve keşke bu azınlık toplumun genelini simgeliyor olsaydı…
    modern giyinmekten kastım ise şu: ben üni. 1. sınıfa başladığımda “tenimi göstermeyen” ama bir o kadar da modaya uygun kıyafetlerle okula gitmiştim. 1. dönemin sonuna doğru sınıf arkadaşım beni dışarıda gördü. kız şoktaydı. “okuldaki zeyneple dışarıdaki zeynep bir olamazdı” dedi pazartesi okula geldiğimizde. çünkü toplumun büyük bir kesiminin düşüncesi sabit: kapalıysan bol, renk uyumu olmayan, vs.vs kıyafetler giymek zorundasın. biz bunu hak etmiyoruz. burada anlatmak istediğim tamamiyle buydu. biz belirli kalıplarda olmak istemiyoruz.

  • Hakan Celep diyor ki:

    Berrak hanım, şu noktayı açıkca belirtmek isterim. Konsomatris benzetmem ve o cümlede de eğer bir tesettürlü, bir açık bayana ” şeytan ” derse bu da yanlış demek istedim. İnsanlar, birbirlerine inançlarından ve giyim şekillerinden dolayı kötülenmesinler, kişisel hakkı olduğunun ve bunu her
    yerde taşınmasının yanlış kabul edilmemesini söylüyorum. yoksa tesettürlü olmayan bayanlara herhangi bir yakıştırmam ya da benzetmem olmadı. aksine herkesine tercihleri kendinedir. saygı duyuyorum ve öyle kabullenip, hoş görülmesini isterim. mevlana bu ülkenin insanıydı. unutmayalım.
    saygılar.

  • ismihan kepenek diyor ki:

    Başı açık kadın olarak düşüncelerinize saygı göstermem kendimi inkar anlamına geir, en başta, siz saçlarınızı nasıl cinsel bir obje olarak algılayıp, başkalarının gireceği günahklardan kendinizi sorumlu tutarsınız, bu anlamda anlamıyorum sizi, sonra, saçlarınızı saklamayı özgürlük olarak nasıl algılıyorsunuz bunu anlamıyorum, saklanılan yerde özgürlük olabilir mi? Ayrıca, inanç düzeyiniz bu denli yüksekse, moda ile ne işiniz var… Siz, sonunda eşlerinizin verdiği özgürlükle yetinmek zorunda kalacağınızı bilmiyormusunuz, Sizi yaratan örtmenizi çok isteseydi saçsız yaratırdı, o zaman daha az çekici olurdunuz, eminim tesettürlü iken daha kadın göründüğünüzü biliyorsunuz, örtü kadın olduğunuz gerçeğini değiştirmiyor güzel kızım, amacınız ve yatırımınız cennet içinse, günlerinizi ibadet ederek geçirmelisin, erkek takımının kan basıncı seni belirlememeli, ama sen doğru bulduğun yere yalnız gitmeyi de bilmelisin, bilmiyorsan o yola girmemelisin, bu konuyu yeniden kafanı çalıştırarak yeniden düşünürsen farklı yerlere ulaşabilirsin, Allah bu kadar adaletsiz olamaz, erkek kulları için biz kadınları yaratmış olamaz, değil mi?

  • Hakan Celep diyor ki:

    İsmihan ablam, söyledikleriniz kendi bakış açınızdan doğrudur, herhangi bir itirazım yok. fakat, ne olursa olsun her türlü inanca saygı göstermemiz gerekmez mi? Yani, dünyanın bir kısmında ineklere,maymunlara değer verilip, dokunulmuyor. ya da ne bileyim hala ateşe tapanlar var. insanlara herhangi bir zararı olmadığı sürece birey gider, ayçekirdeğine de tapar domatese de. inanç olduğu için saygı duymalıyız, bence.
    Başörtüsüne de Türkiye’de inanan ve gerekli sayan kesim varsa, onlar da inandıklarını uygulayabilirler. Toplum tarafından herhangi bir tecriti hakedecek bir inanç yok Türkiye’de, ki başörtüsü de dahil. Haksız mıyım?

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    bizler çağın gereklerine uyma noktasında zorunlu olan modernizmi ülkemize uyarlarken onun özünde ne olduğunu bile bilmiyorduk..
    ne resmi devlet ideolojisi ne çoğu kişinin kafasında modernizme yüzeysel olarak bakıldı. onun sosyal ve siyasal hayattaki bütün süreçlere yayılması gerekirken bizim ülkemizde şekilcilikten öteye geçemedi.
    ne kadar eğitim alırlarsa alsınlar bu ülkenin bazı aydınları, akademisyenleri, kanaat önderleri hala şekilci gözlükleriyle bize çağdaşlaşmayı öğretiyorlar sözde..
    eğer bizim ülkemizde “ne bildiğine” değil “ne giydiğine” bakılıyorsa kimse kalkıp çağdaşlıktan ve demokrasiden bahsedemez..
    yine de yapılan bu zalimane ve mesnetsiz yasağın kalkacağına olan inancım hala var..
    ne askeri yönetimleri, darbeleri ne de 28 şubatları görmesin bu ülke..
    gerçek anlamda hukuk devleti ve sosyal ve demokratik bir ülke olabilmek dileğiyle..
    kutlarım Zeynep arkadaşım..
    haktan yana olalım bundan sonra da..

  • aziz diyor ki:

    Sayın Zeynep başörtüsü hakkında yazdıkların güzel de her başını örten senin gibi düşünmüyor. Isparta’da yaşıyorum,tesettürlü insanların fazla olduğu bir yerde. Tesettürün bir adabı vardır bana göre. Şekilcilik olsun diye başını öretmemeli insanlar;baş örtüsünü mahremiyeti gibi sahip çıkmalı,içtenlikle yaşamalı. Altına dar pantolon giyip,kafasını örtmemeli ve rengarenk giysilerden alabildiğince kaçınmalı. Islam dini şatafatı asla kabul etmez.Dininin koyduğu kurallara elinden geldiği kadar uymalı. Ve başını örtenler örtmeyenlere saygı duymalı,aynı şey diğer taraf için de geçerli. Apartmanımızda tesettürlü bayanlar var,bizlerle hiç konuşmuyorlar. Gözler bakmak için vardır.Sheakspeare’nin meşhur sözüdür bu. Bize bakınca sanki abdestleri bozulacak ya da cehennemlik olacaklar. Dinin aşırısı zarardır,her şeyin aşırısının zarar olduğu gibi. Erkeklere bakmamak,onlara selam vermekten bile kaçınmak din değildir. DIn adaplı yaşamaktır,din huzurlu yaşamaktır,din taassuba asal müsaade etmez,insan gibi yaşamaktır din,farzlarıyla ve peygamberimizle beraber,hissederek yaşamaktır. Tarihteki sapkınlıklar yüzünden yollarımız ayrıldı,ihtilafa düştük. Hz. Muhammed’i tanımıyanlar çıktı aramızdan. Şiiler,Sünniler,Aleviler çıktı. Parçalanmışlık mı iyidir,yoksa hep beraber savunarak mı? Bunlar ancak dış mihrakların ekmeğine yağ sürer.

  • zainab diyor ki:

    semra desteğiniz için size teşekkür ederim.
    ve siz aziz… size de teşekkür ederim. ben sizin bu bahsettiğiniz durumdan gerçekten rahatsızım. çevremdeki tesettürlü bayanlar da bundan aynı şekilde rahatsız. ve biz böyle düşünenler malesef ki azınlığız.müslümanlık denilen kavram ismihanın dediği gibi sadece eşlerimizin izin verdiği ölçüde inanılan bir inanç şekli değildir. müslüman insan ya da tesettürlü insan desem sanırım daha doğru, yeri geldiğinde gitar da çalabilmeli, modern de giyinebilmeli. bunun tersini yapanlar takva adı altında dini yozlaştırmaktan başka bişey yapmıyorlar bence.
    bunun tersini düşünen, ismihan gibi BİZlere saygı duymayan insanlara ise saygı duyarım onların yapmadığı bişey… belki anlamayacaklardır ama…(gerçi saygı kelimesinin anlamını da biliyorlar mı onu bile burdan anlamak zor) yalnız bu saygım sadece bende kalır. eğer ufacık bi saygı ismihan ve ismihan gibilerde olsaydı ifadeler bu kadar aşağılayıcı nitelikte olmazdı.
    özgürlük denilen şey bi anlamda çeşitliliktir. buna karşılık herkesin başının açık olması bir özgürlük değildir.

  • Yiğit Can Aydın diyor ki:

    Özgürlük diye bahsettiğiniz kavram eğer Sivasta onlarca insanı sırf inanç şekilleri bakımından farklı olmaları nedeniyle yakılmasıysa ben özgrülüğe asla saygı duymam.

    Özgürlük diye tabir edilen kavramın kuramsal açıdan açılımı insanların kendi etraflarında kendilerine özgü yarattıklar çemberdir ve eğer ki bir kişi ister istesin ister dolaylı yoldan olsun farketmez benim özgrülük kriterlerime uymak zorunda ya da saygı göstermek zorundadır. Bunun aksinde bir hareket söz konusu olduğunda elbette tepki göstermekte elimden geleni ardıma koymamam açısından büyük önem taşımaktadır.

    Özgürlük diye tabir ettiğiniz kavram eğer insanların üstlerindekiyle yargılanmasıysa neden biraz açık giyinen kişilerin arkasından ” ….. ” ( dilediğinizce doldurabilirsiniz boşluğu ) gibi kelimeler sarfedilmesiyse benim de baş örtüsü takan kişilere benzer ama aynı yönde olmayan kelimeler kullanmam kadar doğal birşey de olamaz.

    Özgürlük diye tabir ettiğiniz Baş Örtüsü farkındaysanız son derece hassas bir noktada bulunmaktadır. İnsanlar bu nedenle yargılanmıyor. İnsanlar baş örtüsünü ideolojik bir simge olarak kullanmaları nedeniyle yargılanıyor. Bu Sağ ya da Sol kesim içinde geçerlidir. Sol kesimden bir kişinin propaganda amacıyla çıktığı sahnelerde baş örtülü insanlarla birlikte yer aldığı görüntüler bu ülkede basının ana besin maddesi olarak gösteriliyorsa bu konuda yorum yapmanın gereksiz olabileceğini de görebiliriz elbette.

    Ve zainab arkadaşım eğer bir kişiye saygısız kelimesini dolaylı yoldan söyleyebilecek kadar ” saygısız ” sanız sizin de bu kavramdan yoksun olup olmadığınızı da düşünebilirim doğal olarak. Kimin neye neden ne zaman nerede nasıl kime saygı duyacağını yargılamaya çalışmakta saygısızlıktır..

    İnsanların bu konuda obsesyon yaratacak kadar hassas olması söz konusuyken her şekilde sivri dil kullanmak yanlıştır.

    Ek olarak şunu da belirtmek isterim: Dinin gerekliliği olarak görünen ” kapanma ” tabiri baş örtüsü değildir. Kapanmak kavramı hadislerle bugünkü halini almıştır. Tanrı’nın belirttiği haliyle kapanmak ” örtünmek ” tir. ” Kapanmak ” ve ” Örtünmek ” arasındaki farkı da anlatmamım bir gereği yok sanırım. Ki burada bilgiçlik taslamakta yersiz. Sizin yorumunuz sizin görüşünüz saygı duyuyorum ama kimseden yapılan hareketlere alınan tavırlara savunulan görüşlere saygı duymasını bekleyemezsiniz. İnsanlık doğası anarşiden gelir. Karşı gelmekten gelir. Güncel doyumsuzlukların ve düşüncelerin gelişimi anarşiyle başladı ve anarşiyle devam edecektir. ” Neden ” sorusuyla başlayan insan gelişimi böyle devam edecektir.

    O zaman şimdi kendinize tekrar sorun ” Neden Baş Örtüsü ? ” ve ” Neden Karşı Çıkılıyor ? “

  • zainab diyor ki:

    “benim özgürlük kriterlerime uymak ya da saygı göstermek zorundadır.” bunu bizim de istememiz anormal bişey mi? ya da neden biz zorunda olan kesmiz de siz değilsiniz. ben özgürlüğümü başörtümle rahat rahat dolaşarak yaşamak istiyorum ama sırf siz istemiyorsunuz diye ben niçin bu hakkımı kullanmayayım? ve ayrıca konuyu çok farklı boyutlara taşıyorsunuz. burada benim savunduğum: özgürce “başörtüsüz” bayanlar gibi hareket etmek istemem. ben şahsım ve benim gibi düşünenler adına söylüyorum: biz dini suistimal edenlerden değiliz. sizin o bizi eleştirme adına söylediğiniz abartılı sözleri hakeden kesim olduğumuzu düşünmüyorum.
    kapanma ve örtünmeyi bence kendi fikirlerinizle değil de araştırarak yorumlarsanız aslında her ikisinin de aynı payda da toplandığını görebilirsiniz. ukalalık yapmak istemem ama kapanmak sadece dilimizde kullanışı kolay bir ifadedir. bilginize

  • Yiğit Can Aydın diyor ki:

    Araştırmadan herhangi bir söz sarfetmem. Dil kullanımı gibi bir durumdan doğan bir fark söz konusu değil malesef. Örtünmek kavramı ve hadislerde geçen kapanmak kavramları tamamen farklı boyutlarda ele alınmaktadır.

    Ki bana göre Din insanların kendi içlerini görebilmelerini sağlamak için yıllardır dile getirilen ” İnsanı Yaşam Kriterleri ” dir. Ve ben ne kapananları ne de açık olanları yargılamam din nedeniyle. Dinsel açıdan alacak olursak daha geniş açılara bile geçebilirim ki kişisel görüşüm olan Tanrı’ya ulaşabilmem için kimsenin önderliğine ihtiyacım olmaz inancıma dayanacak olursam kimin ne giydiği ya da ne giymediği umrumda bile olmaz. Kapananlara da insan gözüyle bakarım açık olanlara da aynı şekilde insan gözüyle bakarım.

    Lakin sözlerimde küçük bir ayrıntıyı kaçırmış bulunmaktasınız. Benim söylediğim şekliyle bu konu son derece ” Hassas ” bir konuma sahip ve güncel pozisyonunda kurulabilecek yorumların her biri inanılmaz derecede büyütülebilir açıya ulaşabilir. Sözlerimde anlatmak istediğim tamamen şu:

    ” Özgürlük olarak dile getirdiğiniz herşeyi yapabilmekte özgürsünüz. Ama benim özgürlük alanıma girmediğiniz sürece. ”

    Tanıdığım ya da gördüğüm ” Kapalı ” bayanların ” Açık ” bayanlardan farkı nedir ? Okullara kapalı girememelerimi ? Bu açıdan bakacak olursak okul tüzüklerine hatta YÖK kararlarına kadar ulaşabiliriz. Kurallara uymak eğer size ağır geliyorsa olayın ” Anarşi ” yönüyle ilgileniyorsunuz demektir ki bu durumda tamamen kendinizle çelişiyorsunuz. Dini bir tabuyu yerine getirmek isterken başka bir tabuyu yıkmaya çalışmak kişisel savaş anlamına gelir yanılıyormuyum ?

    Kimin ne istediği ya da ne istemediği ancak bana dokunursa ilgi alanıma girer. ” Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık ” olarak tanımlanabilecek bu söylem aslında o kadar dar alanda algılanabilecek bir söz değil malesef. Bu nedenle sözlerimin sivri noktalarını ele alarak geri kalan bütünleri geriye itmekten sakının lütfen eğer sözlerime cevap yazmak isterseniz.

    Tekrar söylüyorum sizleri dini suistimal edenler olarak tanımlamıyorum. Hassas noktalara zamansız parmak basanlar olarak tanımlıyorum. Hak haktır. Haklı görülürseniz elbette elde edersiniz. Nasıl genel seçimlerde yüzdelik pay olarak yüksek oranlara ulaşan iktidarın söylemi olan ” Halk seçti size ne ? ” gibi notalara basılacağı zaman sesi doğru verirsiniz ya da vermezsiniz ancak o zaman dile getirilebilir bir noktaya sahip olabilir.

    Ben kapanmaya karşı olan biri değilim. Sadece adaplı ve gereğince yapıldığı sürece.

  • Ali Erkurt diyor ki:

    Kampusa başörtülü girme hususunda takıldığım bir nokta var. Ülkeyi bölmek isteyen sadece bu başörtüsü olan kişiler midir? Onlar ülkeyi bölmek ya da kampusa şeriat getirmek gibi akıl almaz gerekçelerle yüz yüze gelirken; Sosyalist bıyığı bırakan, göğsüne kadar sakal sarkıtan, bıyığını hilal şeklinde kesen, saçı sakalına karışmış bölücü gözüyle bakılan insanlar da “velev ki” siyasi simge sahibi değil midir? Madem ki türban/başörtüsü bir siyasi simgedir, bu verdiğim örnekler de %100 siyasi simgedir! Farkında olmayan okurlarımız, buradaki çelişkiyi göremediğinizi varsayıyorum. Ki bu noktayı atlarsak bu işin içinden çıkamayız. “Ne başörtülüler var, dinine saygısı yok” olayını ayrıca tartışmak gerekir. Burada mevzu başörtüsü ile eğitim görebilmektir. Hem hakkaten neden bu insanlar başları örtülüyken “öcü” dür? Bu ne akıl almaz bir mahalle baskısıdır ki, kampusta başı kapalı perukla gezenler yanımızdan geçerken insanlar “bunlar da ne böyle, nerden girdiler” muamelesi görmekteler? Sakallıya, bıyıklıya müsade eden siz başörtü karşıtları, nasıl çifte standart uygulayıp “kapalıları” dışlamaktasınız? Dışlarsınız, görüşünüzdür saygı duyarım elbette ancak içinde bulunduğunuz çifte standartı bir düşünün. Aa, yoksa sizin kampusta bıyıklı sakallılar yok mu? Bütün kampus “peruklularla” mı dolu? Tekrar bakın, bir daha görün. Bakmazsınız göremezsiniz.

  • leyal diyor ki:

    burda tartıştığımız baş örtüsünün mahiyeti değil, biz bunu tartışsak da işin gerçeği bu değil. İşin gerçeği tapılan ve devlet dini halina gelen laikliğin Türkiye’de ki boyutu. Bu anlamda lakliğin günümüzde en büyük savunucularından biri olan yargıtay eski başkanı diyor ki, din devletin işlerine karışamaz ama devlet dinin işlerine karışır. Yani laikliğin uygulanışı ile ilgili bir problem var. ve bu Türkiye’ye uyarlanış baş örtüsü konusunda hiç de inandırıcı değil. çünkü bugün çantalarımıza taktığımız rozetler bir siyasi simge değil midir? kesinlikle öyledir, ya da Ali arkadaşımızın dediği gibi çember bıyık, sol görüşlülerin sakal bırkama tarzından giyim şekillerine, ya da bir genç kızın günün modasına uyması ve ya başkasının uymaması bunlar bütünüyle siyasi simgedir. Bu simgelere göre okula öğrenci alınmasıydı okullar bomboş kalırdı.
    ancak bizdeki anlayış bir tek başörtüsünde işliyor. ne harika..
    kaldı ki tüm bu saydığım şeyler siyasi simgedir ve bunların açıklanması, gösteirlmesi neden suç olsun. Demokratik anlayış her görüşün açıklanmasını gerektirmez mi.

    sorun o kadar kapsamlı ki, akla mantığı,bilimselliğe, demokrasiye ve en nihayetinde insanlığa ve insafa sığacak bir yanı yok.
    hala bizi bu safsatalarla kandırıyorlar ve toplumun en yetkilisinden en pasif halka kadar biz de bu yalanı yutmaya devam ediyoruz.
    din boyutuyla da kapanma anlayışı dindekinden farklı olsun veya olmasın (ki açık ve net şekilde örtünmeden bahseden Kuran surelrei vardır) ben bu şeklide saçımı göstermek istemiyorum. bu kadar, ben senin sakal bırkamana müdahale etmiyorsam sen de benim her hangi bir yerime bir şey örtmemem karışamazsın, karışmamalısın,
    yani ne din, ne siyaset gözüyle bakılmalı. bu bir tercihtir, saygı duymuyorsan demokrasiden bahsedemezin.

  • Hakan Celep diyor ki:

    Ali, çok doğru bir noktaya temas ettin, tebrik ediyorum. mesele türbanın dini bir simge olması değildir, siyasal simge olmasıdır. yani dini vecibesini yerine getiren bir bayan, siyasallaşıyor istemeden. kendisi siyasallaşmaktan kaçınsa dahi.
    evet, velev ki türban siyasi simge. deniz gezmiş’in parkası, sosyalist sakalı, ülkücü bıyığı, potin değil midir siyasi simge? bir türban mıdır koca dünyada siyasi simge ki bir tek üniversiteye türbanlı alınmaz. uyanın ey ahali! amerika’da ivy league okulları kampüslerine camii yaptırıp, islam misyonerleri, bilginleri ve imamlarına üniversitede yer veriyor. dini eşitlik olsun diye! ama amerika laik değil, iranlaşıyor değil mi? sığ bakarsak küçülürüz, hepimiz için geçerli bu. lütfen! yerel kısır döngülerimizden çıkıp saygılı ve hoşgörülü bakalım olaylara. o zaman ne sivas olur ne maraş ne taksim olayları! hiçbiri yaşanmaz bir daha.

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    demokratik bir ülkede siyası görüşün açıklanması nasıl olur da suçtur.
    siyasi amaçla bile takılsa başörtüsü, siyasi fikrimine nasıl müdahale edersiniz..
    Hakan arkadaşımızın dediği gibi bir sürü siyasi simge varken başörtüsü bir tek bu ayrımcılığa maruz kalıyor.
    yine de normalde farklı görüşten gelen arkadaşlarımızın bu konuda hakkaniyeti savunup gerçek anlamda demokratik olduklarını görmek sevindirici. bu açıdan bu siteyi daha çok sevdim.
    saygılarımla..

  • Yiğit Can Aydın diyor ki:

    Konu yazıdan farklı noktalara kaymaya başladı sanırım.
    Her türlü siyasi simgeye karşılık söz konusu değil. Şu anda okuduğum üniversitemin ” devrimci ” diye geçinen insanların savundukları savları konusunda da saçmasapan tabirleri yakalayabiliriz. Özgürlük diye bağıran bir çok insanın aslında lokal faşistlik ya da diğer bir tabirle ” sosyal faşistlik ” yaptığını da söyleyebilirim ki benim için önemli olan insani iyiliktir. Her tür sivri söylem, simge, ideoloji ülkemizi karanlığa sokmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Toplumsal aydınlığa erişmek amacıyla yaptıkları saçmalıkları gülere izliyorum sadece.

    Ya da biz vatanperveriz diye geçinen insanların ellerinde ” Marlboro ” sigaralarıyla hava atmaları da buna bir örnek olabilir.

    Ya da Liberal geçinen insanların ” Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler ” söylemi kadar ” Çaresisiz abi elimizden başka ne gelir ki ” anlamına gelen sözleri de saçmalıktır.

    İnsanların başlarındaki üstlerindeki değil kafalarının içindeki düşünceler önemlidir. Bu ülkenin, ” Ülkemizin ” ihtiyacı olan tek şey ” Bilinçli ” gençlerdir.

    Güncel dünyamızda sözde demokrasi savunucusu olarak geçinen insanların ellerimizi bağlamaktan başka birşey yapmadığını da görebiliriz. Prangaları çıkartın artık sadece şunu düşünün: ” Ekmek bundan 6 ay sonra kaç TL olacak ? “

  • Hakan Celep diyor ki:

    Can, o ayrı bir konu. hem türban sivri bir çıkışın simgesi de değil. yani anlattığın şeyler de konudan bağımsız. aslında kimse konudan pek ayrılmamıştı. hep aynı konu üzerinde eşeleme yapıyorduk.

  • Yiğit Can Aydın diyor ki:

    Lakin eşeleme noktaları yuvadan ayrılma noktasına geldiği için bende biraz açma ihtiyacı duydum. Çünkü fazla üzerinde duruldukça sözlerin bir süre sonra değeri azalmaya başlar.

  • ismihan kepenek diyor ki:

    Anlamıyormusunuz, başka görüşlere, başka kültürlere, başka yaşam biçimlerine saygı göstermeyen insanların düşünce ve davranışlarına, tercihlerine saygı duyabilmem mümkün değil… Ulusların ortak kültürleri vardır, bunun dışında dayatma olarak getirilen başka ülkelerin, dinlerin iktidarı için araç olan insanlara acırım yalnızca… Bunlar, kendini oluşturmak değildir, oluşturulmaktır, hamile kadınların öldürülmesi, pkk tarafından nasıl nefretle karşılanıyorsa, allahüekber seslsriyle aynı katliamın, aynı nefretle karşılanması gerekir diyorum, aksi riyakarlıktır, özetle, taktığınız örtüler, insanların kıyımına yönelik bir iktidar savaşının malzemesi değilse, kendinizi böyle özgür hissediyorsanız, siz de birgün bu örtüden kurtulma savaşına girmezsiniz dilerim,

  • Hakan Celep diyor ki:

    ismihan hanım dediklerinize sadece “yazık” diyorum. saygı, hürmet, hoşgörü kültürümüz ama sanki sınırları da zorladı fazlasıyla. anne yi ve karnında ki bebeği ile islamı bir tutmak laiklik falan değildir. alakası yoktur.yapmayınız. ihram ve tesettür türkiye’den de kısır siyasetinden de eskidir. dindar müslümanları hoşgörüsüz olarak genellediniz, mevlana’da dindar bir müslümandı. dünya’ya hoşgörüyü anlatan adamı da genellediniz. inanın kraldan daha kralcı laik kemalistlerimiz kadar kimse saygısız olamaz dine ve inananlarına. ancak anlayamadığım nokta şu hristiyana budiste agnostiğe falan eyvallah da niye müslümana bu rencide edici kelimeler, haksız iftiralar falan?

  • ezgi diyor ki:

    bence başörtülü insanlar üniversteye giremez bazıları başörtülü değil ve herksin görüşleri farklı herkesin saçı açık olması daya uygun olur

  • Ali Erkurt diyor ki:

    başları açık olduğu zaman kampus içerisinde herşeyden arınmış olarak mı eğitim almaya devam ediyorlar bu durumda peki? bunu gerçekten merak ettim. yukarıya daha önce yazdığım yorumu tekrar okur musunuz lütfen? zira o yorumda bu “velev ki siyasi simge”nin sadece başörtüsü olmadığından bahsetmiştim.

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    Ezgi hanım, ne görüşünüzü dayandırdığınız nokta açıklayıcı ve mantıklı ne de ne demek istediğiniz.
    Özgürlük ve demokrasi anlayışınızın bu kadar dar kalıplar içine sıkışması üzücü. Görüş farklılığın şekilcilikle sınırlamak mevcut görüş farklarını ve mümkünse görüş etkilnemesini engellemez ve değiştiremez ki. herkesin görüşü farklı herkesin başı açık olması gerekir demekten kastınız buysa.
    Etkileyenler sadece baş örtülü olanlar mı? Ama onların sadece ayrık otu mualemelesi görmesi kişilere göre değişen demokrasinin tezahürü olsa gerek.
    İkna edicilikten ve inandırıcılıktan uzak…

  • melancholy diyor ki:

    Ezgi hanım,daya uygun değil,daha uygun yazacaksın önce bunu öğren…. Bak nasılda bir çırpıda sildin dînî,senin o “herkezin saçı açık olması daha uygun”diye yazdığın cümleye gülerim sadece…Hem herkezin görüşleri farklı diyorsun,hem de baş örtülülere selamet çekilsin diyorsun bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu kardeşim..herkezin görüşü farklıda sadece senin gibilerin görüşümü geçerli sorarım sana???

  • edda diyor ki:

    sayın melancholy bu durumda sizde keşke herkez yerine herkes yazmayı öğrenseniz.. neyse bu tür çocukça münakaşaları çok saçma buluyorum.. amacının tutturduğu yerden saldırmak olan ve düşüncelerini sadece karşıdakinin küçük açıklarını yakalayarak temellendiremeden savunan insanların geçerli görüş gibi değerli kavramları heba etmesine gerçekten üzülüyorum.. ve keşke Can Bey’in söyledikleri biraz anlaşılsa ve konudan uzaklaşılan noktalara değinmesi bu kadar yargılanmasa..
    Can Bey’in söylediklerinden sonra ifade etmem gereken bir şey olduğunu düşünmüyorum..
    Ve hangi nokta da bulunursa bulunulsun sadece madem yargılamaktan ve yargılanmaktan bahsediyorsak çok net bir örnek olarak hızma taktığım gerekçesiyle sürekli yolumu kesip tehditler savuran, ya da kendi kantinleri olduğu gerekçesiyle okulun kantinine girmeme olanak tanımayan zihniyetleri, evet yargılıyorum, çünkü yargılanıyorum, hızmam nedeniyle dinsiz sayılıyorum, ve sizin hızmama göre şekillendirdiğiniz ben olarak sizin dininizi benimsemiyorum, sizinkinin din olduğunu düşünmüyorum, din başörtüsü değildir, türban değildir, din tamamen içe yöneliktir. Ve bilmeniz gerekir ki din kimseyi yargılama hakkını kimseye vermez. Ve saç telinden tahrik olan erkekler kadar bağnaz yapıdaki insanlar için kapanma başka bir şeydir, örtünme başka bir şey.. keşke araştırma yapmak ülkemizde bu kadar alt sınırlarda kalmasa ve keşke gelenkçi davranıp din atadan geçer mantığından değil kendi seçtiğimiz ideolojilerden dolayı bünyemizde şekillense… ve sorarım hanginiz diğer dinleri araştırdınız? ya da daha net bir soru hanginiz gerçek anlamıyla ‘dininizi’ araştırdınız? bana ya da buradaki yorumlara verdiğiniz cevapların bir önemi yok bence.. yani araştırdım demek bir şey ifade etmez gerçekten iliklerinize kadar sindirmedikçe…
    saygılar…

  • melancholy diyor ki:

    O zaman sizde türkçemizin güzel sesli harflerini aradan çıkarmayı bırakıp gelenkçi değilde gelenekçi yazın, O bayanın avukatı değilsiniz ki bana bunu yazmanız çok saçma …Bakın hanım efendi burada konuşan insanlar bilgisiz değiller ,aksine bazı şeylerin farkındalar ki yazıyorlar…Ben neden değiştirilmiş bir kitap’a itaat edeyimki zebur,incil,tevrat değiştirilmiş kitaplardır, madem bu kadar çok bilginiz var bunuda bilmiş olmanız gerekirdi hanım efendi…Bakın bayan,benim değiştirilmeyen güzel kitabımı benimseyemiyorsan git basit, bayağı ,aşşağılık insanlar tarafından uydurmaca ayetler yazılmış kitapları benimse…Okumadan araştımadan yorum yapan da sensin kimse senin hızmana bir laf etmiyor bak sen kapıdan içeri hızmanla girebiliyormuşsun ama başörtüsüyle bunu yapmak mümkün değil ….Hızma basit bir şeydir bir dîni takı değil ,sen bir hızma ile başörtüyü aynı keseye koyarak baştan kaybettin zaten …Evet başörtüsü dîni bir gereksinimdir,ağzına bile alma o cümleyi bir daha çünkü, ayıp ediyorsun ayıp ….Kimse seni dinsiz olarak göstermiyor bu memlekette ,ama başörtülü kardeşimi yıpratıyorlar,okuma hakkını resmen elinden alıyorlar,üzüyorlar ama sen halâ hızmandan bahsediyorsun ….Ayıp kimse sen hızma takıyorsun diye okuma hakkını elinden almıyor,sen kantin kapısından çevrilirken bu kadar yıpranıyorsun bir’de okul kapısından çevrilen kardeşlerimin duygularını halini bir düşün….Ondan sonra hızmandan bahset…selametle…

  • Kimyon diyor ki:

    Kuran-ı Kerim’in değiştirilmediğini kanıtlayabilir misin bana sayın melancholy…
    Ayrıca bir de şöyle düşünün… Eğer siz bir Hristiyan ailede doğsaydınız büyük bir olasılıkla Hristiyan olacaktınız. O zaman da Hristiyanlığı savunacaktınız. O yüzden herkesin dini kendisine göre en iyisidir.
    Ayrıca türban konusu oldukça komplike bir konu. Her ülkenin hassasiyeti bulunan bazı şeyler vardır. Bu bizde türbandır. Ne zamanki bazı siyasi partiler, tarikatler bunu kullanmaktan vazgeçerler o zaman devlet dairelerinde, üniversitelerde serbest olur… Ve tamam inançları gereği takıyor olabilirler. Bir şey demiyorum. Ancak biraz da bunu sorgulayabilir miyiz acaba? Yani türban takmanın mantığı nedir? Saçların görünmesi bir erkeği nasıl tahrik ediyor. Ki bence türbanlılar çok daha fazla dikkat çekiyor. Ayrıca kadınlar için böyle bir şey varken erkeklerde neden yok? Yani bir kadın bir erkeğe bakıp tahrik olamaz mı? Buradaki ayrımı görmüyor muyuz? Kimse bu işi kökünden düşünmüyor. Neden kadınlar türban takıyor da erkeklerde benzer bir şey yok? Kadınlar insan değil mi? Onlar tahrik olamazlar mı? Biraz insani yanından düşünelim.

  • Hakan Celep diyor ki:

    Kimyon ve edda,
    İnançsa kimse karışamaz, İslam’ın böyle bir kuralı olduğunu düşünen elbette ki bunu yapmakta özgürdür. Melancholy de bence şunu görmeli, bir din, inanış İslam’a göre geçersiz de olsa, inananı varsa elbette ki onu uygulamalı. başka bir dini inanışa saygısızlık, edebe de uymaz inancınıza da.
    Türbanın nesi dikkat çekiyor mesela? Bence Konur’Da ki Yüksel’De ki marxistler de dikkat çekiyor, onları da kaldıralım mı? Hatta Akp’de dikkat çekiyor. ONu da kaldıralım. Devletin ya da devletçilerin meşru inanışı ve mezhebinden başka hiçbir şeye izin olmasın. Onu da her içeri alınan “Ben Kemalistim bıdı bıdı bıdı ” diye ortaya atıyor zaten.
    olay da şöyle bir paradoks var. devlet ile dini ayırıyoruz. Ne de güzel. ama devletin gayrıresmi ideolojisi kendinde öyle bir hak buluyor ki, herkese herşeye karışıyor. Kendisine yönelik herhangi bir yapıcı eleştiri de dahi, söz sahibini hain, mürteci , şeriatçı vs mimliyor.
    Lütfen yasakların modern ve çağdaş olduğunu savunmayın. İnsanın elinden alınan giyinme hakkı Feodal Toplumlardan kalma. Aklıma gelmişken, büyük aktris Sophie Lauren eşarbı severdi, ödüllerde kokteyller de takardı. Hani olsa diyorum, bir üniversiteye ödül törenine gelse, kapıdan içeri almayacak mıyız?
    Siyasi olduğuna yönelik laflar da, ” minareyi çalan kılıfını uydurur” a benzedi. Ben yasaklayayım da, bu dindarlara nasıl olsa sebep gösteririm? bunun 60 darbe yönetiminn bir mirası olduğunu kaç kişi biliyor?
    Bireysel özgürlüklerin kısıtlanması insan haklarına aykırıdır. Türkiye’nin de buna yönelik bir antlaşma da imzası vardır.
    saygılar…

  • Kimyon diyor ki:

    Hakan bey… Cevap vermişsiniz ancak eksik cevap vermişsiniz… Sorgulamayı göremedim.

  • DieWorld diyor ki:

    Hakan Bey olayları çarpıtmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Çünkü verdiğiniz örnek yaklaşık olarak yaşanmış bir örnektir. Şunu düşünün: İngiltere Kraliçesi ve önceki kraliçeler geldiğinde camiye girerken başlarına başörtüsü takmaları nasıl birçok tutucu kesim tarafından beklendiyse, Sophie Lauren in de katıldığı davetin türüne göre ve ortama göre uygun davranması beklenti olacaktır. Yani durumlar bazı şeyleri değiştirebilir. Düşünün ki türbanlı birisi bir gece partisine davet ediliyor. Katılmak veya katılmamak onun seçimi. Ama eğer katılmayı seçerse o ortama ayak uydurmayı da seçer kişiler. Kraliçeler nasıl camiye girerken başörtülerini takmışlar ve ayakkabılarını çıkardılarsa, herkes belli başlı bazı ahlak-saygı kurallarına uymalıdırlar.

  • edda diyor ki:

    sayın melancholy öncelikle dinleri araştırmak en başta derslerimde işlenen konular gereğince bir zorunluluk.Ama buradan da zorunluluktan araştırdığım düşünülmesin… ve harf kısaltması kasti değil dikkatsizlik sonucu gerçekleşmiştir. Türbanla hızmayı da aynı kefeye koymadım, anlamak istediğimiz yerden tutmayalım cümlelerimizi.. Demek istediğim şey eğer kısıtlamalardan bahsediyorsak size bir kısıtlama örneğiydi. yolumun kesilmesi ise kısıtlama değil barbarlık.. Herneyse bunları aşabilcek yapıdayım ve oturup bunlar için ağlamıyorum. Eğer inançları gereği girmek istiyorlarsa evet bence de girmeliler… Ama bu konuda Hakan bey kadar emin değilim. Ama zaten takıldığım nokta başları açık kapalı girmeleri değil baskılarsa herkes için baskı var.bunları bir kenara bırakıp neden başlarını örttüklerini daha net inançlarla açıklamalılar bence. Hangi inançtan dolayı? Erkekler tahrik olmasın diye kapanmak mı? Ya da kendileri içinse neden? Kadınların toplumda ikinci planda yer almalarına neden olan bu tavırları bir kadın olarak neden desteklediğiniz anlayamıyorum. Hatta baş kapatmak bekaret kavramlarının iyice sorgulanması gerekiyor.Böyle kendimi güzel buluyorum deyip kapanıyorlarsa bu bir zevkse evet kapansınlar, yani bir giyim tarzıysa, baskı olmadan kendilerine bu giyim tarzını seçmişlerse… bekaret kavramıda bakirlikle aynı noktada bu türban konusuna çıkar.. eminimki bu sözlerimden dolayı bir sürü eleştiri yapacaksınız. ama burada söylediğim şey kadın erkek eşitliği.. özel olduğu için bakire veya bakir kalınmalı zorunluluktan baskılardan değil. kendi iradenizden ve seçimlerinizden dolayı..çünkü bir kadın bu noktada namussuz oluyor ama bir erkek asla… aynı türban konusu gibi. bir kadın bu durumdan dolayı okula girerken sorun yaşıyor ama bir erkek asla. kadınlar simgeleri taşımaya neden bu kadar hevesli neden iknci planda kalıp, baskılara boyun eğmek eğmemek noktası hep kadınlar üzerinden dönüyor. çünkü zaten temeldeki amaç bu bence. Ataerkil toplum düzeninde oturup kadınlar için kurallar koyarken erkekler için serbest bir yaşam tarzı sağlıyoruz. hatta o denli ki onlar için kapanmamız gerektiği düşüncesine kapılıyoruz. Eğer bu kadar büyük bir günahı getirip tutuşturuyorsa bu saçlar elimize Tanrı neden bize saç vermiş bunu sormak gerekmezmş? herşeyiyle mükemmel olan bir Tanrı’dan bahsediyoruz ve bize koyduğu bir kusur gibi bahsedilen saçlardan.. sizce paradoks değil mi?
    ve sayın melancholy türkçeye bu kadar düşkünseniz önce isminizin türkçe olması gerekmez mi?amacım kimsenin avukatlığını yapmak değil eğer birilerinin hatalarını görüyorsak kendimizinkine de bakmalıyız demek istemiştim…

  • Kimyon diyor ki:

    Bekaret konusundaki sözlerinize yüzde yüz katılıyorum Edda hanım. Bu konudaki çifte standart saç baş yolduracak cinsten.
    (bknz: Toplum mu? Hadi Canım Sen de!)

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    bir başörtülü olarak ben açıklayayım neden örtündüğümü, Kuran–ı Kerimde ki apaçık ayet Nur Suresinin 31. ayeti bunun için yeterlidir. ve kutsal devletimizin dini benim sahih dinimden daha değerli değildir benim içim. Tanrıya kusur yüklemek (Allah demiyorum, çünkü o kusurlardan münezzehtir) sanırım sizin haddiniz değil. Benim ilahım istediği için ben örtülüyüm. sizin gibi eğitimliyim. diğerlerine yaptığınız gibi yobaz, bağnaz damgası vuracaksınız eminim sözlerimden dolayı. ama şunu da bilin ben inancımı araştırdım, eksiklerim var evet ancak kör bir taassupla inanmıyoruz.
    ve başörtüsüyle okula girilemezken aynı düşüncedeki erkekler girebiliyor, tabi ki herkes girebilmeli, ama daha öncede dediğim gibi ayrık otu muamelesi bir tek başörtüsünde işliyor. hızma takmak, çember bıyık, sakal ve saç uzatmak, dövme yaptırmak, modaya uymak veya hippi tarzı giyinmek, rozet takmak. soruyorum size, bunlar siyasi simge değilmi ? siz de çok rahat giriyorsunuz ama bize gelince siz siyasi simge takıyorsunuz, yok ya!
    örtü yalnızca saçla sınırlı değildir, bazı cahiller bunu böyle sandıkları için onu yasaklayınca bizim de inançsız olabileceğimizi, bizi sindirdiklerini düşünüyorlar. düşünmeye devam etsinler. fikrime, vicdanıma müdahele edemezsiniz ya.
    yolunuzu kesenler barbar evet, ama o düşünceyi ancak kişilere mal edebilirsiniz. bir inanç sistemine değil. çünkü dediğim gibi bu cahilliğin tezahürü.
    demokratikseniz herkese karşı öyle olmalısınız. demokraside ayrıcalık olmaz. despotsanız her düşünceye karşı böyle olmalısınız.
    bu bizim ülke için geçerliolmadığı için, ülkemizdeki demokrasiye inanmıyorum. devletin dini olmaz çünkü ama bizim devletin kutsal dini laisizim, o da amacından çok çok uzakta, bir grubun tekelinde, insanları elinde oynatmaktan başka bir işe yaramıyor.
    saygılar..

  • DieWorld diyor ki:

    Peki soruyorum haımefendi…
    Madem Tanrı’nız örtünmenizi istedi, o zaman neden kafanızda saç var? Direk başörtüsüyle yaratılmadınız…
    Siz bir başörtülü olarak yazmışsınız. Ben de bir erkek olarak yaıyorum o zaman. Toplumdaki bazı erkek tipleri yüzünden neden siz kendinizi kısıtlıyorsunuz? Neden bir kalıbın içinde oturup öylece kalıyorsunuz. Gidin ve hakkınızı arayın. Ayrıca Kuran da buyurulduğu üzere toplum geliştikçe siz de uyum sağlamalısınız. Ve türban takmak bir zorunluluk değildir. Türban sünnet midir, yoksa farz mıdır derseniz de bu herkesin kendi görüşüdür.

    Kendi lafınızla kendinizi çürüttüğünüzü de gördüm. Siyasi simge olmadığını söylediğinz başörtüden kendiniz de bir siyasi simge olarak bahsetmişsiniz. Başörtüsü saçla sınırlı değil, bunu biz de biliyoruz ve de tepkimiz bunadır.
    Başörtüsü kafanızdan içeri girmesin ve beyinlerinizin üstünü kapatmasın. Gördüğüm kadarıyla sizinkini kapatmamış ve mantıklı bir şekilde konuşmuşsunuz. Fakat bu toplumda sizin gibi olmayan ve bilinçsiz bir şekilde başını kapatan binlerce kadın bulunuyor. Ve bunları inançları için değil, baskı ve cehalet yüzünden yapıyorlar.
    Ayrıca rahatsız olduğum bir konu var ki bu konuyu sizin gibi bir türbanlıya açmak isterim ki görüşünüzü öğreneyim. Siz sokakta gezerken ben ahatsız oluyorum, neden mi? Başınız kapalı olduğu için değil, POTANSİYEL BİR SAPIK olarak görüldüğüm için rahatsız oluyorum. Ve başörtülü olun ya da olmayın siz bütün kadınların şunu bilmesini istiyorum: sadece baş örtüsüyle dininize sahip çıktığınızı sanıyorsunuz. Fakat bilin ki yalnızca baş örtüsü cennete gitmeye yetmez. Birçok kii türbanı takıyor ki cennet yolu önünde açılsın, fakat başörtüsü takıp başka birçok yerini açan çok insan gördüm ben. Ve rahatsız olduğum şey BİZİM dinimizin bu denli kötüye kullanılması ve anlaşılamaz bir hale getirilmesi oldu…

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    Tanrınız neden örtünmenizi istedi demişsiniz? bunu size açıklasam da anlayabileceğinizden şüpheliyim. uzun uzun anlatmanın klavyeme ve parmaklarıma verdiği zararı göz önüne alarak sadece şunu diyorum. maksat sınanmadan nasıl geçtiğimdir. başörtü takmak sadece erkekler için değil bayanlar için de bir sınanma aracıdır. güzel görünmek beğenilmek, toplumda ilgi çekici seviyede bulunmak her bayanın arzuladığı bir durumdur. yani kendi nefsi heva ve haevesinizden O Zat istediği için vazgeçmek demek benim inancımda son derece önemlidir. bu da erkekler için değil kendim içinde bir kapanma vesilesidir.
    Kuran çağın gerisinde veya çağdaş değildir. Kuran çağları aşmış bir anlayışla, nerede ve ne zamanda olursa olsun eskimeyecek, (haşa) saçma bulunmayacak emirleri içerir. başörtüsüde çağdaşlıkla modernlikle uyumlu gibi görünsede bizim ülkemiz için durum budur. farklı etnisiteler, farklı dinler bir arada yaşıyorsa kozmopolit bir toplum olursunuz. tek düze, askeri cunta benzeri yasak ve kısıtlamalar bizim modernizmden sadece şekli aldığımızı gösterir. modernizm ne düşündüğüne bakar ne giydiğine değil.
    başörtüsü velev ki siyasi simge benim siyasi görüşümü açıklamam suçmu? bir kişinin siyasi fikrini açıklaması sadece sözle mi olur. sözle olunca suç değil şeklen oluncu suç. suç ama sadece başörütüsnda suç. ki başörtüsü takan pek çok arkadaşımın siyasi amaçla takmadığına adım gibi eminim.
    gelenkçi tesettürün ya da ne için kapandığı bilmeden her türlü haltı işlemekten de çekinmeyen örtülülerin varolduğu da bir gerçek. bunların kıymeti toplum gözünde de , Hak gözünde de sanırım bellidir. ancak bunlara bakıp bir genelleme yapamazsınız. ben inancımı ‘ sene boyunca gerektiği yaşayamadım. ne için peki? çünkü devletimizin laisizme olan tapınmışlığı izinvermedi.Allahın kelamı bizim için farzdır ayrıca, bu konu da kesindir. kesin değilse sizin için bana yine de saygı duyacaksınız. demokrasi adına!
    sadece başörtüsüyle cennete girilmeyeciğini çok iyi biliyorum. cennet değil benim kriterim en başta O’nun rızası. bir karşılık ihtimaliyle yapılan ibadetin faydası olacağını sanmıyorum. çünkü Onunla pazarlık edecek seviyde değiliz. sizin potansiyel sapık olarak görülmeniz ise bana çok uç bir örnek geldi. yukarıda da dediğim gibi biz erkekler için örtünmüyoruz yalnızca bu bizim nefsimiz için de bir terbiye vesilesi. buna inanmanız zor olsada.
    muhtemelen anlattıklarım size saçma gelecektir ancak benim düşüncem saçmalıkla dolu olsa bile, bir hristiyan da olsam, budacı da, dünyanın öküz boynuzları üstünde durduğunu da iddia etsem bu benim inacımdır. başı kapalı olmak boyun büküp evde koca beklemek, okula gelip gitmekten başka bir sosyal hayatı olmayan. sormayan, sorgulamayan, mutlak bir itaatle üstünde düşünmeden her türlü anlayışa uyan ve kabullenen, çevresinde ki erkekleri potansiyel bir sapık gibi gören, kitap okumaktan, kültür sanata ilgi duymayan kişiler olarak tanımlansa da bu onu bu kalıplara koyanların cahilliğidir ancak.

  • melancholy diyor ki:

    Sayın, edda hanım ismizniz kalkaleli gibi eda mı?yoksa,edda mı? acaba…..Kimyon bey bakın ben hristiyan OLACAK OLSAYDIM DOĞMADAN ÖNCE BUNU SEÇMİŞ OLARAK DOĞACAKTIM velev ki ALLAH, kulunun iradesini bilir ve onu müslüman veya hristiyan olarak yaratır… ki ben, hristiyan olarak doğsam da ,araştırarak konuşurum… Şimdi bu cümlemi de kullanıp madem kulunun iradesini biliyor, niye müslüman yaratmıyor dersiniz ama bakın, biz bu dünya’ya bir amaç için gönderildik, ki hâlâ bunun farkında olmayanlarımız var, yukarıda da bazı arkadaşlar bunun örneğidir …Bakın semra kardeşim ne güzel söylemiş, erkekler için değil Allah istediği için takıyoruz nefsimize hakim olabildiğimizi Yaradana göstermek için …Siyasi simge olur ,erkekler tahrik olduğu için bir gizlenme aracı olur ,olur da olur arada da olan sırf inancı için kapanan kardeşime olur….(Eda hanım,ALLAH bize neden saç vermiş öylemi,Allah (cc) “Hakîm” dir, her yaptığı hikmetlidir, yerli yerindedir…O bir şeyi nasıl ve ne şekilde yaratıyorsa bir bildiği vardır ,ve yarattığının nasıl olmasını buyuruyorsa da bir bildiği vardır…Kadın ve erkek aynı kalmamalı EDDA hanım efendi,demişsiniz ki, her şeyiyle kusursuz ve mükemmel bir tanrıdan bahsediyoruz,”O”nun herşeyi kusursuz da kadınlar için istediği bu şeyi mi çok görüyorsunuz veya kusurlu buluyorsunuz ????Ve evet ALLAH bir şey için istemiştir bunu ama bizim buna cevap vermemiz veya yorum yapmamız uygun olmaz bakın biz inancımız için savunuyoruz erkekler tahrik oluya da, falan da, filan da değil nokta ,en önemli ve geçerli sebep ALLAH istediği için …Ki şu’da bir gerçektir ve geçerli de bir sebep olarak gösterile bilir… Wilhelm Reichın (Bedensel boşalmanın İşlevi)adlı eserini eğer ki biliyorsanız şundan bahseder, kadın ve erkek her bir organından farklı cinsel elektirik salgıladığı ve bu elektiriğin etraftakileri farklı etkilediğini anlatan bir yazıdır….Demek ki, kadın ile erkek saçı arasın da fark var ve farklı etkiler oluşturuyor …Farklı etki oluşturan şeylerin ,farklı kısıtlamaları olması da doğaldır ….Ama RABBİ’miz bunu bunun için kısıtladı diyemeyiz çünkü haddimiz değildir….”O” bilir sadece “O”……Kimyon bey eğer araştırma hissiyatınızı kullansanız bu soruyu bende aramak yerine, kendiniz biliyor olarak konuşursunuz .Bakın okuyun , alimlere sorun KUR’AN-I KERİM’in değiştirilmediği ve geçmişden günümüze büyük alimler tarafından gerek ezber, gerek farklı yollarla geldiğini görürsünüz…Çünkü eğer veda hutbesi adlı vasiyeti biliyorsanız (s.a.v)’in emrini yerine getirdiklerini öğrenmiş olarak konuşursunuz ….Eğer değiştirildiğini söylüyorsanız ağzınıza bile almayın mücahid’in adını çünkü haddiniz değil…

  • Eda İlhan diyor ki:

    ismim eda. ama türkçeye takıntısı olan ben değilim sizsiniz. ve hiç bir konuda sizi yargılamıyorum. kendi inançlarınız doğrulştusunda dilediğiniz gibi yaşamakta özgürsünüz. yalnızca yargılanmaktan bahsederken yargılayanlarıda görmeniz gerekir. yalnızca sizler bazı şekillere uymak zorunda kalmıyorsunuz. siyasi simge olmadığı halde piercing yada hızma veya dövme, resmi kurumlarda yasak ya da erkekler içinde sakal belli bir noktaya kadar müsama gösterilen şeylerdir. yani hepimiz belli noktalarda belli zevk ya da değerlerimizi öteliyoruz. yani illaki yargılamak ya da yargılanmak noktası olarak bakmayınız. sadece kurallar ve sosyal düzen içerisinde belli kurallar olmak zorundadır. toplumsal huzur ve refah için. hepimiz doğal ortamlarımızda eşitiz ve toplum olarak yaşamayı seçmişsek özgürlüğümüzü kısıtlamayı baştan kabul etmişizdir. daha fazla söze gerek olduğunu düşünmüyorum. ne yargıladım ne de karıştım.size kapanmayın demedim ya da başka bir şey sadece nedenini hala anlamıyorum. verdiğiniz cevaplar yeterli gelmiyor. çünkü bir sürü din bilimci ve inançlı insan kapanmadan da gerçek anlamda Allah’ın istediklerini yerine getiriyor ve O’nun rızasını alabiliyor. bu durumda çelişkiler olduğu ortada. herkes kendi doğrusunu kendi öğrendikleri ve gördüğü öğretilerle uyguluyor hepsi bu. ve bizde toplumsal düzen adına gereken yerde gereken kurallara uyuyoruz. saygılar

  • Onur Fidansoy diyor ki:

    Madem bu kadar dine kaydı bir alıntı yapmak istiyorum…

    Okudunuz mu Arif Tekin’i, Turan Dursun’u, Erdoğan Aydın’ı, kıyasladınız mı İslam tarihçileri ile, okudunuz mu Muhammed’in yazdığı Kuran’ın anlamını? Mekke döneminde, Ebubekir ve Ömer gibi birkaç güçlü adam ve bunların taraftarları dışında henüz İslamiyet güçsüz iken gelen ayetlerde olağanüstü bir hoşgörü sözkonusu iken (örnek “senin dinin sana benim dinim bana” gibi) Medine döneminde ise İslamın güçlü olduğu dönemde tamamen kanla ve kılıçla beslendiğini fark edebildiniz mi? (Örnek: Ben’i Kureyza seferinde esir alınmış elleri bağlanmış 600-900 arası Yahudinin Muhammed’in emriyle kılıçtan geçirildiğini biliyor muydunuz?) 4 halife sonrasında da bizim atalarımızın da yine kılıçtan geçirililerek zorla Müslümanlaştırılmış olduğunu biliyor muydunuz?
    Kutsal olduğu söylenen kitapların içinde yazılı bölgelerin (örnek: Mezopotamya, Beytüllahim, Mekke, Medine, Mısır, Roma vs) ayetlerde bahsedilmesinin nedenini sorgulayabildiniz mi? Mezopotamya’yı verimli toprak yapan Dicle ve Fırat nehirlerinin ayetlerde geçerek Tanrı sözleri olabildiğini algıladınız da, Missisipi gibi Amerika kıtasına can veren bir nehirden neden bahsedilmediğini sorgulayabildiniz mi? Neden Tanrı’nın okyanusun öte tarafında bir kıtada yaşayan, ateş dansları yapan Kızılderilileri kıta keşfedilene kadar binlerce yıl boyunca unuttuğunu, onlara neden bir din yollamadığını sorgulayabildiniz mi?
    Sorguladınız mı İslam ekonomisinin temeli olan talan, yağma, kölelik ve cariyeliğin neden Kuran tarafından kabul gördüğünü? Sorguladınız mı İslam’ın yayılış nedenlerini; sadece ganimet ve cariye edinmek için İslam askeri olanların Müslümanlığını? Okudunuz mu Kuran’da kadını yok sayan Nisa suresini, Ahzab suresini? Biliyor muydunuz onlarca İslamcı kaynağın da doğruladığı şekilde Muhammed’in 35’ten fazla karısı, 20’den fazla cariyesi olduğunu? İçkinin yasaklanması ve örtünme ile ilgili adım adım gelen yasaklama ayetlerinde Ömer’in ne derece etkili olduğunu? Okudunuz mu yerin ve göğün yaratılış sırasını birbirine karıştıran ayetleri; Bakara, Fussilet ve Naziat surelerindeki çelişkiyi? Ve daha nicesini? Okumadınız ya da okudunuz ama okuyup kafanıza takılanları günah diye sorgulamayarak belki profesör bile oldunuz, kitaplar bile yazdınız ve size zaman içinde en uygun görülen tarihi, geleneği, dini, ulusçu benliği kabul ettiniz. Bunların dışındakileri yoksaydınız. Dünyanın %80’i peygamberinize “yalancı” diyorken, siz bu öğretilerle sorgulamaksızın “iyi ki Müslüman topraklarda doğmuşum” diyordunuz. Bunları Türkiye’de ifade eden Turan Dursun gibi yazarları da arkasından yedi kurşunla öldüren de bu bilinçlerin toplamı değil miydi acaba?” http://www.zeitgeistharekati.com adresinden alınmıştır.

  • Eda İlhan diyor ki:

    ve daha söylenecek söz kalmadı tam anlamıyla.. bütün söyledikleriniz ve bilgilendirmeleriniz için teşekkürler…

  • Hakan Celep diyor ki:

    Onur Fidansoy Bey’e söylenecek söz çok da, araştırmadan alıntıladığı için , kaynağına söylüyorum.
    Hz. Muhammed’in eş sayısı 11′dir. Bir çoğu örnek olması için yapılan evliliklerdir. Mesela biri kadının namusunu korumak amaçlı, birisi fakir ve aç bir şekilde kalan bir kadının sığınması, biri üvey evlatla olan evliliğe örnektir. Gerçek ve bugün kü mana da yaptığı tek evlilik Hz. Hatice-tüz Zehra’yla yaptığı evliliktir. Diğerleri bugünkü manada evliliğe girmez.
    Kur’an’ın kadını ezdiğine ise ancak ve ancak gülerim. Okumayan biri elbette bu kadar şaşkın ve deli saşması bir yorum yapabilir. Eşe kötü davranmanın ve kendinden daha aşağıda tutman yasaklanmıştır. Emanet olduğunu ve sahibine yani Allah’a emaneti aldığı gibi teslim etmesi emredilmiştir. Bugünkü anlamda yüz kızartıcı bir suç işlerse uyarıcı manada( komaya sokucu, yüz göz morartıcı değil) köteğe izin vermiştir. Bugün o yüz kızartıcı suçları işleyenler, emanet uyarısını aşıp 3. sayfaya konu oluyorlar. Her gün farklı gazetelerde farklı haberlere rastlıyoruz. Balta mı ararsın, santim santim kesen mi?
    Die World,
    İlk yorumunun son satırlarından şu mana pek açıktır ki; türban edepsizlik ve ahlaksızlıktır toplum içinde olan özel gecelerde .
    Şu yoruma ise şaşkınlıktan gülüyorum. Hepimiz okuyan, araştıran, sorgulayan ve akla en yatkın olanı bulmaya çalışıyoruz. Burada tartışmamızın amacı birbirimize kin, nefret değil bu sanıyorum. Allah isteseydi saçsız yaratırdı ne demek yahu? böyle saçma bir şey olur mu? namazın içinde ki şartlardan biri setr-i avrettir. yani mahrem bölgelerin kapanması kuralı. erkekler için göbek deliği ve diz kapağı arası kesinlikle gösterilmemesi gereken yerlerdir. günlük hayatta da böyle dolaşılması men edilmiştir. yani oralar kapanmalıdır. buradan da şunu çıkarıyoruz ki, allah niye yasakladı ya, bu saçmadır veya böyle bir kural yoktur. hem isteseydi erkeklik organını yaratmazdı? aynı mantıkla bu sonuç çıkıyor. ne olur daha tutarlı olmaya gayret edelim.
    Eda’cım,
    Sanırım bir noktay atladın. bekaret yada bakirlik cinsel ilişkiye girmemenin simgesidir. evlilik dışı ilişkilerde cinsel ilişkiye girmeye zina denir ki hem erkek için hem kadın için islam da aynı derece günahtır. atladığı nokta ise, bahsettiğin evlilik dışı cinsel ilişki durumunda kadın ve erkeğin alacağı sıfat türk kültüründe değişir. kültürümüz kadın-erkek eşitliğinde daha erkeksi ve bu yanlış, sana bu noktada katılıyorum ancak bu din değil kültür.
    neden kadın daha fazla kapanıyor sözüne ise şöyle bir şerh koymak gerekir. kadın bütün vücudu özel ve mahrem sayılmıştır. ( bu bakış açısına ve gareze göre değerlendirmemeli, çünkü bu ideoloji değil dini bir inanç) erkeklerin de göbek deliği ve diz kapağı arası mahrem, orayı kapatması tesettür. hem kadın erkeğe göre her alanda daha estetiktir ve yaratılışta daha cazip kılınmıştır vücuduyla. bu yüzdendir ki mahremi daha fazladır. katılırsınız, katılmazsınız ayrı mesele. her hakkınız saygıyla karşılanmalı. hiçbirine ayrıcalık ya da tecrit yaşanmamalı.

  • Hakan Celep diyor ki:

    Ayrıca, Kur’an’ın ve İslam’ın evrensel olmadığını söylüyor. türklerin kılıçla islam’a geçtiğini falan. biraz araştırırsa türklerin gönül rızasıyla geçtiğini bilir. ayrıca, bir ırk kılıç dayadıysa bu araplar değil türklerdir. abbasi halifesinin kızının Tuğrul Bey’Le nasıl evlendiği hem türk hem arap tarihçilerin gözünden aynı şekilde nakledilmiştir. Hz. Muhammed bilmem ne kadar yahudiyi kılıçtan geçirdi ayrı saçmalık. hayatlarına devam etmelerine ve dinlerini özgürce yaşamalarına izin verildi her zaman. hatta savaş esiri olanlardan okuma-yazma bilenler, öğretmeleri karşılığı serbest bırakıldı. esirlere kötü davranılması her savaşta yasaklandı ve önüne geçildi. araştırmadan, bilmeden yazarak lütfen harf kirliliği yaratmayalım. zira her gün gazetelerde harf kirliliği yaşıyoruz.

  • Onur Fidansoy diyor ki:

    Hakan Bey yanılıyorsunuz. Orada alıntıladığım bütün bilgilerin doğruluğunu kontrol ettim ve öyle aktardım. Öncelikle size Turan Dursun’u okumanızı tavsiye ediyorum. Tabi önce hayatını da okumalısınız ki bu kişinin güvenilirliği hakkında yanlış düşünmeyin.
    Ayrıca Turan Dursun düşüncelerinden ve araştırmalarından dolayı öldürülmüştür. Bunu da belirtmek istedim.
    Ve sizin Türklerin İslam’ı gönül rızasıyla kabul ettikleri sözüne yine bir alıntıyla cevap vereceğim.
    Turan Dursun’un “İSLAM’A GÖRE TÜRKLER İSTESELER DE MÜSLÜMAN OLAMAZLARDI” adlı makalesidir aşağıdaki;
    “Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır.”
    Muhammed

    (Bkz. Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Melahim/9 Babun fi Kıtali’t Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu’l-Cihad/ Babu Gazveti’t-Türk)

    “Tevrat”ın Tanrı”nın son derece “ırkçı” olduğunu hemen herkes bilir. Kimi araştırmacılar, bu “Tanrı”daki özelliğin, Yahudilik için “yararlı” olduğunu da savunurlar. Ne var ki, şu da gerçek: Bugün, “yahudiler”in sergiledikleri tüyler ürpertici ve insanlık dışı acımasızlıklarda , Tevrat’taki “Tanrı”nın(Yehova) ilkel, katı bir ırkçı oluşunun payı az değildir.

    Kur’an’ın “Tanrı”sının ırkçılığı

    Tevrat’ınkinin “ırkçılığı”nı herkes bilir de, “Kur’an’ın Tanrı’sı”nın “ırkçılığı”nı çoğu kimse bilmez. Ve kimi “iyi niyetli aydınlar” bile; Kur’an’ı ve “Tanrı”sını “evrensel” sanır. Oysa, Kur’an’ınki, Tevrat’ınkinin bir çeşit “kopya”sıdır. Bunu, bu “Tanrı”nın “İsrailoğulları”nı nasıl tanıttığından bile anlamak mümkün:

    Kuran’a Göre En Üstün Toplum, İsrail Toplumu”

    Buna, kimileri şaşacaklar. Ne ki, bir gerçek. İşte ayetler: Kur’an’ın “Tanrı”sı, tıpkı, Tevrat’ın “Tanrı”sı “Yehova” gibi, iki yerde, aynen şöyle seslenir:

    “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi dünyalara üstün kıldığımı hatırlayın.” ( Bakara, ayet: 47, 122. Diyanet çevirisi.)

    Bir yanda İslam dünyasındaki Yahudi düşmanlığı, öbür yanda da, Kur’an’daki Tanrının İsrailoğullarına böyle seslenişi… Bir çelişkidir bu. Bunu da geçelim.

    Arap toplumundan başkası “muhatap” değil

    Kur’an’da birçok şeyler anlatılır. Kaynakları biliniyor bugün. Ama tanrıdan diye sunulur. Bu “Tanrı”yla “insanlar” arasında, daha doğrusu, zamanına göre bir kesim insanlar, bir toplum ya da bir toplumun kesimi arasında da bir “elçi”. “Tanrı Elçisi” diye sunulur. “Peygamber” deniyor. Kur’an’da anlatılan o ki, “Tanrı” şu açıklamayı yapmakta:
    -”Biz her peygamberi, kendi toplumunun diliyle gönderdik. İlle de böyle yaptık ki, o toplumdan olanlara anlatabilsin.” (İbrahim suresi, ayet: 4.)
    Demek ki, Kur’an’a göre, “Tanrı’nın elçisi”nin bir “toplum”u var. “Elçi”, “ırk”ından geldiği bu “toplum”la “Tanrı” arasında yapar aracılığını. Ne iletecekse bu “toplum”a ve “kendi diliyle” iletmekle yükümlü. Kur’an’da anlatılan bu. Yine buna göre; Muhammed de bu yükümlülüğü taşımakta. Onun da bir “toplumu” var ve o da “Tanrı”sıyla bu “toplum” arasında “aracı”.
    “KITALUT-TURK” (“TÜRKLERLE ÖLDÜRÜŞME”) HADİSLERİNDEN. Sonunda Türkler kesilecekler…(Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad/9, hadis no:4305.)

    Kur’an’ın bütünü içinde, Muhammed’in “kavm”ından, yani “toplum”undan “Tanrı vahiyleri”ni, bu topluma iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. Muhammed’in “toplum”u, “Arap toplumu”dur. Öyleyse “muhattap” da bu toplumdur. Kur’an, kendi deyimiyle Arapça, seslendiği kesim de, Araplar. Ama “Araplar”ın da tümü değil; yalnızca “bir kesimi”.

    Korkutma yalnız “Mekke ve çevresi”ne

    Ayetler çok açık. “Kur’an”la yapılan “uyarı”ların, “korkutma”ların, “Mekke” (Ümmü’l-Kura) ve “çevresi”ne yönelik olduğu, En’am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor. Evet, Kur’an’ın “muhatab”ı, “Mekke ve çevresi”dir yalnızca. Bugün kendilerini müslüman sayan öteki toplumlarda hiçbirisinin, bu kapsamda yeri yoktur. Knou, bu denli açık. Muhammed’in “tüm insanların peygamberi”, Kur’an’ın da “tüm insanlara yönelik” olduğunun anlatıldığı ayetler de var. Kur’an’daki nice çelişkilerden biridir bu. Ama, “kendisine açıklama yapılan toplum”un “Arap toplumu”, bu toplum içinde de yalnızca “Mekke ve çevresi”nin ( hem de o zamanki) “halk”ı olduğu da bir gerçek. Başka toplumlardan, bu arada “Türkler”den “müslüman” olanlar olmuş; daha doğrusu kendilerini “müslüman” saymışlar; ama Kur’an’ın hangi toplumu “müslüman” saydığı önemli.

    Özellikle “Türkler” için “hadis”ler vardır. Türkler için hiç de iyi şeyler söylemeyen bu hadisler, örnek ve yürekli bilim adamı Prof. Dr. İlahn Arsel’in “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” adlı kitabında çok çarpıcı biçimde yer almakta. ( Bkz. İstanbul, 1987, İnkılap Kitabevi, s. 18 ve öt.)

    Muhammed’in Türk düşmanlığı

    Kendilerini “müslüman” sayan “Türkler”i Muhammed, “müslüman” saymak şöyle dursun; “düşman” diye ilan etmiştir. İslam dünyasında en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında da bu var. Başlı başına bir bölüm olarak. Bölümün adı da çok. İlginç: “Kıtalu’t-Türk”. Anlamı da: “Türklerle öldürüşmek (savaş)”. Buhari’de, Ebu Davud’da ve Tirmizi’de bölümün adı bu. İbn Mace’de “Babu’t-Türk”, yani “Türkler Bölümü”. Müslim’deyse, “Kıyamet alametleri” arasında yer alıyor.

    Muhammed, “Peygamberliğinin bir kanıtı” olarak, gelecekten haber verirken, Kıyametin bir alameti olarak Türklerle nasıl çarpışılacağını, müslümanların, Türkleri nasıl öldüreceklerini de anlatıyor. Hem Türk diye ad vererek, hem de tarif ederek, yüzlerinin, gözlerinin, burunlarının, derilerinin, renklerinin nasıl olduğunu anlatarak. Anlaşılan o ki, Türkler konusunda kendisine bir takım bilgiler verilmiş. Muhammed’in anlatmasına göre, “Türklerle öldürüşme”, taa “Kıyamet”e dek söz konusu. Kıyametin bir alameti olarak da müslümanlar, yeryüzündeki Türkleri öldürüp temizleyecekler. Yoksa kıyamet kopmayacak. İşte hadislerden bir kesim:

    - Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş (kalın) derili olan bu toplumla…. kıl giyerler.”( Bkz. Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu’l-Melahim/9 Babun fi Kıtali’t Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu’l-Cihad/ Babu Gazveti’t-Türk…)

    -”Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Buhari, e’s-SAhih, Kitabu’l-Cihad/96; Müslim, e’s-Sahih, kitabu’l-Fiten/62 hadis no: 2912; Ebu Davud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; İbn Mace, h. no: 4096-4099)
    “KITALU’T-TURK” HADİSLERİNDEN. “Türklere karşı k’tal, kesinlikle olacak.”…
    (Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Cihad/96)

    “Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan (keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplulukla vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz (müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz.”( Bkz. Buhari, e’s-Sahih, kitabu’l-Cihad/95; Müslüm, e’s-Sahih, Kitabu’l-Fiten/66, hadis no: 2912; İbn Mace, h.no: 4097-4098).

    - “Sizinle(siz müslümanlarla), küçük (çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası’nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir.
    Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır.”(Ebu Davud, sünen, hadis no: 4305.) Muhammed’in, bugün kendisine “Peygamberimiz, efendimiz” diyen Türklere bakışı tutumu budur işte.

    İnsanlara “insan” olarak bakmak gerekir. Hangi ırktan, hangi renkten ve hangi “din”den olurlarsa olsunlar ya da hiçbir dinden olmasınlar. Ama “dinler”, “dinliler”, “ırkçılar” böyle bakamamakta. Yahudisi, Hristiyanı, İslam inanırı hep birbirine düşman. Irkçılar da kendi ırklarından olmayanlara karşı böyle. Bugün dünyamızın yaşadığı nice acı olaylarda, bu ilkelliğin payı az değildir. Bunlardan arınmalı artık insanlık. Yoksa acımasızlıklar, acılar, gözyaşları sürüp gidecektir.
    -

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    onur isimli arkadaş, sen en büyük Semavi dinin peygamberinden askerlik arkadaşın gibi bahsedemezsin bir kere. Okumuşsun bin şeyler evet ama inan bana boş yere okumuşsun. Okuduğun isimlerin mantaliteleri belli, misyonları belli. Bu kişileri kendine örnek almaktansa biraz da İbni Haldun. Mevlana, İbni Teyime, Ali Şeriati, Farabi,Said Nursi oku bence. Yıllarca sedace büyüdüğün, inandığın yetiştirildiğin ahlak üzerine eserler okumuşsun, ondan sonra da buraya okuduğun kişilerin görüşlerini copy paste yapmışsın. O kadar hadis kitapları okudum, O kadar Efendimizin hayatını okudum, hem de farklı farklı kaynaklardan hiç bir yerde Türklere karşı savaşla ilgili bir hadise rastlamadım. dediğim gibi aldığın kaynaklara benim hiçbir şekilde güvenim yok. Efendimizin bazı sözlerini yontarak, çarpıtırak güya açıklarını, hatalarını buduğunu sanarak üstünlük kurduğunuzu sandınız.
    Irktan bahsederken aslında Kuranda belirtildiği şekilde ırkla hiçbir ilgisi olmayan, ırkla ilgili bir konuya atıf yapmayan ayetleri dediğim şeklide o tarafa yontmuşsun da sana en basitinden bin hadis hatırlatayım; “Arapın Acemden, Acemin Araptan hiçbir üstünlüğü yoktur, gerçek üstünlük ancak takva iledir.” ve yine Efendimizin Veda Hutbesine bir göz at.
    İlhan Arsel tarzı saldırılarla hiçbir şey kanıtladığın falan yok. kısıtlı kaynaklarla aldığın bilgileri buraya kopyalayarak da. biraz geniş düşünmek istersen saydığım yazarları okumanı tavsiye ederim. çelişki dediğin şeylerin uydurmadan ziyade olmadığını görürsün.

  • Hakan Celep diyor ki:

    İlk baktığım hadis ve ikinci alıntı olan Bakara suresi’nden alınan ayetin, kelime oyunları, çevirme, yorumlama da değiştirme gibi enteresan olaylar gördüğüm için cevaplamak istemiyorum.
    bahsedilen çekik gözlüler ve savaş meselesi ise,, moğol göçünde yaşandı. tarif edilen ırk moğollardı. ki aynen anlatılan gibi oldu.
    ayrıca, ebu davud ya da buhara hadis toplarken, yorumlama gibi olaylara da kaçabilmiştir. o yüzden her hadis arşivcisi sahih olmayabiliyor.
    ayrıca islam’ın ırkçı olduğunu da herhalde bir tek biz söyleriz.
    Onur, araştırma ve yazma çaban takdir edilesi ve çok hoşuma gitti. ancak, turan dursun’y okuyorsak, bakalım karşısında ki ne demişi de yapmalıyız? onu da araştırırsak daha doğruya gitmiş oluruz. turan dursun, infial yarattığı için bilinçsizlerce vurulmuş olabilir. genele mal edilmemeli.

  • Yiğit Can Aydın diyor ki:

    Önerdiğin tüm kitapları okuyacağım ama sen de Turan Dursun, İlhan Arsel ve Erdoğan Aydın okuyacaksın. Ayrıca ” Efendi ” kelimesinin kullandıldığı yerde inançtan ziyade kölelik başlamıştır. Sen sadece okuduklarına inan sorgulamaktan vazgeçmişsin. Eğer gerçekliğine inanıyorsanız bunu tabu haline getirmemeniz gerektiği de bir başka gerçektir.

    Onur Fidansoy’un yazdıklarının kaynaklarından biri olan Turan Dursun’un geçmişini birazcıkta olsa araştıracak olursan bir din adamı olduğunu ( nasıl yorumlarsanız yorumlayın ) bu konuda eğitim aldığını ve din konusunda bugün bilgi sahibi olduğu düşünülen Said-i Nursi’den çok daha fazla en azından akademik eğitim aldığını görebilirsiniz. Ama sizler için akademik eğitim önemli değil. Çünkü siz ” Efendi ” kelimesini kullanarak zaten kabullenilmiş bilgilerin ışığında hareket etmektesiniz. Biraz da gerçekliğin genel geçer bir doğruya ulaşabilmesi için ” Tabu ” larınızı sorgulayıp ( Ancak çift taraflı karşılaştırma ya da özgür benliğinizi açarak ) bu gerçekliği test etmelisiniz.

    İbn’i Haldun’un felsefesini de doğru kavramanızı öneririm. Bir kere daha okuyun.

  • Yiğit Can Aydın diyor ki:

    Hakan, Turan Dursun’un infial yarattığı konusunda kafamda soru işaretleri belirdi. İnfial’den kastın eğer birşeyleri araştırarak öğrenerek bilerek isteyerek sorgulamaksa, ” kendini Tanrı yoluna adamış ” olarak gösteren bilinçsizlerin hakkı olmayan Tanrı’nın verdiği canı alma girişimi ne kadar doğru olur.

    Ne kadar bilinç aranır ya da ne kadar doğruluk aranır ( ki aranmaz ) tümevarım yöntemi kullanılmadan bu insanların yaptıklarıyla birlikte infial kelimesinin kullanımı ne kadar doğru olur.

    Evvela kendi inanç anlayışımı belirtmek isterim ki yorumlamanız da sizlere kalsın. Bana göre Tanrı’ya ulaşmanın yolu nice insanın söylediği sözlerden geçmiyor. Ne Hz. Muhammed’in ne Hz. İsa’nın ne de Hz. Musa’nın indiği varsayılan kitaplarla birlikte göstermeye çalıştıkları yol benim ışığım asla olamaz.
    Alevi bir annenin oğlu olarak yıllardan beri anne soyumun bana gösterdiği şeyler ne din yolunda ne de din’e yönelik olmuştur. Dedemin bana söylediği en önemli söz şuydu: ” Ele güne muhtaç olma, kimsenin hakkını yeme. ” Dedem ne din adamıdır ne de Din konusunda bilgi sahibi olarak sözleri sarfetmiştir. Sadece insan olmanın gereklerini göstermek istemiştir. Nice insan ” Komşun aç iken, sen tok yatmamalısın ” sözünü ne derece uygulayabilmiştir.

    Bırakın artık Din Bu! kavramlarını. İnsanlar ne kadar insan olabildi ya da insan olmanın gereklerini Tanrı’nın verdiği canın kıymetini ne kadar bildi. Cihad yolunda herşey mübah olamaz kardeşim. Asla bir insanın canına kastedemezsin! Amacı nedeni ne olursa olsun olayları sen bir ” İnsanın ” canına mal edemezsin!

    İsrailoğulları o oğulları bu oğulları kimin oğlu olursa olsun bana ne ben kendi oğluma ne kadar güzel bir gelecek sunabileceğim bunun anahtarını kim verecek ? Tabulaştırılan yollar mı ? Asla!

    Ben eğer insana insan gibi muamele ediyorsam var olmayı becerebiliyorum emanet olan canımın değerini biliyorum demektir.

    İnsanların yazdıklarını okuyarak kendinize yol yaratabilirsiniz elbette ama ” Okumanın ” da bi adabı bir üslubu var. Okursun idrak edersin ve kendinden de birşey katarsın varlığın ancak böyle sürer. Başkalarının sözlerini körü körüne takip ederek bir yere varamaz bu insanlık.

    O şunu demiş bu bunu demiş. – mişéli geçmiş zaman kiplerinden çıkın artık. Orda yoktunuz asla da olamazsınız. Olmadığınız yerde sarfedildiği varsayılan kelimelerin üstünden gerçekliği bulamazsınız.

    Müslümanlık, Hristiyanlık, Yahudilik diye kafa kırılacak artık. Bırakın artık prangalarınızı başkaları tutmasın biraz da siz emek sarfedin bakalım o zaman ne kazanacaksınız.

  • Semra Yıldırım diyor ki:

    İlhan Arsel’i okulun kütüphanesinde görmüştüm. kitabı elime aldığımda içindekileri baya merak etmiştim. ilk üç sayfasından sonra tahammül edemedim ve bu tür saçmalıkları okumuş olmanın tiksintisi duydum. ama yine de devam ettim. benim açımdan iyi de oldu. akademisyen, aydın dediğiniz insanların aslında nasıl kara cahil olduklarını gördüm. mekanik bir anlayış ve at gözlüğü içinde hayatlarını heba eden bu insanlar evrim profesörleri gibi en bilinen aydınlar bile olsalar hiçbir kıymeti yok nazarımda. ilmi gerçek anlamıyla kavramış insanlar tavsiye ettim ben size. bu demek değil tam manasıyla o görüşleri benimsedim. Ama okunacaksa ilmi bilgisine bakılmalı. oturduğun yerden sen de peygamberimizi için atıp tutuabilrsin biri alır onu okur ve inanır da ama yazdığın şeyin bir kıymeti olur mu hayır. çünkü bol kesenden sallamışsın ve niyetin de belli. senin akademisyen dediklerinin bu sınıfa girdiğini düşünüyorum.
    Efendi meselesi ise iman anlayışıyla ilgilidir. burada dini literatür kullanmak gerekli ama benim açıklamalırm senin görüşüne çarpıp havaya savrulacaktır. çünkü bir kere gardını almış gibi duruyorsun. benim inancım insanlığın en yücesini Hz. Muhammed olarak belirtir. benim inancımın temeli; eshedu en la ilahe illallah ve eshedu enne muhammeden abduhu ve resuluhu dur. yani imanını esası kelimeyi Şehadet. bu yüzden Ona Efendimiz denir, denmelidir.
    özgür benliğim ve araştırma ruhum en çok o üniversitenin kapısından girilmediğmde devreye girdi. Okuduğum karşı görüş yazarlarını tek tek saymayacağım, ama bana yeteni okudum. tavsiyen için saol yine de.