"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Hep merak etmişimdir Müslümanların altın çağını yaşadığı sıralarda Ortaçağ’daki yobaz Hıristiyanların nasıl olup da ileriki yıllarda dünyayı tersine döndürürcesine Müslümanların önüne geçtiğini. Bu konuyla ilgili uzun süre kendimi tatmin edici bir kitap bulamadım. Değerli yazarımız Cengiz Özakıncı’nın İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü kitabını görünce, “İşte” dedim “beklediğim kitabı sonunda bir yazar yazmış.” Kitap öyle ince mince değil. Yaklaşık 550 sayfadan mürekkep. Bana hitap eden bir kitap. Sayfalarını karıştırırken anlatılanların resim ve fotoğraflarla desteklendiğini gördüm. Korsan kitaplarda şekiller, resimler, fotoğraflar net gözükmüyor. Dolayısıyla korsan almamaya karar verdim. Sipariş verdim, orijinal aldım. Kitabı daha okumadım. En geç bir ay sonra okurum.

Mustafa Akgün’ün “Yahudi’nin Tahta Kılıcı” adlı eserinin “Yahudiler ve Yeni Eğitim Sistemi” başlıklı bölümünün bidayetinde (başlama, başlangıç) bazı Müslümanlardan örnekler verip, İslam’da bilimin nasıl Doğu’dan Batı’ya doğru kaydığını anlatıyor. Dikkate değer olduğundan bu mevzuyu yazmaya karar verdim.

Batılıların bilimi Müslümanlardan intihal ettiğini birçok kişi duymuştur. Ben de duymuştum, ama bununla ilgili ne bir kitap ne de bir makale okumuştum. Ta ki Mustafa Akgün’ün Tarih Boyunca İki Yüzlüler kitabını okuyana dek. Orada Coğrafi Keşiflerden başlayarak Batı’nın ilmi Müslümanlardan aşırdığı anlatılmaya çalışılıyordu. Yahudi’nin Tahta Kılıcı kitabında da bu bölümlere rastlıyoruz. Bu hususta en bariz örnek Piri Reis’tir. İlk dünya haritasını yapan Piri Reis (1470–1554). Burada bir hata var. “Tarih Boyunca İki Yüzlüler” adlı özetimde Piri Reis’in 1465’de Kitabül Bahriye adlı eseri yazdığını belirtmişim. En kısa zamanda Mustafa Akgün’ü bu tutarsızlık konusunda bilgilendireceğim.) dünyayı dolaşarak bu haritayı çizmiştir. İçimizdeki ve dışımızdaki ısmarlama tarihçiler dünyayı ilk dolaşanın Macellan olduğu konusunda mutabıktırlar. Macellan 1517’de dünyayı dolaşmıştır. Mustafa Akgün,”Tarihe Piri Reis’in adını istenen şekilde koymadılar, amma Macellan’ı ballandıra ballandıra anlattılar.”diyor. Yazarın Abdurrahman Dilipak’ın Coğrafi Keşiflerin İç Yüzü adlı kitabından iktibas ettiği(alıntıladığı) bilgilere göre, Macellan aslında koyu bir Hıristiyan misyoneriymiş. İspanyollarda ve Portekizlilerden aldığı paralarla dünyayı dolaşıyor, Hıristiyanlık propagandası yapıyormuş. Ne zamanki yolu Filipinlere uğradı, orada şuurlu bir İslam cemiyeti ile karşılaştı. Macellan ve adamları Filipinlere fiili saldırılarda bulunmuşlar. Bu yaptıklarından dolayı orada öldürülmüşler. Bu cümleleri hiç okumuş muydunuz arkadaşlar?

Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan da iktibaslarda bulunuyor Mustafa Akgün. Meğer Kristof Kolomp da bir Hıristiyan misyonermiş. Kristof Kolomb’a arkadaşları deniz yolculukları sırasında günlerce yol almalarına rağmen bir karaya rastlamayınca itiraz etmeye başladılar. Kristof Kolomp ise arkadaşlarına “Müslüman denizcilerin dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğini ve onların asla yalan söylemeyeceğini” belirtmiştir. Okul kitaplarından aklımda kaldığı kadarıyla, Kristof Kolomp Amerika kıtasını keşfediyor, ama bunun yeni bir kıta olduğunu anlayamıyor ve geri dönüyor. Sonradan Amerigo Vespuçi, Amerika’nın yeni bir kıta olduğunu anlıyor ve kıtaya isminden dolayı Amerika adını veriyor. Yine başka bir yazardan alıntılarına devam ediyor Mustafa Akgün. Bu alıntı bizdeki profesörlerin kendi ecdadını bilmemesi bakımından ibret olsun milletimize. Paragrafı kısaca aktarıyorum sizlere. ABD’de feza(Uzay) ilmiyle alakalı bir kısım bilim adamı bu ilmin tarihçesinde Türklerden bahsetmiş. Dünyada ilk defa uçanların Lageri Hasan Çelebi ve Hazefran Ahmet Çelebi adında IV. Murad zamanında yaşamış iki kişi olduğunu söylediklerinde bizdeki profesörler alık alık birbirlerinin yüzüne başlamışlardır. Mustafa Akgün bu bilgiye paralel olarak bizdeki profesörlerin ecdadını bilmemesinin gayet normal olduğunu ve üniversitelerimizin ilmî çalışma ve buluşlar açısından dünya üniversiteleri arasında ilk 500’e bile giremediğini ifade ediyor.

Ortaçağ’da Hıristiyan dünyası skolâstik felsefe denilen akıldan ve düşünceden münezzeh bir Kilise anlayışıyla idare ediliyordu. Düşünce alanında Aristotales’in görüşleri, inanç alanında Kilise’nin kaideleri geçerliydi. Bu ikisine ters bir görüş ortaya atan hemen Engizisyon mahkemelerinde yargılanıyor ve idama mahkûm ediliyordu. İdam şekli ise akıllara durgunluk veriyordu; otoritelere karşı gelmekte direnenler cayır cayır ateşte atılıyordu. Bunlardan en çok okuduğumuz örnek Galileo Galilei’dir. Aristotales’in “dünya merkezli evren”düşüncesine karşı gelen Galileo, “güneş merkezli evren” görüşünü ortaya atmıştır. Tam yakılacakken Kilise’ye bağlılığını bildirmiş ve yanmaktan kurtulmuştur. Bruno ise, cayır cayır yananlar arasındadır. Fakat skolâstik felsefe her ne yaptıysa bilimin ilerlemesini durduramamıştır. Kopernik güneş merkezli dünya sistemini kanıtlamıştır ve ilmî ve düşünsel alanda çığır açmıştır. Ve Batı sorgulayarak, eleştirerek bu günlere gelmiştir. Tarihî süreç içinde Batı’yı sadece hırsız olarak görmemek gerekir. İlmini Doğu ilmi üzerine bina etmiştir. Fakat hırsızlık yapıldığı konusunda onlarca kitap yazılmıştır ve bu kitaplarda da biraz gerçeklik payı bulunacağı muhakkaktır.

İşte Batı skolâstik felsefeyle sürünedursun Müslümanlar ilimde ışık saçıyordu etrafına. Mustafa Akgün’den iktibaslarımıza devam ediyoruz.

Beyrûnî (973–1051),dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü Batılılarda 900 sene evvel ispat etmiştir. İlmî Courier dergisi Beyrûnî’den “1000 yıl önce Orta Asya’da yaşayan evrensel bir deha” olarak dem vurmaktadır.

İbn-i Sina (980–1037) Batı üniversitelerinde tıp kitapları okutulan bir ilim adamıdır.

Cabir bin Hayyan (721–805), kimyanın babasıdır. Atomla alakalı ilk bilgileri o vermiştir. Gelmiş geçmiş on iki dahi arasında sayılmaktadır.

Fazıl Bin Halid (766-?), Batılılardan asırlar önce kâğıt fabrikasını kurmuştur. Pamuktan kâğıt yapmanın başarılmasından sonra 794’te Bağdat’ta kâğıt fabrikasını kurdu. Müslümanlar sayısız kütüphaneler yaptılar ve buraları kitaplarla doldurdular. İngiltere ancak 1309’da kâğıt fabrikası kurabildi.

Kindî (796–872), Einstein’dan uzun asırlar önce izafiyet teorisini bulmuştur. Batılılar tarafından da hüsnükabul görmüştür.

Görüldüğü gibi Batı’daki ilim adamlarından bazıları Müslümanların bu üstünlüğünü kabul etmişler, bazı Müslüman ilim adamlarını kitaplarına koymuşlardır.

Peki, intihalciler kimlerdir ve neden hırsızlık yapmak suç görülmemiştir? Şunu ifade ederek anlatmak istiyorum: Bazı durumlarda insan aklıyla hareket edemez, vicdanıyla hareket eder. Vicdan, insanın içindeki acıma ve merhamet duygusuyla ilgilidir ve akıldan münezzehtir. Vicdanı kirli olan insandan akla hayale gelmeyecek her şey beklenir. İslam âlimleri Kur-an gibi bir kitabı hatmettiğinden hırsızlık yapmamışlar, kendileri çalışıp icatlar ortaya çıkarmışlardır. Mesela Farabi, El Medünetül Fazıla adlı eserinde Aristo ve Platon’dan alıntılar yapar. Görüşlerini onların görüşleri üzerinde bina eder. Fakat ilim namusu olmayan kişilerde her türlü pislik bulunur. Mesela bir radyo kanalından bir ilahiyat profesörü Aristo’nun 20 yıl Mısır’da kaldığını ve eve döndüğünde bundan hiçbir şekilde bahsetmediğini söylemişti. Kitaplarında da bunu göremiyorduk. Nasıl olur da Mısır’ın altın çağında Mısır’dan bahsedilmez! Bu işte bir bit yeniği olduğu muhakkaktır. Fakat ilim namusuna sahip Farabi kimden alıntı yaptığını göstermiştir. Mustafa Akgün’ün kitabından Doğu’daki ilim adamlarının buluşlarını kendilerine mal edenleri okuyoruz. Bu bölümde daha ziyade Ali Çankırılı’nın Batıda İlmi Skandallar adlı eserinden istifade etmiş yazar. Mesela Batılıların kendine mal ettikleri Ondalık Sayı Sistemi’ni ilim dünyasına kazandıran Gıyaseddin Cemşid imiş. Diferansiyel hesabını yapan Sabit Bin Kurra imiş. Newton onu kendine mal etmiş. Dalton ise, kimyada maddelerin saf elementlerden meydana geldiğini, atomların birleşerek bileşikleri meydana getirdiğini bulmuştur. Tatbikî ilimler profesörü Julius Ruska ve asistanı Paul Kraus, Dalton’un buluşu olarak ileri sürdüğü şeyleri İslâm âlimi Cabir Bin Hayyan’dan çaldığını ispat etmişlerdir(s.409) Nostradamus ise, Muhiddin-i Arabî’nin eserlerinden bazı şeyleri çalmıştır. Muhiddin-i Arabî ebcet hesabıyla gelecekte olabilecek bazı hadiseler üzerinde tahminlerde bulunmuş. Nostradamus’un kâhin olduğunu biliyoruz. Kendi adını taşıyan bir film yapılmıştı. Demek ki Nostradamus Muhiddin-i Arabî’nin tahminlerini kendine mal etmeyi başarmış. Verilen bilgilere göre, Nostradamus Haçlı Seferleri sırasında Müslümanların yağmalanan kütüphanelerinden Muhiddin-i Arabî’nin kitaplarını alarak, Latince’ye tercüme etmiştir ve kendisininmiş gibi yaymıştır. Fakat tahmin ve hesaplamalarını Ay yılına göre yapan Muhiddin-i Arabî, Nostradamus’u yanıltmıştır, çünkü Nostradamus Güneş yılından hareket etmiştir. Dolayısıyla Nostradamus hesaplarını tutturamamış, kehanetlerinin çoğunda yanılmıştır. Burada şunu hatırlatmakta fayda var: İslam inancında peygamberlerde görülen olağan üstü hallere mucize, âlim ve Allah dostlarında görülenlere keramet, Nostradamus gibi adamlarda görülenlere kehanet denir.

Sonuç olarak okullarda okutulan tarih kitaplarında bariz doğrular saptırılmaktadır. Bu olgu, Mustafa Akgün’ün Siyonist Yahudilerin ve Masonların tarih kitaplarımıza görünmez el attığı savını güçlendirmektedir. Doğu’daki buluşların hakikatten Batılılar tarafından mı çalındığı önemle üzerinde durulması gereken bir konudur.

, , , ,

Yazar Hakkında

Bu yazıya 9 görüş yazıldı.

  • Fatih Emre Polat (10 Temmuz 2009) :

    Sayın azizkan86.

    Yazmış olduğunuz denemeyi baştan sona okudum.Günümüzde Tarih kitaplarında işlediğimiz rönesans, reform gibi kavramların oluşumunu sağlayan da biziz aslında.Biz olmasaydık, doğu toplumu olmasaydı yani, bugün batı toplumundan bahsedemezdik.Batı’nın geliştirmiş olduğu ilimin çekirdeğinde bizim bilim adamlarımızın imzası vardır.

    Yazınızda genellikle nesnel olmaya çalışmışsınız.Bu çok hoş olmuş.Yalnız, Nostradamus’un kehanet sahibi biri olduğunu düşünüyorsunuz sanırım.Oysa ben bir sahtekar diyorum ona.

    İslam alimlerinin çalmadığını söylemeniz de genel itibariyle bir oranda hatalı.Bunu genele yayamazsınız.Biz, onlardan daha az çalarız.Ama bilginin üzerine yeni bir şey eklemek ve bunu sunmak çalmak mıdır?Aynısını söylemenin çalmak olduğunu söyleyebiliriz.Ama onu değiştirmek ve yeniden yapılandırmak için “istifade etmek” kelimesini kullanabiliriz.Sonuçta bunlar bilimsel çalışmalardır.Amaç tüm insanlığa hizmet etmektir.

    Doğu’daki bilim adamlarında “ilim namusu” olmasını neye dayanarak söylüyoruz?Sonuçta bu bilim adamları topluma hizmet ettiler.Benim gözümde “Newton” ile “Kindi” birdir.İlmin nasıl namusu oluyor?İsterse ateist olsun!Keşke, bizden olsun ama bu zamanlarda olmuyor!İlmin nasıl namusu olur?Önemli olan ortaya çıkan ürün değil mi?Bu bağlamda ben bilim söz konusu olduğunuda kan bağına, ırk bağına, millete milliyete bakamam.

    Batı zihniyeti gerçekleri çarptırıyor olabilir.Biz de mi onlar gibi olalım?Batı’yı oluşturan biz olabiliriz.Ama biz de “ilimde namus” diyerek yanlış yollara sapıyoruz.Bunlar yanlış şeyler.

    Bilgi çalmaktan bahsediyorsanız günümüz Türk insanına bakabilirsiniz.Batı’nın tüm teknolojisini çalıyoruz aslında.Batılıla bize bunu dese biz ne diyecez?Ne söyleyebiliriz???

    Saygılarımla…

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Fatih Emre Polat (10 Temmuz 2009) :

    Sayın Azizkan86,

    Yazınızda, yabancı kelimeleri özenle seçtiğinizi ve kullandığınızı görüyorum.Örnekler :

    müspet,bidayet,intihal et,iktibas,münezzeh,dem vurmak,tatbiki ilim vb.

    Sayın Azizkan!Yabancı kelimeleri sıklıkla kullanmanız sizi iyi bir yazar yapmaz.Yazınıza baktığımda genel itibariyle konuya hakim olduğunuzu görüyorum.Güzel de yazmışsınız.Ama bazı kitaplardan aldığınızı düşündüğüm yazılardan gelen bu yabancı kelimeler, açıkçası yakışmıyor.Bu yazıyı herkes okumak ister.Anlatabiliyor muyum?Kendinizi, bu kadar sıkmayın.İktibas deyince bir şey olmuyor.Münezzeh hiç de hoş bir ifade değil.Dem vurmayıverin be hocam!Olmayacak yerde vurmuşsunuz zaten!

    Türkçe’nin ne kadar engin bir dil olduğunu sanırım bilirsiniz.Türkçe kelimeler kullanalım.Bu yazınızı daha güzelleştirir.Okuduğunuz yazarlar, yabancı kelimeler kullanabilir.Onların düşünce yapısını alın.Kelimelerini değil.Türkçe’yi kullanarak daha etkileyici ve sürükleyici yazılar yazabilirsiniz.Emin olun, bu arapça kelimelerin herbiri, bizim düşün dünyamıza saplanan bir hançerdir.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • aziz (10 Temmuz 2009) :

    Sayın Fatih, ilk yorumunuzda “ilim namusu” kavramını anlamadığınızı belirtmişsiniz. Ben aslında açık açık yazdım. Bir insan başkalarından alıntı yaptığında eğer alıntının kaynağını belirtiyorsa, aldığı bilgileri kendine mal etmemişse, insanlığın faydasına çalışmışsa ilim namusuna sahip bir insandır diyebiliriz bana göre. Bu konuya açıklık kazandırdıktan sonra ikinci yorumunuza geçeyim. Bu kelimeler Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde bulunuyor. Niye bu kelimeleri kullanmayayım? Hep bahsetmek fiilini yazsam hoşunuza gider mi? Dem vurmak var, ifade etmek var, dillendirmek var, belirtmek var. Var da var…Ben, sen, o bu kelimeleri kullanmazsak yüz- iki yüz kelimelik bir çukurda buluruz kendimizi. Türkçe konusunda aşırı hassassınız. Türkçe öğretmeni olarak göreceğiz sizi. Esas sizin bu tür kelimeleri savunmanız gerekir. Siz aslında yozlaşma yerine dejenerasyon yazarsam bana kızın, laf edin, ne biçim Türkçe bilgin var deyin. Bu laflar karşısında boynum kıldan incedir. Yanlış mı düşünüyorum?

    [bu yoruma cevap ver!]

  • aziz (10 Temmuz 2009) :

    Bir de şunu söylemek isterim ki, insanlar anlamadığı kelimelere,zahmet olmazsa,ellerine bir sözlük alıp baksınlar. Biraz insanlarda merak duygusu uyandırmaya çalışıyorum. Biraz da öğrensinler, araştırsınlar canım! Yavuz Bülent Bakiler, Feyza Hepçilingirler, Nihat Sami Banarlı gibi Türkçe mütehassısları hep millet olarak 300-400 kelime ile konuşmamızdan yakınmıyor mu?

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Fatih Emre Polat (10 Temmuz 2009) :

    Sayın aziz bey.

    Türkçe hiç de 300-400 kelime ile karşılanabilecek bir değildir.Türkçe konusunda hassas olduğum doğru.Ama ben iktibası,intihali kullanmanızı yanlış buluyorum.Bu kelimeler, bilindiği üzere unutulacak kelimeler.Varsın unutulsun.Yerine Türkçe olarak karşılayabileceğimiz birçok kelime var.Bir Türkçe kelimenin unutulmasına gönlüm razı olmuyor.Ama yabancı kelime varsın unutulsun diyorum.Bu kelimeler, bizim düşüncelerimize kilit vuruyor.İktibası bilenin onun ismi faili-ini de ism-i meful-ünü de bilmesi gerekir.Biz neden iktibas diyoruz o zaman?

    Ben, sizin Türkçe bilginize birşey demiyorum.Bunu ben bilemem.Belki, benden daha iyi biliyorsunuz Türkçe’yi.Ama, ben şahsım adına Türkçe kullanmayı tercih ediyorum.300-400 kelime ile karşılanmaz Türkçe kullanırsak.O zaman daha geniş bir anlam kümesi oluştururuz.Emin olun.Türkçe konusunda uzman bilim adamlarının 300-400 kelime kullanmamızdan yakınması, bundan kaynaklanmaz.Türkçe’nin derinliklerine inemiyoruz anlamına geliyor bu.Bahsettiğiniz kelimeleri Türkçe’de karşıalaybiliyoruz.O zaman, ben neden Türkçe’si yok diyorum.

    Saygılar ve Sevgiler.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Fatih Emre Polat (10 Temmuz 2009) :

    “İlim namusu” konusunun göreceliğini belirtmek isterim.Bilimde sistemleşmiş bir kavramdan bahsetmiyoruz.Bu kavramın sınırlarını nasıl çizeceğimiz de ayrı bir sorun.

    Başkalarından alıntı yapıyorsa bunu söylemesi gerektiğini belirtiyorsunuz.Peki, bu bilimsel çalışmaların teoriden öteye giderek sistemleştiğini de bilmiyormuyuz?Örnek veriyorum ki akılda kalıcılığı artsın.

    Örneğin ben, Newton’un yer çekimi kanunundan yola çıkarak bir şey icad ettim.Olmaz ya örnek veriyoruz işte :).Benim, Newton sağolsun dememe gerek var mı?

    Batılı bilim adamlarının bilgiyi kendilerine mal etmesini hoş karşılayamayız.Ama ben “ilim namusu” kavramıyla da karşılanmayacağını belirtmek isterim.Eğer öyle değerlendirirsek günümüzde birçoğumuz ilim yönünden namus dışı davranışlar sergiliyoruz.

    Batılı bilim adamlarının bu davranışına ahlaki değil diyebiliriz.Bunun örnekleri bizde de vardır.Bu sadece batılılara özgü bir namussuzluk değil yani :).

    Batı toplumu, herşeyin kendinden çıktığı görüşünü yaymak niyetindedir.Bu elbette ki yanlıştır.Ama günümüz dünyasında, bilimsel çalışmalarda o kadar yerden alıntı yapılıyor ki sizin açınızdan “ilim namusu” pek bir gözardı ediliyor.Ne yapmak gerekiyor?Bir buluşun bilimsel süreçleri tam anlamıyla göz önünde olmadığı için, biz sonuca bakıyoruz artık.En azından ben öyle bakıyorum.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • aziz (10 Temmuz 2009) :

    Bu konuları biraz daha araştırmak lazım gelir Fatih Bey. Bu konuda mutabık kalabiliriz, ama Türkçe hususunda anlaşamayacağız gibi gözüküyor. Çünkü ikimiz de kendimizi haklı görüyoruz. Bu konuda size ısrar etmeyeceğim. Türkçe konusundaki görüşlerim açık ve nettir.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Fatih Emre Polat (11 Temmuz 2009) :

    Sayın Aziz bey.

    Ben sizin yabancı kelimeler kullanmanıza tepkide bulunmuyorum.Ama bu kelimelerin toprağa gömülmesine de az kaldığını ifade etmek istiyorum.İntihal, bidayet, iktibas.Bu ve benzeri kelimeler Osmanlı zamanında aydın kesim tarafından kullanılıyordu.Halk tarafından geçmişten günümüze gelene dek kabullenilmeyen bu kelimelerin, artık aydın kesim tarafından da pek kullanılmaması sanırım bu kelimelerin zamanının dolduğu anlamına geliyor.Belki biz göremeyeceğiz ama bizden sonra gelecek olan nesil, bu kelimelerle karşılaşmayacak.Bunlar kehanet değil.Varsayım.Ama bu konudaki varsayımlarım da kuvvetlidir.Emin olun, belki siz ve çevrenizdeki insanlar kullanıyor olacaklar bu kelimeyi.Ama bizden sonrakiler bu kelimeyi belki duymayacak! :)

    Saygılar.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • aziz (14 Temmuz 2009) :

    Son yorumunuzda haklı olduğunuzu belirtmek istiyorum. Fakat ben kullanmaya devam edeceğim. Zaten ben bu kelimeleri konuşurken kullanmıyorum. Sadece yazı dilinde tekrarlardan kaçınmak için farklı sözcükler deniyorum.

    [bu yoruma cevap ver!]

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası