"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Amerika’nın iç ve dış politikalarını Siyonist bağlantılı çok uluslu şirketler adına yönlendirmekle görevli olan Rockefeller’in, Türkiye ve diğer 3. dünya ülkesi 49konumundaki devletleri nasıl oltaya düşürmeleri gerektiği konusunda Başkan Eisenhower’a verdiği nasihatten bir alıntı ile başlamak istiyorum:

“Başkan Eisenhower’a,

Biz askeri paktlarımızı kurmayı ve sağlamlaştırmayı hedef alan tedbirlere devam etmeliyiz… Büyük ölçüde politik ve askeri nüfuz garantileyecek genişlikte bir ekonomik yayılma planını Asya, Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız…

Yardımda- birinci gruba, bizimle dost olan ve bize uzun süreli askeri paktlarla bağlanmış olan ülkeler girer. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.

Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur.  Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım, -örneğin Türkiye’ye bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir

Bu tip ülkelere Türkiye gibi – doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır.”

Nelson A. Rockefeller  – 1956

M.Emin Değer’in “Oltadaki Balık Türkiye” kitabından…

Evet, Batı kimi ülkelere topla, tüfekle, nükleer ile girerken kimilerine de demokrasi adı altında hibelerle, kredilerle, ekonomik paketlerle nasıl girdiğini yakın tarihimizde pek çok kere tanık olduk.

Türkiye’de milli sermayenin yok edilmesi için büyük çaba sarf edilmiş ve başarılıda olunmuş maalesef. Üretmek yerine daha ucuzu çok düşük! Ve uzun vadeli kredi seçenekleriyle hazır paket halinde milletin önüne sunarak istenilen “tüketen toplum” modeline bu ülke sistemlice kavuşturulmuş.

Öncelikli olarak halkları etnik, dini, mezhepsel olarak ayırmak adına intelijans faaliyetler içerisine giren batı güçleri arkasından bu ayrılıkçı hareketleri silahlandırmak adına da çok uluslu silah şirketlerini de devreye sokarak bir taşla iki kuş vurmanın planlarını yapmışlar. Aslında başarılı da olunmuş. Bugün Türkiye ve çevre ülkeler ayrılıkçı etnik terör gruplarının saldırılarını bertaraf etmek adına tüm silahlanma gücünü emperyal ülkelerden sağlarken karşıt güçlerde aynı yollarla silahlandırılarak sonu gelmeyen çatışmalara doğru sürüklenmektedir.

Türkiye, 1950’li yıllardan bu yana Amerika’nın Dünya Jandarmalığı görevini layıkıyla yerine getiriyor ve adeta Amerika’nın Orta Doğu’daki yerleşkesi durumunda. Bunların hepsinin Rockefeller’in dediği gibi ekonomik  yardımlarla gerçekleştiğini bize bağıra çağıra ilan ediyorlar. Bir süt tozuna küçük Amerika olma hayallerine girenlerinde bu yeni dünya düzeni projelerine verdiği destekleri de göz ardı etmezsek, Amerika’nın yayılmacı politikalarının ne kadar hızlı ve kolay yayıldığını kolayca gözlemleyebiliriz.

Türkiye’nin emek, üretim, iş gücü için adeta bir oksijen niteliğindeki KİT’lerin sistemli bir şekilde zarara uğratılarak çok uluslu sermayenin eline devredilmesi projesinde ise durum aslında gerçeklerden daha da vahimdir. Türkiye’de adeta darphane şeklindeki özel ve resmi sanayi yatırımlarına talip olan batı, ülkemizdeki yerli kompradorları da kendi emelleri doğrultusunda köleleştirmiş ve onların da bu pastadaki payını sadaka niyetiyle vermektedir.

Batının emperyalizmi yüceltme, koruma güdüsü tıpkı maddenin konumu gibidir. Madde durağanlaştıkça içine kapanır ve yok olur. Ama maddeye tetikleyici bir güç verildikçe büyüdükçe büyür. İşte emperyalizmin de tetikleyici gücü silahlanma ve savaşlardır.

Emperyalizm tercihimiz mi yoksa kaderimiz mi?

Türkiye bundan yüzyıl öncesinde emperyalist ağ ile her tarafından sarmalanmış ve bağımsızlığını mandacı yönetimlere kiralamaya varacak kadar çaresizce durumlara düşmüştü. Fakat birilerinin boyunduruğu altında yaşamaktansa onurlu bir mücadeleye, “Ulusal Mücadele”ye gözünü kırpmadan giren bu millet, emperyalizmin karşısında keskin bir kılıç olmuş bugün birçok mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelesine de ön ayak olmuştur.

Fakat Gazi’nin ölümünün kısa bir süre sonrasında yeni dünya düzeninin mimarlarınca ülkemiz siyasi açıdan kuşatılmış olması ve bağımsızlığımız birilerinin ellerine teslim edilmesinden hemen sonra yaşanan tüm olumsuzluklar bize gösteriyor ki bizi bu hale getiren etmenlerin hepsi aslında bizim tercihlerimiz sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu milletin kaderi tam bağımsızlık adınadır. Dünyada Amerikan karşıtlığının yüksek oranda olduğu ama siyaseten Amerika’ya iliğine kadar bağlı olan bir ülkede kadercilikten çok tercih meselesine göz atmak gereklidir. Demokrasilerde biz tercihe “seçim” diyoruz. Belki, şu tercihlerdir bizleri bu kadar karamsarlığa, tedirginliğe götüren ne dersiniz?

, , , , , , ,

Yazar Hakkında

Bio: "Unutulmak istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz,ya da yazılmaya değer şeyler yap." Benjamin Franklin

Sen Ne Düşünüyorsun?

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası