Sabah mahmurluğum henüz üstümden gitmişti ki kargodan bir telefon. ” Kargonuz gelmiştir. Verilen ev adresinde sizi bulamadığımız için teslimat gerçekleşememiştir. Kargonuz elimizdedir. Gelip almanızı bekliyoruz. ” Önce ne olduğunu anlayamadım. ” Pardon ne kargosu ? ” diye sorduğumda telefondaki ses ” …… teknikten bir adet kasa gönderilmiş .” dedi ve ondan sonra aklıma geldi. Evet benim bir bilgisayarım vardı. Kargonun geldik deyipte evde bulamadığı tarih ayın 26’sıydı ve ne gariptir ki biz evdeydik. Belediyenin tüm adresleri değiştirip postalarda ve kargolarda karmaşaya yol açması yüzünden ki bu konuda çoğu kargo ve kurye ile tartıştığımı biliyorum, eşim bizzat kendisi gitti kasayı almaya.
Evimizde yaklaşık 14 Aralık’tan beri internet yok. Benim yeni programları yükleyip deneme hevesim yüzünden bir gün bilgisayarı çökerttim. Önce hatanın nerden kaynaklandığını bulamadım. Yaklaşık 8 format, Vista’yı XP’ye çekme, donanım değişiklikleri yapma gibi işlemlerimden sonra yapamayacağımı anlayıp internet sağlayıcım TTNET’i aradım. Bana sorunun kendilerinden değil de bilgisayardan kaynaklandığını söylediler. Bunun üzerine bilgisayarımın teknik servisini aradım ve bana yardımcı olmak için kasayı göndermemi istediler. Minimum 5, maksimum 10 gün olan servis garantisi ile tüm sıkıntımı anlattığım bir A4 kağıdı ile kasamı ve modemimi gönderdim.
Aman Allah’ım keşke göndermeseydim. Onun olmadığı günler ne yapacağımı bilemedim. Sanki 5 yaşında bir çocuktum ve uyumak için yanıma aldığım minnoş ayıcığım kayıptı. Öyle çok fazla televizyon bağımlılığım yoktu. Ama bilgisayarım olmalıydı. Uğraşacak hiç bir şey bulamazsam bile solitaire oynuyordum ve kendi kendime vakit harcıyordum. Film seyrediyor, müzik dinliyor, haberleri takip ediyor, siteleri karıştırıyor, kaçırdığım programları izliyor, rüyalarımı yorumluyor, kafama takılan sorulara bakıyordum vs… Eşim işinden dolayı haftada 3 gün sadece geceleri çalıştığı için daha çok bilgisayar başında vakit harcıyordum. Ben bilgisayarda ve internette yaşıyordum. Kasayı servise gönderirken bile buruk bir şekilde içimden bir akrabamı gönderiyormuş gibi hissederek gönderdim. Çok hastaydı ve bir an önce iyileşip geri gelmeliydi.
Eşim eve kasayı getirdiğinde hiç bir sevinç yaşamadım. Onu gönderdiğim duygulardan geriye eser kalmamıştı. Kocaman bir kutu ve içindeki demirden başka bir şey değildi. Geldiğine sevinmedim. Üzülmedim de. Sadece olmadığı sürede yokluğuna alışmış ve ona ne kadar bağımlı olduğumu anlamıştım. Gittiğinin ilk 3 günü çok zorluk çekmiş ve evde ne yapacağımı bilememiştim. İlk başta teselli olarak televizyona sarılmıştım ama bana aynı duyguyu vermemişti. Ondan sonra sürekli okumayı ertelediğim kitaplarımı karıştırmaya başladım ve evet ben uzun süreden beri kitap okumamıştım. Önce elimdeki kitapları bitirdim. Sonra kitapçıya gittim ve sevdiğim yazarlarla beraber, en son çıkan kitaplardan bir kaç tane aldım. Kitap okumaya o kadar acıkmışım ki bir hafta içinde üç kitap bitirdim, okuyordum. Elimden kitabı bırakmak istemiyor, geç saatlere kadar okuyordum. Üstelik belim ağrımadan, yatağıma uzanarak. Kafam rahattı. Vücudum dingindi. Aman ne olmuş soruları olmadan kitabımı okuyor, evimle ilgileniyor, dışarıya çıkıyor, alışveriş yapıyor, hayatta ertelediğim bazı şeyleri yapıyordum. Bu esnada, Ankara’da kardeşimi de ziyaret ettim. Hayatımda bilgisayar ve internet yoktu. Sadece kendime harcayabileceğim zaman vardı.
Kasayı kurdum. Açtım ve evet, bu benim bilgisayarımdı. Serviste anakartını değiştirmişlerdi. Eskisinden daha iyiydi. Demek ki bayağı yormuşum diye düşündüm kendi kendime. İnternete girmeye çalıştım ama hayır. Gene internete girmiyordu. Sorun düzeltilememişti. Önce servisi aradım. Bana yapılan işlemleri anlattılar ve işlerini yaptıkları konusunda tatmin oldum. Sonra TTNET müşteri hizmetleri servisini aradım. Karşıma çıkan sesler bana bilgisayarı servise göndermeden önceki sözleri söylüyorlardı. ” Hanımefendi bilgisayarınızda sorun var. ” Bunalmıştım. Bana göre bilgisayarda sorun yoktu. Ya modemden dolayı olmalıydı ya da internet sağlayıcısından. Masamın başına oturup, son bir kez TTNET’i aradım. Karşıma çıkan sese uzun süre derdimi anlattım. Sesimdeki çaresizlik o kadar barizdi ki TTNET müşteri hizmetleri servisinden Bahtiyar bey bana denemem için belli komutlar verdi. Sadece 4 işlem. 4 işlem sonunda internet geldi. Yaptığım tek şey modemi resetlemek, modem kodunu girmek ve oradan VRC verisinden kullanıcı adımla şifremi girmekti. İnternet geldiğinde kendimi kaybetmiş olmalıyım ki Bahtiyar Bey’e ” Ne yani bu kadar mıydı? Ben boşuna mı gönderdim bilgisayarı? ” dedim. Adam gülmekten kendini alamadı. Oysa daha öncede bir çok kez TTNET’i aramış ve buna benzer işlem yaptırmamışlardı. Başlarından atmaya meyilli bir şekilde ” Hanımefendi sorun bilgisayarınızda ” deyip kestirip atmışlardı. Ne yani şimdi orada çalışanlar neyin nasıl yapılacağını bilmeyen insanlar mıydı? Derdim olunca güvenemeyeceğim insanlar mıydı? Sürekli arayıp deneme yanılma yoluyla içlerinden en iyisini mi bulmaya çalışmalıydım? Çağrı merkezlerindeki insanlar belli komutların dışına çıkmayıp sadece denilenleri mi yapıyordu? O zaman biz müşterilerin hizmetleri nerde kalıyordu?
İnternet gelmişti ve evet bilgisayarım eskisine nazaran çok daha iyiydi. İyiydi iyi olmasına karşın ama benim ona bakışım eskisine nazaran değildi. Onsuz ne yapabileceğimi artık bildiğim için sadece işim olduğunda açıyor ve onun dışında içim hiç acımadan kapatabiliyordum. Yanlız eve gelişinin hediyesi olarak ona yepyeni-gıcır gıcır bir mouse ve klavye aldım. (Kendime bile bir şey alırken 40 kere düşünen ben onun için fiyatına bakmadan güzel bir şey almıştım.) Hımm, bu arada hala kitap okumaya devam ediyorum.


Efendim, aynı duyguları lanet pc mi defalarca servise yolladığımda yaşadım. sanki çocuğumuz gibi, evdeyse bakmamız, hastalanırsa hastaneye göndermemiz, geldiğinde aslında bütün sevdiklerimizden vazgeçmemiz gerekiyor. bu bir hastalık. en azından kendim için söylüyorum.
[bu yoruma cevap ver!]
Kitaplar…
Evet kitap okumayı size sevdiren her ne kadar böyle uğraş ve meşakkat dolu bir yol olsa da; değmiş doğrusu. Ve bir özlü söz:
“Kitaplar çoğaldıkça, karanlıklar azalacak”.
[bu yoruma cevap ver!]
Ama her ne olursa olsun yazmaya devam edin Tülay Hanım. Tarzınız gerçekten çok hoş ve zevkle okuyoruz. Bu milletin Deneme Yazıları’na ihtiyacı var. :)
[bu yoruma cevap ver!]
Tülay Hanım’ın denemeleri konusunda H.Berat’a katılıyorum. Tarzınız hoş ve okuması zevkli, devam etmenizi diliyorum.
[bu yoruma cevap ver!]