İnsan o kadar narindir ki kılına bile zarar gelsin istemez. İşte bu yüzden insanlar hastalandığında hayatlarında bir kere bile doktora gitmemezlik yapmazlar. Her zaman doktorluğun rahat bir meslek olduğunu duyarsınız. Kime ve neye göre rahattır? Acaba doktorlar bizim algıladığımız kadar rahat mı? Doktorların sorunları onların bizimle ilgilendikleri gibi bir reçete ile ya da bir kutu ilaç ile çözülebilir mi?
Hasta insanların yaptıkları iki şey vardır: Doktora gidip onu bir yardımcı gibi görmek ya da evinde oturup “bir şey olmaz” deyip hastalığının geçmesini beklemek. Doğal olarak doktorları hastahaneye gidip derman arayanlar ilgilendiriyor. Böylece doktorlar o insanlar için bir yardım merkezi durumuna geliyor. Doktorları yardım merkezi gibi görmek!
Doktorların ne tür koşullar altında çalıştığını, ne tür engellerle karşılaştığını bilmeden onları eleştiriyoruz. Şöyle bir baktığımız zaman doktorların ne tür sorunlarının var olduğunu gözden geçirirsek, onların neden rahat olmak istediklerini anlarız. Doktorların sorunlarını sıralamak biraz zaman alır ama burada bir kaç tanesinden bahsetmek bizim için biraz iç açıcı olacaktır(!)
Eğer kağıda dökecek olursak:
a) Çalışma koşullarının zorluğu ve çalışma saatlerinin uzunluğu
b) Kaynak Kullanımı
c) Desteklenmeme
d) İmza
Kısıtlamamız gerekirse bu sorunları sadece devlet kurumlarına bağlı uzmanların, doktorların vb. sorunları olarak ele alabiliriz. Genelleme yaparak konuşmak ya da yazmak biraz da başka sorunların arka plana atılması olacaktır.
Şikayetler farklı değil. Konuştuğum az sayıda doktor, uzman da olsa hepsi aynı şeylerden bahsediyor. Uzman Doktor Serpil İnan’ın söylediklerine bakacak olursak. Çalışma saatleri fazla ama gelir az (herkes doktorların iyi kazandığını söyler) ve bunun yanında da hastanın azlığından şikayetçi. Gelir azlığına dayanarak da pek çok doktor ek iş ile uğraşmak zorunda kalıyor. Kimi muayenehane açıyor kimi artı hasta bakıyor. Bunların yanında kendi işini de yapıyor yani bağlı olduğu kurumda çalışıyor. Bunları düşününce doktorların maddi kaynaklarını arttırmak için çok fazla çalıştıklarını görebiliriz. Bu kadar yoğun bir çalışma ortamının olması doktorların yorgun bir hale bürünmesine neden oluyor, doğal olarak bu durumda kendi özel hayatlarına fazla zaman ayıramamalarına yol açıyor. Dolayısıyla onların da bir hayatının olduğunu düşüneceksek eğer ruhsal durumlarının ne kadar yıprandığını, baktıkları insanların tamamının hasta olduğunu ve onların doktorları sadece bir ilk yardım merkezi olarak görmeleri doktorları biraz da hayal kırıklığına uğratıyor.
Çalışma koşullarının zorluğu ve çalışma sürelerinin fazlalığının yanında doktorların kaynak kullanımı denilen şey hakkında bilgi sahibi olmamaları (ilk başlarda) sıkıntı yaratıyor. Yani bir malzemeyi nasıl kullanacağı ya da bir reçeteyi nasıl yazacağı hakkında bilgi verilmemesi. Aslında bu yolun sonu eğitime çıkıyor. Görüşülen uzman ve doktorlar tıp eğitim sisteminden şikayetçi. Eğitim döneminde hocaların biraz da “hoca”lık tecrübesinden eksik olduğunu söylüyorlar ve hiç eğitim vermemiş bir doktordan ders anlatmasının istenildiğini söylüyorlar. Bu doktor adayları için büyük bir dezavantaj
Şikayet ettikleri bir önemli nokta da desteklenmemeleri. Yani bağlı oldukları kurumların doktorlarının kendilerini geliştirmelerinde herhangi bir yardımda bulunmamaları. Bunların kendileri için çok önemli olduğunu ancak maddi kaynakların yetersiz olduğundan eğitim programlarına katılamadıklarını belirtiyorlar. Bu tür programların kendilerini daha da geliştireceğini söylüyorlar. Konferanslara gitmek istemeyenler tamam da isteyenlere neden engel olunur? Bundan şikayet ise aynen şu şekilde tasvir ediliyor: Bizi işçi gibi görüyorlar. Burada maddi kaynaklar yine ön plana çıkıyor tabii ki. Maddi kaynakları yetersiz olan bir doktorun kendi hastasına ne kadar iyi bakacağı da şüphelidir. Eğitimin önemli olduğunu söyleyenler elbette daha fazla hizmet verecektir. Kendilerinin gelişiminin hastalara ve bulundukları kurumlara daha iyi hizmet olarak döneceğini söyleyenler artık işçi gibi görünmeyecektir de.
Kendilerinin dışında çalışanlara da empati kuran doktorlar acil servis de çalışan birinin daha yoğun olduğunu ve daha çok çalıştığını, bunun yanında da daha az gelir elde ettiğinin farkında. Onların işi daha zor diyorlar. Gece nöbetleri, hızlı bir iş temposu, her an hazır olma tedbiri oldukça enerji isteyen şeylerdir ve bunun da onları zorladığını söylüyorlar.
Doktorların bir sıkıntısı da imza. Anlattıklarına göre en sağlam insan bile onlardan sadece bir imza almak için kapılarını çalıyor “doktor hanım (bey) şurayı bir imzalasan.” “Biz nasıl verelim sağlam adama rapor?Veremeyiz de zaten.” Bazen sırf bu yüzden mahkemelere gitmek zorunda kaldıkların belirtiyorlar. Bazen sadece hastaları tatmin edebilmek için ağrı kesici yazdıklarını da belirtiyorlar.
Yankı Yazgan’ın Akşam Gazetesinde yayınlanan 17.03.2008 tarihli yazısında kendisine gelen telefondan bahsediyor. Telefondaki ilçe kaymakamıydı: “Emniyet amirimizin 20 günlük rapora ihtiyacı var, onu da veriver”, sözlerini işitmesi belki doktorların karşılarındaki bir engel olan ast-üst meselesini ortaya çıkarıyor. Bununla da başa çıkmak zor onlar için, sonuçta karşınızdaki bir kaymakam! Kendilerinin bir yardım merkezi, bir imza makinesi olarak görülmeleri ve sadece maaşını alıp rahat yaşayan insanlar gibi görülmeleri onları etkiliyor. Bütün bunları, doktorların psikolojilerini anlayabilceğimiz tek bir şey var gibi geliyor bana.
Vicdan
Onlar çok çalışmak zorunda elbette ama hak ettiklerini de almak istiyorlar; bu işin maddi tarafı. Vicdan ağır basıyor tabi ki. Bir doktor ne zaman doktordur diye sorarsak hastası öldüğü zaman diye cevaplayabiliriz. İşte o zaman işinin ne denli önemli olduğunu bilir ve anlar. İşte o zaman isyan ederler desteklenmemeye, sadece imza için gelenlere ve tıp eğitimini bu işin ciddiyetini bilerek adam akıllı düzenlemeyenlere. Bunun sonucu bizi daha da derin konulara itebilir yani devletin sağlığa önemsizce davranmasına ve bu durumun sağlık sektörüne etkisine kadar uzanabilir. Zaten yazılıp çizilenlere ve görülenlere baktıkça ne kadar önemli olduğunu göreceğiz demektir.
Sağlık önemlidir. Eğer hayatta bir şeyleri gerçekleştirmek için çaba sarf edeceksek anlamalıyız ki onu kaybettiğimizde çabalar da boşa gidecektir. Bir ülke doktorlar ne kadar iyi olursa sağlık sektörü de o kadar gelişir. Eğer bir ülkede sağlık yoksa o zaman gelecekten umut beklemek günah olur.
KAYNAKÇA
Akşam Gazetesi, YAZGAN Yankı, 17.03.2008, “Doktorlar Ne ister” adlı makale
Ankara Üni. Spor ve Kültür Daire Başkanlığı (Mediko) Uzman ve doktorları…


çok güzel olmuş eline sağlık
[bu yoruma cevap ver!]
merhabalar Hüseyin Doğan bey ıspartada Süleyman Demirel üniversitesi öğrencileriyiz ve dergi çıkarmaktayız ” imza ” isimli. Sizinde bu yazınıza yer vermek istedik. İzin verirseniz… Geri dönerseniz çok sevinirim. İyi günler.
[bu yoruma cevap ver!]