Bitmesini istemediğim bir mektup bu! Yazdıkça yazasım gelsin ama geriye dönüp baktığımda hiçbir şey yazamadığımı görüp hayıflanmak istiyorum. Bitmesini istemiyorum bu mektubun bir tanem. Geriye dönüp baktığımda gözlerindeki o ışıltıyı ve duygusallığı görüyorum ve yüzündeki o sıcaklığı ve kızıllığı işte… İşte bu kadarı yetiyor da, yine seni ne kadar sevdiğimi söyleyebilmek için sadece “Seni Çok Seviyorum” demekle yetiniyorum.
Aşk tutsaklıkmış, aşk vurdumduymazlıkmış, aşk yüzündeki sıcaklıkmış. Aşk işte… Kelimelerime bir hudut çizemiyorum. Onları bir kalıba sığdıramıyorum. Ne edebiyat kaygısı, ne de şarkı bestesi. Aşk işte… Tek heceyle bu kadar basit, yalın ve bir o kadar da derin.
Bana, beni dinlemiyorsun diye sitem etmeni açıklayamasam da anladın sanıyorum. Bir tanem ben senin yanında iklim değiştiriyorum. Sensiz sonbaharı yaşayan bu adam, seni görünce zemheriyi görmeden ilkbahara geçiyor. Solan, kuruyan yapraklar bir anda nasıl yeşerir? Yeşeriyor işte ve ben bu değişimi anlamıyorum, algılayamıyorum ve hayran hayran bakıyorum.
Bir mektup bu işte. Ne edebiyat kaygısı, ne de şarkı bestesi. Kısaca “Seni Çoooook Seviyorum’un” uzunca tefsiri.
Bir mektup işte. Ucunda bir sevgi. Bir aşk bu. Hem de nasıl aşk!
Bitmesini istemiyorum bu mektubun!
Bitmesini istemiyorum bu mektubun!



