Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

istanbul-uniBir -ya da 2–3- yıl boyunca onun hayalini kuruyoruz. Onun için gece gündüz çalışıyoruz. Streslere giriyoruz. Neresi için mi? Üniversite… Üniversiteye geldik mi oraya ulaştık mı oranın hakkını verebiliyor muyuz? Yılmaz Erdoğan’ın “Organize İşler” filminde söylediği gibi, “O formayı eğer taşıyamıyorsan giymeyeceksin.” Üniversiteli formasını hakkıyla taşıyabiliyor muyuz? Sevgili Hocam Gürcan Papatya’nın dediği gibi: “Öğrenci miyiz, talebe mi? Öğrenci öğrendirilendir. Edilgendir. Talebe ise, talep edendir. Zorlayandır. İsteyendir.”

Ünlü Türk düşünürü Süleyman Demirel, “yollar yürümekle aşınmaz” demişti. Peki, biz kütüphaneleri, hocalarımızın odalarını, öğrenci topluluklarını, etkinlikleri aşındırabiliyor muyuz?

5000 SMS’in kurduğu 2 kişilik dünyadan bir an için ayrılıp, dışarıdaki havayı soluyabiliyor muyuz? Isparta’da Timuçin hocamın dediği gibi:

“Olayları, siyaseti, sanatı, sporu Çünür kahvesindeki yurttaşlar gibi mi yorumluyor, konuşuyoruz yoksa üniversiteli gibi mi?”

Burada katiyen oradaki yurttaşları küçümsemiyorum. Oradaki yurttaşlar bile bize “sen okumuş adamsın, üniversitelisin, daha iyi bileceksin” diyecektir. Biz okuyor muyuz? Okuduklarımızı yorumlayıp, sorguluyor muyuz? 4 yılı bir kütüphaneden bir tek kitap almadan mı bitiriyoruz? Siyasi olayları konuşurken kendi yorumlarımızla, ağzımızla mı konuşuyoruz yoksa başkalarının ağzında sakız olmuş kelimelerle mi?

4 yıllık fakülteyi bitirdiğimizde bir dilekçe yazabiliyor muyuz? Siyaset, kültür, sanat olunca “ya bırak bunları, boş iş” derken, alkollü içecek markalarını, futbol takımlarının ilk 11′lerini, en son kim kiminleymiş sanatçılarının(!) isimlerini bir çırpıda sayıveriyor muyuz? Sabahlara kadar arkadaşlık sitelerinde, forum sayfalarında sanal olmanın verdiği hazla mı nefsimizi hoş tutuyoruz, yoksa alanında uzmanlaşmış, birikim sahibi kişilerin konferanslarını dinleyerek mi? İlişkilerimizi yatak arkadaşlığı şeklinde normal, sıradan bir durum olarak görüyoruz. Bir ilişkiden öteki ilişkiye hiçbir şey yaşanmamış gibi bir çırpıda silip, maymun gibi daldan dala mı atlıyoruz?

Ey 81 ildeki yüz binlerce üniversiteli! Kendin için, şehrin için, vatanın için, dünya için, insanlık için ne yaptın, ne yapmaya çalıştın, yapmaya çalışıyorsun, ne yapacaksın, yapmamaya devam mı edeceksin?

Ya da sadece “mış, miş” gibi yapmaya devam mı edeceksin?

Okumaya Bunlarla Devam Et:

- Yazının başına dön!


Bu yazıya 7 görüş yazıldı. Sen ne düşünüyorsun?

  • Ali Erkurt diyor ki:

    Hasan Kardeş! Seninle aynı düşünceleri paylaşıyorum. Benim de en çok yakındığım konulardan biri de buydu. Tam yerine parmak basmışsın. Eline sağlık.

    Üniversiteyi sadece bitirmek için bitiren apolitik bir gençlik kadar umutsuz bir vaka daha yoktur kanımca. Eğer gelecek bizsek, bu şekilde gelmemeliyiz geleceğe. Bu ülkeyi, dünyayı, insanlığı bir yerlere getirmek, taşımak istiyorsak çevresine duyarlı, araştıran, kendi düşüncesini okuyup gördüğü bilgi/belgelerle sentezleyip sunan bir gençlik hayali kuruyorum. Çok mu şey istiyorum acaba?

  • Hasan Demirayak diyor ki:

    Ali kardeş,yorumun için teşekkür ederim.Aslında çok şey istemiyorsun.Ama dediklerini,hayata geçirecek gençlik için eğitim sistemimizi yeniden inşa etmeliyiz.Yeni eğitim-öğretime başlayacak kardeşlerimizi ilk önce pilot bölgeler seçerek sonra tüm yurt çapında onları küçük yaşta içlerindeki cevheri ortaya çıkaran,çevresine karşı sorumlu birer yurttaş olarak yetiştirmek zorundayız.

    Ağaç yaşken eğilir.

  • Fatih Emre Polat diyor ki:

    Ben şahsım adına bazı yorumlarda bulunmak istiyorum konuyla alakalı.Lisedeki serbest ve çağdaş ortamı üniversitede göremedim.Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünde okumaktayım.Hocalarımızın ekserisi ezberci, sıkıcı ve otoriter bir eğitim anlayışından yana.Edebiyat adını verdiğimiz şeyi ezberliyoruz.Bunun haricinde bizi kütüphanelere yönlendirecek herhangi bir çalışma hemen hemen yok gibi.Sonra da Profesör olsun Yar.Doç. olsun bize “Siz zaten okumuyorsunuz!” yaftasını yapıştırıyor ve sonra da diyor ki kendileri :”Biz çok okuduk, çok araştırdık.Siz ne yapıyorsunuz gençler?”

    Biz bölümümüzün bir zorunluluğu olan “Osmanlıca’yı” öğrendik 1.sınıfta.Tamam.İlerde kullanmayacak olsak bile şahsım adına öğrendiğim için memnunum.Ama bunu kuru kuruya öğretmek kadar saçma ve çağdışı bir eğitim yaklaşımı olur mu?Konya’da Türkiye’de toplam üç tane bulunan “Basma ve Yazma Eserler Kütüphanesi’nden” bir tanesi bulunmakta.Madem araştırma görevlisi, madem öğretim üyesi kadronu zenginleştirmek ve çok okumak, çok çalışmak istiyorsun.O zaman bu kütüphaneye yönlendir insanları.Kültür Müdürü de bizim fakültede.Düşünün artık. :) .Eğer Konya gibi “Selçuklu’ya” başkentlik yapmış bir şehrin var.Sen neden gençlere 4 duvar arasında “Baki’nin, Fuzuli’nin” divanlarını ezberletiyorsun ki?Gönder kütüphaneye.Orada 1200′lü yıllardan günümüze gelene kadar olan eserleri okusun.Böylelikle sağlam bir Osmanlıca öğrensin.(Kütüphanedeki eserler fotoğraf çekme yazılımıyla interaktif ortama aktarılıyor.İsteyene cd’si ve ya çok değerli bir eser değilse eserin kendisi verilebiliyor.)

    Ben Profesörler ve Doçentler dışında bölümümüzdeki hocaların iyi Osmanlıca bilmediğini biliyorum.Onlar da torpille, araya adam sokmayla bugünlere gelmişler.Daha anlatılması gereken çok tezat var aslında.Üniversiteler bilimin geliştiği, yeni projeler üretildiği yerler olmaktan çok uzakta.Diyorum ya Lise o yönden daha iyiydi. :))

  • Fatih Emre Polat diyor ki:

    Az önce yazmış olduğum yorum silinmiş.Ben kendimden örnek vermek istiyorum.Son derece somut, anlaşılır örnekler vermek konuyu daha anlaşılır kılıyor kanaatimce.

    Türkçe Öğretmenliği Bölümün’nde okumaktayım.Konya’da.Malumunuz Osmanlıca diye bir dersimiz var.4 seneye yayılan.Geçmişimizden günümüze gelene değin edebiyatımızın ekserisinin eski harflerle de yazıldığını söylemeye lüzum yok.Biz bu 4 sene boyunca Osmanlıcayı öğrettiler.Öğrettikleri derste sınırlı kaldı.Bu dersi genellikle Araştırma Görevlisi yetiştirmek için öğretiyorlar aslında.Ama ders zorunlu.Neyse. :)

    Değinmek istediğim konu şu.Konya’da “Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi” var.İstanbuldaki Süleymaniye Kütüphanesi’nden sonra bu alandaki en büyük kütüphane.Ne ararsanız var kütüphanede.Ders icabı gittik inceledik.Kanuni’nin Muhibbi mahlasıyla yazdığı Divanı’ndan tutun da Mevlana’nın Selçuklu Sultanlarına yazdıkları eserlere kadar.4 sene zarfında böyle bir kütüphaneden yararlanamamak sizce öğrenci olarak benim suçum mu?Yoksa bize derste kuru kuruya Osmanlıca öğreten hocaların mı?

    Konya’da böyle büyük bir kütüphane var ve bize bilmem ne Profesör’ün kitabını ezberletiyorlar.Osmanlıca öğretiyorlar.Pratik kitabın arkasındaki yazılardan ibaret.Böyle saçma sapan bir eğitim yaklaşımı var mı?Eğitim bunun neresinde?Hal böyle olunca ben de düşünüyorum esasında.Bizim Profesörlerimiz, Doçentlerimiz de gitmemiş heralde bu kütüphaneye.Odalarında çaylarını yudumlayıp bir doktora tezi yazmışlar.O da çalma çırpma.Sonra ne oluyorsunuz?Profesör!Vay be!Peki neden bizim önümüzü tıkıyorsunuz?Neden???

  • Fatih Emre Polat diyor ki:

    İşin ayrı bir boyutu sınavlarımız ezberden öteye gitmiyor olması.Ezberlediğimiz şeyi haliyla sınav sonrası unutuyoruz.

    Benim gözümde olması gereken şu.Böyle büyük bir kütüphane varsa ortada ve Türkçe Öğretmeni ve ya Edebiyat Öğretmeni bölümünde okuyorsa öğrencileriniz, onların birçok derste bu kütüphaneden yararlanmalarını sağlamalısınız.Korktukları ne anlamıyorum?Osmanlıca’yı sadece biz bilelim korkusu mu bu?Öğrenci 1 yıl gidip gelsin oraya.Latin Harflerden daha iyi arapça harfleri öğrenir.Sular seller gibi Osmanlıca okur.Farsçayı, Arapçayı öğrenir.Böylelikle bir tezle (kabul edilmesi profesörlerin insiyatifindedir) araştırma görevlisi olmazsınız.Yaparak, yaşayarak öğrenirsiniz.Bunu bir ben mi düşünüyorum bilmiyorum.4 duvar arasında eğitim olmaz diyorum ben.Öğrenci yaparak-yaşayarak öğrenirse alim de olur, aydın da.Bu öğrencinin isteğiyle beraber, hocalarımızın da yönlendirmesiyle olacak birşey.

  • Ali Erkurt diyor ki:

    Fatih merhaba. Yorumun silinmemiş. Otomatik olarak “İstenmeyen” (Spam) klasörüne düşmüş. Düzenledim. Bilgine…

  • Fatih Emre Polat diyor ki:

    Sonradan farkına vardım Aliciğim.Teşekkür ederim.Yorumlarım sadece benim bölümüme has değil.Diğer bölümlerde, diğer fakültelerde de arkadaşlar bu dertten muzdarib.Her suç öğrenci milletinde yaklaşımı nereye kadar doğru?Biz de insanız sonuçta.Derste anlatılanlara mı çalışalım, yoksa kütüphanede mi geçirelim zamanımızı?İkisi bir arada olmuyor mu?Evet olmuyor!Aslına bakılırsa öğrenci milleti hevesli.Yeni nesil herşeyi öğrenme hevesinde.Ama büyüklerimiz bizi yönlendirmiyor.Önümüz tıkanıyor.Ezberletiyorlar bazı şeyleri.Devamı yok.Bu üniversitelerimizdeki en büyük sorunlardan birisi bence.En kısa zamanda çözüme kavuşturulmalı.Bunun mali bir zorluğu da yok esasında.Ama anlamıyorum.Medrese eğitimini özlüyor insan.Tarih kitaplarını okuyunca o eğitime hasret duyar oldum bende. :)