Geçen bir dergide sahip olduklarımızı nasıl kullanacağımıza dair bir yazı okudum. Bizi öyle güzel anlatmış ki nerelere takılıp kaldığımızı, nelerle meşgul olurken dünyanın kaç kilometre ötesindeki milletlerin nelerle haşır neşir olduğunu ve onları nasıl kullandığını öyle anlatmış ki, insan şaşırıp kalıyor!
Bu şu demek değil: Kendi insanımızı yerin dibine sokup diğer insanları baş üstünde tutmak!
Bizlerin artıları olduğu kadar eksi yönleri de bir hayli fazla. Benim değineceğim konu da bunun üstüne.
Türk toplumu olarak öyle aşılanmış ki bazı şeyler bizlere, yapamadan edemiyor haline geliyoruz. Bunların başında da televizyon geliyor. Herkesin ama herkesin çoğunlukla bir kulak aşinalığı olan ya da bağımlısı olan birkaç hatta birçok televizyon programı bulunmakta. İzlemek kötü bir şey değil elbette ama dengeli izlemek önemli olan. Bunu biz de, herkes de ayarını kaçırarak, işin haddi aşılarak yapılabiliyor.
Yazıda Amerika’da televizyon programlarında daha çok halkı bir şeylere ısındırmak ya da daha öğretici olmaya çalışarak yayın yapmaya gayret ettiklerine dair satırlar vardı. Amerikan dizileri de ”elbette” kusursuz değil(miş) ama en azından bir gelişme kendini ortaya bırakmış. Her Amerikan dizisi için söylemiyorum bunları, ben sadece bazı dizileri örnek vereceğim.
Mesela Barack Obama daha başkan seçilmeden Amerika’da 24 adlı dizide siyahi bir başkan rol almış. Halkı siyahî bir başkana alıştırma çabaları için emek harcanmış. Ve daha sonra sonuç malum. Halkın onayı. Ve Obama başkan!
Bir başka verilen örnekse Dr. House adlı dizide kamusal alanda doktorlara daha çok güvenilmesine ilişkin mesajlar verilirken halkın sempatisinin ve güven duygusunun arttırılmak istenmesi apaçık belli etmiş kendini.
Ve yazı toplum yapımız üzerine dizilerden verilen hatırlatmalarla devam ediyor.
Bizim ahlaki durumumuza alttan alttan işlenen entrikalar, kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan Ali Cengiz oyunları ve süslü püslü yaşam koşullarıyla insanları cezbetmek pahasına sunulan boş hayallerle güven duygusu zedelenmeye çalışılıyor. Güveni yerle bir edecek ihtimaller üzerine kurulu bazı dizilerimiz öyle sunuluyor ki bizlere, dizinin dizi olduğunu unutup kendince yaşayan da oluyor, oyuncuyu görüp ona kızan da çıkıyor.
Şikayetlerse ne kadar umursanır muamma.
Başlıkta da belirttiğim gibi ”Bizler mahkum edilenler, onlar (gerçekten) oyunun kurnazları!”




bizim dizilerle ilgili fikirlerinizi harfiyen katılıyorum; ancak amerikan dizilerindeki öğretici, benimsetici edanın da her zaman pozitif olduğunu söylemek imkansız. malumunuz A.Ş. İzgörenin seminerlerinde anlattığı gibi; “bak onlar bu saati kullanıyor.. bunları yiyor.. vs ve başarılılar; sen de yap!” doktrinini de biz batıdan öğrendik. verdiğiniz örneklerden birinde olduğu gibi; halkın bilinç altına seçecekleri başkanı empoze etmek ne kadar etik olabilir ki?
Teşekkürler yorumunuz için.
Batının ben ne yemesini içmesini ne geleneğini alma taraftarı değilim. Beni ancak ilmi ilgilendiriyor. Her dizisi değil ama bazı dizileri halka mesajlar içeriyor. Ne kadar ahlaki ya da değil konusu bir yana, halka verilen mesajlar,öğretici filmler ya da diziler hakkında kısmını yazıma aldım.
Halkın seçecekleri kişiyi bilinçaltına empoze etmek düşüncesi ne kadar doğrudur bilemiyorum çünkü insan her şeyi görerek okuyarak öğreniyor. İlla televizyonda böyle bir başkanı görüpte etkilenecekler diye bir mevzu söz konusu değil. Çünkü herkes belli bir şekilde düşüncelerini paylaşıyor ya basın yoluyla ya internet ya televizyon yoluyla. Dünyanın düzeni bu. Ve insanlarda kendi görüşüne uygun olan düşünceyi benimsiyor ya da o düşünceden etkileniyor. Etik açıdan bakarsak bu durumun içinden çıkılmaz. Dünyadaki -bahsettiğim- bilgiler alış-veriş çerçevesinde gerçekleşiyor.Öyle ya da böyle bir şeyleri okuyup öğreniyoruz etkileniyoruz.
İnsanlara baskı yoluyla benimsetilmeye çalışılmış bir konu zaten ortada yok. Keşke bizde de kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan dizilerin yerine daha bilinçli daha öğretici diziler yayınlansa…
Tekrar teşekkürler yorumunuz için Mehmet Ali Bey.