Ebüssüreyya Sami’nin “Amanvermez Avni’nin Serüvenleri” adlı kitabı polisiye öykülerinin öncüsü olma özelliğini taşımakla beraber dönemin sosyo-kültürel yapısına da ışık tutar. Kitabın baş karakteri “Amanvermez” lakaplı Avni, Sherlock Holmes’e olan benzerliğiyle dikkat çeker. Devamını oku…
Bazı kitaplar vardır ki bir okuyuşta bitiresiniz gelir. Elinizden bırakamazsınız, sizi başka diyarlara sürükler. Yazarın
hayal dünyasıyla baş başa kalırsınız. “Neveser” tam da bu özelliklere sahip bir romandır. Bu eser, Cengiz Özakıncı adlı değer verdiğim bir ulusçu yazarın okuduğum dördüncü kitabıdır. Bundan önceki okuduğum kitapların özetlerini sizlerle paylaştım. Bunlar İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü, İblisin Kıblesi ve Yeni Osmanlı Tuzağı idi. Adını verdiğim eserlerin üçü de araştırma-inceleme üzerine kurulu kitaplar olup, dopdolu bilgilerle donatılmıştır. Bu kitaplarda onlarca gazete kesiti yer almakta ve yine onlarca alıntı yapılan eser bulunmaktadır. Ayrıca hiçbir yerde bulamayacağınız sayısız ve hayret verici fotoğraflar da cabası. Bu kitaplarda yılların bilgi birikimine şahit oluyor, hakikî araştırmanın ne demek olduğunu öğreniyorsunuz. Cengiz Özakıncı gerçekten önünde şapka çıkarılacak Müslüman bir aydın. Onun kitaplarını okuduğunuzda onun için kullandığım “Müslüman bir aydın” sıfatını idrak edecek, kavrayacaksınız. Allah, Cengiz Özakıncı gibi yazarları başımızdan eksik etmesin. Bu arada Cengiz Özakıncı’yı hiç eleştirmeden tasvip ediyor değilim; özetlerimde onun bulduğum yanlış yönlerini de açıklıyor, sizlerle paylaşıyorum. Nitekim arabeskin üç silahşorından-diğer ikisi Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses- biri olan Orhan Gencebay’ın dediği gibi: “Hatasız kul olmaz.” Önemli olan Cengiz Bey gibi her şeye şüpheyle yaklaşmak, kimseye benzemeye çalışmamaktır. Eğer biz her yazarı eleştirmeden, sorgulayıp soruşturmadan kabul edersek gerçek bir yazar olamayız. Yazar dediğin kalemini konuşturmalı, eleştirel düşünebilme yeteneğini muhafaza etmeli ve geliştirmelidir. Devamını oku…
Harun Yahya müstear adlı Adnan Oktar ismi altında çıkan “Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan”, Doğu
Türkistan’daki Müslüman kardeşlerimizin nasıl bir esaret altında yaşadıklarını, ne tür işkencelerden geçirildiğini, nasıl sömürüldüğünü, Allahsız kitapsız Çin’deki komünistler tarafından nasıl hor görüldüğünü, nasıl zulme uğradıklarını, komünistlerin peygamber gibi kabul ettikleri Mao ve ondan sonra koltuğa oturan Deng Xiaoping zamanında baskı politikasının değişikliğe uğramadığı, idamların her zamanki gibi vb. birçok konu ele alınmaktadır. Kitap, Müslüman kardeşlerimizin çektiği eza ve cefaları göstermesi bakımından Doğu Türkistan’da ne yaşandığını bilmeyenleri aydınlatan bir ışık görevi görmektedir. Çin’in komünizm nazariyesinin, Çin’in kendisine ve Doğu Türkistan’a nasıl yansıdığını, komünist propagandanın hiç görülmeyen veya gösterilmeyen yüzünü görmek ve öğrenmek isteyenler bu kitabı mutlaka okumalıdırlar. Bu kitabın müellifi ve toplumdaki imajı negatif olan Adnan Oktar ismini okuduktan sonra birçok insan elini bu kitaptan çekecektir. Oysa bu kitabın bir ideoloji bombardımanı içermediği, sadece amacın Çin’in gerçek yüzünü göstermek olduğu akıllardan çıkartılmamalıdır. Devamını oku…
Dinler Tarihi kitabını ismi ilgimi çektiği için aldım. Dedim ki, “Bu kitap bütün dinleri içinde barındırıyordur, bütün
dinlerden kesitler sunuyordur”. Oysa yazar Asaf Atalay Yılmaz’ın da belirttiği gibi bu kitapta bütün dinlere yer verilmemiş. Ama çoğu dini incelemeye çalıştığını belirtiyor yazar. Devamını oku…
ABD ve Fransa ortak yapımı bu film, unutamadığım filmler kategorisine attığım filmlerden bir tanesi. Siyasetin ve
psikolojinin harmanlandığı ender filmlerden biri Persepolis. Persepolis, Pers İmparatorluğu’nun başkentidir. Film adını buradan almıştır ve İran üzerine kuruludur. Karakterlerin isimlerini tam hatırlayamıyorum, fakat filmin başkarakterinin ismini hatırlıyorum. Adı Marji; küçük kız Marji. Devamını oku…
Prof. Dr. Joseph Alois Schumpeter’in kitabı olan “Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi” iki ciltten mürekkeptir. Alter
Yayıncılık bu iki cildi bir kitap halinde yayımlamıştır. Birinci ciltte, giriş kısmına kadar K. Marx ve onun ekonomi teorileri hakkında bilgiler verilmiştir. Giriş kısmından sonra kapitalizmi detaylı olarak izah etmeye çalışılmıştır. İkinci ciltte ise, sosyalizm ve sosyalizm ile demokrasi üzerinde durulmuştur. Sosyalizm ile demokrasinin birlikte yürüyüp yürümeyeceğini anlatmaya çalışmıştır. Devamını oku…
Adını kız arkadaşımdan duyduğum yazarın romanını bitirdim geçenlerde. Bu öyle bir roman ki hem felsefeyi hem de
tarihi barındırıyor içinde, eşsiz bir bilgi birikimi içeriyor. Yazar İhsan Oktay Anar’ın Osmanlı tarihi ile felsefeyi birleştirip ortaya çıkarttığı bu harikulâde eser hak ettiği değeri görmüş olmalı ki 34. baskısına ulaşmış. Eserin ismi Puslu Kıtalar Atlası. Yazarın 14 Eylül 1992’de bitirdiği bu eser, esrarengiz bir yolculuğa çıkartıyor okuru. Özellikle sürükleyici romanlardan hoşlananlara kesinlikle tavsiye edebileceğim bir roman bu. Okurlar ilk otuz sayfada hayal kırıklığına uğrayabilirler. Fakat, bu sayfalara kanıp kitabı bir kenara fırlatmasınlar, sabretsinler. Bu sahifelerde yazarın dilinin ağır oluşu okuru sıkabilir, çünkü okur anlamadığı birçok kelimeyle karşılaşacaktır. Bir de sözlüğe bakıp da okumanın okuru daha fazla sıkacağını düşünüyorum. Onun için benim önerim şu ki bu sayfalarda fazla kasılmasınlar. O sayfalardan sonra zaten kendinizi kitabın akışına bırakıvereceksiniz. Kitap sizi bambaşka diyarlara öyle bir götürüyor ki kitabı bir okuyuşta bitiresiniz geliyor. Dan Brown ve Jean Cristophe Grange’nin sürükleyici ve ilgi çekici, heyecanlandırıcı tesirini bu kitapta da bulacağınıza eminim. Devamını oku…
Cengiz Özakıncı’yla Türkiye ve dünya siyasetine, solcuların ve İslâmcı yazarların dalaverelerine yolculuk yapan ben,
siyaset okumaktan sıkılarak farklı bir kitap okuma arayışına teveccüh ettim, çünkü siyaset ya da herhangi bir alan üzerinde üst üste benzer eserleri okuyunca sıkılıyor, bunalıyorum. Aslında doğru olan da budur. Geniş düşünebilmek, beyni tek bir alanla doldurmamak ve farklı bir yöne çekmek için sadece tek bir konu üzerinde değil, farklı alanlar üzerinde durmalıyız. Bu hem kafamızı dinlendirmek hem de sığlaştırmamak için gereklidir. İşte bu yüzden siyasetten bir müddet kopup değişik bir alana sıçradım. Kitabın ismi: “Yeni Çağda İçsel Kıyamet ve Değişim Zamanı”. Beni büyüleyen kitabın ön kapağı ve arka kapağındaki özeti oldu. İlk baskısı Şubat 2006’da yapılan kitabın müellifi Metin Albasan. Yazar 1957 yılında İzmir’de doğmuş. Yazarın Karate ve Taekwon-do derslerine başlaması onun ilk ruhsal bilgilerle tanışmasına sebep olmuş. Uzun yıllar süren Taekwon-do eğitmenliği ve hakemliği boyunca bu tarz çalışmalar içsel bilgilerinin açılımına etkili olmasına rağmen kendisine sınırlı seviyede katkıda bulunuyormuş. Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği ile karşılaştıktan sonra ruhsal bilgileri daha derinlemesine incelemeye başlamış. Parapsikoloji, ezoterizm, medyomsal çalışmalar, neospiritüalizm, ufoloji ve kendini bilmek uygulamaları alanlarında çalışmış. Kitapta yazar hakkında verilen bilgilerin bir kısmı böyle. Karate ve Taekwon-do dersi alıp, sonradan yazar olan bir kişiyle ilk defa karşılaşıyorum. Yalnız, şunu söylemeliyim ki okunmaya değer bir eser kaleme almış Metin Albasan. Devamını oku…
Araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı muhteşemle bir kitapla tekrar karşımıza çıktı. Kitabın tam ismi, Türkiye’nin Siyasi
İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı’dır. Kitap 19. baskıya ulaşmış ve kitabın ilk basımı Nisan 2005’te gerçekleşmiştir. Yazar Cengiz Özakıncı bu kitabında Atatürk’ün vefatıyla birlikte başlayıp günümüze kadar süren ve meşhur emperyalist ABD’nin bir stratejisi olan laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlıya dönüştürmeye, hilafet makamının geri getirilmesine yönelik girişimlere hem kendisini aydın zanneden Aytunç Altındal gibi kişilerin hem de CIA odaklı ajanların nasıl da arka çıktığını, her zamanki gibi, belgelerle gözler önüne sermektedir. Cengiz Özakıncı’nın en kapsamlı ve geniş kitabı olduğunu söyleyebileceğimiz Türkiye’nin Siyasi İntiharı’nda, İblisin Kıblesi ve İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü kitaplarında olduğu gibi yazılar fotoğraflarla desteklenmiş ve okurun fotoğrafları da görerek yazılanlara daha fazla itibar etmesi sağlanmıştır. Çünkü bu kitaplar sırf yazıdan ibaret olsaydı, okuyucuyu kesinlikle sıkardı kanımca. Onun için Cengiz Özakıncı’nın son kitaplarının okuyucuyu sıkacak nitelikte olmadığını söyleyebilirim. Yine de ülke gündemiyle, dünya gündemiyle, dünyayı idare edenlerin oyunlarıyla ilgisi olmayanlara tavsiye edebileceğim bir kitap değil Türkiye’nin Siyasi İntiharı. Bu kitabı daha çok ABD emperyalizmine ve Avrupa’ya farklı bakış açılarıyla bakmak, anlamak isteyenlere tavsiye ediyorum. Eğer piyasadaki siyasî kitaplardan bıktıysanız, bu kitap tam size göre. Çünkü bu kitap ABD ve İngiltere’nin kalleş politikalarını belgelerle anlatıyor. Ayrıca Sovyet Rusya’nın da sütten çıkmış ak kaşık olmadığını ifade edip, İslâm kartını nasıl kullandığını da içeriyor bu kitap. Ülkemizdeki bazı solcuların bu oyuna gelip İslâm ile sosyalizmi bağdaştırma çabalarına değiniyor. Mesela, Yön dergisi hareketinin başında bulunan Doğan Avcıoğlu, Fransız Komünist Partisi Roger Graudy’nin Sosyalizm ve İslâmiyet adlı kitabını Türkçe’ye çeviriyor. Bununla birlikte Aziz Nesin gibi solcu aydınlar laikliğe sövüp, hilafet makamını savunmaya dek vardırıyor görüşlerini. İslâm Cumhuriyeti kurulmasını savunuyor solcu Aziz Nesin (Ayrıntılı bilgi kitapta mevcuttur. Cengiz Özakıncı, Aziz Nesin’in yazdıklarından hareket ediyor.) Böylece Aziz Nesin’in konjonktüre bağlı olarak görüşlerinin değiştiği düşüncesine kapılıyoruz. Görüşleri Aziz Nesin gibi konjonktüre bağlı olarak farklılaşan bir başka yazar da solcu Aytunç Altındal. Dolmakalem Savaşları adlı kitapta a’dan z’ye yerilen yazar Aytunç Altındal’ı daha yakından tanımak istiyorsanız, Aytunç Bey üzerinde ihtisas yapmış, onun tüm kitaplarını okumuş Cengiz Özakıncı’nın adı geçen eserini mutlaka okumalısınız. Dolmakalem Savaşları’nda Aytunç Altındal’ın 12 Eylül döneminde laikleri övdüğü, askerin yanında olduğu; Refah Partisi iktidara geldiğinde Refahçı kesildiği kendi yazdıklarıyla anlatılmakta, okuru bu kadar değişken bir yazarın olamayacağını düşündürterek hayretler içerisinde bırakmaktadır. Aytunç Altındal’ı faklı kılan bir sebep daha var. Türkiye’nin Siyasi İntiharı’nın 18. basımındaki 413. sayfada açıkça anlatılan bu sebep, solun “s”sini bile yasaklayan, bütün Marksist yayınları kapatan, bütün Marksist yayıncıları hapse atan 12 Eylül döneminin, 1970’lerde narkotik konusunda uzman yazar Aytunç Altındal’ı yayınladığı Marksist yaftalı Süreç dergisinde serbest bırakması, dergiye dokunmamasıdır. Cengiz Özakıncı bu derginin belki de 12 Eylül döneminde yayınını sürdüren tek komünist dergi olduğunu iddia ediyor. Derginin tarafımızdan askeri hapishanede satın alındığını belirten Cengiz Özakıncı Ekim, Kasım, Aralık 1980 sayısının fotoğrafını sayfa 413’te gösteriyor. Beş yıl hapishanede kalan Cengiz Özakıncı’nın çektiklerini bilmiyorum, ama Aytunç Altındal gibi solcu bir yazarın ellerini kollarını sallaya sallaya dışarıda dolaşırken solcu bir “aydın” olan Cengiz Özakıncı’nın hapishanelerde sürünmesinin ne kadar esef verici olduğunu sizin takdirinize bırakıyorum. İşte 12 Eylül döneminin vahşeti budur. Atatürkçü askerlerin yaptığı söylenen 12 Eylül’ün zevahiri kurtarmak için laik T. C.’yi savunuyor gibi gözüktüğünü Cengiz Özakıncı sık sık dile getiriyor. Oysa bu darbeyle İmam-Hatip okulları hortlamış, artmış ve Turgut Özal gibi ABD’ci bir siyaset adamı başa getirilmiştir. CIA belgelerinde “gelmiş geçmiş en Amerikancı Türk devlet adamı olarak” olarak anılan Turgut Özal zamanında PKK büyük çaplı faaliyetlere başlamış, dini siyasete yaklaştıran politikacılar baş göstermiş. Bunun göstergesi olarak ANAP’tan sonra Refah Partisi’nin başa geçmesi söylenebilir. Nitekim şu anda, darbeden hesap sorulması gerektiğini ifade edip darbe anayasasını ve siyasal partiler yasasını değiştirmemekte direnenler ki buna Deniz Baykal da dâhildir, darbeyi sorgulamaktadırlar, ama adım atmaya gelince susmaktadırlar. 07.12.2009 tarihli Star gazetesinin yazarı olan Aziz Üstel’in yazısında Eldiven adı verilen darbe planında “siyasal partiler ve seçim yasasının değiştirilmesi gerektiği” belirtiliyormuş. Dolayısıyla şu ana kadar CHP ile alakalı olmayan -çünkü her an yeni bir sav çıkabilir- Ergenekon soruşturmasında neden CHP gibi bir partinin askerlere destek çıkmadığı ya da askerlerle beraber bu çamura bulaşmadığı sorulması gereken sorulardan biri değil mi? Nitekim AKP iktidarına gıcık kaptığını düşündüğüm CHP’nin demokrasiyle bağdaşmayan darbe planlarına destek vermeyip CHP’nin desteği istenmemiş de olabilir. Aslında bu yargı doğrudur, çünkü darbe sadece AKP iktidarına yönelik değil, bütün siyasi partilere yönelik yapılacaktı- darbe anayasası ve siyasal partiler yasasını, dokunulmazlıkları değiştirmekte ısrar etmemesi, ki ısrar etmesini beklerim, 12 Eylül döneminden pek de üzüntü duymadığı saptamasına götürüyor beni. Var olduğu iddia edilen darbe günlükleri eğer hayata geçirilseydi, CHP’yi de uçuruma sürüklerdi hiç kuşkusuz. Ayrıca Deniz Baykal’ın Ergenekoncuların avukatlığını üstlenmesini siyasî bir gösteri olarak yorumluyorum. Ayrıca Bülent Arınç’ın “Ergenekoncuların sadece AKP’yi tasfiye etmek istediği” görüşüne katılmadığımı belirtmek isterim (bkz. Star 07.12.2009 “Planların da Kafes’in de hedefinde AK Parti vardı.) Nasıl ki, 12 Eylül döneminde CHP siyasetten uzaklaştırılmışsa, yakınlarda darbe olsaydı eğer, yine uzaklaştırılırdı. Neyse, kitapla ilgili olduğu için okuduğum Star gazetesinden ilgimi çekenlerle görüşlerimi birleştirip sizlerle paylaşmak istedim. Devamını oku…
Ahmet Ümit yine sürükleyici bir kitapla baş başa bırakıyor bizi. Yazarın son kitabının adı Bab-ı Esrar. Bab-ı Esrar(Sırlar Kapısı) esrarengiz bir kitap. Roman baştan sona kadar dikkati üzerinde toplatmayı başarıyor. İlgi çekici, mistik, polisiye bir roman Bab-ı Esrar. Mevlana ile hocası Şems Tebrizi arasındaki kelimelerle anlatılamayacak “aşk”ı merak edenler bu kitabı beğeneceklerdir. Mevlana ile Şems arasında nasıl bir ilişki vardı? Şems nasıl bir şahsiyetti ki Mevlana onu tanıdıktan sonra bu dünyadan elini eteğini çekti? Şems nasıl ve niye, kim tarafından öldürüldü? Mevlana’yı Mevlana yapan Şems’in sırrı neydi? Tüm bu soruların cevaplarını roman eşliğinde okuyarak bulabilirsiniz. Devamını oku…
