Araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü adlı eserinde kendilerini tanrıtanımaz olarak tanıtanların düştükleri çelişkilere değiniyor, tanrıtanımaz olarak kendilerini ilan edenlerin başka güçlere taparak, aslında, illa ki kendilerinden üstün bir varlık kabul etme almayışı içinde olduklarını anlatıyor. Bu konuda Ömer Hayyam’dan, Jean Meslier’den, Joseph Dietzgen’den, Turan Dursun’dan, Friedrich Nietzsche’den örnekler veriyor, bu düşünürlerin düştükleri yanılgılara parmak basıyor.
Tamamını oku…
Sabah erken kalkmanın huzursuzluğu içinde lavaboya doğru ilerledim, su soğuktu.
Tamamını oku…
Bazı kadınların gözleri geçmişe bakar. Boyunlarını eğdiğinde sahra kaderinizdir. Adettendir izlerin peşine düşmek. Dilini
bilmeyen bir ebced. Yeminimdir bu: sadakat sadakat sadakat. Yetimler hırka giyer türkuazın gölgesinde. Atlas açılır gecenin göğsüne. Simya, tül, mim. Kimse kendi hayatının efendisi değil. Mülteci azaplarınızı paylaşır kanayan ayna. O kadınlardır, suretleri yansır koyu kıvam harflere.
Tamamını oku…
Sevgilime birçok şiir yazarım. Denilebilir ki insan sevgilisi olunca anlıyor şiirin değerini. Şiirle insanları etki altına alabilirsiniz. Abartırsınız kelimeleri, ama abartı olmadan da şiir olmuyor. Her şeyi olduğu gibi söylersek, o zaten şiir olmaz. “Ferhat gibi dağları deler” dizelerini haddini aşmış bulurum. Bu kadar da abartılmamalıdır bence, çünkü her şeyin bir sınırı vardır.
Tamamını oku…
Tadım da tuzum da yerinde değil günlerden bir pazartesi. Mutsuzum, huysuzum, çaresizim. Çıktım evden apar topar. Başladım yürümeye. Bakalım ayaklarım[2] beni nereye götürecek. Bir de baktım Kızılay’dayım. Saat daha 09.00. Bir Ankaralı için erken bir zaman dilimine tekabül eden aralıktır dokuz-on arası. Mülkiyelilerin karşısında Tufan kitapevi vardır, bildin mi? İşte oradayım. Aslında bir şey alacağım yok. Zaten kumrulardan inerken bir yüzük için epey para dökmüş ve kendime söylenme halindeyim. Ama kahvaltı edesim var. Saçım başım dağınık, suratımda dünden kalma kocaman bir boşluk. Darmadağınığım. Üzerimde aynı yerel tat kıyafeti[3], yağlanmış saçlar, akmış ama özensizce temizlenerek yeni gün için üzerine ilave edilmiş biraz rimel ve abuk fondöten kullanımıyla renk tonları yer yer dalgalanan bir cilt…
Tamamını oku…
Türkçenin söz hazinesini biliyor musunuz? İsim adları, terimler ve ağızlardaki ifadelerle beraber 600.000′i aşıyor. TDK’nın internet sayfasındaki Büyük Türkçe Sözlük, Türkçenin şu an en büyük sözlüğü. Bu sözlükten yararlanmamız gerekiyor.
Tamamını oku…
Türkçe sondan eklemeli bir dil olduğu için, kelime türetebilmeye çok uygun bir dildir. Bir kökten, yapım ekleri vasıtasıyla onlarca kelime türetilebilir.
Tamamını oku…
Elfler, periler, cüceler bir yana modern edebiyatçılarımız sayesinde vampirlerinde peri masallarına dahil olabileceğini öğrenmiş olduk. Özellikle günümüz gençliğinin el üstünde tuttuğu, gün geçtikçe ününe ün katan, bir de üstüne beyaz perdeye yansıtılan seriye bir göz atmadan olmazdı tabii ki. Neydi insanları bu kadar etkileyen bu seride?
Tamamını oku…
“Yağmur altında arınırken günahlarımdan , tüm kibrimi ve nefretimi söktüm attım bu pis bedenimden. “
Tamamını oku…
Seni aradı boş bakan gözlerim yine, limandaki sahipsiz martılar gibi yalnızdım… Yağmur altında ıslanmış parkem ve bu boş bakan gözlerim seninle doldu…Yağmur damlası ile birlikte hiçliğe aktı…Önce yanaklarımı ordan boş kalbimi yaladı, tanyelinin bedenimi yaladığı gibi… Gülhane parkının kapısında bekledim seni, güvercinleri besledim sen severdin bu halimi…
Tamamını oku…



