Bir şeyler oluyor, bir şeyler var şimdi gecenin sakladığı benim bilemediğim, bilmek istemediğim . Saklanıp oralarda, o saklandıkları yerlerde kalanlar, korkanlar, ortalığa çıkmaya başladı; bana gözükmeye . Beni kahredenler de oldu bunların arasında, benim umursamadıklarım da…
Tamamını oku…
Başucunda bir kavanoz içinde duran demir parçalarına iyi bak. Kaç tane olduğunu hatırlamıyorum ama her biri benisenden almak için gelmişti. Ama hiçbiri beni öldürmeyi başaramadı. Vücuduma saplanan her kurşuna inat yaşamak için direndim.
Tamamını oku…
Âlem bir aşk için yaratılmış ve aşk imiş her ne var ise âlemde…
Tamamını oku…
Okyanusun doyumsuz güzelliğine benziyor içimdeki küçük kıpırtılar. Titrek ses tonlarıyla konuşmayı seviyorum
ağlamayı özlediğimde. Suratıma doğru avazı çıktığı kadar bağırıyor densizin biri. Acıtan sözleriyle dövüyor yıpranmış kalbimi. Ne kadar gereksiz biri olduğumdan bahsedip duruyor inciten manasız sözleri. Biri kolumu tutmuş gücü yettiği kadar çekiştiriyor cılız bedenimi. Elinden gelse kopartacak. Suratımı şekilden şekle sokuyor daha önce görmediğim biri. Bazen korkuyorum kendimden. Ruhum sıkılıyor etrafımda yetişen kan emicilerden. Daha sakin bir koy bulmalıyım aslında. Ama kim kaldırıp götürecek beni öyle eşsiz cennet köşelere. Kim elimden tutup en güzel şiirlerini okur bana. Hayal kurmak için artık çok yaşlıyım. Bak yine kolumdan tutup sürüklüyor işte densizin biri. Dikkat etmezse kıracak incecik kemiklerimi. Sonunda durduk bir köşe ucunda. Bu da ne? Bu eşsiz maviliği daha önce hiç görmemiştim. Ne kadar güzel dalgalar. Bu parlayan sarışın güzel de kim acaba? Onların yanında ne kadar da çirkin görünüyorum. Azıcık daha oturayım dedim bu güzellerin yanında ama sanırım acelemiz var. Tuttu kolumdan bırakmıyor tanıdık gelmeyen bu yüz. Benimle vedalaşıyormuş gibi bakıyor yüzüme. Ve öyle de oldu. Gökdelenlerden fırlatılıp atıldım. Yere çakıldığımda tuz buz oldu bütün biriktirdiklerim. Şimdi her parke taşının arasına sıkışırken parçalarım, uyuklayan bir kedinin cıyaklayarak kaçmasını seyrediyorum. Bir tarafta bana söylemedik söz bırakmayan kibirim, bir tarafta beni paramparça ettiğini düşündüğüm anlamı olmayan kelimeler ve beni sürekli çekiştirip duran sabırsızlığım yanı başımda ağlıyor. Şimdi dört bir yana saçılmış kırık bir aynayım. Beni rahatsız eden bütün özelliklerimden kurtuldum. Hırçın dalgaları, sarışın güzeli, eşsiz maviliği tekrar kendime bantladım. Şimdi yaralıyım ama daha genç ve daha mutluyum. Büyük bir aynaydım insanların kibirli bakışlarını üstüme diktiği ama şimdi küçük bir cam parçasıyım kaldırımlar arasında. Bir kırılmış kalbim bir de ben. Hiç kimse yok artık dert edinmem gereken. Yeniden bir ayna olmak için artık çok sebebim var. Daha çok kırlarda dolaşmalı, en güzel dalgaları güneşin ışıklarını yüzdürdüğü akşamlarda yakalamalı ve aşkı saklandığı gül bahçelerinde aramalıyım. Sanırım hayatımda daha az sinir bozucu ayrıntıya ve mutlu olmam için bir ömür yetecek kadar güzelliğe sahibim. Bazen hayata sil baştan başlamak için belkileri beklememek gerek. Hayatınıza yeniden başlamak için kırışmış bir tene, çalışmaktan bitmiş parmaklara, sesi soluğu çıkmayan dudakları beklemeniz gerekmiyor. Güneş batsın doğsun sizde güneşle birlikte yeniden doğun. Sarışın güzel yeniden ortaya çıktığında hayatın daha acımasız olduğu, mutluluğu daha fazla tadacağınız yerde olun. Ve aramayı unuttuğunuz güzelliklerinizi arada bir yersizce bağırdığınız aynanıza bakarak bulun. Onu kırmayı değil, ona dikkatli bakmayı öğrenin. Bakmayı bilene aynalar çok şey söyleyecektir.
Bütün kusmuklarımdaki temalarım yorulmuşluk mührü basarken.
Tamamını oku…
Geçmek bilmeyen günlerin ardından, gözyaşıyla ıslanmış yastıklarda bekleniyorsun yine, gece… Kaç hıçkırık
duyacaksın ve daha ne kadar gündüzlerden uzun olacaksın? Uyuyamıyorum yatağımda… Gözlerimi kapadığımda dökülür taneler yanağıma, yüreğine değer diye ümitlenirim. Gözlerimi açtığımda bir boşluktayım, duvarları yıkılmış, darmadağın bir beden ortada perme perişan ve viranelerde yaşıyor yüreği, dalgalar acımasız geliyor üzerine. Yosun tutamıyor, takati kalmamış… Sabah olduğunda gözleri nasıl da acıyor, damarlarında ki kan kırmızı bir çift göz, nehirler akıtmıştır bu zamana dek ve sahipsiz artık anlamsız melodiler; geceden kalma geliveriyor kulağıma, radyo açık kalmış…
Gökyüzünden gelen mavi tüller yüzüme vuran dalgaların gölgesi.
Öyle bir yerdeyim ki;
Ne beyaz gül ne papatya…
Bir tarafım mavi yosun, çalkalanan sularda.
Öyle bir şey ki bu;
Bir yanım yaprak döker bir yanım bahar bahçe.
Çığlık çığlığa tüm duygular.
Terör vesilesiyle kimlerin hangi safta yer aldığını görebiliyor, anlayabiliyoruz. Kimileri Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’a kökten karşı çıkarken, kimileri başbakanın bazı hamlelerine hak vererek ılımlı bir tutum sergilemeye çalışıyor. Başbakanın tamamen haklı olduğunu, onun peygambervari bir insan olduğunu düşünenler de vardır elbette. Burada benim dikkat çekmek istediğim nokta başbakanın her yaptığını “suç” sayan, tenkit eden anlayışın bizi hiçbir yere götürmeyeceği, olaylara sağduyulu bakabilmemize mâni olacağıdır.
Tamamını oku…
Şimdi çok uzaklardasın sevdiğim adam. Dokunmalarım klavye tuşlarından ibaret. Gözlerim elektronik bir ekranda
donup kalıyor. Sesim ankesörlü bir telefonda yankılanıyor. Dudaklarının arasından çıkan nefesi hissedemiyorum. Ellerinin üzerimde bıraktığı elektriklenmeden mahrumum. Beni Konya ovalarına taşıyan vaha gözlerinden şimdi çok uzağım. Umutsuzluk tohumlarını içinden sök at. Yarın sana kaçacak sevgilerim. Bu gece sana seslenecek kalp atışlarım. Sonsuza kadar olmasa da seni seslendirecek dudaklarım. Seni çok seviyorum derken bile titriyor kalbim. Bana darılmandan çok çekiniyor hislerim. Umutsuzluk tohumlarını içinden çıkar at sevdiğim adam. Her sabah, seni benden alıp götüren sokağın başına bakıyorum. Sanki yeni gitmişsin gibi ellerinin sıcaklığı duruyor kapının ahşap kolunda. ‘Hep seni yolcu ettiğim kapı bir gün seni bana getirecek mi?’ düşüncesiyle meşgulken, 7. 65’lik bir tabancayla vuruyor beni yalnızlık. Kanlar içinde yatıyor bütün sevgilerim. Şimdi en mahrem duygularını yaşıyor benimle terk edilişler. Yağmurun çatıyla sevişme seslerini dinliyorum. Elim uzanacak gibi oluyor kapının koluna, her seferinde engel oluyor beni buraya bağlayan köklerim. Ben senin gibi çekip gidemiyorum çok uzaklara. İsrail – Filistin savaşı kadar hem net hem de gizli gidişin. Ne varsın diyebiliyorum ne de yoksun. Sen yoksun diye ben, mermilerini seninle temizleyen seri bir katilin dün akşamki son kurbanıyım. Ölümümün ardından vahşi bir hayvanı boğazlar gibi katlettiler sevda cümlelerimi. Sabahın ilk ışıklarıyla buharlaşıp gidecek bütün beklentilerim. Aslında ben, içimde büyüttüğüm yalnızlık duygularımı anlama diye hep neşeli bir yüz sundum sana. Belki üzüntümü bu yüzden hiç anlayamadı mevsimler. En çetin kışlarda bile üşütmedi beni kapım. Giden yılların ardından yine ben, ilkbaharı seni uğurladığım kapıda karşılıyorum. Bu gece, evet bu gece uyurken seni üstüne çekip uyuyacak düşlerim. Aslında sen zaten beni hiç terk etmedin. Şimdi uyu ve uyandığında beni an. Şimdi yat uyu ve uykunda beni an. En kesif ordularınla beni fethedip gitsen de ben sana mahkum yaşayan bir gönül aşığıyım. Şimdi bütün kapılarımı açtım seni bekliyorum.
“Beril Hanım, anlayamadığım şu benden ne bekliyorsunuz? Yani görev tanımı olarak?”
Tamamını oku…
“Akşam ne yemek yapayım sana?”
Tamamını oku…



