"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

0 Başlamak için çok geç kalınmış bir gün yine, başımda gündüz uykusunun sersemleştiren ağırlığı var. Bir türlü kalkmak gelmiyor içimden, insanı uyudukça tembelleştiren o ruh hali tüm hücrelerimde seremonisini sürdürüyor. Sessizce karanlık odada hareketli tek şey olan saatin tıkırtılarını dinliyor arada yoldan geçen arabaların tavanda yarım daireler çizerek uzaklaşmasını seyrediyorum. Telefonda üç cevapsız arama yine evden aramışlar… Devamını oku…

Uzun zamandır bu huzuru arıyordum. Bir iç çekişlik kadar kısa da olsa, bunu bedenimde hissetmek ne hoş! Başını yalnizlik_previewgöğsüme yaslayan her yalnızlığı teselli etmek, yine sancılı yüreğime düşüyor. Her gidişin ardından boynuma sarılıp ağlayan yalnızlıkları avutmaktan bitkin düştüm. Başımı öne eğip, dizlerimin dibinde ağlayan yalnızlıkların gözlerine bakıyorum. “Kaç Sahra Çölü doldurur?” diye soracak olursan, ben bile bilmiyorum. Bir ömür dediğin yüzlerce Sahra Çölü dolusu yalnızlık ediyor. Her gidişin ardından dünyaya gelen yalnızlıkların boynuma sarıp ağlamasının nasıl bir duygu olduğunu sana anlatmak isterdim. Bir çığlık atsın şimdi ilkbahar ve bütün çiçekler yapraklarını döksün. En hüzünlü anlarını hatırlasın bulutlar ve benim gözyaşlarıma denk yağmurlarını indirsinler. Savurup atmak istiyorum içimdeki benleri. Nedenini sakın sorma! Sakın. Devamını oku…

Kendimi kandırabilirsem eğer kendimi kaldırmak istiyorum. Üstümdeki derinin bir bahar temizilğine ihtiyacı var. imagesOmuzlarımda kurtlanmak üzere hep eski kışların karları var. Hani şöyle başını eğdiğinde dökülse diyorsun. Başıma konmuş, tozlanan bütün hayatlar. Bir kapıdan gökyüzüne düşüp bir kapıdan yer altında saklansam. Güneşi kalbimde büyütüp ruhumu asa dursam bayramların pencerelerine. Devamını oku…

Herkesten sakladığım beyaz yalanlarımı gömmek için arka bahçemde koca bir çukur açtım. Ne kadar kinim, nefretim ruzgar567_papatya-fullvarsa döktüm içine. Sanırım biraz rahatladım. Gece, amansız bir yağmur bastırdı. Sabaha kadar dinmek bilmedi. Hüzünlü olduğumu sanırım gökyüzü de biliyordu. Bütün gece, yalnız kalmanın herkesten uzaklaşmanın ne kadar da güzel olduğunu düşündüm. Yalanlarım nasıl olsa artık gömülü bir çukurda yatıyordu. Sabah olduğunda, arka bahçeme açtığım çukuru gece yağan yağmur doldurmuş ve içine sakladığın bütün beyaz yalanları, nefretleri tekrar gün yüzüne çıkarmıştı. Şimdi içimde nedenini bilmediğim bir sıkıntı var. Boğdukça boğuyor beni şimdi yalnızlığım. Aniden omzuma dokundu elin. Bana içimdeki nefreti, kini, özlemi, gömmemin doğru olmadığını söyledin. Ve sonra unutamayacağım şu satırları dillendirdin: ‘Dostluk aşka benzemez, kış geldiğinde solup giden gül değildir o, baharın gelmesini beklemez çiçeklerini açmak için. Ve dostluk her ne kadar kırılıp dökülse de yeniden birleşen su damlacıkları gibidir. Çünkü dostluk aslında sensindir’ Devamını oku…

Küçük bir açıklamayla başlayalım. Gelecekte bir çocuk hikayeleri kitabı yazmak istiyorum ve “önsöz”ünü de şimdiden DSCF4100oluşturmak istedim. Devamını oku…

Yalnızlık yanı başınızda sızlanıp duran bir bebektir. Onu ne zaman kucağınıza alıp annenizden kalma ninnileri kulağına mırıldanırsanız o zaman ağlamasını keser. İsterseniz bırakın ağlayıp dursun yalnızlık denen duygu yığını. İstersen sırtını dön şimdi. Sahi en son ne zaman kendi kendinle dertleştin? Yalnızlık o kadar da kötü bir şey değildir belki. İnsanlar yalnız kaldıklarında hayallere dalar, gelecekle ilgili planlar yapar, hatta kendini tanımaya başlar. En son ne zaman hayal kurduğunu hatırlıyor musun? Kot pantolonunun arka ceplerine sıkıştırmış olabilirsin birkaç tanesini. Çamaşır makinesinde yıkandıktan sonra arada bir elini atıp yoklardın hayallerini hatırlıyor musun? Çamaşır suyundan olsa gerek daha bir beyaz çıkardı düşlerin. Araman gereken önemli birinin telefon numarasıya da gidilmesi gerekirken nereye koyduğumuzu bir türlü hatırlayamadığımız adresler çıkardı oradan. Sahi en son hangi hayalini arka cebinde unuttun? Kot pantolonunun ceplerini en son ne zaman karıştırdın? Biliyorum telefon faturalarından, kredi kartı borçlarından ve bitmek bilmeyen ihtiyaçlarından sıra gelmedi değil mi? Bak, görüyor musun? Emeklemeye başlamış ağlayıp duran yalnızlığın. Korkarım yakında yürümeye de başlayacak. İşte o zaman yalnızlığını yakalamak için seninde koşman gerekecek. Hazır beşikteyken ve hiç büyümeyi aklının ucundan geçirmiyorken annenden kalma ninnilerinle uyutmaya devam et onu. Arada bir kucağına almayı unutma yalnızlığını. Sahi en son ne zaman yalnızlığının gözlerine baktın uzun uzun? Dalıp gitmelerin ne zaman son buldu?  Sen daha iyi biliyorsun ama ben yinede hatırlatayım. Bilgisayarın başına oturmaya başlayıp, cep telefonu dedikleri dijital iletişimi iyice keşfetmeye başladığında ve arkası gelmeyince diline doladığın ‘dertlerin biri iniyor biri biniyor sırtıma’ sözünü sıkça tekrar etmeye başladığında son buldu. Evin bir köşesinde öylece sessiz sedasız çalışan bir çamaşır makinesinin bu kadar önemli olacağı kimin aklına gelebilirdi ki! Makinede yıkandıktan sonra asla çıkarılıp asılmayan bir kot pantolonunun bizi ne kadar mutlu edeceğini kim düşünürdü ki! Sahi en son ne zaman A4 büyüklüğündeki beyaz bir kağıda çizdiğin hayallerinden başkalarına söz ettin? Sen düşünürken biraz ben kendi hayallerimden bahsedeyim. Balkonda asılı duran bir kat pantolonum var benim. Rengi biraz solmuş, paçaları yere sürtünmekten eskimiş ve hatırlıyorum sağ cebi delik olmalı. Çamaşır askılığından büyük bir heyecanla alıp ceplerini yokladığım eski dostum benim. En son dün, hayal kurmak için yanı başımda sızlanıp duran bir bebeği kucağıma almıştım. Arada bir uzun uzun gözlerine bakıp zamanın can çekişmesini seyretmiştim. Şimdi kollarıma alıp ninni söylüyorum yalnızlığıma. Arada bir ‘sakın büyüme, sakın konuşmayı öğrenme ve asla yürümeyi öğrenip de beni terk etme’ diyorum. Sahi sen! En son ne zaman hayal kurdun? Ağlamasına kulaklarını kapatıp yüzsüzce sırtını döndüğün yalnızlığının emeklemesine az kalmış olmalı. Sahi sen en son ne zaman bir kenara fırlatıp attığın kot pantolonunun arka ceplerini yokladın? Sanırım sıra sende. Nereye koyduğunu unuttuğun hayallerini kot pantolonunun arka ceplerinde olmalı. Öyle değil mi?

yalnizlik “Bir senfoni vardı kulağımda çalınan” beni dünyaya bulutlardan baktıran, saatleri durduran, geceler boyu odamı dolduran, kulaklarımı çınlatan… Ve orkestranın serseri kemancıları vardı, bir de smokinlerin içinde boğulan sesiyle kalpleri… Aşkın –de halini anlatıyordu her biri sevgili kemanlarıyla, çünkü keman(DA), kalp(DE), senfoni(DE), sahne(DE), her yer(DE) aşk vardı… Sarhoş olmadan rakı şişesinde bir balık gibiydim işte… Ya da rakı şişesinin içinde iki balıktık ikimizde… Devamını oku…

Devamını oku…

Tenimizi okşayan temiz sularda yıkanırken vücudumuz, en içli dualarımızla rahatlar ruhumuz. Edebiyle tebessüm eden nurlu bir yüz gördüğümüzde, hayranlık veren bakışlarla seyrederiz onu. Saadetli asırlar gibi veciz olmasa da sözlerimiz, maneviyatın gül kokulu esintisinden bir meltem yakalamaya çalışırız. En güzel nidanın ezan olduğunu bilir bütün Müslümanlar. Güneşin can acıtıcı sıcaklığını gölgede bırakacak kadar rencide edici sözlerimiz hep arka cebimizde saklıdır. Beklemeyi bilmiyor artık hırçın cümleleriniz. Anlamayı unutmuş asırlardır süre gelen inancınız. Bugün Cuma. En kavli duygularımla aldım abdestimi. En samimi duygularımla dinledim imam efendinin ağzından dökülen inci taneli sözleri. Aldım günahımla birlikte bozulmuş tövbelerimi ve biliyorum ki açılacak bugün gök kubbeden bir af kapısı. Uzun zamandır girmediğim kapıdan içeri adımımı attım. Unutulmaya yüz tutmuş bir kokuyu teneffüs ettim. Daha çocuk yaştayken annemin söylediği güzel ilahilere benzer sözleri tekrar dinledim. Neden insanlar camiye girerken ayakkabıları kilitli bir dolapta saklıyor. Kardeşliğin adı ne zamandan beri ‘Sana güvenmiyorum ey Müslüman, o yüzden ayakkabımı kilitli bir dolaba koyuyorum’ oldu? Yan yana aynı safta yer alanlar kaç yıldır ‘acaba’ sözleriyle omuz omuza ibadet ediyor. Şimdi peygamber (s.a.v) yanınıza saf dursa, O’na da mı aynı gözle bakardınız? Şimdi mübarek bir elin saçlarımı okşamasını, kulaklarımı tırmalayan en içli sözlerin nakaratlarını yakalamama izin verin. Ne olur tek rekatta olsa beni O’nun gül sevgisiyle baş başa bırakın. Alnım secdeye değdiğinde neden bu kadar geciktiğimi sorarsa Rabbim; affet beni, ne olur affet beni, ey bana kendi ruhundan üfleyen Rabbim demeliyim. Kimsesizlerin sahibini ne zamandan beri kimsesiz bıraktınız? Affedenlerin en affedenin kapısına ne zamandan beri kilit vurdunuz? Şefkatiyle yeryüzüne saran yüceler yücesinin rahmetine ne zamandan beri nail değilsiniz? İmam selam verdikten sonra ne kadar çok terlediğimi fark ettim. Nasıl nefes nefese kalmışım bilemedim. Kimsenin birbirine güvenmediği bugün anladım. Ayakkabısını bile camiye girdiğinde kilitli bir dolaba koyan bu insanlar da kim? ‘Muhammedül emin’ olmayı ne kadar da çabuk unutmuşuz. Güvenilir Müslüman olmayı hangi yüzyılda bıraktık? Birbirinin yüzüne gülen insanlar nerede? Dostça sarılmaların yerini kibirli bakışlar mı aldı? Yoksa siz de, camiye girdiğinde ayakkabısını kilitleyenlerden misiniz?

Adını kız arkadaşımdan duyduğum yazarın romanını bitirdim geçenlerde. Bu öyle bir roman ki hem felsefeyi hem de tarihi barındırıyor içinde, eşsiz bir bilgi birikimi içeriyor. Yazar İhsan Oktay Anar’ın Osmanlı tarihi ile felsefeyi birleştirip ortaya çıkarttığı bu harikulâde eser hak ettiği değeri görmüş olmalı ki 34. baskısına ulaşmış. Eserin ismi Puslu Kıtalar Atlası. Yazarın 14 Eylül 1992’de bitirdiği bu eser, esrarengiz bir yolculuğa çıkartıyor okuru. Özellikle sürükleyici romanlardan hoşlananlara kesinlikle tavsiye edebileceğim bir roman bu. Okurlar ilk otuz sayfada hayal kırıklığına uğrayabilirler. Fakat, bu sayfalara kanıp kitabı bir kenara fırlatmasınlar, sabretsinler. Bu sahifelerde yazarın dilinin ağır oluşu okuru sıkabilir, çünkü okur anlamadığı birçok kelimeyle karşılaşacaktır. Bir de sözlüğe bakıp da okumanın okuru daha fazla sıkacağını düşünüyorum. Onun için benim önerim şu ki bu sayfalarda fazla kasılmasınlar. O sayfalardan sonra zaten kendinizi kitabın akışına bırakıvereceksiniz. Kitap sizi bambaşka diyarlara öyle bir götürüyor ki kitabı bir okuyuşta bitiresiniz geliyor. Dan Brown ve Jean Cristophe Grange’nin sürükleyici ve ilgi çekici, heyecanlandırıcı tesirini bu kitapta da bulacağınıza eminim. Devamını oku…

DY | deneme tahtası

Yargı Reformu-Demokrasi-Referandum?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası

Reklam