<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; SERBEST KÜRSÜ</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/bolum/serbest-kursu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bakmasını Biliyor Musunuz?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/bakmasini-biliyor-musunuz.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bakmasini-biliyor-musunuz</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/bakmasini-biliyor-musunuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 21:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ademeyupoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ayna]]></category>
		<category><![CDATA[bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5527</guid>
		<description><![CDATA[Bazen hayata sil baştan başlamak için belkileri beklememek gerek. Hayatınıza yeniden başlamak için kırışmış bir tene, çalışmaktan bitmiş parmaklara, sesi soluğu çıkmayan dudakları beklemeniz gerekmiyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okyanusun doyumsuz güzelliğine benziyor içimdeki küçük kıpırtılar. Titrek ses tonlarıyla konuşmayı seviyorum <a rel="attachment wp-att-5528" href="http://www.denemeyazilari.com/bakmasini-biliyor-musunuz.html/ayna2"><img class="alignright size-full wp-image-5528" title="ayna2" src="http://www.denemeyazilari.com/images/ayna2.jpg" alt="" width="409" height="476" /></a>ağlamayı özlediğimde. Suratıma doğru avazı çıktığı kadar bağırıyor densizin biri. Acıtan sözleriyle dövüyor yıpranmış kalbimi. Ne kadar gereksiz biri olduğumdan bahsedip duruyor inciten manasız sözleri. Biri kolumu tutmuş gücü yettiği kadar çekiştiriyor cılız bedenimi. Elinden gelse kopartacak. Suratımı şekilden şekle sokuyor daha önce görmediğim biri. Bazen korkuyorum kendimden. Ruhum sıkılıyor etrafımda yetişen kan emicilerden. Daha sakin bir koy bulmalıyım aslında. Ama kim kaldırıp götürecek beni öyle eşsiz cennet köşelere. Kim elimden tutup en güzel şiirlerini okur bana. Hayal kurmak için artık çok yaşlıyım. Bak yine kolumdan tutup sürüklüyor işte densizin biri. Dikkat etmezse kıracak incecik kemiklerimi. Sonunda durduk bir köşe ucunda. Bu da ne? Bu eşsiz maviliği daha önce hiç görmemiştim. Ne kadar güzel dalgalar. Bu parlayan sarışın güzel de kim acaba? Onların yanında ne kadar da çirkin görünüyorum. Azıcık daha oturayım dedim bu güzellerin yanında ama sanırım acelemiz var. Tuttu kolumdan bırakmıyor tanıdık gelmeyen bu yüz. Benimle vedalaşıyormuş gibi bakıyor yüzüme. Ve öyle de oldu. Gökdelenlerden fırlatılıp atıldım. Yere çakıldığımda tuz buz oldu bütün biriktirdiklerim. Şimdi her parke taşının arasına sıkışırken parçalarım, uyuklayan bir kedinin cıyaklayarak kaçmasını seyrediyorum. Bir tarafta bana söylemedik söz bırakmayan kibirim, bir tarafta beni paramparça ettiğini düşündüğüm anlamı olmayan kelimeler ve beni sürekli çekiştirip duran sabırsızlığım yanı başımda ağlıyor. Şimdi dört bir yana saçılmış kırık bir aynayım. Beni rahatsız eden bütün özelliklerimden kurtuldum. Hırçın dalgaları, sarışın güzeli, eşsiz maviliği tekrar kendime bantladım. Şimdi yaralıyım ama daha genç ve daha mutluyum. Büyük bir aynaydım insanların kibirli bakışlarını üstüme diktiği ama şimdi küçük bir cam parçasıyım kaldırımlar arasında. Bir kırılmış kalbim bir de ben. Hiç kimse yok artık dert edinmem gereken. Yeniden bir ayna olmak için artık çok sebebim var. Daha çok kırlarda dolaşmalı, en güzel dalgaları güneşin ışıklarını yüzdürdüğü akşamlarda yakalamalı ve aşkı saklandığı gül bahçelerinde aramalıyım. Sanırım hayatımda daha az sinir bozucu ayrıntıya ve mutlu olmam için bir ömür yetecek kadar güzelliğe sahibim. Bazen hayata sil baştan başlamak için belkileri beklememek gerek. Hayatınıza yeniden başlamak için kırışmış bir tene, çalışmaktan bitmiş parmaklara, sesi soluğu çıkmayan dudakları beklemeniz gerekmiyor. Güneş batsın doğsun sizde güneşle birlikte yeniden doğun. Sarışın güzel yeniden ortaya çıktığında hayatın daha acımasız olduğu, mutluluğu daha fazla tadacağınız yerde olun. Ve aramayı unuttuğunuz güzelliklerinizi arada bir yersizce bağırdığınız aynanıza bakarak bulun. Onu kırmayı değil, ona dikkatli bakmayı öğrenin. Bakmayı bilene aynalar çok şey söyleyecektir.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5527&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/bakmasini-biliyor-musunuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oysa Sen ve Ben&#8230;</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/oysa-sen-ve-ben.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=oysa-sen-ve-ben</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/oysa-sen-ve-ben.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 16:45:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Fazıl KINIK</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5269</guid>
		<description><![CDATA[Bütün kusmuklarımdaki temalarım  yorulmuşluk mührü basarken.
Söylemlerimdeki her bir kelimemi gelişi güzel serpiştirdim arsız yalanlarıma öznesel bütün olguları silerken, gizlisinde takılı kaldı yaşanmışlıklarım .
Hasat zamanı geçmiş, tarla içindeki korkuluk gibi  yersiz ve hissiz baka kalmak gibi bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün kusmuklarımdaki temalarım  yorulmuşluk mührü basarken.</p>
<p>Söylemlerimdeki her bir kelimemi gelişi güzel serpiştirdim arsız yalanlarıma öznesel bütün olguları silerken, gizlisinde takılı kaldı yaşanmışlıklarım .</p>
<p>Hasat zamanı geçmiş, tarla içindeki korkuluk gibi  yersiz ve hissiz baka kalmak gibi bir şeydi hayata tutunma çabası , “bir şeydi” bütün bahçelerden  muaf  bırakılıp olumsuzluklar içinde kaybolmama neden  ve “bir şeydi” damarlarımda sinsice dolaşan, akıl odalarımı kilitleyen, adımlarıma zincir  vuran</p>
<p>Ve son “bir şeydi” sessiz sedasız ölümlerimde iliklerime kadar ızdırapla acı çektiren.</p>
<p>Akıcı yoğunluktaki ölümlerin, kalıcı hissizliklerin ,  yapmacık ve aptal boş bakan gülüşlerin  her birinin bileşkesi bir yerlerimde eksi değerlerin doğrultusunda hep ters orantıda ivme kazanırken, kazanıyorum sanırken kaybetmek demekmiş.</p>
<p>(Çöp konteynır larına atılmış bütün kalp kırıklıklarımın  bir koleksiyonu var, küçük kalp odalarımın duvarını süsleyen.)</p>
<p>Dengesiz denklemlerin tutarsızlığı ,   sağlamasında çıkan sonuçsuzluğun sonucundaki kırık not suçluluğunu   ve hala korkak çocuk yüreğinin kamburu var sırtımda.  İstisnaların kaideyi bozduğu zaman dolaylarında her bin yılda bir bebek  doğar, doğan her bebek lekeli  ölür.</p>
<p>(Lekeliyim ama hala yaşıyorum)</p>
<p>Oysa sen…</p>
<p>Kırk gün kırk gece sür üflenmiş kavmin günahlarından kaçmak için kurban ettikleri  sevaplarındaki vicdan azabısın.</p>
<p>(Aslında sevap sandıkları günahlarının bir neticesisin.)</p>
<p>Oysa sen…</p>
<p>Kaideyi bozan istisnalar zincirlemesindeki bebeğin  kaderindeki kirli lekesin.</p>
<p>Oysa sen…</p>
<p>Şizofren gecelerimdeki kalp sızım, beynimdeki tümör  ve  uykulu gecelerimdeki uykusuzluk hapımsın…</p>
<p>Sen!</p>
<p>Kaderimin kanserli yanısın…</p>
<p>Oysa ben…</p>
<p>…</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5269&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/oysa-sen-ve-ben.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gece</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/gece.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gece</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/gece.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 15:13:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nzl_</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gece çığlık duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5460</guid>
		<description><![CDATA[Geçmek bilmeyen günlerin ardından, gözyaşıyla ıslanmış yastıklarda bekleniyorsun yine, gece… Kaç hıçkırık duyacaksın ve daha ne kadar gündüzlerden uzun olacaksın? Uyuyamıyorum yatağımda… Gözlerimi kapadığımda dökülür taneler yanağıma, yüreğine değer diye ümitlenirim. Gözlerimi açtığımda bir boşluktayım, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmek bilmeyen günlerin ardından, gözyaşıyla ıslanmış yastıklarda bekleniyorsun yine, gece… Kaç hıçkırık <img class="alignright" src="http://img03.blogcu.com/images/i/s/a/isaveemine/gece_ay_1250093981.png" alt="" width="400" height="300" />duyacaksın ve daha ne kadar gündüzlerden uzun olacaksın? Uyuyamıyorum yatağımda… Gözlerimi kapadığımda dökülür taneler yanağıma, yüreğine değer diye ümitlenirim. Gözlerimi açtığımda bir boşluktayım, duvarları yıkılmış, darmadağın bir beden ortada perme perişan ve viranelerde yaşıyor yüreği, dalgalar acımasız geliyor üzerine. Yosun tutamıyor, takati kalmamış… Sabah olduğunda gözleri nasıl da acıyor, damarlarında ki kan kırmızı bir çift göz, nehirler akıtmıştır bu zamana dek ve sahipsiz artık anlamsız melodiler; geceden kalma geliveriyor kulağıma, radyo açık kalmış…<br />
Gökyüzünden gelen mavi tüller yüzüme vuran dalgaların gölgesi.<br />
Öyle bir yerdeyim ki;<br />
Ne beyaz gül ne papatya&#8230;<br />
Bir tarafım mavi yosun, çalkalanan sularda.<br />
Öyle bir şey ki bu;<br />
Bir yanım yaprak döker bir yanım bahar bahçe.<br />
Çığlık çığlığa tüm duygular.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5460&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/gece.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoşgörüsüzler ile Kandan Medet Umanlar</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/hosgorusuzler-ile-kandan-medet-umanlar.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=hosgorusuzler-ile-kandan-medet-umanlar</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/hosgorusuzler-ile-kandan-medet-umanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 11:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>azizkan86</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5488</guid>
		<description><![CDATA[Terör vesilesiyle kimlerin hangi safta yer aldığını görebiliyor, anlayabiliyoruz. Kimileri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kökten karşı çıkarken, kimileri başbakanın bazı hamlelerine hak vererek ılımlı bir tutum sergilemeye çalışıyor. Başbakanın tamamen haklı olduğunu, onun peygambervari bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Terör vesilesiyle kimlerin hangi safta yer aldığını görebiliyor, anlayabiliyoruz. Kimileri Başbakan Recep Tayyip <img class="alignright" src="http://img.mynet.com/ha3/a/asker_helikopter2.jpg" alt="" width="343" height="257" />Erdoğan’a kökten karşı çıkarken, kimileri başbakanın bazı hamlelerine hak vererek ılımlı bir tutum sergilemeye çalışıyor. Başbakanın tamamen haklı olduğunu, onun peygambervari bir insan olduğunu düşünenler de vardır elbette. Burada benim dikkat çekmek istediğim nokta başbakanın her yaptığını “suç” sayan, tenkit eden anlayışın bizi hiçbir yere götürmeyeceği, olaylara sağduyulu bakabilmemize mâni olacağıdır.</p>
<p>Dün NTV ve Kanaltürk’teki tartışma programlarını izledim. Cumhuriyet gazetesinin daimî köşe yazarlarından Ümit Zileli, Kanaltürk’teki dört kişinin katıldığı programda katı bir tutum sergiliyor, hükümeti her yönden eleştiriyordu. Mesela benim yayımlanmasında hiçbir sakınca görmediğim bir fotoğrafa Ümit Zileli, “Böyle fotoğraf verilir mi hiç?” diyordu. Ve ona göre, bu fotoğraf basına yansımamalıydı. Fotoğrafı gözünüzde canlandırmanız için tafsilatıyla izah edeceğim. Fotoğraf, &#8221; Sıfır Bölge&#8221; denilen bir yerde çekilmiş. Fotoğraf karesinde bulunan İlker Başbuğ, Recep Tayyip Erdoğan ve birkaç asker kum torbalarının arkasında çömelmiş vaziyette duruyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çömelmesini Ümit Zileli hoş karşılamıyor. Oysa bana göre hoş karşılanmayacak bir durum yok ortada. Sıfır Bölgesi denilen bölge anladığım kadarıyla çatışmanın en sık yaşandığı bölgelerden biri. Ve ek bir bilgi daha: Türkiye Cumhuriyeti tarihinde o bölgeye giden ilk başbakan olma özelliği taşıyor Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi yorumlayalım: Çok tehlikeli olarak adlandırılan bir bölgede siz Atatürk gibi kafanızı kum torbalarından aşağı uzatırsanız, ki programda bu fotoğraf ile Atatürk’ün fotoğrafını yan yana koyup gösterdiler, sniperların hedefi haline gelebilme ihtimaliniz çok yüksek. Kafayı uzatıp çıkardığınızda beyninizden vurulabilmeniz kuvvetle muhtemel. Bunu dikkate almadan başbakanı eleştiriyor Ümit Zileli. Başbakan eceline mi susamış ki kafasını oradan uzatsın. Askerler çömelin demiştir, o da çömelmiştir. Bunun tenkit edilecek bir yanının olduğunu düşünmüyorum. Bir de Ümit Zileli karşısındaki konuğa dedi ki, “Sen hiç hükümeti eleştirmiyorsun.” Hükümeti eleştirmek şartmış gibi konuşuyor Ümit Zileli. Hükümeti eleştirmeyen adam değilmiş gibi&#8230; Her yazarın her söylediğinin doğru olmadığının kanıtı Ümit Zileli’dir. Yine de Ümit Zileli’ye çok bilgili bir yazar olduğu için saygı duyuyorum, onu okumazlık etmiyorum.</p>
<p>Başbakanı düşman gibi görme tavrından vazgeçmek zorundayız. O, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıdır, 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 47,6 oy alan bir partinin genel başkanıdır. AKP’yi eleştirenler, yerden yere vuranlar demokrasiden yana olduklarını sıkça dile getiriyorlar, ama demokratik bir yöntemle iş başına gelmiş bir hükümeti düşman gibi görebiliyorlar. Böylece hoşgörüden uzak bir kişiliklerinin olduğunu açığa çıkartıyorlar. Hep kendi istediklerinin olmasını istiyorlar. İstemedikleri hükümeti darbe yaparak alaşağı edebileceklerine inanıyorlar. Hâlbuki iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmamızın vakti gelmiştir. Seçilmişleri sürekli atanmışlar yoluyla devirerek bir arpa boyu yol alamayız. AKP’yi hasım gibi görme, Bekir Coşkun’un “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olamaz.” anlayışını yansıtmaktadır. Bu da sağlıklı bir tartışma ortamının yeşermesine imkân vermez.</p>
<p>Her insanın iyi tarafı vardır, kötü tarafı vardır. Kimse kusursuz değildir. Hayata geçirilen projeler, atılan adımlar sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Her şey illa yüzde yüz başarılı olacak diye bir şart yoktur. Mesela hükümet Kürt açılımı konusunda Habur sınır kapısından geçenleri içeri almaktan başka adım atmadı diye eleştiriliyor. Bir TRT ŞEŞ açıldı, üniversitelerde Kürtçe Dili ve Edebiyatı bölümü açılacak dendi. Evet, hükümet Kürt açılımının içini boş bıraktığı doğrudur. Ancak şu da var ki BDP ve onun gibilerinin demokrasi lafını ağızlarda sakız etmeleri iyi, hoş, ama kendileri Kürt açılımının içini doldurmayan AKP gibi doldurmuyorlar demokrasiyi. Bir demokrasi türküsünü terennüm edip duruyorlar. Mesela bunlar anayasa değişikliğine hayır demişler ve oylamalara katılmamışlar. Oysa onların ilk başta 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmeye adım atması gerekiyor. Çünkü seksen ihtilalinde solcuların yanı sıra Kürtlerin de çok canı yandığını biliyoruz. Ahmet Türk’ün anlattıkları, asit kuyuları buna kanıt sayabileceğimiz olaylardan birkaçıdır.</p>
<p>Neler verilebilir Kürtlere? Kürtçe Dili ve Edebiyatı bölümü açılabilir, kendi dilleriyle gazete basabilirler, yayın yapabilirler. Ekranlarda boy gösterebilirler. Kürtlerin benim sınıfıma girmelerine müsaade ediliyorsa, devlet hastanelerine gitmelerinde sakınca görülmüyorsa, Kürtler batıya karışıp, göçüp iş yeri sahibi olmuşlarsa vs. bunda Türkler lehine bir ayrıcalığın olduğu söylenebilir mi? Turgut Özal Kürt bir başbakan ve cumhurbaşkanı değil miydi? Bunları unutuyoruz hep. Tavizlerde daha da ileri gitmek, onların her istediğini yerine getirmek Türkiye’nin bölünmesi demektir. Bir kere PKK’nın amacı apaçık bellidir: Ülkeyi bölmek ve K. Irak ile birleşip Kürdistan rüyasını gerçekleştirmek. AKP’nin Doğu ve Güneydoğu’da aldığı oylara bakılırsa, Kürt halkının çoğunluğunun bunu istemediği kesin. Kürt halkı böyle bir şey istemiyorsa, PKK niçin bölünme istiyor? PKK Kürtlerin haklarını müdafaa etmesi gereken bir örgüt değil mi? E, çoğu halinden memnun olduğuna göre PKK’nın eylemlerinden vazgeçmesi, kesinlikle devre dışı bırakılması gerekiyor. Fakat bunun kolay olacağı zannedilmesin. Banu Avar’ın “Hangi Dünya Düzeni?” adlı kitabında ESKİ ABD Başkanı Wilson’un altında imzası ve mührü bulunan bir harita yer almaktadır. Bu haritaya göre, Ermenistan ve Kürdistan devleti sınırlarımız, topraklarımız içinde kurulmaktadır. Ve de Cengiz Özakıncı’nın Neveser adlı eserinde yer aldığı üzere, İsrail’in Dışişleri Bakanı Yinon’un 1982’de verdiği şu demeç akıllara durgunluk vermektedir: “Irak kuzeyde Kürt, ortada Sünni, güneyde Şii olmak üzere, etnik ve mezhep ayrılıkları temelinde üç devlete bölünecek.” Dolayısıyla Kanla Beslenenler başlıklı yazımda ifade ettiğim gibi, sorun sadece Türkiye sınırları içinde halledilebilecek bir sorun değil. PKK resmen uluslararası bir terör örgütüdür. Hemen her ülkeyle bağlantısı vardır. Uyuşturucu satarak para kazanmaktadır. Ülkeler çıkarları gereği PKK’ya destek vermektedirler. Dolayısıyla bu sorunun beynelmilel olmadığını düşünmek yanlıştır, bizi hiçbir yere götürmez. Fakat PKK bize hükümetin ne kadar güçsüz olduğunu maalesef kanıtlamaktadır. Bir milyon askeri olan TSK, PKK’ya son verememektedir. Hükümet kararlı bir irade gösterememektedir. Sekiz yıldır iktidarda olan AKP, meclisin neredeyse üçte ikisini elinde bulundurmasına rağmen bitirilmesi şart olan bir işi bitirememektedir. Vahim olan budur ve insanı kahretmektedir.</p>
<p>Dün izlediğim ART TV’deki Saygı Öztürk’le Manşet programına konuk olan eski Milli Savunma, Devlet, Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün açıklamaları bilgilendiriciydi. Apo’yu asmadın diye Devlet Bahçeli’ye veryansın eden AKP idam cezasını anayasadan 2004 yılında kaldırmış. Apo’nun idam cezasının müebbet hapse çevrilmesi hususunda oy kullanan MHP, Türkiye’nin bağlı bulunduğu Avrupa Konseyi ve bazı antlaşmalardan dolayı ceza değişikliğini onaylamak zorunda kalmış. Çünkü o sıralar hiçbir Avrupa ülkesinde idam cezası yokmuş ve ABD’nin sadece birkaç eyaletinde uygulanıyormuş. Olayın aslı buymuş anlayacağınız.</p>
<p>Programda Apo ile olan ilişkilerin ilginç ve hiç düşünmediğim bir boyutu ele alındı. Terör örgütü lideri Apo uzun zamandır İmralı’da çekiyor cezasını. Buraya kadar bir sorun yok. Sorun avukatlarıyla olan görüşmelerinde başlıyor. Bu avukatlar Öcalan’dan aldıkları bilgileri PKK’ya taşıyorlar ve PKK bu şekilde Apo’nun emirlerini yerine getiriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyesi geliyor insanın. Devletin gözetimi altında bulunan terör örgütü lideri emirlerini bağlı bulunduğu örgüte iletmekte sıkıntı çekmiyorsa, ben ne anladım bu işten! Ha dışarıda, ha içeride, ne fark eder! Hiç öldürülme tehlikesi yok, yemeği önüne konuyor vesselâm. Daha rahat ettiriyoruz sanki biz bu adama. E o zaman içeride tutulmasını ne anlamı kaldı bu katilin! Neden bu adamın sürekli avukatlarıyla görüşmesine imkân tanınıyor? Aklımdaki sorulara bir türlü cevap bulamıyorum.</p>
<p>Son olarak ilk önemli baskınını 1984’de gerçekleştiren terörün kan akıtmaya devam edeceği ayan beyan ortadadır. Bizi cılız bir hale getirenler utansın!</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5488&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/hosgorusuzler-ile-kandan-medet-umanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kapı</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/kapi.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kapi</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/kapi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:26:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ademeyupoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[terk etmek]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5315</guid>
		<description><![CDATA[Sen yoksun diye ben, mermilerini seninle temizlediği seri bir katilin dün akşamki son kurbanıyım. "bu sözün kalbinize inen damlalarını içmeye hazır mısınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi çok uzaklardasın sevdiğim adam. Dokunmalarım klavye tuşlarından ibaret. Gözlerim elektronik bir ekranda <img class="alignright" src="http://img2.blogcu.com/images/e/l/i/elifce84/kapi1.jpg" alt="" width="302" height="211" />donup kalıyor. Sesim ankesörlü bir telefonda yankılanıyor. Dudaklarının arasından çıkan nefesi hissedemiyorum. Ellerinin üzerimde bıraktığı elektriklenmeden mahrumum. Beni Konya ovalarına taşıyan vaha gözlerinden şimdi çok uzağım. Umutsuzluk tohumlarını içinden sök at. Yarın sana kaçacak sevgilerim. Bu gece sana seslenecek kalp atışlarım. Sonsuza kadar olmasa da seni seslendirecek dudaklarım. Seni çok seviyorum derken bile titriyor kalbim. Bana darılmandan çok çekiniyor hislerim. Umutsuzluk tohumlarını içinden çıkar at sevdiğim adam. Her sabah, seni benden alıp götüren sokağın başına bakıyorum. Sanki yeni gitmişsin gibi ellerinin sıcaklığı duruyor kapının ahşap kolunda. ‘Hep seni yolcu ettiğim kapı bir gün seni bana getirecek mi?’ düşüncesiyle meşgulken, 7. 65’lik bir tabancayla vuruyor beni yalnızlık. Kanlar içinde yatıyor bütün sevgilerim. Şimdi en mahrem duygularını yaşıyor benimle terk edilişler. Yağmurun çatıyla sevişme seslerini dinliyorum. Elim uzanacak gibi oluyor kapının koluna, her seferinde engel oluyor beni buraya bağlayan köklerim. Ben senin gibi çekip gidemiyorum çok uzaklara. İsrail – Filistin savaşı kadar hem net hem de gizli gidişin. Ne varsın diyebiliyorum ne de yoksun. Sen yoksun diye ben, mermilerini seninle temizleyen seri bir katilin dün akşamki son kurbanıyım. Ölümümün ardından vahşi bir hayvanı boğazlar gibi katlettiler sevda cümlelerimi. Sabahın ilk ışıklarıyla buharlaşıp gidecek bütün beklentilerim. Aslında ben, içimde büyüttüğüm yalnızlık duygularımı anlama diye hep neşeli bir yüz sundum sana. Belki üzüntümü bu yüzden hiç anlayamadı mevsimler. En çetin kışlarda bile üşütmedi beni kapım. Giden yılların ardından yine ben, ilkbaharı seni uğurladığım kapıda karşılıyorum. Bu gece, evet bu gece uyurken seni üstüne çekip uyuyacak düşlerim. Aslında sen zaten beni hiç terk etmedin. Şimdi uyu ve uyandığında beni an. Şimdi yat uyu ve uykunda beni an. En kesif ordularınla beni fethedip gitsen de ben sana mahkum yaşayan bir gönül aşığıyım. Şimdi bütün kapılarımı açtım seni bekliyorum.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5315&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/kapi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
