Türk eğitim sisteminin bana kazandırdığı çoktan seçmeli düşünme yetisini gündelik sorunlara uygulamaya karar
verdim. Bizleri sorgulayamayan ve araştıramayan ahmaklara çevirmiş bu eğitsel düzeni ne kadar kanıksadığımı da anlamış oldum. Düz metin yazarken zorlanmadığım kadar rahat biçimde soru tasarlayabiliyorum.
Tamamını oku…
(Yazı ciddi manada uzun ve dağınık gelebilir sizlere. Ama bu yazımı şekil yönünden değil, daha çok içerik yönünden beğenmenizi dileyerek, huzurlarınıza sunuyorum.) Şimdi neden bu kadar basit bir başlık seçtin yazına diyebilirsiniz içinizden. Normalde yazımı tamamladıktan sonra yazım için en uygun başlığı bulmaya çalışırım. Ama bu kez öyle olmadı. Anlatacağım olayı okuduktan sonra muhtemelen siz de benim gibi düşüneceksiniz.
Tamamını oku…
Dünyada alanında bağımsız uzman tarihçilere danışılsa, en eski uygarlıklar sıralamasında muhakkak ki ilk sıralarda Türk tarihi de yerini alacaktır. Türkler tarihleri boyunca coğrafyadan coğrafyaya destanlar yazmış, yaptığı fetihlerin yanında kültürel olarak da gittikleri coğrafyalardaki kavimlerle kültür alışverişine girmişlerdir.
Tamamını oku…
Bir kelimenin Türkçe olduğunu nasıl anlarız? Bugüne kadar hep 2 şekilde inceledik. Bunlar neydi :
Tamamını oku…
Evet arkadaşlar. Makaleden ziyade deneme yazmak maksadım. Bir makale üzerinde fikir yürütecek olsam da bir şeyler deneyeceğiz sonuçta.
Tamamını oku…
Bu yazıyı okuyan her arkadaşımız, küçükken hocalarından veya çevreden buna benzer sözler duymuşlardır.”Türkçe zor bir dil.Yabancı birine Türkçe öğretemezsin.” Peki neden böyle denildi? Türkçe gerçekten zor bir dil mi idi?
Tamamını oku…
Hayatımız sürekli bir koşuşturma içersinde ilerliyor. Bazen nereye gittiğimizi bilmeden yola çıkıp Allah ne verdiyse diyoruz. Bazende nereye gittiğimizi bilerek seke seke yola devam ediyoruz. Sürekli seçenekler var önümüzde. A yolu B yolu nerde bunun orta yolu…
Tamamını oku…
Geçen gün Facebook’ta bakınıyorum gruplara filan.
Grubun adında “q”, “w” gibi harfler var. Kurucuya bakıyorum, aaa Türk! Yazılanlara bakıyorum Türkçeye benziyor. Yahu diyorum alfabeye “q”, “w”, “x” harfleri ne zaman girdi?
Sonra grubu kişiyle konuşuyorum, gene bu harfleri kullanıyor. Diyorum Türkçe’de ne zamandan beri bu yabancı harfler kullanılıyor? Gülüp “alışkanlık işte” diyor. Düşünüyorum “Allah allah, böyle alışkanlık mı olur?” Ve bu konu hakkında tartışmaya başlıyoruz. Enteresandır bana bu yaptığını çok ateşli bir şekilde savunuyor. Hani sanıyorsun ki vatanı kurtarıyor. Ama değil.
“q” yu, “k” nin yerine kullanıyorum sadece, sen anlıyorsun ya diyor. Peki diyorum “k” harfi neden var alfabede? Çıkartalım o zaman diyorum. Gene gülüyor… O an gerçekten umursamadığını anlıyorum ve başlıyorum bombardımana.
Türkiye’de milyonlarca insan internete girip bir şeyler yazıp, paylaşıyor. Hadi diyelim ki 5 milyon kişi. Bunun 1 milyonu bu harfleri kullanmayı “alışkanlık” haline getirse ve bu böyle yayılıp devam etse, ne olur bu Türkçe’nin hali?
Hayır zaten öyle çok parlak bir durum yok, iyicene batacak.
29 harf neyinize yetmiyor. Etmeyin, eylemeyin.
Halkla ilişkiler ve örgütsel iletişim dersimizde halkla ilişkilerin bir işletme için ne kadar önemli olduğunu öğreniyoruz. Bu dersle ilgili birçok bilgi edindik. Reklâmla halkla ilişkilerin karıştırıldığını söyledik. Karalama çalışmalarından bahsettik. Bu karalama/iftira çalışmalarına örnek olarak internet üzerinde dolaşan e-postaları ve reklâmları verdik. Meselâ, “Şu ürünleri almayın; bunlar Yahudi malı.” gibi e-postalara sıkça rastladığımızı anlattık.
Tamamını oku…
Bir -ya da 2–3- yıl boyunca onun hayalini kuruyoruz. Onun için gece gündüz çalışıyoruz. Streslere giriyoruz. Neresi için mi? Üniversite… Üniversiteye geldik mi oraya ulaştık mı oranın hakkını verebiliyor muyuz? Yılmaz Erdoğan’ın “Organize İşler” filminde söylediği gibi, “O formayı eğer taşıyamıyorsan giymeyeceksin.” Üniversiteli formasını hakkıyla taşıyabiliyor muyuz? Sevgili Hocam Gürcan Papatya’nın dediği gibi: “Öğrenci miyiz, talebe mi? Öğrenci öğrendirilendir. Edilgendir. Talebe ise, talep edendir. Zorlayandır. İsteyendir.”
Tamamını oku…



