Bilgi, nesne ile özne arasındaki ilişkidir. Bu ilişki duyu organlarımız ile gerçekleşir çünkü duyu organlarımız olmadan nesneleri fark edebilmemizin imkânı yoktur. Yani, öznenin bilgiyi edinme aşamasında nesneyi fark etmesi lazımdır. Herhangi bir nesneyi fark ettiğimizde duyu organlarımız onu sinirlerimiz aracılığıyla beyine iletir. Beynimiz fark edileni hemen kaydetmez. Beyin, fark edileni daha önce elde edilen bilgilerle karşılaştırır ve yorumlar. Kişinin deneyimlerinin ve bakış açısının etkilediği yorumlama ve karşılaştırma aşamasından sonra bilgi tasnif edilerek beyinde gerekli yere depolanır. Devamını oku…
Büyük bir muhalif kesimle karşılaşacağımı bilerek yazıyorum bu yazıyı. Nitekim, yıllardır Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz sloganını benimsemiş bir toplumda yaşıyoruz. Devamını oku…
Uzun zamandır felsefî bir temele oturtmak istediğim bir konu vardı. Kendi kendime düşünüyordum “İnsanlar kendileri için yaşarlar, ama kendileri için yaşarlarken topluma faydalı olabilirler mi?” diye. Bugün bu konu hakkındaki düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Devamını oku…
Gelin, uğruna ölmeyi göze alacak kadar çok seveceğimiz en az bir kimseyi hayatımıza alalım; hani şu cam fanuslarda, çelik kafesler ardında, kalın betonlar altında herkesten sakladığımız hayatımıza. Bu; annemiz, babamız, kardeşimiz ya da bir arkadaşımız olsun. Bu, sevgilimiz olsun. Devamını oku…
İnsanların inançlarını belirlemede sırasıyla çevresel faktörler, okumak ve tanık olmak etkendir. Tanık olmak okumaya kıyasla muhakkak daha etkili bir unsur olmasına rağmen mucize olarak addedilen olaylara günümüzde sıklıkla rastlanmadığından bir genelleme yapmaya kalktığınız vakit okumak insanların inançlarını belirlemede öne çıkar. Devamını oku…
Pusulamızı kaybetmiştik, Kutup Yıldızı’nın parlak ve göz alıcı ışığında. Sirius yıldızı alınmıştı bakışlara, Kutup Yıldızı’ndan daha parlak olduğu halde; hep onun isminin anılması ve kendisinin yok sayılmasına. Ve ben hiçbir sosyalciyi anlamamıştım Marks’ı anladığım kadar. Emeğimizi ekmek arası yapıp, kuru soğanın kabuğunu bize reva gören zihniyete yıldırım gibi çakmıştı, Kapital’in kalın ve soğuk ciltlerini. Belki de narı sevdiğim için narsist demişti bana çevremdeki entel insanlar. Artı değerimiz kapitalist ekonomi de bir nar misali çoğalıyordu, bire bin. Ama biz hep eksilere oynuyorduk, zeytinyağı eksik, delik tavada su… Atalarımız ata ata kazanmıştı ama atsan atılmıyordu alın terimiz. Seninle nerede yaşasam tanrıçam; yanık olmayan gönül, Neron’un yakmadığı ülke var mı? Don Kişot olurum seni gördüğüm zaman. Seni en iyi ben yaşarım rüyalarımda zaman zaman. Nereye gideyim; ayağımda pranga, metris tadilatta, yaz geldi dura dura. Ford kıskanır belki, ayağımdaki son model kara ”lastik” ayakkabıya. Devamını oku…
Bir gece daha yüzümüzü saklayalım ve tüm yansımaları bir kenara bırakalım. Gerçeklik öğesi altında inandığımız herşeyin, sanal dünyadan yansımalar olmadığına kanaat getirerek girelim içeri. Bu girdiğimiz salon tüm iştihamları, ışıkları, kendilerini yeni çehrelere sokan insanlar ile beraber. Dünyada değil mi burası, gerçekleşen bir oturum içerisinde yeni bir oturum, içerisine girdiğimiz salon. Devamını oku…
Felsefe = “Hayat nedir?” sorusudur. “Felsefe nedir?” sorusunun cevabı “Hayat nedir?” sorusudur. Dolayısıyla felsefe = hayattır. Felsefe tarihi insanlık tarihi kadar eski olmasa da M.Ö. 6. yy’a kadar dayanır. Eski Yunanda ortaya çıkan bu düşünce tarzı rahat bir hayat tarzının sonucudur. İnsanlık bir insan gibi düşünüldüğünde insanın düşünmek için yeterli gelişimi sağlanması beklenmiştir. Felsefe çağına gelen insanlık sürekli anne ve babasına “Bu ne?” diye sorular soran çocuk gibidir. Devamını oku…
Poetika Yunan filozofu Aristotales’in bir kitabı. Filozofun diğer bir kitabının ismi Retorik. Başka kitapları da var,ama bunlar gün yüzüne çıkmamış kitaplar. Aristotales bu kitaplardan bahsediyor Poetika adlı eserinde, ama bunlar günümüze ulaşmamış. Zaten Aristotales’in kitapları ölümünden yıllar sonra bulunuyor. Bunlar papirüs kağıdına yazılmış bir şekilde bulunuyor. Bu yüzden belki yıllarca, belki asırlarca bulunamayan bu papirüs kâğıtları yıpranıyor ve bunların bazı kısımları okunamıyor. Evet,eksik bir metin var önümüzde. Devamını oku…
İnsanlar, kimse onlara dünyaya gelip gelmek istemediklerini sormaz. Ebeveynlerine muhtaçtırlar, daha sonra ayağa kalkar, yemek yer, yürür, konuşur, öğrenir ve birey olurlar. Üzülürler, kızarlar, darılırlar, kavga ederler, vururlar, okşarlar, öldürürler ve severler. Bu sevgi karşı cinse ise evlenirler ve bir çok sıkıntı ve mutluluk yaşadıkları bu dünyaya yine dünyaya gelip gelmek istemediğini sormadan bir insan daha meydana getirirler. Sizce bu ne kadar doğrudur, bunda hak adalet var mıdır? Tamam diyelim bu doğanın kanunu. Devamını oku…
