Cumhuriyet gazetesi yazarı Ümit Zileli, Habertürk adlı televizyon kanalında
bir programa katıldı. Program genel olarak “üslup” konusunu tartışıyordu. Bu programa ayrıca psikiyatr Kemal Sayar, Milliyet gazetesinden bir bayan ve siyaset bilimleri uzmanı bir kişi katıldı. Bir de bu programa Star gazetesi yazarı Mahsuri (adını doğru yazmamış olabilirim) de katıldı. Yalnız, Mahsuri programın konukları arasında yer almıyordu, başka bir yerden canlı olarak katıldı. Programı baştan sona izlemedim. Ev arkadaşım Erman daha uzun süreli izledi. Bu yazımda konukların bakış açılarını hem izlediklerim hem de Erman’ın söyledikleriyle yansıtmaya çalışacağım. Devamını oku…
Geçtiğimiz günlerde internette dolaşırken rastladığım bir Taha Akyol röportajında geçen “Atatürk sorunların çözümünde daha çok askeri metotlara alışkın olduğu için radikaldir” cümlesinden yola çıkarak bu yazıyı yazmak istedim. Taha Akyol “Kemalizm” ideolojisine vermiş veriştirmiş. Bu arada Atatürk’e söyleyeceğini söylemiş. Aslında bugün bu kadar kalıplaşmış bir Kemalizm varsa bu, Mustafa Kemal’in ölümünden sonra ortaya atılmış Kemalizmdir. Yani Atatürk yaşadığı dönemde bu kadar basmakalıp bir ideoloji mevcut değildi. Bu suçlamalar mantıklı, bilinçli insanlarca da bilinir ki Atatürk sonrası dönemde mevcut olan kalıpların halka yansımasıdır şimdiki “Kemalizm”. Devamını oku…
Onur Öymen’in mecliste Dersim katliamını öven sözleri birçok tartışmayı da beraberinde getirdi.En çokta Mustafa
Kemal’in sorunların çözümüne yaklaşımını merak etmeye başladık. “Yurtta sulh,cihanda sulh” sözünün samimiyetini düşünür olduk. Gerçekten Mustafa Kemal söyledikleri ve yaptıklarıyla çelişen biri miydi? Yani, Kemalizm demokratik ve barışcıl bir ideoloji miydi yoksa anti-demokratik ve silaha dayalı bir ideoloji miydi? Devamını oku…
Batının hege
monik güçleri dünyayı kendi elleriyle bir oyun masasına dönüştürüyor ve yeni bir düzen ile şekillendirmek için büyük bir çalışma içine giriyor. Bu oyun bazı bölgelerde kan ile tescillenirken (Irak, Afganistan, Sudan, Yugoslavya) bazı bölgelerde ise demokrasi ve özgürlük ile taçlandırılıyor (Türkiye, Gürcistan, Ukrayna, vs. vs.). Devamını oku…
Siyaset, kafa karıştıran bir alan, çok bilinmeyenli bir denklem, her partinin kendi istediğini dayattığı, her partinin kürsüye çıkıp avaz avaz bağırdığı bir arena. İşte bu arenada cuma günü Demokratik Toplum Partisi olarak bilinen Kürt partisi kapatıldı Anayasa Mahkemesi tarafından oy birliğiyle. Üzülsem mi, sevinsem mi bilemiyorum. Karmaşık duygular içindeyim. Bir tarafta 12 Eylül döneminde işkenceden geçirilen Ahmet Türk gibi Kürt kökenli insanlar ve diğer tarafta milliyetçilik duyguları azmış insanlar. Bir yanda şehit, bir yanda terörist… Bu nasıl bir ikilem, nasıl bir zıtlık? Karşıtların birlikteliği ilkesi burada geçerliliğini kaybediyor, hoşgörü burada yerini şiddete bırakıyor. İnsanlar hoşgörüsüz duruma getiriliyor. Açılım saçılım işe yaramıyor, insanların bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyor. İşte Tokat’ta açılım devrinde yedi askerimiz şehit edildi. Açılım Tokat’ı es geçti. Açılımda AKP’nin tek başına olduğunu bir kez daha gördük. Zaten DTP bu açılıma baştan karşı. Bu partinin varsa yoksa derdi İmralı’dakini muhatap almaktır. Bu parti Abdullah Öcalan’la kafayı bozmuştur. Apo’ya peygamber kılıfını giydirmişler. Bir kitap yazsa, ona tapacaklar resmen. Apo, milyonlarca Kürt’ün derdine derman mı olacak? Neden tek bir put üzerinden siyaset yapılıyor ki? Siyaset bu kadar sığ mı kaldı? Esasında baktığınızda DTP’lilerin söylemlerine demokrasiden başka bir kelimeye ağızlarına almadıklarını görüyorsunuz. Bunlar “demokrasi” diye diye beni demokrasiden bıktırdılar. Bunların bir özelliği de istediklerini açık açık söylememeleri. Aslında az çok okumuş herkes ne istediklerini biliyor onların. Federe devlet veya Kürdistan istiyorlar. Ancak bu kolay kolay dile getirilmiyor. Allah aşkına bu ülkede Kürtler bizimle aynı sınıfa girmiyorlar mı, devlet dairelerinde onlar da çalışmıyorlar mı, Kuşadası’nda birçok yeri ele geçirmediler mi? Bizler onları dışlıyor muyuz? Gerçi bunun tek istisnası Trabzon’muş duyduğuma göre. Bizzat Trabzonlular bana “Biz Kürtleri içeri sokmayız.”dediler. Girenleri de cebren dışarı çıkartıyorlarmış. Ben böyle bir yaklaşımı kabul edemem, ne demek, bu resmen ırkçılığa girer. Ama bu kovalamacanın nasıl ve neden oluştuğunu irdelemek lazım diye düşünüyorum, çünkü durduk yere Trabzon halkı niye ırkçılık yapsın ki!? Bu konuda kesin hükümlü davranmam pek zor. Olayı anlamaya çalışmak sanırım en doğru olanı. Devamını oku…
Amerika’nın iç ve dış politikalarını Siyonist bağlantılı çok uluslu şirketler adına yönlendirmekle görevli olan Rockefeller’in, Türkiye ve diğer 3. dünya ülkesi
konumundaki devletleri nasıl oltaya düşürmeleri gerektiği konusunda Başkan Eisenhower’a verdiği nasihatten bir alıntı ile başlamak istiyorum: Devamını oku…
Tarih sevmezdim ta ki kendi düşüncelerime karşı tezi olan insanları dinledikten sonra. Çok milliyetçi ve belli kurumlara
körü körüne güvenen bir kişiydim, ta ki sabit fikirli olduğumu anlayana kadar. Geçmişle ilgili yazılar, farklı yazarların yorumlarıyla yazılmış türlü türlü kitapları okumadan önce çok sabit fikirliymişim. Çok basit düşünüyormuşum, aslında şimdi insanların daha da basit olması gerektiğini düşünüyorum. Devamını oku…
Konumuzun kaynağı The Economist dergisinin son sayısında Türkiye’nin barışçıl bir yapı içerisinde Arap dünyası, İsrail, İran, Amerika ve Avrupa ile iyi ilişkiler içinde olmasının yarattığı memnuniyeti ballandıra ballandıra anlatışını birde bizim gözümüzden tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Devamını oku…
Apaçık Delilleriyle Amerikancılık adlı denememde İblisin Kıblesi kitabından aldığım bilgilerle Kanlı Pazar Olayı’nı, bu olayın baş sorumlusu yazılarıyla bilisiz Müslüman gençleri tahrik eden Mehmet Şevket Eygi’yi anlatmış ve değerlendirmiştim. Bu yazımdaysa, yine İblisin Kıblesi adlı kitabı kılavuz alarak, ülkemizde nifak unsuru olarak gündeme gelen ve getirtilen türbanın nasıl siyasî bir simge haline geldiğini anlatmaya çalışacağım. Devamını oku…
Canlarına isyan ettiklerim, ne istersiniz benim toprağımdan? Ne umarsınız ülkemin insanından? Ne beklersiniz ülkemin geleceğinden? Yetmiyor mu elinizdekiler? Elleri nasırlı anamın ekmeğine ne demeye göz dikersiniz? Ne diye yürekleri fişek gibi atan delikanlıları gözü kapalı dağa, çamura, yollara dökersiniz? Her karışı aşk, tasavvuf, insanlık ve tarih kokan bu toprakları nasıl olur da masalarda pazarlığa yatırırsınız? Ülkemi ülken olarak benimsemiyorsan eğer ne diye aynı havadan nefes alır, aynı tastan su içersin? Fare kapanını sen kurduğundan mı kurtarma yollarını çok iyi biliyorsun? Sakın bakma nefret kokan gözlerinle denizime, taşıma, toprağıma! Sakın sevmeye kalkışma kirlenmiş bir yürekle vatanımı, bayrağımı, marşımı! Devamını oku…
