<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; Psikoloji</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/bolum/sosyal-bilimler/psikoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Psikospirit</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/psikospirit.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=psikospirit</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/psikospirit.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 08:26:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ferid Cafer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5511</guid>
		<description><![CDATA[Psikospirit, insan psikolojisinin spiritüel açıdan incelenmesidir. Bu, bir bilim değil; psikoloji felsefesidir. Psikospirit, bilime karşı değildir. Psikospirit, bilimsel ve bilim dışı birçok konuyu kapsar. Bir bütün olarak psikospiritin içinde birden fazla küçük teoriler vardır. Bazı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P { margin-bottom: 0.08in } -->Psikospirit, insan psikolojisinin spiritüel açıdan incelenmesidir. Bu, bir bilim değil; psikoloji felsefesidir. Psikospirit, bilime karşı değildir. Psikospirit, bilimsel ve bilim dışı birçok konuyu kapsar. Bir bütün olarak psikospiritin içinde <img class="alignright" src="http://ariyavansa.files.wordpress.com/2008/01/spiritual2.jpg" alt="psikospirit" width="333" height="394" />birden fazla küçük teoriler vardır. Bazı küçük teorilerin ilgili olduğu konularda bilimsel ispatlar yapılmış olabilir. Psikospiritin bu durumdaki amacı bilimsel gerçekleri inkâr etmek değil, sadece farklı bir bakış açısı sunabilmektir.</p>
<p>Psikospiritüel olarak insan deneyimi iki çeşittir:</p>
<ol>
<li><em>Ruhsal Arzunun Farkındalı Deneyimi (RAFD)</em></li>
<li><em>Ruhsal Arzunun Saptırılmış Deneyimi (RASD)</em></li>
</ol>
<p>Bütün insanlar mutlu olmak ister. Mutluluk arayışı sürecinde, yani bütün bir ömür boyunca, insanın her seçimi bencilcedir. Bir annenin çocuğunu büyütmesinin ya da bir zenginin, yoksula yardım etmesinin de altında yatan motivasyon bencilcedir. Herkes mutluluğu arzular ve bu hedefe kavuşmak için bencilce seçimler yapar. Bencillik de <em>dünyasal bencillik</em> ve <em>ruhsal bencillik</em> olmak üzere ikiye ayrılır. Bir harekete geçişin altındaki motivasyon dünyasal kazanç ise, bu dünyasal bencilliktir. Bir harekete geçişin altındaki motivasyon ruhsal gelişim ise, bu ruhsal bencilliktir. Örneğin; A şahsı C&#8217;ye, B şahsı ise D&#8217;ye yardım ediyorlar. A, C&#8217;ye yardım ederek toplumdan onay almayı ve bir gün C&#8217;den karşılık alma ümidi taşır. Bu, dünyasal bencilliktir. B, ise D&#8217;ye yardım ederek zihnindeki kirlerinin bazılarından kurtularak ruhsal aydınlanmaya bir parça daha yaklaşacağına inanır. Bu, ruhsal bencilliktir. Her iki tür motivasyon da bencilcedir; çünkü insan, üstlendiği işin bu ya da başka bir yolla kendisine fayda sağlayacağını düşünür ve ona göre işini yapar.</p>
<p><span style="color: #000000">Burada dikkat çekilmeye değer nokta, bencilliğin o kadar da korkunç bir şey olmadığıdır. Bencillikle, şahsiyetsizliğe kayma ihtimaline karşılık, doğru yönlendirilmiş bencillikle erdemler geliştirilebilir. Bunu sağlamak için, dünyasal bencilliği aşama aşama azaltarak, ruhsal </span><span style="color: #000000">bencilliğe ağırlık</span><span style="color: #000000"> vermek gerekir.</span></p>
<p>İnsanın hakiki doğal içsel hali kesintisiz huzur ve mutluluktur. İnsanın bunları elde etmek için hiçbir şey yapmasına gerek yoktur. Ancak, insanın bu yüce zevki tatmasına engel olan bir şey vardır; arzu örgüsü olan zihin. Bütün bencil davranışların ve yıkıcı duyguların sebebi işte bu, zihindir. Zihin ortadan kalktığı anda içgüdüsel hedefe ulaşılır.</p>
<p>İnsan davranışına iki çeşit demiştik. Bazı insanlar mutluluğu elde etmek için spiritüel disiplinler uygulayarak zihni yatıştırmaya çalışırlar. Uygulanan disiplin gücüne göre başarı elde edilir. Elde edilen küçük ya da büyük başarının neticesinde &#8216;Ruhsal Arzunun Farkındalı Deneyimi (RAFD)&#8217; deneyimlenir. Öte yandan, diğer insanlar içgüdüsel olarak arzulanan mutluluğa erişmek için çeşitli bedensel deneyimler elde etmeye çalışırlar. Elde edilen küçük ya da büyük çaplı başarının sonucunda &#8216;Ruhsal Arzunun Saptırılmış Deneyimi (RASD)&#8217;ne ulaşılır.</p>
<p>RAFD, gittikçe artan bir keyif, huzur, mutluluk, özgüven, affedicilik, merhamet ve yürekten gelen yumuşak bir neşe verirken; RASD, gittikçe azalan verimlilikte bir keyif, geçici zevk, özgüven kaybı, tahammülsüzlük, öfke, kıskançlık ve depresyon olarak kendini ifade eder. Elbette buradaki örnekleri çoğaltmak mümkündür.</p>
<p>İnsanları RAFD ve RASD olarak keskin bir çizgiyle ayıramayız. RAFD insanı ruhsal inanç sahibidir ve bu teorik inancı uygulamaya yansıtma çabası içindedir. Bu çaba sonucunda kimi insan küçük, kimi insan büyük başarıya ulaşır. RASD insanı ise ya ruhsal bir teorik inançtan yoksundur ya da teorisindeki hiçbir önemli unsuru tatbik etmeye çalışmaz. Her RAFD insanının kalbinde RASD&#8217;lere, ve her RASD insanının kalbinde RAFD&#8217;lere yönelik arzular vardır. Fakat, insandan insana bunların hangisinin hangi oranda baskın olacağı değişir. Hatta bir insanın kendisinde bile zamanla bu baskınlığın oranlarında değişme olur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Zihin</span></p>
<p>Psikospirite göre zihin, arzu örgüsüdür. Kişilik zihinle şekillenir. İnsanın zihni neyse kişiliği de odur. Tam tersi de doğrudur. Psikospiriti Freud&#8217;un id, ego, süper ego üçlemesiyle şöyle eşleştirebiliriz.</p>
<p>Ego, zihnin tamamıdır.</p>
<p>İd, zihnin kirli bölümüdür. Ruhun güneş gibi ışığından mahrum kalmış karanlık bölgedir. Dünyasal arzuların yeri burasıdır. Yıkıcı duygular buradan meydana çıkar.</p>
<p>Süper ego, zihnin temiz bölümüdür. Ruhun ışığını kabul eden kısımdır. Dünyadaki her insanda az ya da çok, bu kısım mevcuttur. O nedenle, tamamen kötü bir insan yoktur. Mutlaka, küçük bile olsa iyilik vardır. Ruhsal arzu, sezgi, erdemler, yapıcı duygular buranın aracılığıyla oluşur.</p>
<p>Süper egonun, idi yenerek, egonun tamamına hükmetmesiyle, insan, hayatın amacına ulaşır. Böylece sonsuz mutluluk ve huzuru deneyimler. Bir kez bu konuma ulaşıldı mı asla geri dönüş olmaz. Dünyasal hiçbir şey bir daha arzulanmaz. Hakiki olan bu mutluluk ve huzur, ne olursa olsun asla azalmaz ve kesintiye uğramaz. Bu seviyedeki mutlukla kıyaslandığında, dünyasal en büyük zevkler bile korkunç birer işkence gibi görülür ve nitekim öyledir de.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Kıskançlık</span></p>
<p>Hakikatte sadece &#8216;Bir Olan&#8217; vardır. Her zaman her yerde olan, her şeyi kapsayan tek bir ruh vardır. Bundan başka hiçbir varlık yoktur. Varmış gibi görünen varlıklar, aslında, Bir Olan&#8217;ın çeşitli şekillerdeki tezahürleridir. Diğer bir deyişle, görünen her şey illüzyondur. Yani fiziksel boyuttaki her şey yanılsamadır. Fiziksel olmayan yanılsamalar da mevcuttur; rüyalar, hayaller, vs.</p>
<p>RAFD&#8217;yi yaşayan insan kıskançlık hissetmez; çünkü her şeyin bir olduğunu bilir, kendisinin kimseden ayrı bir varlık olmadığını düşünür.</p>
<p>RASD&#8217;yi deneyimlemekte olan insan ise kıskanır. Her insanın özünde olan Bir Olan Ruh, kendisinden başka bir varlığın varlığını kabul etmez. Etmez çünkü yoktur da. Fakat, RASD, saptırılmış bir deneyim olduğu için, kendisinden başka bir varlığın varlığından rahatsızlık duyar. Yani, gördüğü yanılsamayı gerçek sanıp, kendisini ona kaptırır ve rahatsız olur. Her zaman her şeyin en iyisinin kendisinde olmasını ister. Kendisinden daha önemli bir varlığın varlığını kabul etmez. Zaten hakikatte böyle bir şey yoktur; ama bu, ruhun saptırılmış bir deneyimi olduğu için, şahıs, bu bilinçten yoksundur ve dolayısıyla duygusal olarak kendisini rahatsız hisseder.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Açgözlülük ve Öfke</span></p>
<p>Ruh, her şeye sahiptir. Gerçekte ruhun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ruh, zaten her şeydir. Ruhun olmayan hiçbir şey yoktur. Ruhtan ayrı hiçbir şey yoktur. Var olan her şey birdir ve o ruhtur, ruhundur, ruhtandır.</p>
<p>Açgözlü bir insanın bilinci bu gerçeklikten uzaktır. Dolayısıyla bu arzusunu tatmin etmek için RASD&#8217;lere başvurur. Derinlerinden gelen bu arzuyu RASD&#8217;lerle tatmin edebileceği sanısındadır. Şiddetli açgözlüler, belirli bir şey arzulamak yerine birçok nesneyi elde edebilecekleri parayı arzularlar. Zihninde onları heyecanlandıran her şeye sahip olmak isterler.</p>
<p>Bir insan, bir deneyimi arzular ve arzusuna kavuşmasına engel çıkabilir. Bu durumda insan öfkelenir. Öfke, tatminsizlikten meydana gelir.</p>
<p>Ruhun arzulayıp da kavuşamayacağı hiçbir şey yoktur. Gerçekte, ruhun hiçbir arzusu yoktur. RASD insanı bunu dürtüsel olarak hisseder ama bu gerçekliğin bilincinden yoksun olduğu için deneyimlediği duygu öfke olur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Gurur-Kibir</span></p>
<p>Kibir, insanın büyük olma arzusundan ileri gelir. Ruh her türlü gücü kendisinde barındırır. Ondan üstün hiçbir şey yoktur.</p>
<p>İnsan, ruhun bu doğal haline olan arzusunu saptırarak bir RASD olan kibir hissediyor ve kibirli oluyor.</p>
<p>RAFD insanı ise kendisini bedenle özdeşleştirmemeye gayret eder. Aşağılanan veya aşağı görülen varlık, bedendir. RAFD insanı kendisinin hakikatte bedenden öte bir varlık olduğunu kabul eder ve ruhun yüceliğine inanarak kendisini bu farkındalığın gücü kadar kibirden uzak tutmaya çalışır.</p>
<p>Diğer yıkıcı duygular bunların türevleridir. Örneğin; hırs, insanın kendini kanıtlama ve nesnel kazanç edinme arzusundan ileri gelir. Dolayısıyla altında yatan dürtü, açgözlülük ve kibirdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Zevk ve Uyuşukluk</span></p>
<p>Tarih boyunca zevk ve uyuşukluk, insanların vazgeçemediği, çok zorlanarak vazgeçebildiği, ya da vazgeçmekten vazgeçtiği şeyler olmuştur. Uyuşturucu, içki, sigara, cinsel haz, damak zevki, tembellik, ihtiyaçtan fazla uyku gibi birçok türü var. Bu gibi şeyler insana zevk ya da uyuşukluk vererek insanları kendilerine bağımlı kılar.</p>
<p>Ruhun doğal hali haz ve huzurdur. Ruh, kesintisiz bir şekilde mutluluğun hazzını deneyimler ve hiçbir koşul altında huzurundan eksilen bir şey olmaz.</p>
<p>RAFD deneyimleyen insan aldığı bir miktar neşe ve huzurdan tatmin olur ama yine de daha fazlasını ister. Bu, ruhun, insanları kendine kavuşabilmelerini sağlayan doğal (kendiliğinden) bir yasadır. Dolayısıyla, RAFD insanı, zihni tamamen eritip ruhsal bilince kavuşana kadar daha fazla spiritüel mutluluk ve huzur için disiplin uygulamakta çabalar ve iradesi ölçüsünde başarıya ulaşır.</p>
<p>RASD insanı bu arzuya (bu arzunun farkında bile olmadan) kavuşmak için dünyasal deneyimleri tercih eder. Onun için, insanlar zihni gevşeten içkiden (huzur) ve cinsel hazdan (mutluluk) vazgeçemezler (ya da zorlanırlar). Çünkü, bu gibi deneyimler insana doğal halini hatırlatır (insan bunun farkında olmasa da). Örneğin, bir koku, insana geçmişteki günleri hatırlatabilir. Eğer onlar, güzel günlerdiyse, insan o kokuya ilgi duyar. Ancak, bu dünyasal deneyimler, insana kalıcı gevşeklik (huzur) ve zevk (mutluluk) veremezler. O nedenle bu deneyimleri tatmakta olan insanda hakiki bir mutluluğa, huzura ya da yükselmekte olan erdemlere, olgunluğa rastlanamaz. RASD insanı, bu deneyimlerden uzak iken, bunlara karşı güçlü bir özlem duyar. O nedenle bir kere lezzetli yiyecek yeyip de bir daha yememeyi arzu etmez. Diğer bir deyişle, asla tatmin olmaz. Bu, tadıldıkça giderilemez bir susuzluktur.</p>
<p>İnsan doğal haline, doğası itibariyle özlem ve arzu duyar. Kendisini, bu arzuya yaklaştıran şeylere tutunur. RAFD&#8217;ler insanı ruhsal arzuya yaklaştırırken, RASD&#8217;ler insanı bu arzunun tatmininden uzaklaştırır. Fakat, insan, RASD deneyimleyerek bu farkında olmadığı arzuyu tatmin edebileceğini zanneder. Bu tarz bir insan ne bu arzunun gerçek kaynağını soruşturmaya koyulur, ne de hayatın metafiziksel boyutuyla yakından ilgilenir. Bilinçsizlikten dolayı, kendini hakiki tatminden uzaklaştırarak gerçekten tatmin olacağı yanılgısındadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Sosyal Eşitlik</span></p>
<p>Zenginliğin formülü şudur:</p>
<p>Zenginlik = Dünyasal güç / Dünyasal arzu</p>
<p>Arzulanan arzuyu tatmin edebilecek güç karşısında duyulan arzu ne kadar az ise, zenginlik bir o kadar fazladır. Burada zenginlik diyerek nesnel mal varlığı karşısındaki fiziksel tatmini kastediyoruz. Bundan yola çıkarak sosyalizmdeki tutarsızlığı da görebiliriz.</p>
<p>Örneğin; 1000 birim maaş arzulayan A şahsı ve 10000 birim maaş arzulayan B şahsı olduğunu düşünelim. Sosyalist düzende eşitlik gereği her ikisine de 2000 birim maaş verilmekte olduğunu varsayalım. A şahsı kendini zengin hissetmekte ve sevinç duymaktadır. B şahsı ise kendini korkunç derecede yoksul hissetmekte ve bu nedenle de tatminsizdir.</p>
<p>A&#8217;nın zenginliği = 2000 / 1000 = 2</p>
<p>B&#8217;nin zenginliği = 2000 / 10000 = 0.2</p>
<p>A kişisi, B kişisine göre 10 kat daha zenginmiş gibi yaşamaktadır. Evet, bu zenginlik yalnızca bir yanılsamadır. Fakat, ne yanılsama değildir ki! Nesnel deneyimlerden zevk elde etmeye çalışıyoruz, bu yanılsama değil mi! Yoksa, içki içip sarhoş olmanın verdiği huzur gerçek huzur mu! İnsan, hayatta tatmine yönelik olarak motive olur ve o motivasyonla seçimler yapar. Yukarıdaki örnekte, A, B&#8217;den 10 kat daha tatmin doludur zenginlik açısından. Bu nedenle B şahsının, arzusunu tatmin etmek için rüşvet ve hırsızlığa meyilli olması yüksek ihtimaldir.</p>
<p>Özetle şöyle söyleyebiliriz; arzu kontrol altına alınmadıkça sosyal eşitlikten söz edilemez.</p>
<p>Arzunun kontrolü, ancak bireyin kendisi tarafından gerçekleştirilebilir. Herhangi bir başkası tarafından dış müdahale ile böyle bir şey gerçekleştirilemez. Bu doğrultudaki bir baskı veya müdahale, ancak suni ve geçici bir kontrol sağlayabilir. Baskı altındaki bu şahıs, ilk fırsatta bastırılmış arzusunu tatmin etmek için türlü yöntemleri deneme girişiminde bulunacaktır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Neşe</span></p>
<p>Neşe, kuramla (teori) uygulamanın (pratik) uyumundan ileri gelir. Bu ikisi arasında bir uyumsuzluk oldu mu, neşe kaybolur. Neşesiz insanların bu içsel hali, yüzlerinde sertlik, somurtganlık, mutsuzluk vesaire şeklinde tezahür eder. Bu konuyla ilgili, insanları kabaca (göreceli olarak) üçe ayıralım: birinci, ikinci ve üçüncü insan türü.</p>
<p>Birinci insanın küçük bir kuramı var. Kuram küçük olduğu için uygulaması da son derece basit ve sıradan bir yaşam tarzıyla bu kuramı uyguluyor. Bu tarz insanların yüzünde genellikle gülücük görürüz. Kendilerini pek kısıtlamazlar, hayatta çoğu şeyi umursamazlar, ister dünyasal ister spiritüel birçok bilgiden yoksunlar ve onlara karşı ilgi de duymazlar. Bu insanlar neşelidirler, çünkü teoriyle pratik arasında bir uyum vardır.</p>
<p>İkinci insanın büyük bir kuramı var. Kuram büyük olduğu için uygulaması bir hayli zahmetlidir ve sıradan bir hayat tarzıyla bu teoriyi yaşatmak mümkün değildir. Bu tarz insanların yüzünde genellikle sertlik, somurtganlık, tatminsizlik ve keyifsizlik görülür. Öte yandan, eğer ikinci insan türünde biri bu kuramı uygulamaya dökmek için sıkı bir çaba sarfediyorsa, onun yüzünde idealistlik, irade ve amaçlılık görülebilir. Teorinin büyüklüğüne göre uygulama küçük kaldığı için, bu sınıftaki insanlar neşesizdirler.</p>
<p>Üçüncü insanın da büyük bir kuramı var; ama o bu kuramı uygulamayı başarıyor. Dolayısyla, zihinde bir uyum vardır. Düşünce ile davranış, teoriyle uygulama uyum içindedir. Teori, büyük olduğu için, bu şahsın neşesi çok güçlüdür. Böyle bir insanın yüzünde yumuşaklık, sevecenlik ve memnuniyet görülebilir. Söz ve davranışlarında mütevazılık gözlemlenebilir.</p>
<p><span style="color: #808000"><span style="color: #000000">Bu konuyla ilgili formül aşağıdaki gibidir:</span></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000">Ub = Uygulamanın boyutu</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000">Kb = Kuramın boyutu</span></p>
<p><span style="color: #000000">UK = Ub / Kb UK &lt;= 1</span></p>
<p><span style="color: #000000">Neşe = UK * Kb =&gt; Neşe = Ub</span></p>
<p lang="en-US"><span style="color: #000000">Bu formüle göre neşe, uygulamanın büyüklüğüne bağlıdır. Uygulama hiçbir zaman teoriyi geçemeyeceğine göre, teorinin büyüklüğü uygulama için potansiyel yaratmaktadır. Bundan da yola çıkarak, teorinin büyük ve uygulamanın da teoriyle birebir büyüklükte olması neşe elde etmek için ideal durumdur.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline">İçgüdüsel Arzu Olmasaydı</span></p>
<p>Mutluluğa ve huzura duyulan içgüdüsel arzu olmasaydı, insan tıpkı ot gibi bir varlık olurdu. İnsanın dünyaya gelmesinin de bir amacı olmazdı. Hayatın amacına ulaşmak için kimse gayret etmezdi. Dünyasal bir arzuyu tatmin etmek için çabalamak da hayatın amacına ulaşmak için sarfedilen bir gayrettir. Saptırılmış bir gayrettir ama yine de gayrettir.</p>
<p>RAFD insanı, mutluluğun ve huzurun nasıl elde edileceğini az çok bilir, hayatın amacını bilir ve o doğrultuda çabalar, nice yanlışlar yapsa da.</p>
<p>RASD insanı, mutluluğun ve huzurun dünyada olmadığına, dünyasal deneyimlerle mutluluk ve huzuru elde edemeyeceğine ikna olmaz. Hayatın amacının bilincinde olmaz. Fakat, yine de içgüdüsel olarak, amaca ulaşmak için dürtülür. Bilinci zayıf bu kişi, kaynağını bilmediği, derinden gelen bu arzuyu tatmin etmek için oradan oraya koşuşturup durur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Sonunda Ne Olur?</span></p>
<p>Ne olursa olsun, bir gün bu koşuşturmaca bitmek zorunda. RASD insanı aradığı hiçbir yerde kalıcı mutluluk ve huzur bulamaz ve daha fazla bu tarz aramayla bulamayacağına nihayet ikna olur. Böylece, fiziksel olandan metafiziksel olana yönelir. Dünyasal olanın ötesinde olanı sorgulamaya, araştırmaya ve nihayetinde onu arzulamaya başlar (daha bilinçi olarak). Bunun için kendi doğruları doğrultusunda disiplinler uygular ve RAFD insanına dönüşür. RAFD insanları ise er ya da geç, Bir Olan&#8217;ın bilincine kavuşurlar. RAFD insanları dikkat etmezlerse RASD&#8217;ye de dönüşebilirler. Bu şekilde hedefe ulaşmayı geciktirmiş olurlar ve bu yolla kendilerine zulmetmiş olurlar.</p>
<p lang="tr-TR"><span style="text-decoration: underline">Sonuç</span></p>
<p lang="tr-TR">Tüm dünya insanları birbirini olduğu gibi sevmeye çalışmalı. Topallayan birini gördüğümüzde onu kınıyor muyuz? Psikolojik rahatsızlığı olan birini gördüğümüzde hastalığına göre ondan nefret ediyor muyuz? Benzer şekilde, ne düzeyde birer insan olursak olalım her birimizin büyük kusurları var. Bu kusurlardan dolayı birbirimizi kınamak yerine, birbirimize yardımcı olmak güzel olmaz mı? Eğer yardım edebileceğimiz bir durum yoksa, en azında karşımızdakini anlayıp onu kendi haline bırakabiliriz. Onu üzmekten, kalbini kırıp aşağılamaktan daha iyi olmaz mı? Ne kadar disiplinli ve erdemli birer insan olursak olalım, illaki kalbimizde insanlık dışı duygu ve düşünce vardır. Hayatımıza RAFD&#8217;ler hükmediyorsa bile muhakkak ki RASD&#8217;ler de vardır. Onun için kendimizi mükemmelmiş gibi görüp de başkalarının kusurları karşısında nefret duygularımızın kabarmasına karşı ihtiyatlı olmaya çalışalım.</p>
<p lang="tr-TR">Bu hayatta, kim ne kabahat işliyorsa yalnızca bilinçsizlikten oluyor. Aslına baktığımızda hepimiz bilinçsiziz. Kimimiz biraz bilinçsiz, kimimiz çok bilinçsiz. Tek farkımız bu.</p>
<p lang="tr-TR">Ayrıca hangi deneyimi yaşarsak yaşayalım, şunu sık sık kendimize hatırlatmalıyız: Er ya da geç bu geçip gidecek. Hiçbir şey kalıcı değildir. İster bizi üzen, isterse de bizi sevindiren bir deneyim olsun, hepsi fanidir. Dünyadaki hiçbir şeye bağlanmamak gerekiyor. Zaten var olan bağlarımızı da yumuşak bir şekilde kademeli olarak azaltabiliriz. Bizi dünyaya bağlayan sadece arzularımızdır,başka hiçbir şey değil. Arzularımızı yavaşça azaltarak şekerin suda çözülmesi gibi sıkıntılarımızından kurtulabiliriz. Gerçekte hiçbir sıkıntı yok. Gördüğümüz bir illüzyonu gerçek sanıp mahvediyoruz kendimizi. Bizim hakiki ruh halimiz mükemmel mutluluk, kesintisiz huzur ve koşulsuz sevgidir. Şundan emin olalım ki, ne olursa olsun, er ya da geç hepimiz mutluluğa erişeceğiz. Hiç kesilmeyen, ebedi, derin, keyifli, zevklerin doruğu olan gerçek mutluluğa&#8230;</p>
<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P { margin-bottom: 0.08in } --></p>
<p lang="tr-TR">Eylül 2009</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5511&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/psikospirit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaradılış</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/yaradilis.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yaradilis</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/yaradilis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 13:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nzl_</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[siluet]]></category>
		<category><![CDATA[yaradılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5458</guid>
		<description><![CDATA[Yorulmak nefes almaktan… Ben bunu yaşıyorum! İçime çektiğim buram buram acı ve dahası yarınıma sebep her biri… Dünü silememişken aklımdan, bugün kayıp giderken hiç yaşanmamış misali avuçlarımdan, farkında değilsem gidenin bir bir ömrümden olduğundan ve yarınlara ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yorulmak nefes almaktan… Ben bunu yaşıyorum! İçime çektiğim buram buram acı ve dahası yarınıma sebep her biri… Dünü silememişken aklımdan, bugün kayıp giderken hiç yaşanmamış misali avuçlarımdan, farkında değilsem gidenin bir bir ömrümden olduğundan ve yarınlara bin lanet okuyorsam çığlık çığlığa; dursun dünya, dönmesin daha fazla bir ben olmayayım içinde ızdırabın, gelsin artık beklenen, gerçekleşmesini an ve an arzuladığım son!</p>
<p>Yok ki gözlerimi açtıktan sonra geri dönüşüm… Biçare haykırışlarım nebze derman olmuyorsa yüreğime, kocaman bir yol var önümde; ben yaşam tılsımının yerini bilmezken… sürünürken farkına varamıyorum ki; ağaçlar bale yapıyor.. Kaldırımlar aşınmış, buradan geçen nicelerce tahmini zor değil.. Dinlenmek yaramaz paslı kelepçe bileğimde, serin sular akmaz tozpembe nar ağacı dolamış kollarını bir kere akmayanda yansıyan dalga dalga yüzüme… Yürek dermansız ise; nefes külfet bu bedene…</p>
<p>Ellerimi açsam bir adım kalmışken yerle göğü ayakaltı etmeye, bulutlardan hızlı dönerken başım içimdeki nefeslerin olanca lanetiyle güçlü olsam da avaz avaz haykırsam da sanırım ben, anlayamasam da ölüyorum. Bensem eğer ağzından çıkana başını eğmiş; O kabul etmeden gidemeyeceğim… Toprak kaydı gitti ait olduğuna buz gibi çığlığım yankılanırken oradan oraya.</p>
<p>Kararı ben vermedim. Belki de verdim ama bunu hatırlamayacak kadar pişmanım…</p>
<p>Siluetim doğru cevabı verdiğinde; rahme düştüğüm gün O’na dönseydim!</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5458&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/yaradilis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biri Bu Hızlı Trenin Acil Durum Kolunu Çeksin!</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/biri-bu-hizli-trenin-acil-durum-kolunu-ceksin.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=biri-bu-hizli-trenin-acil-durum-kolunu-ceksin</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/biri-bu-hizli-trenin-acil-durum-kolunu-ceksin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 11:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ademeyupoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[counter strike]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı tren]]></category>
		<category><![CDATA[play station]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4562</guid>
		<description><![CDATA[Hayatımız o kadar hızlı akıyor ki, neyi yaşayıp neyi yaşayamadığımızı dahi bilemiyoruz. Zamanı tutmak ya da durdurmaya çalışmak neredeyse imkansız. Şimdi size zamanı durdurmanın yolunu göstereceğim.... Şimdi trenden inme sırası sende.... Bu fırsatı iyi değerlendir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.denemeyazilari.com/images/hayat.jpg" rel="shadowbox[post-4562];player=img;"><img class="alignright size-medium wp-image-4566" src="http://www.denemeyazilari.com/images/hayat-250x190.jpg" alt="" width="250" height="190" /></a>Önce büyük bir patlama sesi duydum. Sonra arkama bakma fırsatı dahi bulamadan üzerime doğru koşan kalabalıktan kaçmak için kendimi bulduğum ilk emniyetli yere attım. Sonrasını hatırlamıyorum. Şimdi kendimi hayatın ve dur durak bilmeyen iş yaşantısının akışına öyle bir kaptırdım ki, yanı başımda ellerinde çiçeklerle bekleyen ve &#8220;babacım babalar günün kutlu olsun&#8221; diyen çocuğumun yanaklarından dahi öpemeden kapıdan çıkıp gittim.</p>
<p>Tıpkı büyük bir patlamadan kaçan insanlar gibi. Hayatı hep acele yaşamak isteriz. Bir an önce okulum bitsin. 18 yaşımı doldurayım ve reşit olayım. Üniversiteyi kazandıktan sonra bekle beni İstanbul deriz. Ailemizin &#8220;Allah&#8217;ın emri peygamberin kavli&#8221; ile istediği kızla da evlendikten bir yıl sonra &#8220;işte bu senin çocuğun&#8221; sözüyle baba olduğumuzun farkına varırız. Dur ne oluyor demeye kalmadan, hanım bavulları hazırlamış, patron uçak biletlerini almış ve elimize tutuşturulan listeleri daha incelemeye vaktimiz kalmadan kendimizi sevdiklerimizden uzakta bir yerde buluruz.</p>
<p>Özlemler, telefonlar, MSN’den yazışmalar başlar. Kariyer yapma isteğimiz içimizi yiyip bitirirken yüksek lisans, doktora, master derken yaşımızın 40&#8242;ı geçtiğini ancak 42. doğum günümüzde fark ederiz. Altımızda bizi idare edecek kadar bir otomobil, başımızı sokacağımız orta halli bir evimizin olduğunu unutmuşn halde çocuğumuzu okutma ve iyi bir meslek sahibi olması adına yaptığımız yatırımlar, okul taksitleri, dershane ödemeleri, üst baş derken kendimizi kaybederiz. Bir arkadaşımızın vefat haberini aldıktan sonra ölümün bize ne kadar yakın olduğunu fark ederiz. Daha düne kadar  PlayStation başında maç yaptığımızı, hatta Counter Strike savaşlarını hafızamızı biraz yorunca hatırlar gibi oluruz.</p>
<p>Aslında hepsi daha dün yapılmış, bugünü düşünmeye fırsat kalmamıştır. Nasıl bindiğimizi dahi hatırlamadığımız ve nasıl ineceğimizi dahi bilmediğimiz bu hızlı trende hayatın tatlarına varamadan yolculuk ettiğimizi anımsarız. Önemli olanın bir an önce büyümek, reşit olmak, okul bitirmek, meslek sahibi olmak, kariyer yapmak, evlenmek ve zengin olmak olmadığını anlamak için biraz düşünmek yeterlidir. Fakat yaşının 50’ye dayandığını bilmekse seni ürkütüyor. Hızlı trenin arada bir durduğu istasyonlarda inmesini becerebilseydin zamanın yavaş ilerlediğini, doyumsuz sohbetlerin pek de umurunda olmadığını sandığın arkadaşlarının yanında yaşandığını ve gözlerinin içindeki hayat pırıltılarının 20’li yaşlarında daha canlı olduğunu anlayacaktın.</p>
<p>Sahi seni bu hızlı trene kim bindirdi? Hâlâ geç olmadığını düşünüyorsan, neden hızlı trenin acil durum kolunu çekmiyorsun? Yıllarını alıp götüren iş yaşantısına ara verip, biraz kendine zaman ayırmaya ne zaman başlayacaksın? Omuzlar üstünde son yolculuğa uğurlanmadan önce olsun diyorsan ilk önce “hayır” demesini öğrenmelisin. Şimdi seni nereye götürdüğünü bilmediğin hızlı trenin acil durum kolunu çek ve hayatın tadını çıkar. Tıpkı benim gibi.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4562&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/biri-bu-hizli-trenin-acil-durum-kolunu-ceksin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendimle Röportaj</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/kendimle-roportaj.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kendimle-roportaj</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/kendimle-roportaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 14:53:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilkgult</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[6N1K]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4453</guid>
		<description><![CDATA[Kaç kere çelik sandıklara kapatıp denize attım hislerimin anahtarını, kaç kere dalıp çıkardım o anahtarı yosunlar arasından? Kaç kere özgür bıraktım hislerimin paslanmış cümlelerini?
İşte yine başladı sorgular, sualler, iç çekişler, hayaller, geçmişler, gelecekler&#8230;
<strong>Ne zaman yazıyorum?</strong>
Hep böyle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-thumbnail wp-image-4455 alignright" src="http://www.denemeyazilari.com/images/ilo1-200x200.jpg" alt="ilo" width="200" height="200" />Kaç kere çelik sandıklara kapatıp denize attım hislerimin anahtarını, kaç kere dalıp çıkardım o anahtarı yosunlar arasından? Kaç kere özgür bıraktım hislerimin paslanmış cümlelerini?</p>
<p>İşte yine başladı sorgular, sualler, iç çekişler, hayaller, geçmişler, gelecekler&#8230;</p>
<p><strong>Ne zaman yazıyorum?</strong></p>
<p>Hep böyle zamanlarda yazmak istiyorum. Aklım karışıkken, ne yazacağımı bilemezken. Kalbim bozuk saat gibi; bir çılgınca atıp, bir atmayı unuturken. İçim dolu, ama ne ile dolu olduğunu bilemezken.</p>
<p><strong>Ne istiyorum, ne yapıyorum, ne hissediyorum?</strong></p>
<p>Gitmeden gidebilmek, vazgeçmeden anlaşılabilmek, körelmeden hissedebilmek, coşku ile sevebilmek, sevişebilmek, ağlayabilmek, bekleyebilmek, kavuşabilmek, gerekirse kavga edebilmek istiyorum. Yorgunluğumu gönüllü alacak ya da sırtımdaki küfenin dibini açacak, nefesimden beni hissedebilecek, gözlerimden beni anlayacak , değer verdiklerime benim göz bebeklerimle bakacak bir can yoldaşı  istiyorum. Belki baş ucumda ama, bilemiyorum. Hissedebilmeyi bekliyorum, umut ediyorum, diliyorum. Tepki vermeden, incitmeyip, incinmeden.</p>
<p><strong>Neredeyim? Nereye gidiyorum? Nerede olmak istiyorum?</strong></p>
<p>En iyi bildiğim, elimden gelenin en iyisini yapabildiğim, denizinde yitip, doğasında doğduğum, yağmurunda temizlenip, sıcağında eridiğim, baharında mutlandığım, bulutlarında çoğaldığım bir yerdeyim. Akdeniz&#8217;in cennetten köşesi, cehennemin dibindeyim. Bazen yeşilin kucağında bir dağın yamacında, bazen mavinin ortasında rakım sıfır noktasındayım. Bazen kahkahaları ve gözyaşlarını meze yaptığımız dost sofralarında, bazen yalnızlığımın kör karanlık mağarasındayım.</p>
<p>Yol alıyorum ama, bir bakıyorum aynı yerdeyim. Tam anlamıyla olmak istediğim yerdeyim. Bir gün doğumunun ya da gün batımının alacakaranlığındayım.</p>
<p><strong>Nasıl geçti hayatım, nasıl devam edeceğim?</strong></p>
<p>Çelik hayat sandığım el değmemiş çeyizlerle dolu. Acılar, hüzünler ve kaybedişler; kazanımlar, mutluluklar ve kavuşmalar kadar değerli. El emeği, göz nuru, pırıl pırıl&#8230; Ara sıra açılır, yazılarımla görücüye çıkar biriktirdiklerim, yeni gelin çeyizi gibi.</p>
<p>Daha neler yaşayacağım sandığımda saklamaya değer bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da; hayatın benim için sunduğu hazineleri asla geri çevirmeyeceğim.</p>
<p><strong>Kimler geldi? Kimler geçti? Kim kaldı?</strong></p>
<p>Melekler de girdi hayatıma, şeytanlar da. Sıradan, basit, anlaşılması oldukça kolay insanlar da, çözülmesi olanaksız bulmacalar misali insanlar da. Acıyla yoğurulmuş hayatlarında, acılarını paylaşacak, sığınacak bir dost arayanlar da; neşeli kahkahalarını, usta bir orkestradan çıkan coşkulu bir eser haline getirecek dost arayanlar da. Gözyaşlarıyla ve kahkahalarla beraber büyüdüğümüz yol arkadaşlarım. Kalanların bazıları benim seçimim, bazıları benim için seçilenler. Hepsi hayat sandığımda sakladığım ve son nefesime kadar saklayacağım eşsiz ve benzersiz mücevherlerim.</p>
<p>Nereden çıktı şimdi bu &#8220;Kendimle röportaj&#8221;? (Bazı habercilik kitaplarında 5N1K&#8217;ya &#8220;Nereden&#8221; sorusu da eklenerek, kavram 6N1K olarak değiştirilmiş.)</p>
<p>Bu röportaj, her cümlemde kendimi biraz daha keşfedebilme, kendimle hesaplaşma, içimdekileri açığa çıkarabilme arzusundan çıktı ve paylaşmak istedim. Hepsi bu!</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4453&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/kendimle-roportaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki Zindan</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/icimizdeki-zindan.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=icimizdeki-zindan</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/icimizdeki-zindan.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 12:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mevlüt Taşarsu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[dört duvar]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[saklı kalan duygular]]></category>
		<category><![CDATA[yürek]]></category>
		<category><![CDATA[zindan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4362</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.denemeyazilari.com/images/62.jpg" rel="shadowbox[post-4362];player=img;"></a>Demir parmaklıkların arkasında neyi hapsedebiliriz, beden değil midir sadece hayatın tüm gerçekliğinden alıkoyduğumuz. Tüm anlaşmazlığın simgesi olan beden&#8230; Demir parmaklıkların arkasında kalan konuşamayan, düşünemeyen et ve kemik yığınını mahkum edebilirsiniz sonsuza dek.
Özgür olan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.denemeyazilari.com/images/62.jpg" rel="shadowbox[post-4362];player=img;"><img class="alignright size-full wp-image-4368" src="http://www.denemeyazilari.com/images/62.jpg" alt="6" width="336" height="254" /></a>Demir parmaklıkların arkasında neyi hapsedebiliriz, beden değil midir sadece hayatın tüm gerçekliğinden alıkoyduğumuz. Tüm anlaşmazlığın simgesi olan beden&#8230; Demir parmaklıkların arkasında kalan konuşamayan, düşünemeyen et ve kemik yığınını mahkum edebilirsiniz sonsuza dek.</p>
<p>Özgür olan kimdir ? Demir yığınlarının, dört duvarların ve gardiyanların durdaramadığı kimdir? Anlamsızlığın içinde özgürce kanat çırpmaya çalışan gözü ve dili olmayan çoğu kez zihnimize de hakim olan yüreiğimizden başkası değil midir?</p>
<p>Nefes bulduğumuz bu dünyada hayatın anlamları ile karşılaşırken, hayatımızdaki anlamların tanrısı oluruz. Tanrıdaki bilinmezliği saklar bedenimiz aynı o demir parmaklıklar gibi. Bedenimiz öyle bir zırh ile kaplanır ki, onu hapseden demir parmaklıklardan bile daha zalim olur. Sonra korkar gardiyan da, dört duvarda esiri aldığı bu rakibinden.</p>
<p>İnsandır, insanın nefes bulduğu dünyaya, yüreğinde dünyaya can veren. İçimizde yaşattığımız tüm duyguların sahiplerinin varlıklarını unutarak yürürüz, sonunun ne zaman geleceğini bilmediğimiz bu yolculukta. Duygularımızın hakimi ve başrol oyuncusu olan insanı saklarız sahnedeki bu oyundan. Öyle bir alana dönüşür ki bu sahne, rekabet için yarışılan arena halini alır ve açığa çıkarmak istemeyiz içimizde yaşayan duyguları. Savaşçının zayıf noktası gibi gözükür gerçeklerin bu meydana dökülmesi.  Yeni doğan çocuğu annesinden saklamaktan ne farkı vardır? İçimizde alevi sönmeyen, hissettiğiniz bir şeyler varsa bırakın özgür kalsın, kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Korku ile hareket ettiğiniz bu mahkumiyete son verdiğinizde emin olabileceğiniz gerçek; yeni duyguların can bulması olacaktır.</p>
<p>Sahibinin dahi bilmediği duyguların sadece sizde kalmasının anlamsızlığna bir cevap vererek hareket edin. Galibiyet veya bir sonucu beklemeden bir kere dahi olsa içinizdeki zindanların kilidini açın, bırakın tüm duygularınız özgür kalsın.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4362&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/icimizdeki-zindan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
