<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; Sosyoloji</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/bolum/sosyal-bilimler/sosyoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Büyük Alay</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/buyuk-alay.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=buyuk-alay</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/buyuk-alay.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 09:06:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ferid Cafer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[çoğunluk]]></category>
		<category><![CDATA[idealizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5450</guid>
		<description><![CDATA[Çoğunluk azınlıktan üstün bir güce sahiptir. Güçlü zayıfa baskın gelir ve kendi düzenini dikte eder. Toplum, karakterini çoğunluktan alır. Toplum düzeni, çoğunluğun isteklerine göre şekillenir. Çoğunluk, azınlığa baskın geldiği için, birey bu baskı karşısında yer alıp ezilme ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğunluk azınlıktan üstün bir güce sahiptir. Güçlü zayıfa baskın gelir ve kendi düzenini dikte eder. Toplum, karakterini <img class="alignright" src="http://www.vacation-hotline.com/assets/images/lp_images/lp_hedonism_resort_1.jpg" alt="Alay" width="391" height="348" />çoğunluktan alır. Toplum düzeni, çoğunluğun isteklerine göre şekillenir. Çoğunluk, azınlığa baskın geldiği için, birey bu baskı karşısında yer alıp ezilme riskini göze almak istemez. Böylece, bireyler toplumun birer parçası haline gelirler ve toplum da çığ gibi büyüyen bir alay halini alır.</p>
<p>Eğer azınlık hakimiyet sahibi olur da toplumu, toplumun mevcut yapısına, yani çoğunluğun kabul ettiği kaideye aykırı bir şekilde yönetirse, toplumdaki çoğunluk çığ gibi büyür ve bir süre sonra hakimiyeti ele geçirir. Buna, Hindistan&#8217;ın silahsız bir şekilde Birleşik Krallık&#8217;a karşı verdiği mücadeleden sonra bağımsızlığını kazanması örnek verilebilir. Bir başka misal de Çarlık Rusyası&#8217;nda halkın ayaklanıp hükümeti devirmesidir. Baptista&#8217;dan bıkmış ve isyan halinde olan halkın Fidel Castro aracılığıyla yönetimi devirmesi de dahil olmak üzere tarihte bu türden örnekler birçok kez gözlemlenmiştir.</p>
<p>İnsanların çok azı dâhidir; büyük filozoflar, bilim adamları, şairler, besteciler daima azınlıktadırlar. Gelecek kuşaklara miras bırakmış insanlar toplumda gözle görülemeyecek kadar küçük bir kitleyi oluşturmuşlar ve oluşturmaktadırlar. Öyleyse çoğunluk kendine ve insanlığa ciddi bir faydası olmayan insanlardan oluşur. Çok sayıda insan ortak istek ve fikirlerle bir araya gelerek ahmaklar takımını oluştururlar. Çoğunluğun düşünce ve davranış biçimi ahmakçadır, çünkü sadece cüzi miktarda insan hayata karşı görevlerini ciddiye alır.</p>
<p><strong>Toplumsal Özellikler</strong></p>
<p>Çoğunluk, dünyasal isteklerini gerçekleştirmek için bir araya gelir. Böylece, çoğunluk, dürtülerine göre topluma şekil verir. Aslında, bir halkın sosyal düzenini çoğunluk, dürtülerine göre belirler.</p>
<p>Eski çağlarda insanlar maneviyata önem verirlerdi ve toplumsal yapı, idealizmi desteklerdi. Eski Yunan ve Hint eğitiminde ruhsallık ve ahlak dersleri, eğitimin en önemli parçalarıydı. Stoacı öğreti, ideoloji uğrunda ölmeyi erdemlerin en büyüğü sayardı. Lider, halkın yansımasıdır. Halk nasılsa, lideri de öyledir. Roma imparatoru Markus Aurelius da Stoacı öğretileri benimsemiş ve hatta bu alanda kitaplar yazmıştır. Bahsi geçen imparator, Roma tarihinin en çok sevilen ve bugün bile en çok bilinen liderlerinden biriydi. Platon, ahlak uğruna sanatı bile feda etmişti. Yunan tarihinde ilk ahlak düşkünü olarak bilinen Sokrates zamanında, Hindistan&#8217;da Buddha ve Mahavira, Çin&#8217;de Lao-tzu ve Konfüçyüs yaşamışlardır. Daha yakın tarihte eski Türkiye ve İran&#8217;da Şemseddin Tebrizi, Celaleddin Rumi, Yunus Emre ve El Gazali yaşamışlardır. Bu bilgeler, İslam&#8217;ın gelenekler kümesi yerine daha yüce benlik olan özün idrakına giden yol olduğunu göstermişlerdir. Yeni Çağ ve Yakın Çağ&#8217;da Jean Jacques Rousseau, Leibniz, Descartes, Schopenhauer ve Nietzche son ahlak düşkünü filozoflar olarak akılda kalmışlardır. Yeni Çağ&#8217;da Doğu, maneviyat anlayışını çoktan terk etmiş, bencil iç mücadelelerle güç kaybına uğramış ve Batı&#8217;nın boyunduruğu altına girmiştir.</p>
<p>Dünya, idealist liderleri son kez yirminci asrın ilk yarısında görmüştür; Atatürk ve Gandhi gibi. Bu durum, aslında, insanlığın son manevi çırpınışlarıydı. Liderler halkın yansıması olarak sonraki dönemlerde sırf para, şöhret ve iktidar hırsıyla hakimiyete geçip halkların seviyelerini gözler önüne sermişlerdir. Bugünün liderleri insanları etkileyebilmekten yoksun olup, ancak halkın duygularıyla oynayarak, insanların cehaletlerinden yararlanarak ve yalan vaadlerde bulunarak başa gelmektedirler. Böyle liderlerin başa gelmeleri, halkların ne kadar maddiyatçı, kurnaz, ikiyüzlü ve erdemsiz olduklarının açık delillerindendir. Bir lider, halkın refahı için değil; kendisinin ve ailesinin aşırı zenginliği ve güç gösterisi için yönetime gelmektedir.</p>
<p>Son yüzyıllarda sayıları artan maddiyatçı filozoflar aracılığıyla felsefe, mistik ahlak anlayışı olmaktan çıkıp, maneviyat ve ideolojinin istehzai eleştiri yöntemi halini almıştır. En çok Amerika&#8217;da hızla gelişen maddiyatçılık, kısa sürede Avrupa ve Asya olmak üzere bütün dünyayı kasıp kavurmuştur. Avrupa&#8217;nın sanatsal, romantik, asil sosyal yapısı, Asya&#8217;nın da mistik, ahlaki sosyal yapısı toprağın en derin katmanlarına gömülmüştür.</p>
<p>Eski zamanlarda, toplum düzeninde bir değişikliğin gerçekleşmesi için yüzyıllar geçmesi gerekirken, 1990 ile 2010 arasında insanlık adına devasa boyutlarda sosyolojik değişiklikler olmuştur. Halen, maddiyatçılık, büyük bir azimle, geride kalanları da etkisi altına almaya devam etmektedir. Bunun en büyük tetikleyicisi de iletişim teknolojileridir. İletişim teknolojileri başta ABD olmak üzere birçok batılı ülkede gelişmiştir. Bu nedenle Batı&#8217;nın, kuru kafatasına benzeyen modern kültürü, özellikle ABD&#8217;nin en aşağı seviyedeki kesiminin hayat anlayışı bütün dünyaya çeşitli süslemelerle cezbedici yöntemlerle aşılanmıştır ve aşılanmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Yeni Türk Kültürü</strong></p>
<p>Günümüzde Türk toplumu, yeniden yapılandırma çalışmaları sonucu kültürünü dürtüler, daha doğrusu hayvansal istekler üzerine inşa etmiştir. Yeni Türk Kültürü (YTK) halkın her kesimine dayanıklı kökler salmayı başarmıştır. YTK&#8217;ye karşı çıkmak zordur; çünkü her yerde askeri vardır. Ne kadar genç de olsa YTK yerleşik bir düzeni sağlamıştır.</p>
<p>Peki nedir YTK&#8217;nin özellikleri? Hedonist bir anlayışa sahip bu düzen, susuzluğu giderilemez arzuları, sık aralıklarla tekrar ederek tatmin etmektedir. Diğer bir deyişle Zevk-Tatmin Döngüsü&#8217;dür (ZTD). İnanışa göre, ZTD ne kadar geniş çapta ve yüksek hızda dönerse mutluluk o denli çok olur.</p>
<p>YTK&#8217;nin mensupları tek başlarına da ibadetlerini yapsalar da ayin yapmak için sıklıkla toplanırlar. Bu şekilde çarkı daha güçlü döndüreceklerine inanırlar. YTK üyelerinin en büyük korkuları yalnızlıktır, çünkü yalnız olmaları durumunda kendi kişilikleri daha belirgin bir hale gelir. Schopenhauer&#8217;in dediği gibi: &#8220;İnsan, ancak yalnızken kendisi olur.&#8221; Yani, başkalarının yanında karakter yozlaşır. Kişi, insanlar arasındayken, kendini sanki onlardanmış gibi gösterme gereksinimi duyar. Oysa bu insanların amacı sürekli kendinden kaçıp çoğunluğa sığınmaktır. Çoğunluğun bir parçası olarak kendini yeniden yaratma sürecinin işlemesiyle kendilerini güvende hissederler. “Grup içinde olmak veya gruba ait olmak, ergenin ego idealinin doyurulmasını ve ergenin kişiliğindeki boşlukların doldurulmasını sağlar” diyor politik psikoloji uzmanı Prof.Dr. Abdülkadir Çevik. Bir takım olarak bir araya geldiklerinde yüzlerinden gülücük eksik olmaz. Güler, eğlenir ve gülücükler saçarak çevresindekilerin gözünde mutlu izlenimi uyandırırlar. Mutluluğu kendi kalplerinde değil; etrafındakilerin kendilerini mesut sanmasında ararlar. Toplumun kendilerine dikte ettiği düşünce, konuşma, davranış ve yaşayış tarzını hiç sorgulamaksızın derhal benimserler. Aksi halde çoğunluğa karşı gelmiş olacaklar ki, daha önce, böyle bir durumda çoğunluğun azınlığa, özellikle de yalnız bireylere galip geldiğini belirtmiştik. Birey, ya kendisi olacak ya da toplumun bir parçası olacak. İlk durumda, toplumun karşısında olacağı için baskıya ve baskınlığa karşı direnç gösterecek ve belki de bir süre sonra mağlup olup boyun eğmek zorunda kalacaktır. Bu, büyük bir sorumluluk ve cesaret ister. Oysa ikinci durumda, gücünü daima çoğunluktan alacak ve kendisini tehdit eden unsurlarla hemen hemen hiç karşılaşmayacaktır. Yani zafer kesin gibidir. Üstelik, ola ki yenilgiye uğrarsa, bu, kendi yenilgisi değil; toplumun yenilgisi olacak, çünkü mağlubiyet duygusu çoğunlukça paylaşılacak ve kendisine pek az eziklik duygusu düşecektir. Böylece kimse ona iğneleyici bir şekilde yenilgisini yüzüne vurmayacak.</p>
<p><strong>İdealistlere Karşı Tutum</strong></p>
<p>İdealist, mevcut durumda gerçekleşmemiş bir düşüncenin olması gerektiğine inanıp, durumu zihninde canlandıran ve bunu gerçekleştirmek uğrunda fedakârlıkla çaba harcayan kişidir. Zevkli olan, eğlenceli olan ya da rahat olan değil; olması gereken üzerinde tefekkür ettiği için akıntıya ters yüzer. İşte bu nedenle de idealistler toplumun düşmanıdırlar. Toplumun, sözünü geçiremediği direngen tek varlıklardır. Onlar, toplumun kabul ettiği doğrulara göre değil; kendi doğrularına göre yaşarlar. Toplumun, halkın tamamına, doğrularını hakikatmiş gibi kabul ettirmesindeki tek engeldir onlar. Özgün karakter sahibi bu insanlar, yıkılmamış kalelerin son ama sağlam direkleridirler. İdealistlerle çoğunluk arasında kesintisiz savaş olmasa da zaman zaman çatışmalar nükseder. Maddiyatçılar, bolluk, eğlence ve rahatlık içinde yaşarken maneviyatçılar türlü zorluklarla yaşarlar.</p>
<p>Materyalistler, ideolojilerin her türlüsünü reddederler ve onlarla alay ederler. Buna bir örnek ahlakçı idealistlerle ilgili olarak verilebilir. Her insanda hem maddi düşkünlük hem de spiritüel arzular vardır. Maddiyatçıların dünyasal düşkünlükleri o kadar güçlü ve baskındır ki, kalplerindeki spiritüel arzunun çığlıklarını duymazlar. Metafizikçiler ise, ruha o kadar aşk duyarlar ki bir an önce dünyasal arzularını yenip hakiki mutluluğa erişmek isterler. Bu konuma erişmek hiç de kolay değildir. İşte materyalistlerlerin en büyük koz olarak kullandıkları nokta da budur. Ahlakçılar git gide ruhsallığın dünyasallığa olan oranını artırma çabasındayken materyalistler alaycı ve ukala tavırlarıyla karşılarına çıkıp “sizin de aynı dürtüleriniz yok mu?” diyerek yıldırmaya çalışırlar. Materyalistler, ahlakçıların boşuna çaba sarfettiklerini, çabalarının sahte olduğunu ve er geç “gerçek yol”u bulup materyalist olacaklarını düşünürler. Onlar için gerçek, sadece fiziksel evrenden ibarettir. Ahlakçıların da tıpkı materyalistler gibi dürtüler taşıyor olmaları onların gayretlerinin boş olduğu anlamına gelmez. Beyazın içinde biraz siyah, siyahın içinde de biraz beyaz vardır Taoist ilkeye göre. Materyalistler, “siyahın içinde biraz beyaz” sınıfına; ahlakçılar ise “beyazın içinde biraz siyah” sınıfına girerler. Bu ikisi aynı değildir. Ahlakçıların kalplerinde biraz siyahın olması onların aslında kendini kandıran materyalistler oldukları anlamına gelmez. Oran önemlidir. Kötülük tamamen ortadan kaldırılamamışsa da, sırf aza indirgenmesi bile faydalıdır. Kaktüs, gülün büyüyerek açılmakta olan çiçeğini görmez de “sen de benim gibi dikenlisin” der. Kaktüs, ancak dikeni; gül de bir başka çiçeği görür. Kötü kötüyü; iyi de iyiyi çeker. İyinin kötüye oranı ne kadar yükseltilmişse, bu, ahlakçının o kadar büyük bir zaferidir. Evrendeki tek gerçek zafer de bu doğrultudadır, çünkü diğer bütün zaferler geçici öneme sahiptirler ve faydaları da geçicidir.</p>
<p>Dürtüler sürekli insanı rahatsız eder. Onları denetim altına alıp fethetmeye çalışanlar gerçek savaşçılardır. Onlara boyun eğenlerse kölelerdir. Dolayısıyla idealistler çoğu zaman içsel savaş halindedirler. Materyalistler ise gururla, kendileriyle barışık olduklarını söylerler. Bütün hayatın bir mücadele olduğu bir dünyada, ne yazıktır savaşı çoktan bırakmış, aldatıcı barış halinde yaşayana! Gerçek savaş dürtüleri kontrol altına almak için verilen savaştır ve bu ancak cesurların işidir. Savaştan kaçmak ise korkanların işi&#8230;</p>
<p>Birey, ya idealist olup sürekli mücadele içinde kendi doğrularına göre yaşayacak ya da mağlubiyeti başından kabullenip toplumsal doğrulara göre yaşayacak. İkinci durumda toplum-birey mücadelesi yoktur ama bireyin hayatında kararları toplum verir ve bireyin hayatını toplum kendi stereotipine göre şekillendirir.</p>
<p>Materyalistlerin bir diğer yanılgısı da bilime tapmaktır. Onlara göre bilim gerçekçidir, yansızdır, yanılgısızdır ve tek güvenilir kaynaktır. Oysa bilim bir gün bir söz söylüyor, diğer gün başka. Hatta bir grup araştırmacı, bilimsel bir olgu iddia ederken, diğer bir grup bilim adamı bunun tam zıddını iddia eder. Bilimin iddialarının tutarsız olduğunu tarih insanlığa defalarca gösterdi. Bugünün doğrusu yarın eğri olabiliyor. Buna rağmen maddiyatçılar bu görüngüye aldırış etmeden bilime tapmaya devam ederler.</p>
<p><strong>Dehşetli Çözümler</strong></p>
<p>Eskideki değerler alay edilerek aşağılandı ve yerine daha ilkel sözde çözümler kondu. Toplumlar, çok eşlilik anlayışına güldü geçti. Tarihte, savaşlarda ölen çok sayıda erkek nedeniyle insan soyunun yok olmasını önlemeye yarayan bu eski düzene ilkel dendi. Çağdaş çözüm olarak gelişigüzel seks anlayışı bulundu. Kendi dönemi için gerekli olan çok eşlilik belli kurallar ve sınırlar dahilinde kabul edilirken, bugün nüfusuyla zaten dolup taşmakta olan dünyada bir insanın onlarca insanla rastgele seks yapması doğru ve hatta olması gereken bir davranış biçimi olarak görülüyor.</p>
<p>Eskiden, ergenlik çağındaki gençlerin cinsel dürtülerini kontrol etmelerine yardımcı olmak ve aile hayatına erkenden atılıp sorumluluk edinmelerini sağlamak için ergenlik çağındaki gençler evlenmeye teşvik edilirdi. Eski çağlardaki sosyal düzende ergenlik çağındaki gençlerin evlenmesi gayet doğaldı. Bu yapı, sözde çağdaş anlayış aracılığıyla, alay edilerek tamamen yıkıldı ve yerine çözüm olarak neredeyse çocuk yaştaki kızların, çantalarında prezervatif taşıması uygun görüldü. Eski düzenle sanki maymunlar tarafından tasarlanmış bir sistemmiş gibi kahkahalarla alay edildi, eski düzen yıkılıp yok edildi ve yerine sözde çağdaş özde dehşet verici düzeyde aşırı ilkel bir sosyal yapı kuruldu.</p>
<p>Eskiden diktatörler açıksözlülük ve dürüstlükle, kendi doğrularını halka hükmederlerdi. Bunun ilkel bir şey olduğunu düşünen çağdaşlar, “dürüst diktatörlük” anlayışındaki “diktatörlük”e işaret ederek bunun ortadan kaldırılmasını istediler. Halka sanki “diktatörlük”ü ortadan kaldırıyormuş gibi yansıtan riyakâr kurnazlar, böylece çoğunluğun gücünü kullanarak eski anlayışı yıkmayı başardılar. Yerine koydukları ve “demokrasi” adını verdikleri çözüm tam olarak “kurnaz diktatörlük”tür. Bu demokrasinin patronları âdeta mitolojilerdeki tanrılarmışcasına inanılmaz boyutlarda gücü ellerinde tutup kendi egolarına göre dünyayı yönetirler. Yani “dürüst diktatörlük” denen ilkel anlayışın yerini modern çözümü olan “kurnaz diktatörlük” aldı. Gerçekte değişen tek şey “dürüst”ün yerine “kurnaz”ı koymak oldu. Platon bu konuda, “demokrasi diktatörlerin bahanesidir” demiştir. Ünlü sosyolog Robert Michels, “bir ülkenin yönetimi ne kadar demokratik olursa olsun, yönetim, eninde sonunda oligarşiye dönüşür” demiştir.</p>
<p>Bu yazı, bu sözlerle, eski sosyal yapının ve eski öğretilerin tamamının doğru olduğunu iddia etmiyor. Eskideki her şeyi olduğu gibi bugün yaşatmayı tavsiye etmiyor. Bu yazı, sadece, eski değerlerin gülünerek hafife alınıp, ilkel olmakla suçlanıp, yerine uygar olduğu iddia edilen toplum düzeninin iç yüzünü gözler önüne sermeye çabalıyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>YTK&#8217;de özellikle gençler, özgürlük adına maddi bağlılıklar geliştiriyorlar. Bir insan ne kadar maddi bağlılık taşıyorsa o kadar bağımlıdır. Yani, insanlar dünyasal arzuları ölçüsünde köledirler. Özgürlüğü ispat etmek için maddi bağlılıklar geliştirerek kendini köleleştiren genç insanların oranı daha da artmaktadır. Oysa, liberalizmin atası John Locke, özgürlüğün kaynağının arzuların susturulmasında yattığını söylemişti. Orta yaşlı insanlar da yaşlılar da gençlerin bu tutumunu demokratik ebeveyn veya çağdaş yaşlı olarak görünmek için desteklerler. Hatta gençleri böyle şeylere teşvik bile ederler. Çocuklara ve gençlere örnek olması gereken ileri yaştaki insanların kendileri zaten maddiyatçı oldukları için başka bir yol da görmezler.</p>
<p>Veliler ve diğer yetişkinler, gençlere fazlasıyla kötü örnek oluşturmaktadırlar. Zaten para ve bencil çıkar üzerine kurulu dünya düzeninde ayakta kalmak için bencilce para ve zevk düşkünü olmayı öğütlemektedirler. Hani eski bilge öğretiler! Platon, “bir insan ne kadar az şeye ihtiyaç duyarsa o kadar zengindir” demiştir. “Bir devenin, iğne deliğinden geçmesi bir zeningin cennete girmesinden daha kolaydır” sözü ise İsa&#8217;ya aittir. Fakat bu türden sözler artık, alaycı insanlar için, dalga geçip eğlenmek için birer fırsat olabilirler ancak.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki çoğunluk azınlığa galip geldiği için toplum, idealistlerin fikirlerine göre değil; daima çoğunluğun dürtülerine göre şekil alıp bireyleri yönetecektir.</p>
<p>Mayıs – Haziran 2010</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5450&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/buyuk-alay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toplum Üzerine</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/toplum-uzerine.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=toplum-uzerine</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/toplum-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 23:25:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yunus Dural</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[ütopya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4781</guid>
		<description><![CDATA[Toplum, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. İnsan,toplum içerisinde yaşadığı sürece toplumdan etkilenecek ve bilinci topluma göre şekillenecektir.
Bu ifade, toplumla birlikte aynı şeyleri düşünecek ve uygulayacak anlamına gelmemeli. Toplumda var olan düşüncenin tersi yönde bir ifade savunsada ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. İnsan,toplum içerisinde yaşadığı sürece toplumdan etkilenecek ve <img class="alignright" src="http://www.indigodergisi.com/STK%20sivil%20toplum%2033%20%287%29.jpg" alt="" width="462" height="304" />bilinci topluma göre şekillenecektir.</p>
<p>Bu ifade, toplumla birlikte aynı şeyleri düşünecek ve uygulayacak anlamına gelmemeli. Toplumda var olan düşüncenin tersi yönde bir ifade savunsada bu, toplum içerisinde yaşadığı deneyimler ile oluşturduğu bir ifade olacaktır.İnsan bilinci,toplum ile şekillenecek ve toplumu etkileyecektir. Toplumu oluşturan insanlardır ve insanı etkileyecek olanlar da onların düşünce biçimleridir. ”Toplumla bağdaşmayan ve hiç alakası olmayan düşünce biçimleri bu etkileşim içinde değildir.” diye düşünmeyelim. Çünkü, bu düşünce biçimleri de toplumda var olan düşüncelerin sorgulanması ile oluşturulmuştur. İnsan bilinci, var olduğu sürece birşeyler düşünecek ve yeni düşünceler oluşturacaktır. Bu düşünceleri somuta indirgeyenler toplumu etkileyecek, kuramsal olarak düşüncesini devam ettirenler toplumdan etkilenerek ifadesini şekillendirecektir. Toplum ile insan beraber var olduğu sürece bir etkileşim olacaktır. Bu etkileşim ile “toplum bilinci”, ”toplum ahlakı”, ”toplum yapısı” gibi kavramlar ortaya çıkacaktır. Ve dünya üzerinde tek bir toplum olmadığına göre, düşünce biçimleri, insanların doğru olarak kabul ettikleri anlayışlar ve inançlar toplumdan topluma göre değişiklik gösterecektir. Ortak bir yapı üzerine düşünülen şeyler, bu yüzden tüm insanlar tarafından kabul edilmezler ve ütopya olarak anılırlar. (Bkz.Komünizm,Turan ülküsü,Siyonizm) Ortak bir yapı üzerine düşünmek için insanın doğası irdelenmelidir. Her ne kadar “toplum yapısı” çeşitlilik göstersede sonuçta insan, dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine, alet kullanma ve üretme becerisine sahip primat türüdür.Bana öyle geliyor ki, bu bilgi ve gerçekçi bir bakış açışı ile oluşturulacak kuramsal toplum yapısı, olması gerekendir.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4781&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/toplum-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe Olimpiyatları mı?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/turkce-olimpiyatlari-mi.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=turkce-olimpiyatlari-mi</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/turkce-olimpiyatlari-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2009 21:07:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Emre Polat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Eraslan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Olimpiyatları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=3182</guid>
		<description><![CDATA[Biri Türkçe olimpiyatları dedi sanki. Hani bu bir grup var ya&#8230; Fethullah Gülen&#8217;in cemaati. Türkçeye sahip çıkıyorlarmış? Üstüne üstlük olimpiyatını düzenliyorlarmış? Dünyanın dört bir tarafından çocuklara Türkçe öğretip, İstiklal Marşı&#8217;nı, Sakarya Türküsü&#8217;nü ezberletiyorlarmış?
Türkçe Olimpiyatları düzenlemenin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biri Türkçe olimpiyatları dedi sanki. Hani bu bir grup var ya&#8230; Fethullah Gülen&#8217;in cemaati. Türkçeye sahip çıkıyorlarmış? Üstüne üstlük olimpiyatını düzenliyorlarmış? Dünyanın dört bir tarafından çocuklara Türkçe öğretip, İstiklal Marşı&#8217;nı, Sakarya Türküsü&#8217;nü ezberletiyorlarmış?</p>
<p>Türkçe Olimpiyatları düzenlemenin bir sakıncasını görmüyorum. Yabancı çocuklara, Türkçe öğretilmesi bizim açımızdan güzel bir şey. Ama önceliğimiz dilimize sahip çıkmak olmamalı mı? Türkçenin yabancı dillerin saldırgan politikasının mağduru olduğu günümüz global dünyasında, sen çırpınan bir dilin olimpiyatlarını yapıyorsun. Yap yapmasına ama Türkçe olimpiyatlarının formatını değiştirerek yap. Türkçe için çalışmalarda bulunan bilim adamlarına ödül ver. Onları alkışla.</p>
<p>Afrikalı iki küçük kızın, İstiklal Marşı&#8217;nı okuması (buna okumak denirse) salonda büyük bir etki uyandırdı. Herkes ayakta alkışladı. Toplumumuzu anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Bunun alkışlamanın hiçbir tutarlı tarafı yoktur.1. si İstiklal Marşı milli marşımızdır. Sen Afrikalı çocuklara İstiklal Marşı&#8217;nı öğreterek, marşımıza olan saygını belli ediyorsun.2. si senin gözünde İstiklal Marşı iki kızın bağıra bağıra ve anlaşılmaz bir şekilde okunabilmesi ise, seni Türkçe adına yargılarım. Amacın Türkçenin dünya dili olabilmesi ise, önce dilinin sınırlarını keşfetmelisin. Önce dilini koruyup kollamalısın.</p>
<p>Dilimize her geçen gün yabancı kelimelerin girmesi ve yerine kullanıldıkları Türkçe kelimelerin bir paçavra gibi kenara atılması ne acınası durumdur. Türkçeyi korumak için yapılanlar televizyonlarda yer bulmuyor da iki tane Afrikalı İstiklal Marşı&#8217;nı okuyunca toplum ayağa kalkıyor. Sayın Başbakan da olimpiyatlarda kürsüye çıktığında &#8220;Dil gönüldür.&#8221; deyince alkış tufanı kopuyor. Çok iddialı bir söz olan &#8220;Türkçe Olimpiyatları&#8221; nın bayağılına mukabil, ondan arda kalmayacak bayağı bir söz.&#8221;Dil gönüldür.&#8221; Sayın başbakan, okuduğu iki tane tasavvuf kitabını, bu kadar iddialı bir organizasyonda deniyor. Oluyor mu? Salonda alkışlardan anlaşıldığına göre oluyor. Ama olmuyor. Bu yarışmaya, bu kadar anlamsız ve umarsız bir konuşma yakışmıyor.</p>
<p>Kemal Eraslan. Türkçe konusunda çalışmalarda bulunan bir bilim adamı. Orada gördüğümde şaşırdım. Onu bir dil komisyonunda görmeliydim ben. Ya da T.D.K&#8217;nın sitesinde, makalelerde. Onun orada işi yok. Orada, dil adına bir çalışma yok. Orada, iki tane yabancı Türkçe şiirler okuyorlar. Zaten bildiğimiz şeyler. Orada, dilcilik yok. Orada aslında Türkçe de yok.</p>
<p>Türkçeyi koruyalım, kollayalım sözünün toplumun ekserisi tarafından yanlış anlaşıldığını bu olimpiyatlarda görüyoruz. Türkçeyi korumak bu değil. Türkçeyi korumak, onu yabancı dillerin etkisinden uzaklaştırmak, Türkçe konuşulması hususunda kampanyalar oluşturmak. Kendi dilini tam anlamıyla bilmeyen bir toplumun(!), yabancı milletlere dilini öğretmeye çalışmasını, aman başkası duymasın. Gülerler valla. Ben bile zor tutuyorum kendimi. Aman arkadaşlar. Sakın başkaları duymasın bunu.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=3182&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/turkce-olimpiyatlari-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Katliamın Gölgesinde</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/katliamin-golgesinde.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=katliamin-golgesinde</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/katliamin-golgesinde.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 May 2009 15:17:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vahide Erdoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=2887</guid>
		<description><![CDATA[Mardin katliamının üzerinden tam iki hafta geçti. Türkiye’yi ayağa kaldıran bu vahşet, daha da konuşulacağa benziyor. Siyaset bilimciler sebebin töre olmadığını, sosyologlar da Türkiye’de görülen ilk sosyolojik vaka olduğunu söyleyedursun, ortada neden-sonuç ilişkilerine dayalı durum ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mardin katliamının üzerinden tam iki hafta geçti. Türkiye’yi ayağa kaldıran bu vahşet, daha da konuşulacağa benziyor. Siyaset bilimciler sebebin töre olmadığını, sosyologlar da Türkiye’de görülen ilk sosyolojik vaka olduğunu söyleyedursun, ortada neden-sonuç ilişkilerine dayalı durum incelenmesinden daha büyük bir problem var. Koruculuk kalksın ya da kalkmasın, “Eğitim ve sosyal değişim şart!” gibi kalıplar artık hepimizi bunaltmaya, belki de vahşetin bir diğer yüzünü hafifletmeye başladı.</p>
<p>Geleceğimiz dediğimiz çocukların, henüz hayatı tanımadan, böyle bir durumun sahnesinde yer almaları sanıyorum ki bu vahşetten geriye kalacak en büyük acı. Öksüz ve yetim kalan yetmiş çocuğun bugün ne hissettikleri, yarın ne hissedecekleri, hayatlarının kalan kısmını nasıl idame ettirecekleri, dünyaya hangi gözlüklerle bakacakları ve içlerindeki nefreti nasıl dışarı vuracakları, hepimizin durup düşünmesini gerektiriyor. Anne babalarının mezarlarına sarılıp ağlayan bu çocuklarımız, farkında olmadan sahnenin başrolündeler. (En azından benim nazarımda öyle.) Belki kısa belki uzun bir süre sonra bu duruma alışacaklar. Peki ya hayatı sorgulamaya başladıktan sonra, sorularına karşılık ne tür cevaplar bulacaklar? Gerçekten takdire şayan bir şey var ki, o da bu çocuklara şu günlerde psikolojik destek verilmesi ve bu konuda hem fikir olunması. Yani, bu sefer bir kenara itmeden ilgi alakayla çözüme gidilmesi. Yakınları kabul ederlerse devlet güvencesi altına alınacak çocuklar, yakınlarının istememeleri durumunda 350 TL yardım alacaklar.</p>
<p>Bir diğer taraftan bakacak olursak, on iki aileden yaklaşık elli çocuk göç yollarında. Henüz olanların farkına varamayan ya da kısmen varabilen bu göç çocukları ise, hiçbir suçları olmamasına rağmen doğup büyüdükleri yeri terk etmek, çevrelerindeki tüm insanlardan koparılmak gibi bir cezaya maruz kaldılar. Bakın, beş yaşındaki Yazgül neler söylüyor: “Köyden ayrılmamız gerekiyor. Televizyon ve gazetelerde hep bizim fotoğraflarımız var. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz.” Yazgül’e bu cümleleri kurduran şartlar, içimizi titreten bir sızının dışında çok derin anlamlar saklıyor aslında. Tabii anlayana…</p>
<p>Çocuklara sağlanacak psikolojik destek onları ne kadar tatmin eder bilinmez. Belki bir süre acılarından uzaklaşırlar, daha az ağlarlar, belli bir zaman sonra küçük gülümseyişler de belirir. Ama bu katliama tanık olan ve bilinmez yeni hayatlarına doğru yolculuğa çıkan çocuklar, içlerinde neye ve kime duyacaklarını bilmedikleri bir kinle, gözlerinin önünde belli belirsiz anne-baba figürleri, kulaklarında kesik çığlıklar içinde merdivenleri çıkmaya birçoklarından önce başladılar. Bu yolda hepsine Allah’tan sabır ve güç diliyorum.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=2887&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/katliamin-golgesinde.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoksa Ben mi Abartıyorum?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/yoksa-ben-mi-abartiyorum.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yoksa-ben-mi-abartiyorum</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/yoksa-ben-mi-abartiyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 May 2009 22:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Eda İlhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[dejenerasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Yozlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=2694</guid>
		<description><![CDATA[Sakin bir otobüs. Sabahın erken saatleri olması nedeniyle normal zamanlara göre daha boş belki de. Birkaç boş, tercih edilmemiş koltuktan, benim için önemi olmayan  ‘ herhangi bir ’  koltuğa oturuyorum. Ne de olsa en fazla ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sakin bir otobüs. Sabahın erken saatleri olması nedeniyle normal zamanlara göre daha boş belki de. Birkaç boş, tercih edilmemiş koltuktan, benim için önemi olmayan  ‘ herhangi bir ’  koltuğa oturuyorum. Ne de olsa en fazla 20 dakika geçireceğim bir yolculuğun parçası bu koltuk. (Bir koltuktan niye bu kadar bahsettim ki? Sonrasında beynimi dolduran nedenlerden dolayı. Yoksa böyle boş koltukların boş muhabbetinden değil. Her neyse lafı fazla da uzatmayayım.) Daha sonra otobüsün durduğu duraklarda bütün koltuklar doluyor ve boş yer kalmıyor. Oturduğum semtte çok fazla yaşlı insan bulunuyor ve otobüslerde de genelde yaşlılar fazlalıkta oluyorlar.</p>
<p>İnsanlar birbirlerinin üzerine yığılmaya başlıyorlar. Yaşlılar otobüsün orta kısmında ayakta kalanların durması için yapılan bölmeye dizilmeye başladılar. Ben biraz arka taraflarda oturuyordum. Kadınlar çocuklarını tanımadıkları, insanların kucaklarına istemeden emanet ediyorlar ve gençler umursamaz tavırlarla oturuyorlardı. Orta bölmedeki yaşlı amcalardan kendimce en yaşlısını seçip sesleniyorum, yer verdiğim amca teşekkür edip oturuyor. Diğer amcalara ya da teyzelere yer veremediğim için utanıp onların gözlerinin içine bakamıyorum. Sanki bunu kendi ayıbımmış gibi kendi kendime kuruntu yapıp içimde vicdan azabı çekerken, nasıl oluyor da aynı yaşıtta olup bu kadar farklı olabiliyorduk?</p>
<p>Hani şu filmlerde olur ya, bir kahraman çıkar ve herkese dersini bildiren sözler sarf eder ve bir anda o topluluğu kendine getirir. İşte öyle birini bekledim tüm yol boyunca. Uyuyormuş gibi yapan, ya da kulağına taktığı walkman kulaklığının altından duymuyormuş pozlarına bürünen yeniçağ gençlerine dönüp ‘Kendimize karşı bu kadar duyarsız mıyız? Geçmişimize karşı bu kadar uzak, bu denli yabancı mıyız? 15-20 dakikalık yolda ayakta durmaktan aciz, bu kadar basit bir eylemi yapamayacak kadar basit miyiz? Bütün nitelikli sıfatlardan yoksun muyuz? Ya da yoksun musunuz? ’ dese ya da keşke ben diyebilseydim…</p>
<p>Ama düşündüm, ben bu sabah çok mu alınganım? Hasta olmadıkça yaşlılara yer vermemenin mantığını kurmaktan ben mi yoksunum? Ben mi fazla abartıyorum? Yoksa önemli olduğunu düşündüğüm bu değerleri gerçekten kaybediyor muyuz? </p>
<p>Türk milletine atfedilen yardımsever, insancıl, hoşgörülü, sevecen, misafirperver sözlerini artık istemiyoruz, bunlardan sıkıldık, yenilerini arıyoruz da benim mi haberim yok? Teknolojinin içine gire gire, kolaylığa alışa alışa, mekanikleşip duygusuzlaşıyoruz da ben mi geride kalıyorum ve yaşıtlarıma tahammül edemez oluyorum?</p>
<p>Günaydın demekten uzaklaştık, marketçilere teşekkür etmekten vazgeçtik, yaşamın sadeliğini bir kenara ittik ve yozlaşmayı mı seçtik? Dizilerle her türlü ahlaksızlığı meşrulaştırıp, normal kılarken, gündelik hayatımızda küçük değerleri törpüleyerek ileride dizilerde gördüğümüz ‘normal ayıplara’ temel hazırlamayı seçtikte yine ben mi algılayamadım? </p>
<p>Her küçük hamlenin bir yürekte yer ettiğini, düzensizliğin içinde kendi düzenimizi, değerimizi kurduğumuzu kimse göremiyor mu artık yoksa ben mi fazla karamsarlaşıyorum? </p>
<p>Bunların hiç birinin cevabını bilmiyorum. Ama küçükken hepimiz en ayrı şehirlerde, en aynı oyunları, saklambacı, yerden yükseği, deve cüceyi oynarken bu denli farklılaşmayı nasıl başardık? Hepimize aynı kazaklar örüldü, hepimiz bayramları sevinçle bekledik, aynı dersleri gördük, aynı korkuları yaşadık çoğu zaman… Şimdi ayrılaşırken, farklılaşırken yozlaşmayı mı tercih ediyoruz?</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=2694&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/yoksa-ben-mi-abartiyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
