Değerli yazar Cengiz Özakıncı’nın en kapsamlı ve kalın eseri olan Türkiye’nin Siyasi İntiharı kitabını özet halinde uzun bir yazıyla tanıtmış, kitabın son bölümü olan “Hangi Osmanlı?” yı bir yazı halinde sunacağımı belirtmiştim. İşte bu yazıda bu konu hakkında elimden geldiğince siz okurları bilgilendirmeye gayret edeceğim. İlk başta nasıl bir tarih anlayışına sahip olduğumuzu anlatacağım devlet okullarında okumuş biri olarak. Devamını oku…
Osmanlı İmparatorluğu’ nun tarihi anlatılırken, genelde üzerinde en çok durulan konu II. Abdülhamit devridir. Dönemin padişahının kaleme aldığı anıları, dönemi görüp de kitap yazanların çokluğu, bazılarının Ulu Hakan, bazılarının Kızıl Sultan dediği II. Abdülhamit’i ve onunla beraber anılan Meşrutiyet dönemini anlamamızı kolaylaştırmakta ve bu dönemi ilgi çekici hale getirmektedir. Buna ters olarak, II. Abdülhamit’ ten öncesi daha çok savaşların yapıldığı ve pek fazla bilgi edinemediğimiz yıllar olarak bilinir. Devamını oku…
TDK’ nın Büyük Türkçe sözlüğünde darbe şu şekilde tanımlanır ( 2.madde ) ; “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.” Demokratik yolları kullanarak hükümeti istifa ettirmeye kimsenin diyeceği bir söz yoktur efendim. Ancak, Osmanlı’dan beri süregelen “baskı kurarak, zor kullanarak… hükümeti istifa ettirme, yönetimi devirme işi”ne gelecek olursak, savunalacak hiçbir yanı kalmaz. Tarihin önünde suçlu olursunuz, “balans ayarı” verdiğinizi sanırken, ayarın hasını zamanla siz yersiniz! Devamını oku…
Yazın türümüzün deneme olması sebebiyle Tarih’e çok da bağlı kalmadan bir yazı kaleme almayı düşünüyorum.Sonuçta yazdığımız yazının bilimseliğini kimse incelemeyecek.Kaynakçası da yok bu yazının.Dipnot da eklemiyoruz ya.İşte bir şeyler deniyoruz kalemimiz yettiğince. Devamını oku…
Musa’nın çölüne düştü hüzün. Gece karanlığında koşan atların ayak izlerinde birikti su, gözler yine ağlamaklı yine hayatlar ağıtla bitti. Yabancılardan korkan kadınlar sardı geceyi. Çocuklara nasihatler vardı bedevi çadırlarında. Firavunun ayak izlerinde büyüyen çocuklar suskundu, yine mutsuz baktılar hayata; yine ağlamaklı. Devamını oku…
Kainat üzerinde gelişmeye başladığı anda “benimki mi büyük, seninki mi?” kıyasını yapmaya mecbur hissetmeyen bir organizma bulmak zor görünüyor. “Gelişmekte olan” ülkelerin her birinde saplantı haline gelen gökdelen dikerek “dünya kenti” yaratma sevdası da bunun bir getirisi galiba. “Büyüklerine” imrendiklerinden olsa gerek, hepsi de devasa binalar inşa etmeye başladılar. Özendikleri şehirlerin mirasını görmezden gelip birbirine çok benzeyen kentler yarattılar. Son yıllarda İstanbul da bu gençlerin ardına takıldı gidiyor. Utanmıyor da yaşından. Devamını oku…
14 Şubat yaklaşırken aşk ve ayrılık kelimelerini daha sık duymaya başladım. Duygunun anlamını ve önemini yitirdiği bir kuşağın içine doğduğum için bugünden hoşlanmadığımı söylemeliyim. Güne özel bir garezim yok, hiçbir zaman da olmadı. Hatta neyin nesidir diye oturup araştırmışlığım bile var. Devamını oku…
Fatih Sultan Mehmet Han’dan bahsetmek istiyorum arkadaşlar. Orta Çağı kapatan, Yenİ Çağ’ı açan, devrindeki alimlerin içtihatıyla alim olduğu bilinen hükümdardan bahsedelim biraz. Devamını oku…

Yazımı biraz geç yayınladığım için hepinizden özür dilerim. Geçenlerde Ermeni gazeteci Hrant Dink`in ölüm yıldönümü nedeniyle bir grup insan toplanıp “Anma Yürüyüşü” düzenledi. Sağda solda Ermeni-Türk dostluğu, Hepimiz “Ermeniyiz”, Ermenilerden “Özür Diliyoruz” şeklinde teraneler dolaşmaya başladı. Devamını oku…
Bugünlerde birkaç tane aydınımız (!) Ermenilerden özür diliyorlarmış. Sizi bilmiyorum ama ben ilk zamanlar pek anlayamadım neden özür dilediklerini. Ama daha sonra konu hakkında birazcık araştırma yapınca anladım ki bizim aydınlar: “Biz Türkler size soykırım yaptık. Ya kusura bakmayın yapmış bizim atalar bi’ hata. Etmeyin, eylemeyin, sizinle dost olalım.” demek için özür diliyorlarmış. Gelin birazcık tarih sayfalarına dönelim ve mevzunun detaylarını hatırlayalım. Devamını oku…
