Bezuar, Farsça ilaç anlamına gelmektedir. Bu keçi türü, doğadaki usta kimyagerlerden yalnızca biridir. Bezuar keçisi bir yılan tarafından ısırıldığında hiç vakit kaybetmeden, yaşadığı çevrede yetişen sütleğen bitkisi türlerinden yemeye başlar. Bezuar keçisinin bu davranışı bizi çok enteresan bir gerçeğe götürür.
Tamamını oku…
Arada kaldığım yıllar… Sen bana neleri kaybettirdin. Duvarımda asılı Galata Köprüsü hayallerim. Bana ne çok yakın ne
çok uzak. İlk aşkım, son aşkım… Sana yazılan her şarkının belki de içindeydim. Oturup karşında kaç kez hayallere daldım da uyandırdı beni uykumdan ansızın hedeflerim. Sana gelmek zor, senden ayrı olmak daha zor. Bilmem benim içinde yerin var mı tarihinin bir sayfasında? Var mı yerim semtlerinin en ücra kıyısında? Gezmedim seni benimmişsin gibi, periferinde dolaştım teninin denize bakan köşelerini. Yine de benim değildin. Çıldırtan güzelliğinle, farklılığınla sen her zaman kimsenindin. Bu sahipsizlik, bu dizginsizlikti seni böyle muhteşem kılan. Sen sendin, benim ben olmak istediğim gibi. Belki de rahatlığın anlatabilmende gizliydi kim olduğunu. Birileri seni kültür başkenti yaptı; oysa sen yeri geldiğinde öyle olamadığını bile itiraf ettin. En çok da dürüst bir şehir olmanı sevdim; “ben katlanılması zor bir şehrim” diyebilmeni kuyrukta ve trafikte bekletirken insanları… Asla harika olmadığını söyleyip/söylettirip yine de beğenilmek. Sanırım bu senin talihin.
Tamamını oku…
(Bu hikayeyi karalamaların arasından ölümsüzleştirmemi sağlayan Özden’e…)
Tamamını oku…
Okumayı pek sevmiyoruz ” millet olarak ”. Okuduğu bir kaç kitap özeti dışında eline kitap almamış üniversite mezunları var maalesef. Okumadan, yorum yeteneği kazanmadan, sosyal hayatta ne kadar başarılı olunur bilinmez ama kitap hiçbir zaman yeri doldurulmayacak bir ihtiyaç, şüphesiz.
Tamamını oku…
Bir iklim hayal ediyorum daha önce kimsenin hayal etmediğini varsayarak. Etrafta rengârenk gökkuşakları ve altında sarı saçlı güzel peri kızları. Her birinin başında papatya taçları. Kimin göresi gelmez ki onları! Bizim peri kızlarının her biri küçük çocukların ellerinden tutmuş oyun oynuyorlar göz kamaştırıcı ışık atmosferi altında. Sonra başımı hafifçe sağa çeviriyorum, meyve yüklü ağaçlara tesadüf ediyor gözlerim. O kadar meyve yüklü ki ağaçlar, meyvelerin ağırlığıyla ince, narin kolları eğivermiş dallarını yere doğru.
Tamamını oku…
“10 PUAN 10 PUAN 10 PUAN”, “Dişlerini fırçala, ıspanağını ye, arabada arka koltukta otur, teybin kırmızı kayıt düğmesine basma” derdi Barış abimiz. Bir anlamı vardı söylediklerinin. Az kanallı televizyonun karşısında pür dikkat onu izlerken hayattan kopardım. Ne dünya umrumdaydı ne de annemin bana bir iş söylemesi. Bir çok kez telefonla aramış, gazeteden form doldurmuş ama bir türlü katılamamıştım o programa. İçimde hep bir uktedir o merdivenli kürsüye çıkıp mikrofonu yutarcasına heyecanlı heyecanlı şarkı söylemek. Ay sonunda telefonun faturası kabarık geldiğinde babama hesap vermek zorunda kalmıştım ama derdimi anlattığımda bana Barış Manço kaseti ile gelen babam sayesinde şarkılarında büyüdüm.
Tamamını oku…
Aslında yazıyı daha erken geçmem gerekiyordu fakat bu haftaki yoğunluktan bir türlü fırsat bulup gönderemedim. Bu yüzden herkesten özür dileyerek sözlerime başlıyorum.
Tamamını oku…
Kainat üzerinde gelişmeye başladığı anda “benimki mi büyük, seninki mi?” kıyasını yapmaya mecbur hissetmeyen bir organizma bulmak zor görünüyor. “Gelişmekte olan” ülkelerin her birinde saplantı haline gelen gökdelen dikerek “dünya kenti” yaratma sevdası da bunun bir getirisi galiba. “Büyüklerine” imrendiklerinden olsa gerek, hepsi de devasa binalar inşa etmeye başladılar. Özendikleri şehirlerin mirasını görmezden gelip birbirine çok benzeyen kentler yarattılar. Son yıllarda İstanbul da bu gençlerin ardına takıldı gidiyor. Utanmıyor da yaşından.
Tamamını oku…
Bu sıralar dilime Candan Erçetin’in “Ben Kimim?” şarkısı dolandı. 12 yaşımdan beri süregelen Candan Erçetin hayranlığı her geçen daha bir artmakta. Sanki benim büyüme devrelerimde çıkardığı albümlerle direk bana sesleniyor ve beni anlatıyormuş gibi geliyor. Çocukluktan erişkinliğe geçerken yaşadığım her duyguyu Candan abla ile anlatmamı kendim için bir nimet olarak görüyorum. Çünkü benim net ve anlaşılır olmamı sağladı. Onunla ilk tanışmamız olan “Dünyada ölümden başkası yalan” şarkısı tam da içinde bulunduğum ruh durumunu çok iyi yansıtmıştı ve hatırlıyorum da bu sözleri okul sıralarına kazımıştım çevremdekilere kızdığım için. Sırf onula tanışmak için harıl harıl çalıştığım 8.sınıf sınavında yeterli puan alıp Galatasaray Lisesi’ne gidememiştim ama biliyordum ki bir gün onunla karşılaşacaktım.
Tamamını oku…
“İstanbul benden büyük onla başa çıkamam” diyor televizyonda şarkı söylemeye çalışan kadın.
Tamamını oku…



