<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; Çevre</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/bolum/yasam/cevre-yasam/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İstanbul&#8217;a</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/istanbula.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=istanbula</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/istanbula.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 11:09:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gülçin Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4987</guid>
		<description><![CDATA[İçindeydim, içimdeydin. Canım çok yandı ama sen biliyordun zevk alacaktım. Tanımadığım bir kültürün ucube bir taşralısı gibi hissederken bile kollarımdan tutmayı bırakmadın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arada kaldığım yıllar… Sen bana neleri kaybettirdin. Duvarımda asılı Galata Köprüsü hayallerim. Bana ne çok yakın ne <img class="alignright size-thumbnail wp-image-4988" title="İstanbul" src="http://www.denemeyazilari.com/images/cookiesM_istanbul4-250x187.jpg" alt="İstanbul" width="250" height="187" />çok uzak. İlk aşkım, son aşkım… Sana yazılan her şarkının belki de içindeydim. Oturup karşında kaç kez hayallere daldım da uyandırdı beni uykumdan ansızın hedeflerim. Sana gelmek zor, senden ayrı olmak daha zor. Bilmem benim içinde yerin var mı tarihinin bir sayfasında? Var mı yerim semtlerinin en ücra kıyısında? Gezmedim seni benimmişsin gibi, periferinde dolaştım teninin denize bakan köşelerini. Yine de benim değildin. Çıldırtan güzelliğinle, farklılığınla sen her zaman kimsenindin. Bu sahipsizlik, bu dizginsizlikti seni böyle muhteşem kılan. Sen sendin, benim ben olmak istediğim gibi. Belki de rahatlığın anlatabilmende gizliydi kim olduğunu. Birileri seni kültür başkenti yaptı; oysa sen yeri geldiğinde öyle olamadığını bile itiraf ettin. En çok da dürüst bir şehir olmanı sevdim; “ben katlanılması zor bir şehrim” diyebilmeni kuyrukta ve trafikte bekletirken insanları… Asla harika olmadığını söyleyip/söylettirip yine de beğenilmek. Sanırım bu senin talihin.</p>
<p>Yeri geldiğinde kirlenmiş yüzünü gösteriyordun şehrin alçaklarına. Bazen prens ve prenses oluyordun saraylarında. Bakmaya kıyamadığım şehrim, dalgalarında güneşin ışıltılarını oynaştırıyordun umutlarımla sonra da hayallerimi aldatıyordun gecenin ay ışığında. Yine de sana kızamadım ne züğürtken ne de şaşaa içindeyken. Tüm varlığımla senindim ama sen hiç kimsenindin. Aynen bendin, aynı benim gibi herkesin içinde kimsesizdin. O yüzden senin yıllara meyden okuyan bir fotoğrafın bile yazdırıyor bana bu yazıyı. Küçücük evrenimin tarihe tanıklık etmiş şehri, sokaklarında ne anılara tanık oldun. Kimler seni yaşam sandı, sen kimlerin yaşamını hiç ettin kim bilir. Birileri seni kullandı, sense birilerini kullandın şanına kavuşmak için.  Dikkatimi çeken tek şeydi her gelene göz kırpman, cilvelerin&#8230;  Sana çok şey sunarım diyordun varsa düşlerin ve ansızın bırakıyordun Nevizade&#8217;nin dar, gri sokaklarında bekâretini&#8230; Artık kim olduğunu aramıyordu kimse seni bulduğunda. Kollarında rahatlar sanıyorlardı ama yanılıyorlardı çünkü sen kimsenindin. Seni kavramak alim yapmıyor beni, celladına aşık olan mahkum gibiyim. Duvarımda resmin, sana gelmeye yeminli ama bir o kadar korkak ve suskunum. İçindeydim, içimdeydin. Canım çok yandı ama sen biliyordun zevk alacaktım. Tanımadığım bir kültürün ucube bir taşralısı gibi hissederken bile kollarımdan tutmayı bırakmadın. Bu yüzden belki ben senin herkese açtığın cömert bedenini sevdim.</p>
<p>Üzerinde gezinen bambaşka insanların ortak bir alanda, hiç de ortak olmayan yaşamlarını göz göze aktarabilmelerini sevdim. Neşeli karşılaşmalarını, korkak kaçışmalarını, hayatın aslında sevinç-hüzün gelgitlerinde yaşandığını hatırlattığın boğaz kenarı aşıklarını sevdim&#8230;</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4987&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/istanbula.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehrin Ağır Havasından Uzakta&#8230;</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/sehrin-agir-havasindan-uzakta.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sehrin-agir-havasindan-uzakta</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/sehrin-agir-havasindan-uzakta.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 05:55:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mevlüt Taşarsu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şehir havası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=3863</guid>
		<description><![CDATA[(Bu hikayeyi karalamaların arasından ölümsüzleştirmemi sağlayan Özden’e&#8230;)
16 Mayıs kurtulma günlerimden bir gün. Artık düşünmekten korkmuyorum başıma gelecekleri bilmememe rağmen, israrla beni zihnimde kaybolmaya sevk edeceğim bu sefer. Gözlerim, kulaklarım yeni öğeler arayıp dikkat kesilmiş, etraftan malzeme çıkarmak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>(Bu hikayeyi karalamaların arasından ölümsüzleştirmemi sağlayan Özden’e&#8230;)</em></p>
<p>16 Mayıs kurtulma günlerimden bir gün. Artık düşünmekten korkmuyorum başıma gelecekleri bilmememe rağmen, israrla beni zihnimde kaybolmaya sevk edeceğim bu sefer. Gözlerim, kulaklarım yeni öğeler arayıp dikkat kesilmiş, etraftan malzeme çıkarmak için hevesle birbirleriyle yarışıyorlar.</p>
<p>Yolun kenarında küçük bir dükkan, dışarıya atılmış iki çift masa ve sandalye beni davet ediyor. Civarda oturacağınız, düşünceleriniz ile dans ederken acıkan midenizi de bastıracağınız bir yer de yok.</p>
<p>Kapıdan içeri giriyorum ve beni köyün yerlisi olan bir kadın karşılıyor, içimi bir sıcaklık ve mutluluk sarıyor. Saflığı, masumiyeti derken yüreğinin temizliği kelimesini tercih etmemin daha uygun düşeceğini hissediyorum ve bir huzurla masama oturuyorum. Sonrasında buradan hiç ayrılmayacakmış gibi siparişimi söylemiyorum, o arada ne istediğimi soruyor köylü kadın. Ben onun bu sorusunu kaçtığım şehirdekinden farklı olarak sanki sadece benim açlık hissimi ortadan kaldırmak için sorduğunu hissediyorum. Köftelerim ızgara ile buluşurken içeri yeni müşteriler geliyor, belli ki bizim oraların insanları. İçeriyi şehrin havası sarıyor, köfteci ablam ve amcam bu durumdan hiç şikayetçi değiller. Ama ben rahatsız oluyorum kaçtığım yerin havasının beni yine bulduğundan, ama suçlayamıyorum o insanları. Farkında değilim belki, beni de oraların ağır havası etraflıca sarıyordur. O anda düşünmeye başlıyorum. Ve buraları yazma arzusu beni benden alıyor.</p>
<p>Tüm duyu organlarım seferber olmuş bir şekilde etrafa göz gezdiriyor. Köfteler hemen yanı başınızda pişiyor, mutfağın içinizdesiniz sanki. Oradan seslenip, salatalar için malzemeleri yıkamanızı isteyeceklermiş gibi vücudunuz hazır konuma geçiyor. Mutfağın içinizdeymişsiniz gibi derken kendi mutfağınız sanki. Izgaradan gelen köftelerin “cız” sesi bir kapının kilidinin açılış sesi gibi geliyor, ardından kapı aralanıyor ve sabırsızlanıyorum. Tam çaprazımdaki soba gözümden kaçmıyor, hava sıcak olmasına rağmen onun içinde yanabilecek olan odunların etrafa yaydığı sıcaklığı hissediyorum ama farklı olarak soba ruhumu ısıtıyor. Dışarıdaki masalar dolmaya başlıyor, güneşle çalışmaktan vücutları kararmış insanlarım ile doluyor. Onlara insanlarım dememe kızmıyorlardır umarım, onların bir parçası olmamama rağmen. Kızmamaları için içimden onlarla sohbet ediyorum, belki kaçtığım yere döndüğümde onları da götürürüm ve oralarda bu sefer mutlu da olabilirim.</p>
<p>Açlık demişken, buzdolabının içindeki köfteler, içecekler, tatlılar gözümden kaçmıyor. Evet onların da dilinde bir şeyler var. İhtiyacımız olan her şeyi karşılamak için sanki görücüye çıkmışlar, vitrindeki mankenler gibi ama sonrasında sevmiyorum bu benzetmeyi. Farklılık; özellikle yerleştirilmemişler, vitrin gösterişi yoktu onlarda, satılma veya alma güdüsünü ortaya çıkaracak şekilde değildi. Satılma güdüsü derken sizin açlık veya susuzluğunuzdan ziyade ceplerden çıkacakların ağır basması. Ama onların tek dertleri size hizmet etmek.</p>
<p>Basit görünen bu mekan şehirden ve onun koşuşturmasından kaçınca mı beni bu düşüncelere, hayallere sevk ediyor. Şehirde sürekli şikayet ettiğim, beni oyalayan, kandıran şeyler mi var tüm düşüncelere ket vuran. Belki de cevabı bilinen bir soru soruyorum kendime. Bu sorular ile vaktimi boşa harcadığımı düşünürken, dışarıdan geçen traktörün gürültüsü bile düşüncelerime yoğunlaşmaktan alıkoyamıyor beni. Belki ben de bizim oralardan gelen o kadın gibi getirdiğim şehrin ağır havası ile kandıracağım kendimi ama o insanları umursadığım içindir ki kapalı olan o mekanda sigara içilip içilmediğini soruyorum. Dükkan da çalışan kadın küllük getiriyor, içerisinde nazar boncuğu işlemesi olan bir küllük. Sigaram bittikten sonra, inanmadığım bu sembolün üzerinde söndürdüğüm sigaram ile bir günah işlemiş gibi kendimi kötü hissediyorum. Bir çelişki yaratacak şekilde yeni bir sigara daha yakıyorum, o arada kulağım radyoda çalan parçaya takılıyor. Tanıdık bir isim ve tanıdık bir parça, ondandır belki tüm duyularım pür dikkat oraya odaklanıyor. Ama yüzümü farklı mimiklere bürüyerek buranın yerlisi ve sahibi olan amca ile ilk konuşmama vesile olacak soruyu soruyorum ” Radyoda çalan Nurettin Reçber mi ?” evet Nurettin Reçber ve Ezo diyor ve amacıma ulaşıyorum, İsmail amcamdan samimi ve sıcak bir evet çıkıyor. Gözümde o kadar büyüyor ki bu birkaç harften oluşan kelime. Radyonun sesini açmasını isteyerek iletişime devam ediyorum. Sohbete başlayamıyoruz, belli ki bana bu parçayı dinleme zevkini yaşatmak istiyor, öyle olduğunu düşünüyorum. Parçayı dinlerken oturduğum yer masa olmaktan çıkıyor, mekan da bir köfteci değil. Kaybettiğim kendimi yeşillerin içinde bir ormanda buluyorum. Ellerimin çalılarla buluşmasını rüzgarımın tenime çarpışını hissediyorum ve Ezo’mu arıyorum önümde de buraları benden daha iyi bildiği için İsmail amca… Emin olmak adına ismini soruyorum dükkanın ismi olan “İsmail Ustanın Yeri” nden kopya çekerek, “İsminiz İsmail mi?” küçük bir kız çocuğunun utangaçlığı ile yüzüm kızarıyor.</p>
<p>Sigaramın dumanı bana azaldığının haberini veriyor, tam o esnada İsmail amca sanki kolumdan tutuyor ve benimle sohbet etmeye başlıyor. Tatile gelip gelmediğimi soruyor ve sohbet etmeye başlıyoruz. Yüzüm gülücüklerden oluşan bir çiçek bahçesine dönüşüyor. Sanki eline şeker verilmiş bir çocuk gibi mutlu oluyorum. Bir çay daha istiyorum ve sohbete devam ediyoruz. Bana psikolojik terapi etkisi yapan görev yaptığım okuldan bir meslektaşımı tanıdığını söylüyor. Öğrencileri ile buraya geldiklerini öğreniyorum. Büyüyüp küçülen dünyamda, küçülen dünyamdan bu sefer şikayetçi olmuyorum.</p>
<p>İçeriyi harika bir müzik cümbüşü sarıyor, usta müzik virtüözlerin ellerinden çıkan sesler hakim kılıyor her tarafı; köftelerin cız sesleri, radyoda çalan şarkılar, arada açılıp kapanan dolap kapağı ritim tutuyor, tam o kesiliyor buzdolabın çalışması ritme devam ediyor. Yoldan geçen arabaların sesi de ilk defa kulağa hoş bir ziyafet veriyor. Tüm seslere şarkımın sözlerine başlayarak eşlik etmek istiyorum. 3. sigaramı yakarken yavaş yavaş buradan ayrılacağımı hissediyorum, çayıma bakarak sevincin de bulunduğu bir hüzün yer alıyor ama üzülmüyorum beni düşüncelerimde dans ettiren bu yeri içimde yaşayacağımı çok iyi biliyorum.</p>
<p>Aklıma yanımda olan fotoğraf makinem geliyor, bu yeri fotoğraflamak gibi beni çok mutlu eden düşünce sarıyor her tarafımı. O esnada kalacağım otel geliyor aklıma, oraya döneceğimin bilincinden midir bilmiyorum veya İsmail amca ile eşini bir daha göremeyeceğimden midir ? Tam bu cümlelerimi kalemim ile buluştururken, İsmail amca motoruna binip servise çıkıyor. Ve ben kalkmadan İsmail amcanın gelmesini arzuluyorum onunla vedalaşmadan gitmek istemiyorum. Ama onu göremeyecek olma ihtimalim beni sıkmıyor çünkü bu yazdıklarımdan daha güzel bir fotoğraf olamayacağına adım gibi inanıyorum. Ve ayrılık vakti gelirken vedamı simgeliyor çayımdan ve sigaramdan çektiğim son yudumlarım, hoşça kal İsmail amca.<br />
————————<br />
Mayıs 2009<br />
Bolu</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=3863&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/sehrin-agir-havasindan-uzakta.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşi Gördünüz Mü ?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/gunesi-gordunuz-mu.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gunesi-gordunuz-mu</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/gunesi-gordunuz-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 00:34:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fırat ATEŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=2638</guid>
		<description><![CDATA[Okumayı pek sevmiyoruz &#8221; millet olarak &#8221;. Okuduğu bir kaç kitap özeti dışında eline kitap almamış üniversite mezunları var maalesef. Okumadan, yorum yeteneği kazanmadan, sosyal hayatta ne kadar başarılı olunur bilinmez ama kitap hiçbir zaman ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okumayı pek sevmiyoruz &#8221; millet olarak &#8221;. Okuduğu bir kaç kitap özeti dışında eline kitap almamış üniversite mezunları var maalesef. Okumadan, yorum yeteneği kazanmadan, sosyal hayatta ne kadar başarılı olunur bilinmez ama kitap hiçbir zaman yeri doldurulmayacak bir ihtiyaç,  şüphesiz. </p>
<p>Kitap okumuyoruz ama arkadaş ortamlarında, kültür kokan oturumlarda bizim de söyleyecek 2 düzgün cümlemiz olsun istiyoruz. Bunu da başarıyoruz  &#8216; &#8216;yine pratik çözümlerle &#8221; . Okumayı araştırmayı sevmiyoruz ama izlemeyi seviyoruz. İzlemek dediysem aklınıza belgesel gelmesin, ben tutkulu aksiyon filmlerinden bahsediyorum. Yakın tarihimiz hakkında ya da 25 yıllık iç kavgamızdan kaçımız haberdarız, kaçımız 2 kitap karıştırdık? Biz Kürt sorununu, terörü; Kurtlar Vadisi Terör&#8217; den , Güneşi Gördüm&#8217; den öğrendiğimizle yetiniyoruz.</p>
<p>Araştırmadığımız için de bu ve buna benzer filmlerde karşılaştığımız gerçeğe yakın yapımları aklımıza gerçek bir dünya olarak kuruyoruz. Tabii ki tiyatro, sinema bu yaşamın hayat damarlarından  ama tiyatrodan, sinemadan öğrendiklerimiz ile arkadaş ortamlarındaki tartışmalara katılmak yerine kitaplar okuyup araştırmalar yapıp, tiyatro ve sinema üzerine tartışsak daha güzel olmaz mı? Kim bilir belki o zaman görürüz güneşi&#8230;</p>
<p>Saygılarımla..</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=2638&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/gunesi-gordunuz-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bambaşka Bir İklimde Birkaç Dakika</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/bambaska-bir-iklimde-birkac-dakika.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bambaska-bir-iklimde-birkac-dakika</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/bambaska-bir-iklimde-birkac-dakika.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 15:17:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aynur Şanlıtürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=1960</guid>
		<description><![CDATA[Bir iklim hayal ediyorum daha önce kimsenin hayal etmediğini varsayarak. Etrafta rengârenk gökkuşakları ve altında sarı saçlı güzel peri kızları. Her birinin başında papatya taçları. Kimin göresi gelmez ki onları! Bizim peri kızlarının her biri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1963" title="gokkusagi" src="http://www.denemeyazilari.com/images/gokkusagi.jpg" alt="gokkusagi" width="200" height="120" />Bir iklim hayal ediyorum daha önce kimsenin hayal etmediğini varsayarak. Etrafta rengârenk gökkuşakları ve altında sarı saçlı güzel peri kızları. Her birinin başında papatya taçları. Kimin göresi gelmez ki onları! Bizim peri kızlarının her biri küçük çocukların ellerinden tutmuş oyun oynuyorlar göz kamaştırıcı ışık atmosferi altında. Sonra başımı hafifçe sağa çeviriyorum, meyve yüklü ağaçlara tesadüf ediyor gözlerim. O kadar meyve yüklü ki ağaçlar, meyvelerin ağırlığıyla ince, narin kolları eğivermiş dallarını yere doğru.</p>
<p>Güneş tam tepede ama sadece ışıl ışıl aydınlatıyor etrafı. Kızgınca değil ve aksine hafif rüzgârla okşuyor yanakları. Bulutlar pamuktan bile yumuşak neredeyse bir dokunuşla dağıtıvereceğim. Kendime göre şekiller vereceğim. İşte dağıtıyorum bir bulutu ve kocaman bir gemi haline getiriyorum ve açık mavi dalgalara yelken açtırıyorum. Ardında da dalga dalga bulutlar&#8230; Sonra bir süs balığı şekillendiriyorum pullarının arasına da birazcık gökkuşağından renkler çalıp serpiştirerek. Ne de güzel oldu ama alıp bir akvaryuma koymak onu zindanlara atmak olur. O da takılıyor geminin ardına hoplaya zıplaya gidiyor yeni dünyalara.</p>
<p>Çiçekler yapıyorum. En çok da pembe pembe güller, gelincik, menekşe, karanfil, lale derken gökyüzünü hiç bu kadar cicili bicili görmemiştim. Sanki bir anda cennet bahçelerine dönüştü. Neyse artık toprağa temas etmeli ayaklarım. Yemyeşil otlarla bütünleşebilmeli. Altın ve gümüşten ırmaklar akıyor, bakın karşıki tepelerden nazlı nazlı süzülerek geliyorlar buraya doğru. Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşüyorlar. Üzüm ağaçlarından düşen salkım tanelerini yiyorlar birer ikişer ve iç geçirmiyor da değiller küresel ısınmanın hakim olduğu dünyamıza.</p>
<p>&#8220;Ah keşke oradaki kuşlar da bu kadar mutlu olabilse. İnsanlar susuzluktan ölmese. Küçük çocuklar nükleer silahların Azrail kokulu nefeslerine karşılık vermese. Aynı buradakiler gibi güle oynaya her şeye meydan okuyabilse. Ve her şeyden önemlisi artık insanlar pişmanlıkları yüzlerinde besbelli iken buralara hiç uğramadan, buraları hiç hayal bile etmeden çekip gitmese&#8230; Her şey ne kadar harika olurdu. Cennet içinde cehennemi hissedip gitmeler olmadan&#8230;&#8221;</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=1960&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/bambaska-bir-iklimde-birkac-dakika.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adam Olacak Çocuk Musun?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/adam-olacak-cocuk-musun.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=adam-olacak-cocuk-musun</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/adam-olacak-cocuk-musun.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 01:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tülay Oral Tarman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[kuşak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=1652</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;10 PUAN 10 PUAN 10 PUAN&#8221;, &#8220;Dişlerini fırçala, ıspanağını ye, arabada arka koltukta otur, teybin kırmızı kayıt düğmesine basma&#8221; derdi Barış abimiz. Bir anlamı vardı söylediklerinin.  Az kanallı televizyonun karşısında pür dikkat onu izlerken hayattan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://img121.yukle.tc/images/7820Baris_Manco_8.jpg" alt="" width="147" height="206" />&#8220;10 PUAN 10 PUAN 10 PUAN&#8221;, &#8220;Dişlerini fırçala, ıspanağını ye, arabada arka koltukta otur, teybin kırmızı kayıt düğmesine basma&#8221; derdi Barış abimiz. Bir anlamı vardı söylediklerinin.  Az kanallı televizyonun karşısında pür dikkat onu izlerken hayattan kopardım. Ne dünya umrumdaydı ne de annemin bana bir iş söylemesi. Bir çok kez telefonla aramış, gazeteden form doldurmuş ama bir türlü katılamamıştım o programa. İçimde hep bir uktedir o merdivenli kürsüye çıkıp mikrofonu yutarcasına heyecanlı heyecanlı şarkı söylemek.  Ay sonunda telefonun faturası kabarık geldiğinde babama hesap vermek zorunda kalmıştım ama derdimi anlattığımda bana Barış Manço kaseti ile gelen babam sayesinde şarkılarında büyüdüm.</p>
<p>Amacım onu anmak filan değil. Toprağı bol olsun, bu ülkenin sayılı insanlarından biriydi. 90 kuşağı ne kadar bilir bilmiyorum ama iyi ki onu tanımışım ve onla büyümüşüm diyorum. Yaptığı eğitici programlarla dünyayı, ıspanak yemeyi, yaşlılığın da bir erdem olduğunu, aşık olmanın farklı bir şey olduğunu, asiliğimizi bastırmayı, düşündüğümüzü söylemeyi öğretti bize. Her zaman aile kavramının önemini vurguladı. Takılarıyla bir erkeğin de süsü olabileceğini, müziği ile duyguları ifade etmeyi, yaşamı ile adam olmayı öğretti bize. Öğretti öğretmesine de bizden sonrakiler öğrenemediler ya, ona yanıyorum.</p>
<p>Tek kanaldan çok kanallıya geçildiğinden, sadece dosyalama için kullanılan bilgisayarlardan yazışmalı, oyun oynamalı, İnternet&#8217;te arkadaş aramalı bilgisayar dönemlerine girildiğinden, 5110 telefonlarından çok donanımlı telefonlar ellerde görüldüğünden beri hayatımızda çok şey değişti. Bir ara TELEVOLE gençliği olduk. Futbolcu hayatlarından çok sosyete hayatı gösterilmeye başlandığı an evden kaçan genç kız sayısı arttı. Kötü yola! sapan gençler ünlü olmak için her şeyi yaptı. İsim değiştirdi. Riyakarlıkta rekor kırdı. Doğuranı-büyüteni tanımadı. Deli Yürek&#8217;li, Kurtlar Vadi&#8217;li dönemlerde dayılaştık, akranlarımızla kavgayı marifet bildik. Tüm ülke futbolla yatar, futbolla kalkar olduk,  UEFA kupalarıyla, Avrupa Şampiyonluklarıyla, Dünya Kupalarıyla tanıştık.  Eurovision&#8217;ı, Olimpiyatları daha bir ciddiye almaya başladık. En ufak bir kazanmada tek yürek kırmızı-beyaz olduk. Önce &#8221;Onun arabası var güzel mi güzel&#8221; deyip kıskandık sonra &#8220;Hişştt Kendine Gel kendine, Dön de bir bak aynaya&#8221; deyip bir çeki düzen verme savaşına girdik. Yırtık kot pantolonlarla Amerikan dizilerinden fırlamış gençler gibi asi ve özentiliydik. Sevgililerimizle fast food dükkanlarında buluşur, bir mesajla aşık olurken başka bir mesajla  aşkı bitirir olduk. Daha bir ergen olduk, &#8220;Yakalarsam mucuk mucuk&#8221; derken ortalıkta bir sürü  psikologlar, çocuk gelişimciler türedi. Anne-babalara öğütler verirlerken bizlerin 40 kuşağının yetinmesi, 50 kuşağının karmaşıklığı, 60 kuşağının pişmanlığı, 70 kuşağının merakı, 80 kuşağının çiçeği olduğumuzu unuttular. Unuttukları o kadar çok şey vardı ki alkola, sigaraya, uyuşturucuya nasıl başlandığını anlamadılar.</p>
<p>Daha bir menfaatçileşip zamanla doyumsuzlaştık. Murat 124&#8242;lerden BMW&#8217;lere geçişimiz çok kolay oldu. Merdaneli makinelere burun kıvırırken Avrupa&#8217;nın bizden en az 2 gol önde olduğunu unuttuk. Teknolojinin hızlı değişimi ile başımız dönmeye başladı. Kitap okumaktansa katalogları okumaya başladık. Masallarımız bir ülkenin birinde diye başlarken fakirin biri &#8211; zenginin biri; &#8220;Spider Man&#8221; diye bir adam, &#8220;X-Man zamanında&#8230;&#8221; diye başladı. Hatta masal anlatmaktansa playstationlarla, atarilerle, gameboylarla, çizgi film cd&#8217;leri ile çocukları oyalar olduk.  Zamanında öğüt veren psikologları dinleyerek aile hayatımızı, çocuklarımızı kurtarmaya çalıştık ama hızla çoğalan boşanmaları ve anne-babadan ayrı büyüyen küçücük kalplerin birer yıkım olmasını asla engelleyemedik. Fiziki güzelliğin ön plana geçip de yarışmaların yapıldığı dönemde içsel güzelliğimizi hep bastırarak, dünyevi zevklerimize yenik düştük.  Karşımızdakinden küçük bir tebessümü esirgeyerek bunu bir zayıflık olarak gördük.</p>
<p>Tüm bunları moral bozmak için ya da can sıkmak için yazmadım. Bazen gerçeklerle yüzleşmek o kadar acı geliyor ki insana&#8230; Seven bir toplumdan, yavaş yavaş öldüren bir topluma geçişimizi gördükçe, zamanında aile bağlılığı ile  tüm dünyanın imrendiği bir ülke iken, şimdi anne-baba-kardeş-ağabey-evlat demeden kesip biçtiğimizi gördükçe, ellerimiz kanlaştıkça kalbim sızlıyor. Hem de öyle bir sızı ki bu &#8220;Ben bu ülkede nasıl çocuk büyüteceğim, kime güveneceğim?&#8221; demeden geçemiyorum. Boşversem hiç olmuyor.</p>
<p>Eminim Barış Manço, Uğur Mumcu, Cem Karaca ya da  Ahmet Taner Kışlalı gibi büyüklerimiz yaşasaydı kesin bir şey derlerdi ya&#8230; Neyse bunu söylemek bana düşmez. En azından çokça kişi bilmese de, bir yerlerde Oktay Sinanoğlu gibi büyüklerimiz &#8220;Dünyada neler olduğunu anlarsak, Türkiye&#8217;de neler olduğunu veya olacağını daha iyi anlarız&#8221; diyor ve &#8220;Adam Olamamış Bir Çocuk&#8221; olarak adam olmak için her gün daha fazla çırpınıyorum. Barış abinin hatrı yeter&#8230;</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=1652&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/adam-olacak-cocuk-musun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
