Günümüz toplumunda çok yaygın bir düşünce hâkimdir. “Din, kişiyle Allah arasındadır” ve “herkes inançlarını dört duvar arasında yaşamalıdır”. İnançların dışa dönük yaşanması ve yaygınlaştırılmaya çalışılması gereksiz, gösteriş amaçlı bir eylem olarak görülür ve bir kısım insan tarafından kınanır. Devamını oku…
Kuran ahlakına göre değil de kendi oluşturdukları birtakım kurallara göre yaşayan insanların daimi mutluluk ve huzuru bulmaları mümkün değildir. Mutsuz ve huzursuz yaşamlarının sebebini bir türlü anlayamasalar da aslında içinde bulundukları durumun tek sebebi, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu yerine insanların hoşnutluğunu aramalarıdır. Devamını oku…
İbadete ilişkin konularda çevrenizdeki insanların tevillerine mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Bazısı henüz çok genç
olduğunu, şu an hayatını yaşayıp, ileriki yaşlarda tevbe ederek ibadet etmeye başlayacağını söyler, bazısı da cehennemin şu ana kadar yaşayan bütün kötü insanları alamayacağını düşünüp nasılsa Allah affeder diye kendisini avutur. Kimi ölümden sonraki ahiret hayatına inanmaz, kimi de ölümün kendisinden çok uzak olduğunu zanneder. Cehennemde cezasını çektikten sonra, sonunda mutlaka cennete gireceğini zannedenler de çoktur. Devamını oku…
İnsan, gaflet sonucunda unutarak veya yanılarak hata yapmaya yatkın bir varlıktır. Zira Allah, “Allah, sizi bir za’ftan
yarattı…” (Rum Suresi, 54) ayeti ile insanın bu durumunu haber vermiştir. Devamını oku…
Tenimizi okşayan temiz sularda yıkanırken vücudumuz, en içli dualarımızla rahatlar ruhumuz. Edebiyle tebessüm eden
nurlu bir yüz gördüğümüzde, hayranlık veren bakışlarla seyrederiz onu. Saadetli asırlar gibi veciz olmasa da sözlerimiz, maneviyatın gül kokulu esintisinden bir meltem yakalamaya çalışırız. En güzel nidanın ezan olduğunu bilir bütün Müslümanlar. Güneşin can acıtıcı sıcaklığını gölgede bırakacak kadar rencide edici sözlerimiz hep arka cebimizde saklıdır. Beklemeyi bilmiyor artık hırçın cümleleriniz. Anlamayı unutmuş asırlardır süre gelen inancınız. Bugün Cuma. En kavli duygularımla aldım abdestimi. En samimi duygularımla dinledim imam efendinin ağzından dökülen inci taneli sözleri. Aldım günahımla birlikte bozulmuş tövbelerimi ve biliyorum ki açılacak bugün gök kubbeden bir af kapısı. Uzun zamandır girmediğim kapıdan içeri adımımı attım. Unutulmaya yüz tutmuş bir kokuyu teneffüs ettim. Daha çocuk yaştayken annemin söylediği güzel ilahilere benzer sözleri tekrar dinledim. Neden insanlar camiye girerken ayakkabıları kilitli bir dolapta saklıyor. Kardeşliğin adı ne zamandan beri ‘Sana güvenmiyorum ey Müslüman, o yüzden ayakkabımı kilitli bir dolaba koyuyorum’ oldu? Yan yana aynı safta yer alanlar kaç yıldır ‘acaba’ sözleriyle omuz omuza ibadet ediyor. Şimdi peygamber (s.a.v) yanınıza saf dursa, O’na da mı aynı gözle bakardınız? Şimdi mübarek bir elin saçlarımı okşamasını, kulaklarımı tırmalayan en içli sözlerin nakaratlarını yakalamama izin verin. Ne olur tek rekatta olsa beni O’nun gül sevgisiyle baş başa bırakın. Alnım secdeye değdiğinde neden bu kadar geciktiğimi sorarsa Rabbim; affet beni, ne olur affet beni, ey bana kendi ruhundan üfleyen Rabbim demeliyim. Kimsesizlerin sahibini ne zamandan beri kimsesiz bıraktınız? Affedenlerin en affedenin kapısına ne zamandan beri kilit vurdunuz? Şefkatiyle yeryüzüne saran yüceler yücesinin rahmetine ne zamandan beri nail değilsiniz? İmam selam verdikten sonra ne kadar çok terlediğimi fark ettim. Nasıl nefes nefese kalmışım bilemedim. Kimsenin birbirine güvenmediği bugün anladım. Ayakkabısını bile camiye girdiğinde kilitli bir dolaba koyan bu insanlar da kim? ‘Muhammedül emin’ olmayı ne kadar da çabuk unutmuşuz. Güvenilir Müslüman olmayı hangi yüzyılda bıraktık? Birbirinin yüzüne gülen insanlar nerede? Dostça sarılmaların yerini kibirli bakışlar mı aldı? Yoksa siz de, camiye girdiğinde ayakkabısını kilitleyenlerden misiniz?
Geçici dünya hayatında müminlerin tek amacı Allah’a kul olmak, O’nun rıza ve sevgisini kazanmaktır. Bu bakış açısı ile müminler, bütün hayatlarını ve ibadetlerini Allah’a adayarak, tam bir teslimiyet ruhu ile hareket ederler. Devamını oku…
Allah, Kuran-ı Kerim’i insanlara açıklayıcı bir rehber olarak göndermiş ve onda insanlar için en kolay ve en güzel yaşam tarzını bildirmiştir. Allah’ın razı olacağı tüm ahlak özellikleri ve iman edenlerin yapmaları gereken her şey, tüm detayları ile Kuran’da tarif edilmiştir. Devamını oku…
Canlı ve cansız bütün varlıkları Allah yaratmıştır. Ancak yarattıkları içinde sadece insana düşünme yeteneği bahşetmiştir. Herkes, yüksek bir düşünme yeteneğine sahip olarak yaratılmış olsa da, bu yeteneği kullanan çok az insan vardır. Çoğu kişi, sadece düşünürlerin düşünüp sonuçlar üretebileceğini zanneder. Oysa Allah ayetlerinde, düşüncede derinleşmek konusunda insanların tümünü teşvik eder. Zira Allah’ın yarattıkları üzerinde derin düşünmek, ayni zamanda insanı Allah’a yaklaştıran önemli bir ibadettir. Devamını oku…
Hayatınızda sizin için önemli olan şeyleri alt alta sıralayın. Sıraladığınız bu konulardan, bir gün yok olacak olanların üzerini çizin. Geriye ne kalıyor? Koskoca bir hiç, öyle değil mi? Hayatımızı yok olup gidecek şeyler üzerine kuruyor ve bunlara sahip olmayı, kendimize tek amaç ediniyoruz. Devamını oku…
Nihilist düşünür Alman Friedrich Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ten sonra okuduğum ikinci kitabının ismidir
Deccal. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde Deccal şöyle tanımlanıyor: Dinî inanışlara göre kıyamete yakın bir zamanda çıkacağına inanılan, yalancı ve kötü yaradılışlı kimse. Nietzsche, deccal kelimesini, fesat, yalancı anlamlara gelen mecazî (değişmeceli) anlamda kullanıyor. Peki, akla hemen şu soru geliyor: Nietzsche’nin decca l-sıfat anlamını içeriyorsa “d” harfi küçük yazılır- diye nitelendirdiği kişi veya topluluk hangisidir? 104 sayfa boyunca Nietzsche’nin tenkit ettiği, hatta tenkitten öte yerdiği, yerden yere vurduğu din grubu, Hıristiyanlıktır. Hıristiyan bir çevrede büyüyen Nietzsche, Hıristiyanlığa çok ağır eleştiriler yöneltmiştir. Hıristiyanlığı kökten değiştiren Aziz Paulus (Pavlos) bu yergilerden büyük oranda nasibini alan bir Yahudi’dir. Nietzsche, Rönesans hareketlerinden sonra Reform’u başlatan ilk kişi olan M. Luther’i de yerden yere vuruyor. Oysaki Luther, Hıristiyanlığın mukaddes kitabı İncil’i Almanca’ya çevirerek, insanların uyutulduğu gerçeğini ortaya çıkartmıştı. Luther aynı zamanda Protestanlık mezhebinin kurucu da olmuştur. Protestanlık terminolojik olarak protesto etmekten, yani karşı çıkmaktan gelir. Nietzsche bu mezhebe niçin gıcık kaptığını anlatıyor. Ona göre, Luther yozlaşmış bir dini tekrar dirilterek, dünyaya kötülük etmiştir. Bir nevi Hıristiyanlığın devamı sağlanmıştır. Oysa Nietzsche’ye göre Hıristiyanlığın bir daha belini doğrultamaması amaçlanmalıydı. Şöyle diyor Nietzsche: “… Luther Roma’ya geldi. Bu keşiş, benliğinde bahtsız rahibin bütün intikama susamış içgüdüleriyle, Roma’da Rönesans’a karşı başkaldırdı.(…) Luther, Papalığın yozlaşmasını gördü, oysa tam tersi elle tutulur hale gelmişti.(…) Ve Luther yeniden kurdu kiliseyi.” Nietzsche Hıristiyanlığı kabul etmediğinden Luther’e de karşı çıkıyor. Devamını oku…
