İplerini koparmış kuduz ruhun. Günlerdir aç kalmış ruhunla ısırdın ömrümün yarısını. Uyurken saçı kesilmiş özgürlüğün hırsıyla içine mahkum ettin sürgünlerimi. Peki şimdi nereye bırakacak beni toz bulutların? Bakır yalnızlığıma mı, naftalinli zamanlara mı? Bir parçanı alıp gitse de hayat… Tamamla kendini benimle… Neye benzediğinden çok ne kadar bana benzediğindir aşk. Şimdi kapılar da senin ayrılıklarda. Ne kadar gittiğin değil arkandaki lacivertlerim; bende ne kadar kalmadığındır zorlanışım. Eğer gidecek bir yerim olsaydı; bu kadar dilenmezdim kalbinde… Sokakları sevseydim eğer; katlanmazdım gözlerinin köprü altlarında yaşamaya. Devamını oku…
Yalnızlık… Koca bir şehir dolusu insan çevrenizi sarmalamışken, gözyaşlarınızın tane tane yanaklarınızdan kot pantolonunuza düşmesi… Minibüste ayakta duran ablanın size acıyan gözlerle bakması, minibüsten indikten sonra bile etraftaki esnafların size bakması ve siz içinizden, “sus, sus” diye naralar atarken gözyaşlarınızın işi inada bindirip daha da çoşması… Sanki bazen her şey kontrolümüz altındadır fakat, vücudumuzdan akan bir şeyi bile kontrol altına alamayız çoğu zaman. Eve adımınızı attığınızda gözleriniz kıpkırmızıdır ve evdekiler sebebini sorduğunda yine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlanılır; odaya kaçılır. Yatağa uzanılır, yastık sırılsıklam ıslanır . Birden susulur anlamsızca, pencereden bakılır geçmiş günlere, pişmanlık yaşanır. Fakat nasıl bir pişmanlık? Allahım, neden uyurken sırtımı döndüm, ona sarılmadım? Neden o sarıldığında ‘’of sıcak’’ diye söylendim? Neden kahvaltıyı kim hazırlayacak diye inatlaşırken ben kalkıp hazırlamadım? Neden daha çok fotoğraf çekinmedik? Film izlemek yerine neden onu izlemedim? Sinemada rahatıma bakmak yerine neden omzuna yatmadım? Neden, neden …? Bunlar düşünülür ve sevgili aranılır. İşte o anda, daha yarım saat önce ağlama başlangıcı sebebimiz adam bizi sıcak bir gülümsemeyle baş başa bırakıverir. Üstelik tüm bunları yaparken de hiçbir şeyden haberi yoktur. Bilmez ki gece aniden sıçrayışlarımızın sebebidir, bilmez ki bütün vücut ağrılarımızın sebebidir. Ama şunların sebebi yok: Ona karşı bitmeyecek olan heyecan ve tutku.
-Ama hala buradasın? (Adam içinden devam eder göz bebeklerine bakarak) Halbuki nefret dolu sözcüklerin ile üstüme kusmuştun, her bir kelimende oluşan ağlamaklı ses tonunu nasıl da saplıyordun kalbime. İşte orada bir sızı oluyordu; tarifsiz bir şey… Devamını oku…
Gözlerimde aşkının kar yağışları… Bir akşam kuytusunda kalbim ayrılığının en büyük kusuru. Suretim sensizliğe çoğalırken, kıyametin saklandığı yerdeyim. İşportacı hasretinin hiçbir kuralı tanımayışı, gurbetten fazla geldi damarlarıma. Ellerimde gözlerinin kapamış güneş, düşüşümde seni düşünmenin gölge altları var. Devamını oku…
Çok oldu… Bu hikayenin başlangıcını vereli oldukça uzun bir süre akıp gitti. Onlarca insan arasından; en soluk benizli, en sakin görüneni ve bana en uzağının bu denli canımı yakabileceğini hiç tahmin etmiş miydim? Etmemiştim, elbette ki aklımın ucundan bile geçmemişti. Üstelik yakınımdan, çok yakınımdan geçmişti sadece, duraksamıştı ama durmamıştı ve bu kadarının bile yarattığı yıkımlara bak. Suya parmak ucuyla dokunursun, hani halka halka olur etkisi yayılır ya, hah işte aynen öyle etkisi. Devamını oku…
Çöp konteynerlerine yüklenmiş bütün kırık hayal parçacıkları, nemli gözyaşları ardından yamyam martılara armağan ediliyorlar. Sıra sıra uzanan tren vagonları gibi her bir vagon ayrı bir umuda yolculuktu. Her bir kırılan hayal ayrı bir tattı. Fonda çalan şarkıda söylüyor “benim için üzülme!” Kahpe mühürlü kalp odalarında liğme liğme fahişelik işlemiş. Bedenin bakire, ama… Devamını oku…
Bugün ilginç bir konuyu işlemek istiyorum. Bu konuyu radyodan işittim ve yazmaya değer buldum. Konum “insanı Tanrılaştırmak” ile alakalıdır. Binlerce şarkı yazıyor sanatçılarımız, binlerce şarkı dinliyoruz. Bazılarının sözleri çok saçma geliyor; bazısı insanı tahrik edecek şarkılar yazıyor; bazısı içki masalarına yönelik oynatıyor kalemini, ayrılığı, hüznü anlatıyor; bazısı insanın gücüne güç katıyor, dize bu dünyada ayakta kalma kudretini aşılıyor; kimi insanlar kulağa hoş gelsin diye şarkı yazıyor, yani bunlara göre şarkının kafiyeli olması yeterlidir; kimi şarkılar bir felsefe sunuyor sana; kimileri geçmişi hatırlatmaya yönelik şarkılar yazıyor, insanı geçmişe geri gönderiyor, yaşadıklarıyla tekrar yüzleştiriyor; bazı şarkılar ise dinin üzerine insanı koyuyor. Devamını oku…
Uzun süredir görüşmüyorduk onunla. Ankara’dan gitmeden görmek isteyen bendim, görüşmeyi teklif eden de. Ne de olsa onca güzel şey yaşanmıştı, konuşacak bir şeyler daha olmalıydı “yine de güzeldi”nin yanında. Eskisi gibi gülerek geldi yanıma, saçlarını arkadan toplayıp topuz yapmıştı, eskiden hiç toplamazdı, en çok sevdiğim şey zaten omuz başıma saçlarının dağılmasıydı. Gülüşünde gizli bir hüzün vardı ve de eğer birini çok iyi tanıyorsanız, yüzündeki işaretlerden birçok şeyi çıkarıverirsiniz. Devamını oku…
Bitmeyecek dedim ya. Ucu bucağı görünmeyen bu sahrada bir serap ilişir ya insanın göz ucuna. Hani su ararsın ya kumdan tepelerin ardında. Tam bulduğum dediğin sırada kaybolur ya. İşte bitmeyecek bu mektuplar da kelamlar da. Devamını oku…
En tehlikeli hastalıktır yalnızlık. En tehlikeli insanlardır yalnız olanlar. Belki yalnızlıklarını değil ama yalnızlıklarının doğurduğu saçmalıklarını bulaştırırlar insanlara… Zaten onları yalnız kılan da bir türlü sıyrılamadıkları saçmalıkları değil midir? Bu yüzden terk edilmemişler midir? Devamını oku…
