"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Son makası attık hayallere. Bütünlüğü parçalarcasına kestik bağları. Darmaduman ettik ortalığı. Varılacak birçok kapıya hiçbir zaman açılmayacak şekilde vurduk koca koca kilitleri… Paslanmış kapılar ardında şimdi hayallerimiz. Küflü toz pembe bulutlarımızla, yamalı gök kuşağı renklerimizle, bir tutam ayrılığımızla noktaladık eskimeye yüz tutmuş aşkımızı. Ve parçalanmış ruhlarımızda eriteceğiz bize dair her bir şeyi.
Tamamını oku…

Resim ile ilgilenenler bilirler. Eskiden ekonomik zorluklar içinde kalan sanatçılar yeni bir tuval almanın zorluğu içinde, eski tuvali bez ile kapatıp üzerine tekrar bir resim oluştururlardı. Yeni resmin boyası kuruduğunda, eski resim kendini dikkatli bakıldığında ele verirdi.Bu sanata pentimento deniliyordu. Bunu meydana getiren insanoğlu bu özelliği kendinden mi aktarmıştır yoksa oluşturduğu bu özelliği kendine mi geçirmiştir? Muallakta..
Tamamını oku…

Teknolojinin hayatımıza fazla girmediği, elektriklerin yersiz kesildiği, gaz lambası altında akşam yemeği yenip tatlı birkaç kelam edildiği zamanları hâlâ hatırlıyorum.
Tamamını oku…

7525_161536943613_707748613_2595162_6308040_nBir kuyu çizmemi istedi benden, çizdim…”Aşkın ab-ı hayat suyu akıyor” dedi, içinden. “Haydi şimdi inip en dibinden bir içimlik çıkar bizim için. Kana kana içelim, hem daha uygunu var mı ikimizden sonsuz aşkı yaşamayı hak eden?” Kandım…Hiç düşünmeden daldım karanlığına bu düşsel kuyunun ve ben indikten hemen sonra Yusuf’u kör kuyusunda bırakıp giden kardeşleri gibi bırakıp gitti işte O da. Günlerce bekledim orda yolu yalnızlık çölüne düşenlerden yardım istedim, bağırdım her duyduğum sese –nafile- sağırdılar…
Tamamını oku…

ayhanqg1İplerini koparmış kuduz ruhun. Günlerdir aç kalmış ruhunla ısırdın ömrümün yarısını. Uyurken saçı kesilmiş özgürlüğün hırsıyla içine mahkum ettin sürgünlerimi. Peki şimdi nereye bırakacak beni toz bulutların? Bakır yalnızlığıma mı, naftalinli zamanlara mı? Bir parçanı alıp gitse de hayat… Tamamla kendini benimle… Neye benzediğinden çok ne kadar bana benzediğindir aşk. Şimdi kapılar da senin ayrılıklarda. Ne kadar gittiğin değil arkandaki lacivertlerim; bende ne kadar kalmadığındır zorlanışım. Eğer gidecek bir yerim olsaydı; bu kadar dilenmezdim kalbinde… Sokakları sevseydim eğer; katlanmazdım gözlerinin köprü altlarında yaşamaya.
Tamamını oku…

Yalnızlık… Koca bir şehir dolusu insan çevrenizi sarmalamışken, gözyaşlarınızın tane tane yanaklarınızdan kot pantolonunuza düşmesi… Minibüste ayakta duran ablanın size acıyan gözlerle bakması, minibüsten indikten sonra bile etraftaki esnafların size bakması ve siz içinizden, “sus, sus” diye naralar atarken gözyaşlarınızın işi inada bindirip daha da çoşması… Sanki bazen her şey kontrolümüz altındadır fakat, vücudumuzdan akan bir şeyi bile kontrol altına alamayız çoğu zaman. Eve adımınızı attığınızda gözleriniz kıpkırmızıdır ve evdekiler sebebini sorduğunda yine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlanılır; odaya kaçılır. Yatağa uzanılır, yastık sırılsıklam ıslanır . Birden susulur anlamsızca, pencereden bakılır geçmiş günlere, pişmanlık yaşanır. Fakat nasıl bir pişmanlık? Allahım, neden uyurken sırtımı döndüm, ona sarılmadım? Neden o sarıldığında ‘’of sıcak’’ diye söylendim? Neden kahvaltıyı kim hazırlayacak diye inatlaşırken ben kalkıp hazırlamadım? Neden daha çok fotoğraf çekinmedik? Film izlemek yerine neden onu izlemedim? Sinemada rahatıma bakmak yerine neden omzuna yatmadım? Neden, neden …? Bunlar düşünülür ve sevgili aranılır. İşte o anda, daha yarım saat önce ağlama başlangıcı sebebimiz adam bizi sıcak bir gülümsemeyle baş başa bırakıverir. Üstelik tüm bunları yaparken de hiçbir şeyden haberi yoktur. Bilmez ki gece aniden sıçrayışlarımızın sebebidir, bilmez ki bütün vücut ağrılarımızın sebebidir. Ama şunların sebebi yok: Ona karşı bitmeyecek olan heyecan ve tutku.

-Ama hala buradasın? (Adam içinden devam eder göz bebeklerine bakarak) Halbuki nefret dolu sözcüklerin ile üstüme kusmuştun, her bir kelimende oluşan ağlamaklı ses tonunu nasıl da saplıyordun kalbime. İşte orada  bir sızı oluyordu; tarifsiz bir şey…
Tamamını oku…

Gözlerimde aşkının kar yağışları… Bir akşam kuytusunda kalbim ayrılığının en büyük kusuru. Suretim sensizliğe çoğalırken, kıyametin saklandığı yerdeyim. İşportacı hasretinin hiçbir kuralı tanımayışı, gurbetten fazla geldi damarlarıma. Ellerimde gözlerinin kapamış güneş, düşüşümde seni düşünmenin gölge altları var.
Tamamını oku…

Çok oldu… Bu hikayenin başlangıcını vereli oldukça uzun bir süre akıp gitti. Onlarca insan arasından; en soluk benizli, en sakin görüneni ve bana en uzağının bu denli canımı yakabileceğini hiç tahmin etmiş miydim? Etmemiştim, elbette ki aklımın ucundan bile geçmemişti. Üstelik yakınımdan, çok yakınımdan geçmişti sadece, duraksamıştı ama durmamıştı ve bu kadarının bile yarattığı yıkımlara bak. Suya parmak ucuyla dokunursun, hani halka halka olur etkisi yayılır ya, hah işte aynen öyle etkisi.
Tamamını oku…

Çöp konteynerlerine yüklenmiş bütün kırık hayal parçacıkları, nemli gözyaşları ardından yamyam martılara armağan ediliyorlar. Sıra sıra uzanan tren vagonları gibi her bir vagon ayrı bir umuda yolculuktu. Her bir kırılan hayal ayrı bir tattı. Fonda çalan şarkıda söylüyor “benim için üzülme!” Kahpe mühürlü kalp odalarında liğme liğme fahişelik işlemiş. Bedenin bakire, ama…
Tamamını oku…

DY | deneme tahtası

EVET Mi HAYIR Mı?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası