<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; İlişkiler</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/bolum/yasam/iliskiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bir Başka &#8221;Ben&#8221; Mi?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/bir-baska-ben-mi.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bir-baska-ben-mi</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/bir-baska-ben-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 11:12:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>S.Savaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[iki yüzlülük]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Pentimento]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5371</guid>
		<description><![CDATA[<a rel="attachment wp-att-5373" href="http://www.denemeyazilari.com/bir-baska-ben-mi.html/maskelibalo0qs0"></a>Resim ile ilgilenenler bilirler. Eskiden ekonomik zorluklar içinde kalan sanatçılar yeni bir tuval almanın zorluğu içinde, eski tuvali bez ile kapatıp üzerine tekrar bir resim oluştururlardı. Yeni resmin boyası kuruduğunda, eski resim ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-5373" href="http://www.denemeyazilari.com/bir-baska-ben-mi.html/maskelibalo0qs0"><img class="size-medium wp-image-5373 alignleft" src="http://www.denemeyazilari.com/images/maskelibalo0qs0-203x200.png" alt="" width="203" height="200" /></a>Resim ile ilgilenenler bilirler. Eskiden ekonomik zorluklar içinde kalan sanatçılar yeni bir tuval almanın zorluğu içinde, eski tuvali bez ile kapatıp üzerine tekrar bir resim oluştururlardı. Yeni resmin boyası kuruduğunda, eski resim kendini dikkatli bakıldığında ele verirdi.Bu sanata pentimento deniliyordu. Bunu meydana getiren insanoğlu bu özelliği kendinden mi aktarmıştır yoksa oluşturduğu bu özelliği kendine mi geçirmiştir? Muallakta..</p>
<p>Günümüzde pek çok şekil alan pek çok kılığa bürünen çağdaş diye adlandırdığımız ne de çok insan yeni bir kılıfa girerek eski kılıfını gizlemeye çalışmakta. Aslında gizlenen hiç bir şey yok. Dikkatli bakmaya da gerek yok. Kılıf ne kadar değişirse değişsin aynı ebatlarda aynı detaylarda aynı insan silüeti. Sözler aynı bakışlar aynı ama tavırlar her ortamda apayrı. Eski &#8216;beni&#8217; bırakıp, yeni &#8216;beni&#8217; kendine eş kabul etmekte. Bir maske ile eskiyi gizlemekte. Bu bazen iş ortamında olur, bazen de sevmediği bir insana yaranmak maksadıyla sevimli gözükmek için bu silüeti sararak amacına ulaştığını sanır(!)</p>
<p>İnsanları kırmak hiç hoş bir şey değil elbette. Fakat sevmediği halde onlara yaranmaya çalışmak, kendini &#8216;pentimento&#8217; sanatı gibi kapatmak, doğruyu söyleyip kırmaktan daha aşağılayıcı.</p>
<p>Dikkat etmekte epey yarar var. Yeni bir kılıf  ile aranıza sokulan, sizi sevmediği halde sizi çıkarları amacıyla kullanan insanlar etrafınızda var mı yok mu? Eğer yoksa ne mutlu.. Ama dünyanın git gide acımasızlıkta hat safhaya ulaştığı, biri açken diğeri tok bir şekilde yatağına gömülüp mayışık bir şekilde rüyalara daldığı bu zamanda bu insanları çevremizde görmemek mucizedir.</p>
<p>Kimi aşklarda kimi dost ilişkilerinde hayal kırıklığına uğratan, aslında kendini hiç tanıtamamış  ya da onları tanımamış olduğumuz nice insan sıfatını almış bir çok canlı ensemizde soluk alıp vermekte. Kendini öylesine sarıp sarmalamıştır ki pentimento sanatıyla artık kendisi bile farkında değildir. Ufak bir hareketi ile kendi kabuğunun içinde olan &#8216;öz&#8217; mayasını öylesine dışarı atar ki  o zaman daha çok ele verir kendini. O zaman kopabilir bağlar, aşklar, selamlaşmalar&#8230;</p>
<p>Böylesine kopan ilişkiler sonrasında daha emin adımlar ve özgüveni kaybetmeden yol alınacak anlar ansızın kapımızı çalabilir. Bu yüzden kabuk değiştirmeden hep aynı &#8216;benlik&#8217;le yol almak amacımız olmalıdır ki &#8216;pentimento&#8217;ya sarılanlardan bir farkımız olsun.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5371&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/bir-baska-ben-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teknolojinin Eskittiği Eski Günlerimiz</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/teknolojinin-eskittigi-eski-gunlerimiz.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=teknolojinin-eskittigi-eski-gunlerimiz</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/teknolojinin-eskittigi-eski-gunlerimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 07:33:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ademeyupoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[İpod]]></category>
		<category><![CDATA[Plazma]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal DÜnya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5275</guid>
		<description><![CDATA[Cep telefonları, Playstationlar, Bilgisayarlar, Plazmalar ve I-Podlar hayatımızda yoktu. Çünkü bunlara ihtiyaç yoktu. Özleyen özlediğini görmeye gider hoş vakit geçirirdi. Canı oyun oynamak isteyen mahalleye çıkar üç beş arkadaşını toplar, ister futbol oynar, isterse kavga çıkarırdı. Hiç gelmek bilmeyen elektriklerimiz vardı. Eskiden hiçbir şeyimiz yoktu ama paylaşacak çok şeyimiz vardı. Belki benim özlemlerimle sizinkiler de aynıdır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-5276" href="http://www.denemeyazilari.com/teknolojinin-eskittigi-eski-gunlerimiz.html/18-tane-mario-oyunu-indir"><img class="alignleft size-medium wp-image-5276" title="18-tane-mario-oyunu-indir" src="http://www.denemeyazilari.com/images/18-tane-mario-oyunu-indir-250x198.jpg" alt="" width="250" height="198" /></a>Teknolojinin hayatımıza fazla girmediği, elektriklerin yersiz kesildiği, gaz lambası altında akşam yemeği yenip tatlı birkaç kelam edildiği zamanları hâlâ hatırlıyorum.</p>
<p>Eskiden, bütün çocuklar toplanırdık. Bazen saklambaç bazen hırsız-polis bazen de çelik-çomak oynardık. Eskiden bir bebek doğduğunda evin en büyüğü, doğan çocuğa dedesinin ya da ninesinin adını verirdi. Teknoloji hayatımıza fazla girmemişti. Araziye çıkar çocukluğun verdiği eşsiz hayal gücüyle birlikte akla hayale gelmeyen oyunlar türetirdik. Cep telefonu olmadığı için insanlar, hasret gidermek için birbirlerini habersiz ziyaret eder, herkes ziyadesiyle mutlu olurdu. Yıllar önce her şey çok daha güzeldi. Lafım 90lardan öncesinedir. Canımız meyve istediğinde tek yapmamız gereken binlerce bahçeden sadece birine girip canımızın istediği kadarını ağaçların tepesinde yemek olurdu. Üç beş arkadaş bir araya geldiği zaman mahallede dedikodu başladı demekti. Erkekler köyün en güzel kızını tavlayabilmek için mahalleler arası volta turuna çıkardı. Kesişmeler, mendil atmalar, aracılar vasıtasıyla haber göndermeler vardı. Cep telefonları, Playstationlar, Bilgisayarlar, Plazmalar ve I-Podlar hayatımızda yoktu. Çünkü bunlara ihtiyaç yoktu. Özleyen özlediğini görmeye gider hoş vakit geçirirdi. Canı oyun oynamak isteyen mahalleye çıkar üç beş arkadaşını toplar, ister futbol oynar, isterse kavga çıkarırdı. Hiç gelmek bilmeyen elektriklerimiz vardı. Hele birde dinmek bilmeyen bir yağmur başladıysa tek yapabileceğiniz evinizde oturmak olurdu. Odanın içinde soba yanar üstünde de mutlaka pişen bir yemek olurdu. Dışarıda ağlayan gökyüzünü dalgın bakışlarla seyrederken, hayallere dalardık. Bir tarafta odun ateşinde pişen yemeğin kokusu, bir tarafta insanı gevşeten soba ateşi, dışarıda dinmeyen yağmur, tatlı uykulara hazırlardı herkesi. Teknoloji hayatımızda yokken çok mutlu ve mesuttuk. Eskiden, her zaman gidilmesi gereken yerler, keşfedilmeyi bekleyen gizemler olurdu. Ama bugün, elinde cep telefonu olan ya mesaj yazıyor, ya birileriyle konuşuyor ya da oyun oynuyor. Operatörden gelen Aradığınız kişiye şuanda ulaşılamıyor sözüyle birlikte, aranılan kişinin artık kendisini sevmediğini, eşiyse aldattığını, sevgilisiyle acaba cümleleriyle başlayan kuruntular içine düştüğünü görüyorum. Teknolojinin eksik olmadığı 2000lerde, gerçek hayatta gerçekleştirilemeyen hayaller sanal dünyada gerçeğe dönüşüyor. İstediğiniz arabayı alıp canınız istediği kadar kullanabiliyor hatta ölme riskiniz bulunmadığı için arabanızla delice hareketle yapabiliyorsunuz. Kendinize ait bir futbol takımı kurabilir hatta en sevdiğiniz takımın teknik direktörü ya da sahibi olabilirsiniz. Elinize aldığınız kanas keskin nişancı silahı ile canınızın istediği kadar kan akıtabiliyorsunuz. Nasıl olsa bu işlediğiniz suçtan dolayı hapis yatmanız gerekmiyor. Sanal dünyada, ölüm yok, suç yok, ceza yok, bol bol adrenalin, bol bol eğlence ve bol bol ödül var. Kendinize ait bir internet sitesi kurabilir, bir arkadaşlık sitesinde kendinize sevgili ya da geyik muhabbeti edebileceğiniz birilerini mutlaka bulabilirsiniz. Gerçek dünyadaki arkadaşlarınız gibi değildir sanal arkadaşlar. Onlarla argo konuşabilir, içinizi dökebilir, müstehcen konulardan konuşabilir, lak lak yapabilir, hatta sanal sevgili dahi edinebilirsiniz. Canınız sıkıldığında ise tek yapmanız gereken internetten çıkmak ve bilgisayarınızı kapatmak olacaktır.</p>
<p>Sanal dünyada tanıştığınız kişilerle muhabbet bir başka olur hatta onlarla buluşmak hayatınızın en önemli anlarından biri gibi görünür. Sanal arkadaşınızla buluştuğunuzda tatmin edici olmayan bir görüntü, bir ses tonu, jest ve mimikler hatta seni rencide edici ifadelerle karşılaşabilirsin. Sanalda saran muhabbet gerçek dünyada sarmayacaktır. Hep yanınızda duran, en iyi arkadaşınızı, dostunuzu, seni sevenleri ikinci planda tutmanın yanlışlığını hiçbir zaman göremeyeceksin. Başını döndüren sanal dünya, gerçek dünyada yapamadıklarını önüne serdiği için bu rüyadan uyanmak istemeyeceksin. Gittikçe yalnızlaştığını bilgisayarın kapatma düğmesine bastığında göreceksin.<br />
Yasal Uyarı: Bu eserin bütün telif hakları Adem Eyüpoğlu´na aittir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince İzin alınmadan kullanılması ve yayımlanması yasaktır</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5275&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/teknolojinin-eskittigi-eski-gunlerimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başkalaşan Aşk</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/baskalasan-ask.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=baskalasan-ask</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/baskalasan-ask.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Apr 2010 12:26:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bekleyiş]]></category>
		<category><![CDATA[kuyu]]></category>
		<category><![CDATA[sevginin tanımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=5121</guid>
		<description><![CDATA[Bir kuyu çizmemi istedi benden, çizdim&#8230;&#8221;Aşkın ab-ı hayat suyu akıyor&#8221; dedi, içinden. &#8220;Haydi şimdi inip en dibinden bir içimlik çıkar bizim için. Kana kana içelim, hem daha uygunu var mı ikimizden sonsuz aşkı yaşamayı hak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-5148" title="7525_161536943613_707748613_2595162_6308040_n" src="http://www.denemeyazilari.com/images/7525_161536943613_707748613_2595162_6308040_n-150x200.jpg" alt="7525_161536943613_707748613_2595162_6308040_n" width="150" height="200" />Bir kuyu çizmemi istedi benden, çizdim&#8230;&#8221;Aşkın ab-ı hayat suyu akıyor&#8221; dedi, içinden. &#8220;Haydi şimdi inip en dibinden bir içimlik çıkar bizim için. Kana kana içelim, hem daha uygunu var mı ikimizden sonsuz aşkı yaşamayı hak eden?&#8221; Kandım…Hiç düşünmeden daldım karanlığına bu düşsel kuyunun ve ben indikten hemen sonra Yusuf&#8217;u kör kuyusunda bırakıp giden kardeşleri gibi bırakıp gitti işte O da. Günlerce bekledim orda yolu yalnızlık çölüne düşenlerden yardım istedim, bağırdım her duyduğum sese –nafile- sağırdılar&#8230;</p>
<p>Bir parça gökyüzü. Tek görebildiğim buydu işte ve uykusundayken insanlar gelip kuyunun başucuna konan yıldızların göz kırpışları, çaresizliğime. Bazen yolunu kaybetmiş bir rüzgar eğilip kulağıma anlamadığım bir dilde şarkılar fısıldıyordu bazense dolunayla dertleşirken buluyordum kendimi.</p>
<p>Bilseniz ne kederli şeydir yağmur yüklü bir bulutun geçmesi üzerinizden-farkında(sız)-tek bir damla bahşetmeden size ve göçmen bir kuş sürüsünün süzülüşü durgun maviliğin içinde, ne hüzünlü, tıpkı onun peşinden şehir şehir sürükleyen gülüşü kadar uzak şimdi ve sözünü ettiği abı hayat (suyu) aşkın tabi ki o da gerçek dışı. İçine düştüğüm bu kör kuyunun soğuk ve nemli taşları gibi gerçek bir şey varsa hayatta; şairlerin, hummalı hastaların yataklarında, sayıkladıkları gibi tüm o ahenkli dizelerinin aslında aşkın kırıntısını bile tasvir edemeyeceğidir. Şehirlerin aydınlatılmaya çalışılması gibi sokak lambalarının ışığıyla ,göz kamaştırıcı, yalnız geniş caddelerle sınırlı bir gösteri, yanıp sönen neonlar gibi sahte. Sihirli peri masallarını anlatmaya benziyor çocuklara baştan ayağa yalanlarla dolu.</p>
<p>Yada yanılıyor olmalıyım ben elbette içine düştüğüm bu karanlığı aşkın kendisi sayarak sarılmam ona varlığını kaybettiğim sevgilinin yokluğunu da severek kandırmamdır kendimi/ne saçma…</p>
<p>Oysa şimdi uçsuz bucaksız aşk coğrafyasında onlarca mutlu aşık kol kola dolaşıyor. Her adımın ardından biraz daha alışarak bedenleri, her adımda biraz daha az yabancı birbirlerine ve şaşkınlıkla seyrediyorlardır sevgilinin bakışlarında beliren suretlerini. Öyle sandığım gibi en güzel sözcükleri sıralama kaygısından da uzak sadece susarak ve arada dokunarak utangaç bir aşkın sıcaklığında dudaklarına yarin, tutup nefeslerini…</p>
<p>hiç bir dilde anlatılamayacak kadar harikulade binlerce dizeyi hem de birden bire anlatabiliyordur biri bir diğerine</p>
<p>tek bir kelimeye bile giydirme gereği duymadan seslerini. İşte gerçek bir aşk ve birbirlerine göre iki mutlu sevgili</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Benimkisiyse nefret bile edemeyişi olmalı kendini kör kuyuya atan sevgiliden. Ya hala bekleyişime ne denemeli</p>
<p>şimdi o mutlulukla öpüşürken sevgilisiyle(n)… Kendimi kandırıyorum sadece kağıtlara gülen yüzler resmederek günlerce bir gün yeniden döneceğine dair düşler kurarak. Üzeri örtülmemiş bir mezardan farksız bu kuyu</p>
<p>yalnız bir değil bin gönülle sevebilecek herkesin unutulduğu… Vurulalı beri gülümseyişiyle aslında onu diye beklediğim  şey ölümün kendisinden başka ne olabilir ki? Hem şairlere aşkın kırıntısını bile anlatamazlar deyip hem ‘geçiyor genliğim güzelliğine eskir şiirler yazarak’ demenin. Ne tür savunması olabilir gerçeğin ağırlığına karşı direnmenin dışında.</p>
<p>&#8221;Bana bir kuyu çiz &#8221;dedi, &#8221;Aşkın abı hayat (suyu) akacak içinden&#8221; çizdim…</p>
<p>Ve ben kuyuya iner inmez çekip gitti. Gitmese O’na ,suyun kaynağından bahsedecektim, göğüs kafesimizde nasıl sıkıştığından…Gitmese O’na suyun berraklığından bahsedecektim gözlerimizdeki aynalığından… Gelmeyecek biliyorum yine de kızamıyorum hiç, yetiyor şimdilik bir mendil gökyüzü. Çözmeye başladım bile şarkılarında şaşkın rüzgarların neyi anlatmaya çalıştıklarını… Dönüşlerini bekliyorum göçmen kuşların sürü sürü zira çok oldu başlaması buralarda baharın ve dolunayın parlak yüzünde çok sevdiğim o gülüşü görebiliyorum bazen o anlarda bütün o yolculukları güzel günleri düşünüyor, büyük bir hediye sayıyorum her şeye rağmen tanışmış olmayı Onunla.</p>
<p>Şimdi yanı başımda olsa ve desem ki O’na ‘Ah sevgili, artık bulutlar bile farkında varlığımın ve yokluğunu yok etmek istercesine, senin gök ve toprak karışımı teninden kopan damlalarını bırakıyor kör kuyunun soğuk taşlarına. O zaman her yan sen kokuyor iliklerime kadar kelimelerle doluyorum. Aşkın, acının ve ayrılığın tasvirine dair.</p>
<p>Gecede yıldızlar konuyor başucuna kuyunun, uykusundayken binlerce insan bana uzaklığı anlatıyorlar; uzağın ne demek olduğunu bana. Bunca uzaklığa rağmen nasılda yan yana görünebildiklerini hala. Artık daha iyi anlıyorum sevgili, neden yalnızca geceleri yenip aramızdaki onca mesafeyi saatlerce yan yana kalabildiğimizi. Bizden milyonlarca yine var hadi aralayıp perdeyi bak ordalar göz kırpıyorlar gelecekteki güzel günleri müjdelercesine yeter ki sönmesin içindeki ışığı aşkın dercesine. Bu evren bir koca kuyu, karanlık ve dipsiz soğuk ve nemli ve görebildiğin yıldızların hepsi aşk için bu kuyuya düşen aşıklardan başkası değil işte…</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=5121&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/baskalasan-ask.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>X Y&#8217;yi Terk Etti</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/x-yyi-terk-etti.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=x-yyi-terk-etti</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/x-yyi-terk-etti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 16:12:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah Markal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[terk etmek]]></category>
		<category><![CDATA[terkediş]]></category>
		<category><![CDATA[yelkovan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4253</guid>
		<description><![CDATA[Güz çığlığın hala titretir dağlarımı. Hala dumanlarla sevişir bakışların. Yokluğunun kadavra eğitimde yüreğim;tecrübesiz sevilmiş. Cahil yağmurların sellerle sevmiş. Hırçın kaldı umudum. Gözlerin soysuz...
Gözün aydın son köşeyide döndü ayrlık... Ve x y'yi de terk etti.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4708" title="ayhanqg1" src="http://www.denemeyazilari.com/images/ayhanqg1-250x190.jpg" alt="ayhanqg1" width="250" height="190" />İplerini koparmış kuduz ruhun. Günlerdir aç kalmış ruhunla ısırdın ömrümün yarısını. Uyurken saçı kesilmiş özgürlüğün hırsıyla içine mahkum ettin sürgünlerimi. Peki şimdi nereye bırakacak beni toz bulutların? Bakır yalnızlığıma mı, naftalinli zamanlara mı? Bir parçanı alıp gitse de hayat&#8230; Tamamla kendini benimle&#8230; Neye benzediğinden çok ne kadar bana benzediğindir aşk. Şimdi kapılar da senin ayrılıklarda. Ne kadar gittiğin değil arkandaki lacivertlerim; bende ne kadar kalmadığındır zorlanışım. Eğer gidecek bir yerim olsaydı; bu kadar dilenmezdim kalbinde&#8230; Sokakları sevseydim eğer; katlanmazdım gözlerinin köprü altlarında yaşamaya.</p>
<p>Ateş, meydanı terk etmeden, kül cesaret edemez kendini göstermeye. Ayrılık yazıldığı her kalemde kan döker&#8230; Söker iliklerine kadar kadife korkularını. Şimdi git sevdiğin böğürtlen renginde, dağ menekşesini saksıya mahkum ettiğin gibi&#8230; Git, duvar dibinde çökmüş yağmurların gibi&#8230;</p>
<p>Baldırı çıplak sessizlik,suskun çocuk kavgaları&#8230; Gözlerimi alaşağı etmiş ellerinin üşümüş sebepleri. Tek kişi yaşanmış geçmişin cahilliğine mi ağlamalı şimdi, suyun altında kalmış isyanları mı kurtarmalı? Güneşim eriyor karlarımdan erken. Yağmurlarımın suları kesik, bütün bereketsizliğimle kuruyorum topraklarımda. Ucuz bir pastel yeşili yapraklarımda.</p>
<p>Ne zaman kendimden çıksam; gözlerinden utanırım. Kaldı ki yokluğunda da aynıyım .Sesi çıkmaz çocukluğumun senin için yaşlanırım. İhanetin sarhoşluğunda aşkım bekaretini verirken; şimdi seni doğuranın hatırı kadar kaldı selamlarım. Ne zaman gökkuşağı oldun? Terk edişinde ki özgürlüğün. Hem yağmur istiyorsun hem güneş. O gözlerindeki siyah beyazla hiçbir gökyüzü seni kabul etmez.</p>
<p>Yelkovan akrepten söküp attı kendini. Bu sefer yapraklar ağaçları döküyor. Gidişinin kokusu hala balkon çiçeklerinde. Ayrılığın kalbimde eşyasız taşınışı ve çoluk çocuk, yaşlı genç demeden gözlerinin üstünden geçtiği şehirlerim. Gökyüzümde kendinde üşüyen bir güneş kaldı. Topraklarımda ispiyoncu ellerinin kızıllığı. Lacivert jilet takımlarıyla geceler, milliyetimin kan revan bayrakları&#8230;</p>
<p>Güz çığlığın hala titretir dağlarımı. Hala dumanlarla sevişir bakışların. Yokluğunun kadavra eğitimde yüreğim; tecrübesiz sevilmiş. Cahil yağmurların sellerle sevmiş. Hırçın kaldı umudum.Gözlerin soysuz&#8230; Gözün aydın son köşeyide döndü ayrılık&#8230;Ve x, y&#8217;yi de terk etti.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4253&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/x-yyi-terk-etti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hiç Bitmeyecek Olan</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/hic-bitmeyecek-olan.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=hic-bitmeyecek-olan</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/hic-bitmeyecek-olan.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 11:18:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gizem çetintaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ağlamak]]></category>
		<category><![CDATA[gözyaşı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4245</guid>
		<description><![CDATA[Yalnızlık&#8230; Koca bir şehir dolusu insan çevrenizi sarmalamışken, gözyaşlarınızın tane tane yanaklarınızdan kot pantolonunuza düşmesi&#8230; Minibüste ayakta duran ablanın size acıyan gözlerle bakması, minibüsten indikten sonra bile etraftaki esnafların size bakması ve siz içinizden, &#8220;sus, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık&#8230; Koca bir şehir dolusu insan çevrenizi sarmalamışken, gözyaşlarınızın tane tane yanaklarınızdan kot pantolonunuza düşmesi&#8230; Minibüste ayakta duran ablanın size acıyan gözlerle bakması, minibüsten indikten sonra bile etraftaki esnafların size bakması ve siz içinizden, &#8220;sus, sus&#8221; diye naralar atarken gözyaşlarınızın işi inada bindirip daha da çoşması&#8230; Sanki bazen her şey kontrolümüz altındadır fakat, vücudumuzdan akan bir şeyi bile kontrol altına alamayız çoğu zaman. Eve adımınızı attığınızda gözleriniz kıpkırmızıdır ve evdekiler sebebini sorduğunda yine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlanılır; odaya kaçılır. Yatağa uzanılır, yastık sırılsıklam ıslanır . Birden susulur anlamsızca, pencereden bakılır geçmiş günlere, pişmanlık yaşanır. Fakat nasıl bir pişmanlık? Allahım, neden uyurken sırtımı döndüm, ona sarılmadım? Neden o sarıldığında ‘’of sıcak’’ diye söylendim? Neden kahvaltıyı kim hazırlayacak diye inatlaşırken ben kalkıp hazırlamadım? Neden daha çok fotoğraf çekinmedik? Film izlemek yerine neden onu izlemedim? Sinemada rahatıma bakmak yerine neden omzuna yatmadım? Neden, neden …? Bunlar düşünülür ve sevgili aranılır. İşte o anda, daha yarım saat önce ağlama başlangıcı sebebimiz adam bizi sıcak bir gülümsemeyle baş başa bırakıverir. Üstelik tüm bunları yaparken de hiçbir şeyden haberi yoktur. Bilmez ki gece aniden sıçrayışlarımızın sebebidir, bilmez ki bütün vücut ağrılarımızın sebebidir. Ama şunların sebebi yok: Ona karşı bitmeyecek olan heyecan ve tutku.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4245&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/hic-bitmeyecek-olan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
