<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/bolum/yasam/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 23:00:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yaşlanmak: Tezatın Son Tezahürü!</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/yaslanmak-tezatin-son-tezahuru.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yaslanmak-tezatin-son-tezahuru</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/yaslanmak-tezatin-son-tezahuru.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 20:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gulnar.PR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kozmetik]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=2178</guid>
		<description><![CDATA[İnsan olarak yaşlanmaya bakışımız biraz da yaşamaya bakışımızdır. Yaşlanmak bir bitiş midir, yok oluş mudur yoksa hayata anlamlı bir nokta koyabilmek midir?  Yaşam, elbette biz uzadığını sanarken kısalan bir olgudur. Ve bu yüzdendir ki ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan olarak yaşlanmaya bakışımız biraz da yaşamaya bakışımızdır. Yaşlanmak bir bitiş midir, yok oluş mudur yoksa hayata anlamlı bir nokta koyabilmek midir?  Yaşam, elbette biz uzadığını sanarken kısalan bir olgudur. Ve bu yüzdendir ki bizi ölüme yaklaştırdığı için yaşanılanların tüm ağırlığını üzerimizde hissederek yaşlanmaktan uzaklaşmaya çalışırız. Evet, bir yandan iç hesaplaşma ve muhakeme dönemidir fakat diğer yandan yaşlanmanın çökmek, genç kalmanın da marifet  olarak tanımlandığı bir bakış açısı yerleşmiş durumda.</p>
<p>Oysa filmi en başa sarıp bir hatırlayalım&#8230; Küçükken büyümek için çırpınırız, daha büyük görünebilmek uğruna gizli deneyimler yaşarız. Biraz büyüyüp gençlik çağlarına adım atınca da olgunlaşmak, ayakları yere sağlam basan bir yetişkin olmak için çabalarız. Ama 30’ lara gelince iş tersine döner, zamanın akışıyla kavgamız başlar. Bu yaşlar özellikle milat alınır inişe geçiş için; biz de çarkı tersine çevirmek isteriz.</p>
<p>30’ lardan sonra zamanın yıpratıcılığına karşı sağlam bir direniş başlar. Özellikle kadınların gençleşme, daha doğrusu daha genç görünebilme uğruna giriştikleri mücadele ve atlattıkları badireleri anlamak mümkün değil. Bu elbette kadın ruhuna ve yaratılışına has bir şey değil. Fakat &#8220;yaşlanmaya karşı&#8221; verilen savaşın meydanı, kadın bedeni ve bunu görünür kılmak için en iyi araç. İşte insanın bedenen yok olmaya karşı duyduğu bu derin korku ve endişe, en acımasız şekilde tüketim dünyasının malzemesi haline gelmiştir.</p>
<p>Özellikle milyarlarca dolarlık paraların döndüğü ve dünyada müthiş şekilde yayılmış olan kozmetik dünyası &#8220;sağlıklı yaşamı&#8221; da içine katarak yaşamı ve bedeni her parçasıyla pazarlayabilen koca bir sektör olmuştur.  Kozmetik sektörü parçalara ayrılmış her türlü piyasasıyla bize pek belli etmeden, içine mümkün olduğunca çok ürün yani pazarlanabilir meta alma çabası içinde insan yaşamının her alanına saldırmış durumda. En korkuncu ise, bunu kendine misyon edinmiş ve bize &#8220;ulaşılmak istenen bir hedef&#8221; olarak sunuyor.</p>
<p>Bize sunulanlardan aklımıza bir sürü ürün gelebilir: Kırışıklık önleyici kremler, yaşlanmayı geciktirici karışımlar, beyazları mükemmel kapatan boyalar, fazla kilolardan kurtulmayı sağlayan kapsüller ve daha niceleri… Nasıl görünmemiz gerektiğiyle ilgili bize geniş bir referans çerçevesi sunan bu ürünler yaşlanmanın berbat, çökertici, mahvedici bir süreç olduğuna da bizi inandırmış durumda. Evet, yaşlanmaya böyle bakmalıyız çünkü yaşlandıkça tercihlerimiz köreliyor, zevklerimiz daralıyor, satın alma gücümüz azalıyor ve makul birer tüketici olma konumumuzu yitiriyoruz. Elbette bu, tüketim dünyası için kabul edilebilir bir durum değildir.</p>
<p>Peki aklımıza şu soru gelmiyor mu: Yaşlanmaya karşı verdiğimiz tüm mücadele ve akıttığımız onca servet sonrasında yaşlanmayı, bu doğal süreci durdurabiliyor muyuz? Çok güvenerek aldığımız, klinik testlerden geçmiş, müthiş bilimsel buluşların eşsiz sonucu olan bu kozmetik harikalarının bir sonraki hedefi ne olacak acaba? Ölümsüzlüğü keşfetmeye yönelik bir gidişat mı başlayacak? Dünya var olduğu sürece bu başarılamadığına göre, sanırım bundan sonra da olamayacaktır. O halde, yaşlanmayı geciktirmek, bu süreci kendimizce yavaşlatmaktan başka bir şey değil.</p>
<p>Yaşlanmanın bir hastalık gibi sunulduğu kozmetik dünyasında,  bu kavram sadece fiziksel görünümle ilişkili ve imgesel bir yıpranmadan bahseder. Oysa o müthiş onarıcı-besleyici kremlerin ne bedenimizin iç yüzeyine ne de hayatta kalmamızı sağlayan organlarımızın yıpranmasına ya da zihinsel yaşlılığımıza yapacakları en ufak bir şey yoktur</p>
<p>Açıkcası bu yönde bir çabaları da olamaz çünkü bu işin görünmeyen ve ölçülemeyen tarafıdır. Peki ya amansızca verilen yaşlanma karşıtı mücadelenin yorgunluğuyla çöken iç dünyamıza, psikolojik durumumuza herhangi bir çözüm sunuluyor mu? Hayır. Çünkü bunlar maddesel değil, tinsel şeyler. Ve tüketim dünyası bu görünmez oluşumlarla uğraşmaz. Çözüm üretseler bile nasıl sergileyebilirler, nasıl sahneleyebilirler ki? Korkunç derecede görselleştirilen dış dünya bizleri de içine çekerek beden üzerinden anlam üretiyor. &#8220;En güzel giysiniz cildiniz!&#8221; sloganlarıyla  vücudumuzu kaplayan dokusal canlı yapıyı ürün boyutuna indirgeyip moda endüstrisinin canlı malzemesi haline getiriyor.</p>
<p>Neden daha genç kalmak zorundayım? Neden daha gergin yüzlü olmalıyım? Saçlarımda beyazlar olsa korkunç mu görüneceğim? Bu soruları bize sordurtmak istemez çünkü ideal tüketici olmaktan çıkarız. Gereklilikleri belirleyenler, tercihleri de bizim adımıza yapıyorlar. Zaten olması gereken budur diyerek bizi tek bir gerçeğe sıkıştırıyorlar. Tüm bu maddesellikler, cilalanmış paketlerle sunulan hayatlar gerçek varoluşumuzu parçalayıp yok ediyor. Bizi ait olmadığımız bir dünyaya hapsediyor. Benliğimizi zihnimizin en derin kuytu köşesine atıp gerçekliğin içeriğini yeniden dolduruyorlar. Ve en mantıklı, en makul seçenek buymuş gibi önümüze koyuyor. Bize de en doğru gözüken bu oluyor ; çünkü başka seçeneklerin varlığından haberdar değiliz/edilmiyoruz  ya da buna inandırılıyoruz. Tüm sahtelikleriyle hakikata aykırı da olsa bir şekilde kabul etmiş görünüyoruz çünkü hakikatın da oldukça uzağındayız….</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=2178&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/yaslanmak-tezatin-son-tezahuru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm Kokan Duvarlar</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/olum-kokan-duvarlar.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=olum-kokan-duvarlar</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/olum-kokan-duvarlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 14:54:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tülay Oral Tarman</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[iğne]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=1721</guid>
		<description><![CDATA[Morg görevlisi kucağında küçük bir beden aşağıya doğru indi. Kaldığımız odaların perdelerini indirmişler, görmemizi istemiyorlardı. Yan odada annenin çığlıkları. Ben perdenin ucunu aralıyorum ve daha dün yatağında oyun oynadığımız küçük arkadaşımızı bugün soğuk ve metalden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Morg görevlisi kucağında küçük bir beden aşağıya doğru indi. Kaldığımız odaların perdelerini indirmişler, görmemizi istemiyorlardı. Yan odada annenin çığlıkları. Ben perdenin ucunu aralıyorum ve daha dün yatağında oyun oynadığımız küçük arkadaşımızı bugün soğuk ve metalden kutunun içine götürürlerken son bir kez bakıyorum. Gülümsemesi, hayata tutunuşu ve annesine olan sevgisi hepimizi duygulandırmış, ağlayarak çocuk aklımızla ona son görevimizi yapıyorduk. Kimseden çıt çıkmıyordu. Sinir bozucu bir sessizlik ve öne eğik başlar vardı her yatakta. Büyük bir ihtimalle  boşalan yatağı yarın dolacaktı ama biz onun yerine kimseyi istemiyorduk. Onu geri getirme şansımız olsaydı cebimizdeki tüm harçlıkları ve tüm oyuncaklarımızı verebilirdik. Görevlinin kucağında beyaz bir örtüye sarılmış yol alırken arkasından koşmak ve &#8221;Gitme&#8221; demek istedim ama kapılar hemşireler tarafından tutuluyordu. O günden sonra tüm hastane koridorları  upuzun ve sessiz bir geçitten farksız değildi artık.</p>
<p>Hayatımda bir çok kez hastaneye gittim. Zatürre, grip, ameliyat, kontrolller derken hemen hemen her bölümden doktorlarla haşır neşir olmuş ve bir zaman sonra kendi kendimin doktoru olmayı öğrenmiştim. İlaçlar vücuduma yarardan çok zarar vermeye başladıkça ve bunu gören annemin isyanları arttıkça alternatif tıp denilen bitkilere yöneldim. Hangi bitki ne işe yarar, nerde, nasıl bulunurlar, yemeklerin içine nasıl katılmalı gibi bir çok konuyu araştırdım ve hala da araştırmaktayım. Çok mecbur kalmadıkça da doktora gitmemeye çalışıyor yıllık tam kontrollerimi ihmal etmemeye çalışarak genzimi yakan, üstüme yapıştığında sanki hiç bırakmayacakmış gibi kokan hastanelerden uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü yaşanan hikayeler bir yerden sonra birbirini tekrarlamaya başlamış hiç bir çocuksu cazibeliği kalmamıştı benim için.</p>
<p>Asık, bezgin, boşvermiş, Allah&#8217;a teslim suratları gördükçe içim cız etmiyor, inleyen, şikayet eden ve yalvaran sesleri duydukça duymazlıktan geliyorum. Ne yaparsam yapayım hiç bir şeyi değiştiremezdim. Artık hastaneden kaçmak için arkadaşları ile plan yapan, akşamları hastaneyi şenlendirmek için kolalı, çikolatalı, müzikli eğlenceler düzenleyen, doktorları peşinde koşturan, hemşire ablaları ile beraber her sabah ilaç servisi yapan, akşamları onlarla nöbet tutup onların hikayelerini dinleyen küçük çocuk yoktu. Büyüdü&#8230; Büyürken de hastanelerin dermandan çok dert olduğunu, kendini doktor zannedip stetoskopla dolaşmaya çıkanların bol olduğunu, yapılan her iğnenin bir keder olduğunu, iyi doktorlarında nadir bulunduğunu, ancak araştırarak ve sorgulayarak bulabileceğini öğrendi.</p>
<p>Olurda bir sebebten ötürü hastaneye gitmiş olsam koridorlarda dolaştıkça burada yaşanan hikayeleri düşünmekten bir huzursuzluk kaplar içimi. O gece zaten var olmayan uykum hiç ortalıkta görünmez. Gerçi bu çok da farklı bir durum değil artık benim için. Gece-gündüz kavramını iyice yitirdim. Hadi bu benim için sorun değil de, ya hastanede uyumaya çalışan o küçücük kalpler ne yapsın? Sevdiklerinden ayrı kalmak zorunda kalıp, iyileşme umudu ile gelen ve  can çekişen bedenler ne yapsın?</p>
<p>Gerçi günümüzde özel hastaneler çoğladı. Tıp almış başını gidiyor. Hatta ülkemize yurtdışından tedaviye gelenlerin sayısı da fazla. Mustafa Kemal Atatürk &#8220;Beni Türk doktorlarına emanet edin&#8221; derken neden bazı büyüklerimiz! yurtdışına tedaviye gider anlamış değilim. Vardır bir bildikleri elbet ama insan düşünmeden ve sormadan edemiyor; &#8220;Efendi, Türk doktorlarının soyuna kıran mı girdi de tedaviyi başka yerde arıyorsun?&#8221; diye.</p>
<p>Allah kimseyi hastane kapılarına getirmesin diyorum demesine de bizim elimizde olmayan çağ değişimi ile stres, sağlıksız besinler, psikolojisi bozulmuş toplumlar, plansız yaşamlar çoğaldıkça  daha çok gezeriz ölüm kokan duvarlar arasında.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=1721&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/olum-kokan-duvarlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazmazsam Sigara İçebilirim&#8230;</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/yazmazsam-sigara-icebilirim.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yazmazsam-sigara-icebilirim</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/yazmazsam-sigara-icebilirim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 22:07:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tülay Oral Tarman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eş]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevişme]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=1243</guid>
		<description><![CDATA[Sigarayı bıraktım. Buna tam olarak nasıl karar verdiğimi anlatamam. Tek hatırladığım 3 gece önce geç bir saatte eşime &#8220;Bunlar son paketimiz, artık sigara yok&#8221; deyişim. Ve ondan sonraki gece pakette kalan son sigara için eşimin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sigarayı bıraktım. Buna tam olarak nasıl karar verdiğimi anlatamam. Tek hatırladığım 3 gece önce geç bir saatte eşime &#8220;Bunlar son paketimiz, artık sigara yok&#8221; deyişim. Ve ondan sonraki gece pakette kalan son sigara için eşimin bana trip yapışı ve benim bu tribi görmezden gelmem. Zaten bazı şeyleri görmezden gelmezsek hiç bir ilişki yürümez herhalde. Bırak yürümeyi ayağa bile kalkamaz. Sürekli birbirine laf eden, hep pür dikkat birbirinin yanlışını kollayan bir çift düşünemiyorum. Doğrusu düşünemem de. Çünkü onlar çift değil yarışmaya müsait birer sıvı olabilirler.</p>
<p>Arada bir saçmalayabilirim. Çünkü eskisi gibi her paragraf başında sigara yakıp düşünmeyeceğim. Alabildiğime duraksamadan yazacağım. Durursam sigara içebilirim.<br />
Sırf onu düşünmemek için saçma sapan filmler seyredeceğim. Kafam allak bullak olabilir. Bu durumda kalemime vurabilir. Vurmazsa sigara içebilirim.</p>
<p>Vücudumda anlam veremediğim tepkiler olmaya başladı. Ayak bileklerim incinmiş, ciğerlerim yerinden fırlayacak, ayaklarım da uyuşmuş gibi, sanki arada bir de gözlerim kararıyor. Nikotin diye deliren damarlarım sanki basınçtan patlayacak ve tüm oda kanlar içinde kalacak, sonra ben bir sigara yakıp bu manzarayı seyredeceğim. Vücudumun bu garip ama biraz da hoşuma gitmeye başlayan (çünkü her bir devinime tepki vermedikçe kendimle gurur duyuyorum) aktivitelerini gün be gün merakla takip ediyorum. Takip etmeyi bıraktığım an sigara içebilirim.</p>
<p>Neden başlamıştım? İlk ne zaman içtim, ilk paket alışım, ilk biramla içişim, ilk kalabalık içinde içişim, ilk sevgilimle ilk sigaram, doktorun sigarayı ilk bırak deyişi, annemin sigarayı ilk kez &#8220;bırakmazsan hakkımı helal etmem deyişi&#8221;, kocamın ilk &#8220;sen bırakırsan ben de bırakırım&#8221; deyişi, ilk kendi kendime &#8220;tamam hazırım&#8221; deyişim, içimde bir yerde olabilecek ilk embriyo, zigot, döl ve çocuk için ilk kez sigarayı bırakma kararı almam ama bunu sesli dile getirmem, doğabilecek ilk çocuğumuz için şimdiden ilk yatırımı yapmak üzere sigarayı bırakmamız&#8230;</p>
<p>Aman Allah&#8217;ım ne kadar çok ilkim var benim bu ne olduğu belirsiz nesle ile. Hemen bir son vermeliyim. Yoksa düşündükçe sigara içebilirim&#8230;</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=1243&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/yazmazsam-sigara-icebilirim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İmza Alabilir miyim?</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/bir-imza-alabilir-miyim.html#utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bir-imza-alabilir-miyim</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/bir-imza-alabilir-miyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 19:55:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hüseyin Doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[maddi]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=747</guid>
		<description><![CDATA[İnsan o kadar narindir ki kılına bile zarar gelsin istemez. İşte bu yüzden insanlar hastalandığında hayatlarında bir kere bile doktora gitmemezlik yapmazlar. Her zaman doktorluğun rahat bir meslek olduğunu duyarsınız. Kime ve neye göre rahattır? ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan o kadar narindir ki kılına bile zarar gelsin istemez. İşte bu yüzden insanlar hastalandığında hayatlarında bir kere bile doktora gitmemezlik yapmazlar. Her zaman doktorluğun rahat bir meslek olduğunu duyarsınız. Kime ve neye göre rahattır? <strong>Acaba doktorlar bizim algıladığımız kadar rahat mı? Doktorların sorunları onların bizimle ilgilendikleri gibi bir reçete ile ya da bir kutu ilaç ile çözülebilir mi?</strong></p>
<p>Hasta insanların yaptıkları iki şey vardır: Doktora gidip onu bir yardımcı gibi görmek ya da evinde oturup <em>“bir şey olmaz”</em> deyip hastalığının geçmesini beklemek. Doğal olarak doktorları hastahaneye gidip derman arayanlar ilgilendiriyor. Böylece doktorlar o insanlar için bir yardım merkezi durumuna geliyor. Doktorları yardım merkezi gibi görmek!<br />
Doktorların ne tür koşullar altında çalıştığını, ne tür engellerle karşılaştığını bilmeden onları eleştiriyoruz. Şöyle bir baktığımız zaman doktorların ne tür sorunlarının var olduğunu gözden geçirirsek, onların neden rahat olmak istediklerini anlarız. Doktorların sorunlarını sıralamak biraz zaman alır ama burada bir kaç tanesinden bahsetmek bizim için biraz iç açıcı olacaktır(!)</p>
<p>Eğer kağıda dökecek olursak:<br />
a) Çalışma koşullarının zorluğu ve çalışma saatlerinin uzunluğu<br />
b) Kaynak Kullanımı<br />
c) Desteklenmeme<br />
d) İmza<br />
Kısıtlamamız gerekirse bu sorunları sadece devlet kurumlarına bağlı uzmanların, doktorların vb. sorunları olarak ele alabiliriz. Genelleme yaparak konuşmak ya da yazmak biraz da başka sorunların arka plana atılması olacaktır.</p>
<p>Şikayetler farklı değil. Konuştuğum az sayıda doktor, uzman da olsa hepsi aynı şeylerden bahsediyor. Uzman Doktor Serpil İnan’ın söylediklerine bakacak olursak. <em>Çalışma saatleri fazla ama gelir az (herkes doktorların iyi kazandığını söyler) ve bunun yanında da hastanın azlığından şikayetçi.</em> Gelir azlığına dayanarak da pek çok doktor ek iş ile uğraşmak zorunda kalıyor. Kimi muayenehane açıyor kimi artı hasta bakıyor. Bunların yanında kendi işini de yapıyor yani bağlı olduğu kurumda çalışıyor. Bunları düşününce doktorların maddi kaynaklarını arttırmak için çok fazla çalıştıklarını görebiliriz. Bu kadar yoğun bir çalışma ortamının olması doktorların yorgun bir hale bürünmesine neden oluyor, doğal olarak bu durumda kendi özel hayatlarına fazla zaman ayıramamalarına yol açıyor. Dolayısıyla onların da bir hayatının olduğunu düşüneceksek eğer ruhsal durumlarının ne kadar yıprandığını, baktıkları insanların tamamının hasta olduğunu ve onların doktorları sadece bir ilk yardım merkezi olarak görmeleri doktorları biraz da hayal kırıklığına uğratıyor.</p>
<p>Çalışma koşullarının zorluğu ve çalışma sürelerinin fazlalığının yanında doktorların kaynak kullanımı denilen şey hakkında bilgi sahibi olmamaları (ilk başlarda) sıkıntı yaratıyor. Yani bir malzemeyi nasıl kullanacağı ya da bir reçeteyi nasıl yazacağı hakkında bilgi verilmemesi. Aslında bu yolun sonu eğitime çıkıyor. Görüşülen uzman ve doktorlar tıp eğitim sisteminden şikayetçi. Eğitim döneminde hocaların biraz da “hoca”lık tecrübesinden eksik olduğunu söylüyorlar ve hiç eğitim vermemiş bir doktordan ders anlatmasının istenildiğini söylüyorlar. Bu doktor adayları için büyük bir dezavantaj</p>
<p>Şikayet ettikleri bir önemli nokta da desteklenmemeleri. Yani bağlı oldukları kurumların doktorlarının kendilerini geliştirmelerinde herhangi bir yardımda bulunmamaları. Bunların kendileri için çok önemli olduğunu ancak maddi kaynakların yetersiz olduğundan eğitim programlarına katılamadıklarını belirtiyorlar. Bu tür programların kendilerini daha da geliştireceğini söylüyorlar. Konferanslara gitmek istemeyenler tamam da isteyenlere neden engel olunur? Bundan şikayet ise aynen şu şekilde tasvir ediliyor: <em>Bizi işçi gibi görüyorlar.</em> Burada maddi kaynaklar yine ön plana çıkıyor tabii ki. Maddi kaynakları yetersiz olan bir doktorun kendi hastasına ne kadar iyi bakacağı da şüphelidir. Eğitimin önemli olduğunu söyleyenler elbette daha fazla hizmet verecektir. Kendilerinin gelişiminin hastalara ve bulundukları kurumlara daha iyi hizmet olarak döneceğini söyleyenler artık işçi gibi görünmeyecektir de.</p>
<p>Kendilerinin dışında çalışanlara da empati kuran doktorlar acil servis de çalışan birinin daha yoğun olduğunu ve daha çok çalıştığını, bunun yanında da daha az gelir elde ettiğinin farkında. <em>Onların işi daha zor</em> diyorlar. Gece nöbetleri, hızlı bir iş temposu, her an hazır olma tedbiri oldukça enerji isteyen şeylerdir ve bunun da onları zorladığını söylüyorlar.</p>
<p>Doktorların bir sıkıntısı da imza. Anlattıklarına göre en sağlam insan bile onlardan sadece bir imza almak için kapılarını çalıyor <em>&#8220;doktor hanım (bey) şurayı bir imzalasan.&#8221; &#8220;Biz nasıl verelim sağlam adama rapor?Veremeyiz de zaten.”</em> Bazen sırf bu yüzden mahkemelere gitmek zorunda kaldıkların belirtiyorlar. Bazen sadece hastaları tatmin edebilmek için ağrı kesici yazdıklarını da belirtiyorlar.</p>
<p>Yankı Yazgan’ın Akşam Gazetesinde yayınlanan 17.03.2008 tarihli yazısında kendisine gelen telefondan bahsediyor. Telefondaki ilçe kaymakamıydı: <em>“Emniyet amirimizin 20 günlük rapora ihtiyacı var, onu da veriver”</em>, sözlerini işitmesi belki doktorların karşılarındaki bir engel olan ast-üst meselesini ortaya çıkarıyor. Bununla da başa çıkmak zor onlar için, sonuçta karşınızdaki bir kaymakam! Kendilerinin bir yardım merkezi, bir imza makinesi olarak görülmeleri ve sadece maaşını alıp rahat yaşayan insanlar gibi görülmeleri onları etkiliyor. Bütün bunları, doktorların psikolojilerini anlayabilceğimiz tek bir şey var gibi geliyor bana.</p>
<p><strong>Vicdan<br />
</strong>Onlar çok çalışmak zorunda elbette ama hak ettiklerini de almak istiyorlar; bu işin maddi tarafı. Vicdan ağır basıyor tabi ki. <em>Bir doktor ne zaman doktordur</em> diye sorarsak <em>hastası öldüğü zaman</em> diye cevaplayabiliriz. İşte o zaman işinin ne denli önemli olduğunu bilir ve anlar. İşte o zaman isyan ederler desteklenmemeye, sadece imza için gelenlere ve tıp eğitimini bu işin ciddiyetini bilerek adam akıllı düzenlemeyenlere. Bunun sonucu bizi daha da derin konulara itebilir yani devletin sağlığa önemsizce davranmasına ve bu durumun sağlık sektörüne etkisine kadar uzanabilir. Zaten yazılıp çizilenlere ve görülenlere baktıkça ne kadar önemli olduğunu göreceğiz demektir.</p>
<p>Sağlık önemlidir. Eğer hayatta bir şeyleri gerçekleştirmek için çaba sarf edeceksek anlamalıyız ki onu kaybettiğimizde çabalar da boşa gidecektir. Bir ülke doktorlar ne kadar iyi olursa sağlık sektörü de o kadar gelişir. <strong>Eğer bir ülkede sağlık yoksa o zaman gelecekten umut beklemek günah olur.</strong></p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong><br />
Akşam Gazetesi, YAZGAN Yankı, 17.03.2008, &#8220;Doktorlar Ne ister&#8221; adlı makale<br />
Ankara Üni. Spor ve Kültür Daire Başkanlığı (Mediko) Uzman ve doktorları&#8230;</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=747&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/bir-imza-alabilir-miyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
