Utanmaya başladım artık yazdıklarımdan ya da yazmaktan. Hani çok yüz kızartıcı şeylermiş gibi geliyor artık yazdıklarım. Örneğin insanlara açık bir yerde yazarken her an biri gelip ne yazıyorum diye bakacak endişesinden kurtulamıyorum. Öyle fena şeyler yazdıklarım. Belki de çoğu gereksiz boş şeyler olduğundan olabilir bu hissin bende uyanmasına sebep. Eskiden böyle değildi kuşkusuz. Daha çok okunmak için hep daha çok yazmak isterdim, daha çok kimseye ulaşmak, hiç bakmadan hiç derinliklerine inmeden o kara satırların. Sanırım yeterince kör, başı dumanlı, gözü epey yüksekte imişim ki; yazdıklarımın nedenli küçük şeyler olduğunun farkına varamamışım…
Belki de bunların çoğu yazdıklarımın küçüklüğünden fenalığından değil, uğruna yazdıklarımın gereksizliğinden, değersizliğinden kaynaklanıyor da olabilir. Küçük bir çocuğun çok ama çok istediği bir oyuncağa kavuştuktan sonra, onu elde edebilmek için yaptığı yüz kızartıcı muzipliklerin hatırına gelmesiyle oyun hevesinin kırılmasına benziyor olabilir bu hissin ben de uyanmasına sebep. Yazdıklarım kuşkusuz elimde, geçmiş silinmez asla beynimde, anılar hiç bırakmaz peşimi de; lakin hadi söyleyin gereksiz boş, siz kara satırlar, uğruna yazdıklarım nerede? Onlar belki de hayatın, yaşamın, sevmenin gereksizliğinin en iyi kanıtı değil mi? İnsanları sevmenin gereksiz, sürekli mutsuz eden (sevgiyi elde etsek dahi) boşa bir uğraş olduğunun değil mi kara dostlar? Hiç kuşkusuz öyle!
Eskiden kalemi şöyle elime bir aldığımda (hiç çok sık yazı yazmadım) sayfalarca yazardım. Öyle bir heyecan, öyle bir istek, öyle çocuksu bir kin vardı içimde, sitem belki de sevdiğim her şeye. Yok olmaktan olanca gücümle korkarak kaleme sarılırdım, yazdıkça ölümsüzlüğe ulaşacağımı sanarak; sanki yazdıklarım çok değerli şeylermiş gibi. Sanki yazan edebi bir şahsiyetmiş gibi yazardım, yazardım… Sanki çözülmez tüm sevda düğümlerinin; son nefesleri, son çıkmazlarıymışım gibi. Ben onlara inat yazardım sanki çözmüşüm gibi tüm çözülmez düğümleri. Nedenli karanlık, nedenli hayali, nedenli çocuksu değil mi? Bırakın düğümleri çözmeyi, hayatın tüm ipeksi ipliklerine teker, teker ben atmışım meğer o çözülmesi imkânsız düğümleri. Hayatta her şeyi imkânsız kılmışım tek başıma. Kâh acı olmuşum, kâh erişilmez bir sevda, kâh ta asla erişemeyeceğim birine tutulmuşum en çokta.
Ama ne olursam olayım hep yazmışım, yazmaktan başka hiç bir meziyeti olmayan insanlar gibi, çoğu kez haksızlık ederek beyaz sayfalara, kara-kara, kara bahtlar üstüne- kara bahtıma yazmışım, yazmışım hep. Ne kendi adıma nede başkası, hiç işleme konmamış silik kalem yazdıklarım, okunmaz yazım son bir umut çaresiz dilekçem…




Kağıt dolmak; anılar üzerinde canlanmak, boş dediğimiz aslında asla gereksiz ve değersiz olmayan acılarımız, kaderimiz, seslerimiz, düşüncelerimiz, hislerimiz, en önemlisi hayatımız yazılmak için var… hiçbir şey hiçe sayılamayacak kadarhiçlikte olamaz. notalar kualağa dokunmak; kulak onu duymak için var. ve gürültüleri de… çıkardığımız anlamlar farklı sadece. önünde tertemiz beyaz bir kağıt duruyorsa, elindeki kalemden çıkacak her mürekkebi nasıl da istiyor, düşlüyordur tahmin edemezsin. O karaladığın satırları da, en güzel rüyaları da sever… Çünkü o sadece dolmak, yüreğin ise boşalmak ister…
güzel düşünceleriniz, hoş yorumunuz için çokça teşekkürler…
kalemine yüreğine sağlık çok güzel olmuş,yazıyı anlamak için senide biraz tanımak gerekiyo herhalde ama bunu bide kendi sesinden dinlemek çok daha güzel olurdu herhalde, gelecek yazılarını sabırsızlıkla bekliyor,selamlarımı gönderiyor ,hoş şiirlerini de paylaşmanı diliyorum…
Dostum güzel yorumunuz için teşekkürler, beni tanıyor olmalısınız kimsiniz merak ettim.:)
Yazma, insanın kendi kendisiyle iletişime geçmesidir. Yazarlar konuşarak değil de yazarak içini dökmeyi tercih ederler. Gerçi genellemek yanlış olur. Yazınca başka bir dünyaya yolculuk ederler ve deşarj olurlar. İnsanlara sitemlerini belli edemeyenler, yazarak rahatlamaya çalışırlar. Bu psikolojik durum insanın içine kapanmasına sebebiyet verebilir. Bu yüzden yazıdan daha çok konuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan tabiyatında konuşan bir hayvandır; insanın ilk becerisi yazmak değildir. Bu beceri sonradan kazanılır.
Yazmak çatışmaktır ; Kendine kendini heba etmeden Dökmektir kalemin her kağıtla buluşmasında benliğini … Yazınız oldukça güzel kaldı ki kendinizi sorgulamanız ayrı bi içtenlik katmış ;)
Sevgili Deneme Yazıları yazarı arkadaşım, öncelikle yazılarını takip etmekten ne kadar büyük haz aldığımı belirtir, acizane beğenilerimi sunmayı bir borç bilirim. Bir konuyu bu kadar güzel irdeleyen, varlığını konu içinde yok etmeyi başarıp sonunda tüm sertliği ile ortaya çıkaran bu kadar etkileyici bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum, okuyacağımıda sanmıyorum. Bu “vahşi” üslubunu kaybetmemeni diliyorum ve yeni yazılarını büyük bir merakla bekliyorum.
Aynı cümleler gibi yağmur da onca yoldan geldiği yetmezmiş gibi, nereye gideceğini bilir. Aynı yağmur gibi cümleler de yüreğimizin derinliklerinden bize hayat vermek için tekrar bize gelir. Onun içindir ki; bence, yürekten eldeki kaleme, oradan da kağıda akan en basit cümle bile bir yağmur damlasının camdaki sanatsal süzülüşü kadar değerlidir.
Yazılarında devam ve başarılar dilerim kardeşim.