Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor adı altında yayımlanan kitap Soner Yalçın’ın, Doğan Yurdakul ile birlikte yazdığı kitaplar da dâhil olmak üzere, onuncu eseridir. Soner Yalçın’ı ilk kez bu kitabıyla tanıdım. Bu kitabı okumak için içimde büyük bir arzu duymuyordum. Ancak babamın bu kitabı bana hediye etmesiyle okumak zorunda olduğumu düşündüm. Aslında Soner Yalçın’ın hiçbir kitabını okumayı düşünmüyordum, çünkü Reis kitabını okuyan abim kitabın içinde onlarca isim olduğunu ve bu yüzden canı sıkılıp kitabı okumayı bıraktığını söylemişti. Bende o günden bu güne kadar Soner Yalçın’ın kitaplarını okumayı düşünmüyordum. Öyle ya, romanda bile onlarca ismi aklımda tutmak bana zor geliyor. Soner Yalçın’ın kitaplarını okuyup aklımı sulandırmayayım! İşte bu düşüncelerle başladım eseri okumaya.
İlk başta şunu söylemeliyim ki bu eser bir okunuşla anlaşılacak türden bir eser değil. Kitabı en az iki kere okumalısınız. Çünkü içinde Reis’te olduğu gibi yüzlerce isim var. Bu isimleri aklınızda tutmanız çok güç. İsimler birbirine giriyor, kafanız allak bullak oluyor. Bir de size uyarı: Bu kitabı gazete okumayı sevmeyenler almasın, çünkü okurken canınız çok sıkılabilir. Benden söylemesi.
Soner Yalçın Hürriyet’teki köşesinden ve odatv.com’dan iktibas etmiş birçok yerde. Mesela Darwin’in Türk düşmanı olduğu ile ilgili bir yazısını Hürriyet’teki köşesinden okumuştum. Odatv.com’a ise hiç bakmadım.
Soner Bey bu kitabı günlük yazar gibi yazmış. Ayrıca yazarın bir olaya nokta koyduğunu düşünürken, bir anda geçmişe doğru yolculuk ediyorsunuz. Yazar sizi 20 yıl, 100 yıl, bazen 200 yıl geriye götürüyor. O yüzden bu araştırma kitabı bir tarih kitabı olma özelliğini de taşıyor.
Yazarın derya gibi tarih bilgisine sahip olduğu her açıdan belli oluyor ve gündemi çok yakından takip ettiği anlaşılıyor. Ancak yazar okuduğu ve kendisini bilgilendiren eserleri kaynakça kısmında verebilirdi. Kitabı okurken yazarın bu bilgilere hangi kaynaktan ulaştığını merak ediyorsunuz. Belki Cengiz Özakıncı’nın eserlerini okuya okuya kaynakçası olmayan bir kitabı eksik telakki ediyorumdur! Kaynakça görmeye alıştım çünkü.
Soner Yalçın giriş kısmında bu kitabın dincilerle dindarlar arasındaki farkın anlaşılması için kaleme alındığını izah ediyor. Günlerden bir gün babası “Artık zalimlerin gittiği bir camiye gitmem bir daha.”demiş. Babası beş vakit namaz kılan bir Müslüman’mış. Peki, peder beye bu sözü söyleten neydi acaba? Gerisini Soner Bey’den dinleyelim: “Tartışma babamın şu sözüyle başlamış: ‘Hoca efendi, okuduklarınızın Türkçe meâlini söyleseniz de tüm cemaat aydınlansa.’ Vay sen misin camide Türkçe sözünü ağzına alan! Dinci imam küplere binmiş; babamı Müslümanların arasına fitne sokmakla ve nerdeyse dinsizlikle itham etmiş. (…) Hatta biri tutup ‘Bu Halk Partililer hep böyledir.’demesin mi? (…) Camiden hırsla çıkıp eve gelmiş ve bir daha camiye gitmeyeceğini söylemiş.” Şöyle diyor Soner Yalçın: “Babam o günden sonra Şair İkbal’in dediği gibi Müslümanlardan kaçıp Müslümanlığa sığındı.” Soner Yalçın’ın babası “Türkçe’yi savunma” yönünden Yaşar Nuri’ye benziyor desenize!
Gelelim kitabın muhteviyatına. Adından da anlaşılacağı gibi, dincilerin sahtekârlıkları, İslâm diniyle alakasının olmadığı üzerine yazılmış çarpıcı bir kitap. Yalanları bir bir ortaya çıkan Zahit Akman’dan tutun da Amerika’daki cemaat önderi hakkında birçok bilgiye yer veriliyor. CIA’nın güdümündeki cemaat liderinin ABD’de oturma izni alma aşamalarını ve bu oturma izni alırken kimlerin Hoca’ya referans olduğunu isim isim açıklıyor Soner Yalçın. Başbakanın “Arkasındayım.”dediği Zahit Akman’ın, yalancının mumu yatsıya kadar yanar hesabı, basına demeç verdikten sonra sözleriyle örtüşmeyen doğruları madde madde kitabına yansıtmış yazar Soner Yalçın. Amerika’ya gidip öğrenim gören ve polisleri örgütleyen kişileri okuyunca ağzım açık kaldı. Nihat Genç Avrasya TV’de çıkan neredeyse her programda ülkemizin gettolaştığını( polis devletine dönüştüğünü) haykırıyordu. Soner Yalçın’ın kitabına aldığı bilgilerle yüz yüze gelince meşhur cemaatin polislerle de ilişkisinin olduğunu kavradım. Çünkü bu kadar telefon konuşmasını gazetelere sipariş eden birileri var elbette. Çünkü benim bildiğim kadarıyla telefon dinlemeleri polislerin gözetiminde yapılıyor. Ayrıca Soner Yalçın Amerika’daki Türk Polisleri adlı bölümde Amerika’da Türk polislerine ders veren kişilerden ve polis okullarında okuyan öğrencilerden bahsediyor. Bunlardan ikisi Emrullah Uslu ve Önder Aytaç. Bu iki şahıs da Taraf gazetesinde yazıyor. Bu ikisi hakkında uzun uzadıya bilgiler vermiş yazar. Biz buradan, Ergenekon süreci ile bağlantılı olarak şunu idrak ediyoruz: Taraf gazetesinin kim ne derse desin cemaatle bağlantısı var. Şimdi geldik Taraf gazetesine. Soner Yalçın birçok sayfada Taraf gazetesinin sipariş üzere haber yaptığını örneklerle anlatmış ve gazetede çıkan birçok haberi tekzip ederek doğruları anlatmış. Mesela en önemli olay bence Taraf gazetesinin Utah ile ilişkisiydi. Bildiğiniz gibi Taraf yazarı Alper Görmüş, Taraf’tan önce Nokta dergisinin Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapıyordu ve darbe günlükleri iddiaları ilk kez bu dergide ortaya atılmıştı. Nokta kapatılınca Alper Görmüş Taraf’a geçti ve şimdi orada yazmayı sürdürüyor. Bu iddialardan birkaç yıl sonra Ergenekon Operasyonu diye geniş çaplı bir harekât ortaya çıktı. Burada ilginç olan şu ki Alper Gümüş’ün yayımladığı belgeleri doğrularcasına Ergenekon diye bir sürecin başlaması. O zaman sorarlar adama: Madem Alper Görmüş’ün haber yaptığı şeyi birkaç yıl sonra Türkiye’nin merkezine oturtacaktınız, Nokta dergisini niye kapattınız? Bu konuyla ilgili Soner Yalçın’ın kitabında hiçbir şey bulamadım. Nokta dergisinin kapatılış öyküsünü anlatsaydı daha açıklayıcı olurdu. Soner Yalçın’ın verdiği bilgilere göre önemli haberler Utah’tan servis ediliyordu. Türkiye’yi karıştıran birçok belge ülkemize Utah üzerinden gelmişti. Bunu bulan hangi kurum? Genelkurmay. Mesela Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen ve içinde darbe planlarının anlatıldığı günlükler de Utah üzerinden ülkemize gelmiş. Bu günlükler denizcilersitesi.com adresinde yayımlanmış. Bu adres Utah üzerinden bir servis sağlayıcısından alınmış. (s. 219) Bu Taraf gazetesi üzerinde uzunca düşünmek gerekiyor. Mesela geçenlerde Balyoz Darbe Planı iddialarını ortaya atmıştı Taraf gazetesi. Bu iddialara göre askerlerimiz camileri bombalayacakmış, kendi uçaklarını düşüreceklermiş. Bir de bu plan kapsamında faydalanılması ve atılması gereken isimlerin listesi verilmiş. (Bu konuyu ayrı bir yazıda kaleme almak istiyorum.) Anlayacağınız Taraf, iddialar yayımlamaya devam ediyor. Ama ne hikmetse Taraf bir türlü kapatılmıyor. Taraf’ın haberleri yalansa niye bu gazete kapatılmıyor, ben onu anlamış değilim. Nokta’yı kapattığınız gibi Taraf’ı da kapatın o halde! Balyoz Darbe Planı’ndan sorumlu tutulan asker programdan programa koşuşturuyor. Peki, böyle bir plan varsa, o neden Ergenekon sanığı yapılmıyor? Balyoz Darbe Planı hazırlamak suç değil mi yoksa? Soner Yalçın’a göre yapılan bütün her şey TSK’yı yıpratmaya yöneliktir, fakat ben 440 sahifelik bu kitabı okumama rağmen Soner Yalçın gibi düşünemiyorum. Çünkü yargılama daha devam ediyor ve bu saatten sonra her şeyin bir yalandan ibaret olduğunu söylemenin ötesine geçtik. Soner Yalçın insanların bu operasyona körü körüne bağlanmaması gerektiğinin altını çiziyor. Şüphesiz ki benim de kuşkularım epey arttı. Ama yine de tedbiri elden bırakmıyorum. Darbe olsaydı daha mı iyi olurdu demekten kendimi alıkoyamıyorum. Sonuçta bu ülke somut olarak üç tane darbeye sahne oldu. Bir daha niye olmasın? Millet olarak darbelere alışmadık mı? Ancak şunu söyleyebilirim ki TSK’yı halktan soğutmaya ve zedelemeye, yıpratmaya, karalamaya çalışmak çok çirkin bir davranıştır. Yapılan bütün haberler biraz da psikolojik bir harp niteliği taşımıyor değil. Zaten söylenegelen sitem AKP’nin TSK’yı ve yargıyı ele geçirmeye çalıştığı değil miydi? AKP bu yolla TSK üzerinde bir baskı mı kurmaya çalışıyor acaba? Aman, yine sorulara boğuldum, cevabı bulmanın zor olduğu sorulara.
Soner Yalçın’dan devam edelim. Üstte değindiğim belgelerin yayımlanma şeklini şöyle açıklıyor yazar: “…Çalınan belgeler Türkiye’de internet bağlantısı olmayan bir bilgisayarda elektronik ortama kopyalanıp, ardından her hangi bir internet kafeden mail olarak Utah’a gönderildi. Utah’ta sahte isimle site alan alıcı ise bunu siteye ekledi. Böylelikle bu belgeler yayımlanmış oldu. Bu yayın hemen Türkiye’deki yandaş medyanın kulağına fısıldandı. Ve yandaş medya Utah adını geçirmeden ilgili sitenin adını kullanarak haberi alıp yaptı. Böylece hem haberi veriyor hem de yasal sorgulamadan kurtulmuş oluyorlardı. Çünkü onlar yayımlanmış bir belgeyi haber yapıyorlardı. Utah’taki kaynak da kendisini rahatça saklıyordu. Özetle şebekenin hareket tarzı böyleydi.” Neyse, Ergenekon ile ilgili faslı burada bitirelim.
Soner Yalçın bu kitapta sadece siyasete el atmamış, edebiyata da değinmiş. Mesela Babalar ve Oğullar bölümünde edebî dünyadaki babalar ve onların oğullarını kaleme almış, oğlunun ölümü üzerine şiirler yazan babaları anlatmış. Evlat acısı duyan babaların feryadını bizimle paylaşmış. Ruh çağıran gazetecileri okuyunca hayli güldüm. Meğer Peyami Safa da ruh çağıran bir yazarmış. Hatta Peyami Safa gibi ruh çağırma üzerine odaklanan yazarlar bununla ilgili birer kitap bile yazmışlar.
Frehofer Olmak adlı bölüm kitabın sondan bir önceki bölümü. Soner Yalçın burada Balzac’ın 1845’de çıkarttığı Gizli Başyapıt isimli eserini ve kitabın ana karakteri olan Frenhofer’in K. Marx gibi ünlü yazarlar üzerinde bıraktığı etkiyi anlatıyor.
Son bölüm yobaz dincilerin Madımak Oteli’ni yakmaları sonucunda hayatını kaybeden iki gencecik çoğunun annesinin duygularıyla bitiyor. On dört ve on iki yaşlarındaki bu çocukları yakarak öldüren şeytanlara lanet olsun. Müslümanların yüzünü kara çıkaran bu insanlar, bu iki çocuğu öldürdüğünüz için vicdanınız sızlıyor mu?



