Büyük Ortadoğu Projesi Faruk Bilgin’ in yayına hazırladığı, Prof. Dr. Mahir Kaynak ile Doç. Dr. Emin Gürses’ le ayrı zamanlarda yapılan üç röportajdan mütevellit. Her röportajın ne zaman yapıldığı not olarak düşülmüş. Bazı röportajlar tek olarak, bazıları müşterek olarak yapılmış.
Mahir Kaynak siyaset bilimi uzmanı değildir, 1971’de MİT’ e atanmış ve buradan emekli olmuştur. 1981’ de üniversiteye dönmüş, 1993’ de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ nden iktisat profesörü olarak emekliye ayrılmıştır. Basılmış altı kitabı ve çeşitli makaleleri vardır. Görüldüğü gibi, daha ziyade siyasi konular üzerinde görüş bildirse de kendisi iktisatçıdır. MİT’ te çalıştığı yıllarda siyasete girmeye başladığı muhakkaktır.
Emin Gürses, Boğaziçi Üniversitesi’ nde siyaset bilimi okumuştur. Milliyetçi Hareketler ve Uluslararası Sistem, Ayrılıkçı Terörün Anatomisi: IRA, ETA, PKK ve son olarak İnsan Hakları Diplomasisi olmak üzere üç tane kitabı yayımlanmıştır.
Röportaj 24 Şubat 2005’ te yapılmıştır.
Büyük Ortadoğu Projesi, Müslüman devletleri içine alan ve emperyalist ABD’nin nüfuz etmek istediği bölgeleri ele geçirmek için stratejistlerin ortaya attığı bir projedir. Bu benim tanımım. Mahir Kaynak BOP’u sadece din veya sadece petrol odaklı bir proje olarak görmüyor. İslam’ ı hedef alan bir yaklaşım olarak düşünmüyor, çünkü ABD’nin Müslümanların dinini değiştirme çabasına tenezzül ettiğini zannetmiyor. Oradaki müslümanlar, müslüman olarak kalacaklar. Kişisel kanaatim: Kaldı ki müslümanların büyük bir güç olarak dünyaya hüküm sürmesi şu an için geçerli olmadığı gerçeğinden yola çıkarsak, İslamiyet mensuplarının dinini değiştirme gibi bir gayretin beyhude olduğu açıkça ortaya çıkar. Ki dünyayı yönetenler Katolik ya da Ortodoksluğun kurallarına sadık kalsalardı, en mükemmel dinin kendileri olduğunu kanıtlamaya çalışarak, geçmişte yaptıkları gibi müslümanların arasına fitne fesat sokarlar, hristiyanlığı yaymaya çalışırlardı. Bu cümlemden hristiyanlığı hiç yaymaya çalışmıyor düşüncesi anlaşılmasın. Elbette kendi dinlerini yaymaya gayret gösteriyorlar. Fakat bu bizim anlattığımız biçimde değildir. Buna ben ferdi misyonerlik diyorum. Oysaki Osmanlı İmparatorluğu zamanında misyonerlik devlet politikasıydı ve misyonerler eğitilerek bizim aramıza tefrika sokmaya geliyorlardı. Çünkü Osmanlı devleti savaşçı ve her daim sınırlarını genişleten bir devletti. Osmanlı mensubu olmayanların bundan korkması ve kendi dinlerini savunmak için buna direniş göstermesi etki-tepki meselesi kadar doğal bir olgudur. Din gibi bir olguda kitleleri ayaklandırmak kolaydır. Haçlı Seferleri’nin sırf bunun için yapıldığı söylenebilir. Fakat günümüzde taşlar yerli yerine oturmuş veya oturtulmuştur. İnsanların dinini değiştirmek için Ortadoğu’ ya girmek basit bir yaklaşımdır ve ABD sırf bu amaç uğruna savaşmayı göze almaz. Bu sadece buzdağının görünen kısmıdır. Dolayısıyla Mahir Kaynak’a katılmamak elde değildir.
Mahir Kaynak, ABD’ nin askeri öneme sahip yerleri ele geçirme stratejisine ve sadece bu hesaba odaklandığına inananları olayın sadece bir tarafını görmekle eleştiriyor. Ona göre, bu tür bir iddia çok mübalâğalı bir iddiadır. Çünkü yazar, ABD’yi tehdit edecek bir ülkeyi, henüz görmüyor. Sovyetler dağıldı; K. Kore, İran gibi ülkelerin ABD’yle baş etmesi mümkün değil ve böyle bir operasyon son derece anlamsızdır. Mahir Kaynak, bu ülkeleri “askeri açıdan hesaba katılmayacak ülkeler” olarak niteliyor. Ben ek olarak bu ülkelere Venezuela, Küba gibi Güney Amerika ülkelerini ve Çin ve Hindistan’ı dâhil ediyorum. Bunlar, ancak birlikte hareket ederlerse ABD ile başa çıkabilirler. ABD’yi on sekizinci, on dokuzuncu ve hatta yirminci yüzyılın başlarındaki Osmanlı Devleti’ ne benzetiyorum. Osmanlı Devleti’ nin o zamanki panoraması neydi? Osmanlı’ yı tek tek parçalayamayacaklarını anlayan Fransa, İngiltere, Rusya, Prusya, Balkan devletleri ve küçük çaplı devletler bazen küçük çaplı bazen büyük çaplı birlikte hareket edip, birlikten kuvvet doğar felsefesiyle ortak düşmanı bölük pörçük ettiler. Kendi aralarında sayısız gizli antlaşmalar imzaladılar. “Orası benim, şurası senin” dediler ve böyle böyle Osmanlı İmparatorluğu yıkım safhasına girdi. Ve ne mutlu ki ecdadımız, Osmanlı’ nın küllerinden yeni bir ülke vücuda getirdi. Osmanlı’nın küllerinden yepyeni bir ülke doğdu. Sadede gelelim, Mahir Kaynak’a bu konuda da katılmamak elde değil.
Mahir Kaynak bir konuda daha BOP hakkında tek boyutlu düşünenlere karşı çıkıyor. O da şu: Petrol. Sadece petrol ümidiyle ABD’nin Ortadoğu’ya girmeyeceğini belirtiyor. Anlayacağınız ABD küçük hesaplar peşinde koşmuyor. “Zaten” diyor Mahir Kaynak, “Piyasaya hâkim olduğunuz zaman o alanı kontrol ediyorsunuz sayılır.” Bu alanda da ABD’ye rakip bulamıyor. Dünya “parayı yönetenler tarafından” yönetiliyor. Kim bunlar? İlk sırada Yahudiler ve ondan sonra Evanjelistler ve Protestanlar geliyor… Evanjelizm, Hıristiyanları Yahudileştirmenin bir adı. Bunlara Evanjelistler deniyor. Amaç Hıristiyanları da zenginleştirmek, çünkü bildiğiniz gibi Hıristiyanlar sefil bir yaşam sürüyordu Ortaçağ’da. Onları da paraya boğdular ve tüccar Yahudiler safına kattılar. Protestanlar da “kazan, ne kadar kazanırsan kazan” felsefesinden yola çıkıyorlar. Emin Gürses yazdıklarımı teyit edercesine, Katolikliğin kapitalizmin işine gelmediğini belirtiyor. Ona göre, Katolik dünyası bizim dindar Müslümanlar gibidir. Diyor ki, ” Katolikler tüketim konusunda, kültür konusunda, gelenek konusunda Müslümanlara benzerler. Bazı Avrupa ülkelerinde Katolikler davranışları ile isim değiştirmiş Müslümanlar gibi bir yaşam tarzı benimsemişlerdir… Batı kapitalizmi iyi Hıristiyanlar derken Protestanlığı anlar, Ortodoksluk ve Katoliklik işine gelmez. ” Şu anda para demek, her şey demektir. Tüccarlar kazanıyor, zengin oluyor. Bizim gibi “çoğa tamah eden azı bulamaz” atasözleriyle yetişen bireyler ise, yan gelip yatıyor ve “az”a tahammül etmeye çalışıyor. Oysa dünya “az”la yetinmiyor. Para hırsıyla yanıp tutuşuyorlar. İşte, dünyayı bu para hırsıyla yanıp tutuşanlar idare ediyor. Biz yatmaya devam edelim, onlar yesin dursun. Bana göre işte budur Müslümanları saf dışı bırakan. Dünyevi hayatı terk edip, uhrevi hayata adadık kendimizi. Beş vakit namaz kılmakla gelişeceğimizi zannettik. Dünyevi hayattan elini eteğini çeken insanlar vatana, millete hayırlı olamazlar. Vatanı arkasından da vurmazlar. Ancak, kendi yağlarında kavrulup giderler. Bu ülkenin zenginleşebilmesi için, kendi yağında kavrulup gitmek yetmez. Eğer Müslümanların neden geri kaldığını araştırıp, bu sebepleri bertaraf etmek istiyorsak dünyevi hayata da burnumuzu sokmalı, din kardeşlerimiz için çalışmalı, çaba harcamalıyız. Fakat vatan millet siyaseti yapanlar bile maalesef arkadan vurabiliyorken ülkesini vatan-millet laflarının işe yaramadığını söylemek zorundayım. Ben olaya Türk olmak yönünden bakmıyorum, dinî yönden bakıyorum. İşte dünya, size “parasız olan açıkta kalır” diyor apaçık.
Toparlarsak, Mahir Kaynak bize üç boyutlu bir bakış açısı arz ediyor. Buzdağının görünmeyen kısmını da öğretiyor.
Mahir Kaynak ABD’nin uzlaşmaya varamadığı bölgelerde çatışma ortamına destek verdiğini ve bu ortamdan medet umacağını söylüyor. “Zaten kendi hâkimiyeti altında bulundurduğu bölgelerde niye savaş çıkartsın ki?” diyor yazar. Demek ki Türkiye için tamamen bir sömürge olma durumu söz konusu değildir. Çünkü ülkemizde hâlâ etnik kimlikler kışkırtılmakta, PKK terör örgütü can almaya devam etmektedir. ABD tam bağımsız bir Türkiye istememektedir. BOP’un eş başkanı dışında kalanlar genel olarak anti-emperyalist bir çizgide mekik dokumaktadırlar. Dolayısıyla ABD, CHP ve TSK gibi kaleleri ele geçiremedikçe, tam teslimiyet söz konusu değildir. Bu cümleden olarak, Türkiye kolay yutulacak bir lokma değildir. Başımıza terör belasını da, bence, bu yüzden sarmışlardır. Erdal Sarızeybek ülkemizin teröre 300 milyar dolar harcadığını belirtmektedir( Bkz. Erdal Sarızeybek, İhaneti Gördüm) 300 milyar dolar az değildir. Bu parayla ülkemize harcansaydı, sokakta dilenci bulamazdık. İşte, ABD tamamen hükmedemediği ülkelerde etnik unsurları ve ayrılıkçı kuvvetleri destekleyerek nemalanmaktadır. “Böl, parçala, yönet” stratejisi beyhude yere söylenmemiştir. Bütünün içinde yer alan ufak tefek parçalanmış yapılar ABD’nin işine gelmektedir ta ki bütüne hâkim oluncaya dek. Ve Mahir Kaynak demokrasi denilen şeyin aslında barışı değil, çatışmaları tahrik edeceğini söylüyor.
Mahir Kaynak ABD’nin etkisinden kurtulmak isteyen ülkelerin başka pazarlar bulması gerektiğini söylüyor. ABD şu anda en fazla dış ticaret açığı veren ülkedir. Fakat bu dış ticaret açığı ABD’nin gücünü zayıflatmamaktadır. Çünkü dünyada dolaşım hızı en yüksek olan para birimi dolardır ve dolar ABD’nin elindedir. Mesela Türk parasını Çin’de veya Japonya’da kullanabilir misiniz? Kullanamazsınız. Ama dolar her yerde alıp satabileceğiniz bir para birimidir. Dolar gücünü “küresel bir para birimi olmaktan” almaktadır. Mahir Kaynak’ın şu sözlerinin altını çizelim: “…Şu anda dünya üzerindeki ekonomik yapı şöyle işlemektedir: Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri ürettikleri malların önemli bir kısmını ABD’ye ihraç ediyorlar. İhraç mallarının karşılığında da herhangi bir bedel almıyorlar. ABD borçlanıyor. Bunun Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri açısından çaresi, bu borç verme mecburiyetinin ortadan kalkması ancak yeni pazar bulabilmeleriyle mümkündür.”
Mahir Kaynak, Uzan’lar meselesine de değiniyor BOP’dan ayrı olarak. Bu konuda yazarın görüşlerini sizlerle paylaşmak istedim. Uzan’ları siyasete sokan nedir diye soruyor Mahir Kaynak. Ona göre, bir iş adamı olan Cem Uzan’ı siyasete sokan güdü, mecburiyettir. Çünkü bir iş adamının siyasete girdiğinde ticari açıklarının ortaya çıkması doğaldır. Bunu bilerek hareket ettiğini düşünüyoruz. Mahir Kaynak’a göre, Türkiye’deki iki partiyi barajın altına atmak isteyenler Cem Uzan’ı sürmüşlerdir. Ve yazar bunun ferdî bir karar olduğuna kesinlikle inanmadığını söylüyor. Şu cümlesi de hoşuma gitti: “…Halkın tercihlerinden daha fazla devlet mekanizmaların davranışları siyaseti daha çok belirliyor.” Bu yorumlardan olarak, Cem Uzan’ın paravan bir kişi olarak siyaset piyasasına sürüldüğü veya sürdürüldüğü söylenebilir.
Bu özet kitabın sadece bir kısmını içermektedir. Spesifik konuları tahlil ettiğinden diğer kısımları buraya almaya lâyık görmedim. Genel olarak BOP hakkında bilgi vermek amacıyla yazdım bu özeti.

