"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Yazıya Dön

Yazıyı Paylaş

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar

Siz hiç 26 yaşında bir profesör gördünüz mü, duydunuz mu? Normalde Türkiye’deki bir üniversite mezunu 26 yaşında yüksek lisansını anca bitirebiliyorken o, Amerika’daki Yale Üniversitesi’nde, kendisi üniversite yerine “evrenkent” tabirini kullanır, 26 yaşında Batı’nın son 300 yıldaki en genç profesörü unvanını kazandı. Kimdi bu dâhi adam, Nobel Ödülü’ne iki kez aday gösterilen bu şahsiyet kimdi? Kimdi bu kadar İngilizce bilmesine rağmen Türkçe üzerine düşünen, bir Türkçe sevdalısından daha ziyade Türkçe aşığı olan, Türkçenin Türkiye’deki temel eğitim dili olmasını savunan, İngilizceye “Tarzanca” diyen, dünya sorunlarına ve Türkiye’deki temel sorunlara duyarlı, sorunlara çeşitli çözüm önerileri getiren şahsiyet kimdi? Bu vatandaşı televizyon programlarında mankenleri gördüğünüz kadar göremezsiniz. Çünkü bu adamları her televizyon kanalında konuşturmazlar. Nihat Genç’i konuşturmadıkları gibi… Ancak ART TV gibi aykırı televizyon kanallarında görebilirsiniz böyle insanları. İşte bu pek görünmeyen şahıslardan biri de Oktay Sinanoğlu.

1953’te Ankara’daki TED’in Yenişehir Lisesi’ni birincilikle bitirmiş Oktay Sinanoğlu. Sonradan “kolej” olan lisenin eğitim dili o tarihe kadar Türkçeymiş. Takviyeli yabancı dil dersleri varmış lisede. Eğitim dili İngilizce olmayan bir lisede okuyup, takviyeli İngilizce dersleriyle eğitim dili İngilizce olmadan da Amerika’da Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirebilen ve ardından Amerika’daki Yale Üniversitesi’nde 26 yaşında profesör olan bir kişi olarak beynimizin sınırlarını zorluyor Oktay Bey. Demek ki eğitim dili İngilizce olmadan da Amerika’da profesör olunabiliyormuş dedirtti Oktay Bey.

Oktay Sinanoğlu’nu ilk olarak Bye Bye Türkçe kitabıyla tanıdım. Üniversitedeki Türk dili hocamız bu kitaptan sınavda sorumlu tuttuğu için kitabı okumak zorunda kaldık. Benim için zor olmadı, ama arkadaşlarım için zor oldu kitabı bitirmesi. Bye Bye Türkçe kitabında Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, bazı yabancı dilden dilimize geçmiş ve hatta zamanla Türkçeleşmiş kelimelerin Türkçe karşılıklarını bulmaya çalışmış. Bu gayretten başka, o kitabında Oktay Sinanoğlu Türkiye’deki eğitim dilinin Türkçe olması gerektiğini anlatıyor, yabancı dille eğitime “hayır” diyordu. ODTÜ’deki eğitimin Türkçe olması için uğraş veren Oktay Sinanoğlu İngilizce öğrenilmesine karşı olmadığını, ancak yabancı dille eğitimin, şu benzetmeyi yaparak anlatacak olursak, bir dilin bağrına saplanmış bir hançer olduğunu belirtiyordu. İnsanların fiziğin, kimyanın Türkçesini zor anladığını ve bu tür kolay anlaşılmayan derslerin İngilizce anlatılmasını “saçma” buluyordu. Ve kitabın son bölümünde Japonlar ile Türkler arasındaki benzerliklere dikkat çekiyordu.

Oktay Sinanoğlu’nun Büyük Uyanış kitabında dikkatimi çeken asıl unsur üslubu oldu. Yazarın Türkçeye çok hâkim olduğunu fark ettim. Deyimleri, atasözleri çok yerine kullanıyor; çok güzel cümleler kuruyor. Yazarın diline imrendim doğrusu. Yazara dil bahsinde katılmadığım tek konu dilimize mal olmuş yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar bulma çabası içine girmesidir. Kitabı okurken bunları not aldım, sizlerle paylaşmak istiyorum. İnternet yerine örütbağ, turist yerine gezmen, turizm yerine gezim, üniversite yerine evrenkent, koordinat yerine konsayı, ideoloji yerine ülkülem, psikiyatri yerine ruhiyat, terörist yerine tedhişçi, rektör yerine başmüderris, süper yerine ülken, jet yerine tepkili, biyoloji yerine dirilbilim, muhakeme yerine uslamlama… Yazar bir de bazı kelimeleri başka türlü yazmaktan yana olduğunu şu sözcüklerle örneklendiriyor: Film yerine, filim, kral yerine kıral. Oktay Sinanoğlu’nun çabasına saygı duyuyorum, ama dilimize mal olup Türkçeleşmiş kelimelere başka kelimeler bulunmasını doğru bulmuyorum. İnternet yerine örütbağı, üniversite yerine evrenkenti kim kullanıyor ya da bu sözcükleri millete nasıl aşılayacaksınız? Bu çaba o yabancı kelime ülkemize girerken gösterilmelidir. Mesela mortgage kelimesine çok sonradan Türkçe karşılık bulundu. O da “yapsat” dı. Yapsat tam anlamıyla “mortgage”ı karşılamıyor zaten. Karşılasa bile İngilizce kelime insanların beynine kazınalı çok olmuştu. Tabir-i caizse; iş işten geçmiş, atı alan Üsküdar’ı geçmişti. TDK daha evvel davranıp yabancı kelimeler dilimize yerleşmeden o sözcüklere Türkçe karşılık bulmaya çalışmalıdır. TDK’nın bir görevi de bu değil midir? Bu mevzuda gazetelere de büyük iş düşüyor. Bunlar Türkçesi bulunan kelimeleri kullanmaya özen göstermeliler, dikkat etmeliler.

Oktay Sinanoğlu bir dil bilimci, bir dil profesörü değil. Bu bakımdan haddini aştığını düşünüyorum. O sözcükleri kullanarak bir kitap yazsa kimse bir şey anlamaz. Yalnız, şunu da ifade etmekte yarar var: Süleyman Demirel Üniversitesi’ndeki Türkçe Topluluğu otobüslerdeki “Batı Kampusu”, “Doğu Kampusu” yazılarını Batı Yerleşkesi, Doğu Yerleşkesi olarak değiştirme girişiminde bulundu ve bunu başardı. “Doğu Yerleşkesi” yazısını ilk gördüğümde millî duygularım kabardı, sevindim. Güzel bir gelişme bence, çünkü kampus-kampüs değil bu arada, kampus. Bu da ayrı bir konu- İngilizce bir kelimedir. Yerleşke tam yerine oturuyor. Tamam, güzel bir gelişme, ama şunu merak ediyorum asıl: “Aman canım, kampus yerine yerleşke olsa ne olacak, ne değişecek diye soranlara nasıl cevap verilecek?” Bu tür insanlar nasıl ikna edilecek? İnsanlarda bu bilinci oluşturmanın zor olduğunu düşünüyorum. Bu, insanın içinden gelmesi gereken bir şey. Türkçeci ol, demekle kimse Türkçeci olmaz. Vatan, millet sevgisi gibi… Vatanını sev, deyince insanlar vatanını mı seviyorlar sanki! İnsanın derinliklerinden gelmesi gereken bir duygudur bu.

Oktay Sinanoğlu’nun kitabı muhtelif televizyon kanallarında yayımlanan söyleşilerden, köşe yazısı mahiyetinde yazdığı yazılardan ve ona gelen mektuplar ve iletilerden mürekkep. Mektuplar ve iletiler kısmında övgülere ağırlıklı olarak yer ayrıldığı gibi yazarı eleştirenlerin görüşlerinde de yer verilmiş. Bu da bizi yazarın yazılarına, fikrilerine farklı bir açıdan bakabilmemize olanak sağlıyor.

Oktay Sinanoğlu Büyük Uyanış kitabında, ağırlıklı olarak, eğitim dilinin ne olması gerektiği konusuna değinirken, Türkiye ve dünya ile ilgili sorunlara da temas ediyor. Mesela ilginç görüşlerinden bazılarını sıralayabildiğim kadarıyla sıralayayım:

1-) Türkiye’nin Kıbrıs sorunu yoktur; Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaptığı bu mezalimin, alçaklığın, insan dışı davranışların meydana getirdiği bir sorun vardır.

2-) Bu eğitim sistemiyle ezberci beyinler yetiştirildiğinden millette sorgulama yeteneği köreltilmiştir.

3-) Türkiye’de sağ-sol çatışmasını çıkaran Amerika’dır. Sahte sağ-sahte sol da onun sayesinde çıkmıştır.

4-) Avrupa Birliği Gümrük Anlaşması ile milyarlarca dolar zarara uğramıştır. Bunu Recep Tayip Erdoğan’ın kendisi de söylemiştir.

5-) Türkiye’nin borç paraya ihtiyacı yokken, IMF para verdi Türkiye’ye ve ABD ile Türkiye çeşitli antlaşmalar imzaladılar. Ülkemiz ABD’ye bağımlı hale getirildi. Ülkemizin iç işlerine müdahale etmeye başladılar.

6-) Biz ilk önce Tarzanca eğitimi bitirelim de ondan sonra Kürtçe eğitimini konuşalım.

7-) Ermenistan’ın niyeti bellidir. Dış çevreler Ermenî palavralarını çıkarları gereğince desteklemektedir.

8-) ABD’deki başkanlık seçimlerinde Ermenilerden de oy alınması için onların söylemleri dinlenmeliymiş. Bu da palavradır. ABD’de 350-400 bin Ermeni yaşamaktadır. Bir avuç kadar Ermeni’den oy almak için mi sözde Ermeni soykırımı dayatılmaktadır? Bunun altında bir bit yeniği vardır, bunlar büyük oyunun bir parçasıdır.

Oktay Sinanoğlu daha bir sürü soruna temas ediyor, ama benim aklımda bu kadarı kaldı. Daha başka ayrıntılarla kitabı anlatmaya devam edeceğim. Şimdilik özetimi burada noktalıyorum. Büyük uyanışı gerçekleştirmek için kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim.

- Yazının başına dön!

azizkan86

Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://www41.websamba.com/yazarlar/

Sen Ne Düşünüyorsun?

    

Güvenlik Kodu: