Tenimizi okşayan temiz sularda yıkanırken vücudumuz, en içli dualarımızla rahatlar ruhumuz. Edebiyle tebessüm eden nurlu bir yüz gördüğümüzde, hayranlık veren bakışlarla seyrederiz onu. Saadetli asırlar gibi veciz olmasa da sözlerimiz, maneviyatın gül kokulu esintisinden bir meltem yakalamaya çalışırız. En güzel nidanın ezan olduğunu bilir bütün Müslümanlar. Güneşin can acıtıcı sıcaklığını gölgede bırakacak kadar rencide edici sözlerimiz hep arka cebimizde saklıdır. Beklemeyi bilmiyor artık hırçın cümleleriniz. Anlamayı unutmuş asırlardır süre gelen inancınız. Bugün Cuma. En kavli duygularımla aldım abdestimi. En samimi duygularımla dinledim imam efendinin ağzından dökülen inci taneli sözleri. Aldım günahımla birlikte bozulmuş tövbelerimi ve biliyorum ki açılacak bugün gök kubbeden bir af kapısı. Uzun zamandır girmediğim kapıdan içeri adımımı attım. Unutulmaya yüz tutmuş bir kokuyu teneffüs ettim. Daha çocuk yaştayken annemin söylediği güzel ilahilere benzer sözleri tekrar dinledim. Neden insanlar camiye girerken ayakkabıları kilitli bir dolapta saklıyor. Kardeşliğin adı ne zamandan beri ‘Sana güvenmiyorum ey Müslüman, o yüzden ayakkabımı kilitli bir dolaba koyuyorum’ oldu? Yan yana aynı safta yer alanlar kaç yıldır ‘acaba’ sözleriyle omuz omuza ibadet ediyor. Şimdi peygamber (s.a.v) yanınıza saf dursa, O’na da mı aynı gözle bakardınız? Şimdi mübarek bir elin saçlarımı okşamasını, kulaklarımı tırmalayan en içli sözlerin nakaratlarını yakalamama izin verin. Ne olur tek rekatta olsa beni O’nun gül sevgisiyle baş başa bırakın. Alnım secdeye değdiğinde neden bu kadar geciktiğimi sorarsa Rabbim; affet beni, ne olur affet beni, ey bana kendi ruhundan üfleyen Rabbim demeliyim. Kimsesizlerin sahibini ne zamandan beri kimsesiz bıraktınız? Affedenlerin en affedenin kapısına ne zamandan beri kilit vurdunuz? Şefkatiyle yeryüzüne saran yüceler yücesinin rahmetine ne zamandan beri nail değilsiniz? İmam selam verdikten sonra ne kadar çok terlediğimi fark ettim. Nasıl nefes nefese kalmışım bilemedim. Kimsenin birbirine güvenmediği bugün anladım. Ayakkabısını bile camiye girdiğinde kilitli bir dolaba koyan bu insanlar da kim? ‘Muhammedül emin’ olmayı ne kadar da çabuk unutmuşuz. Güvenilir Müslüman olmayı hangi yüzyılda bıraktık? Birbirinin yüzüne gülen insanlar nerede? Dostça sarılmaların yerini kibirli bakışlar mı aldı? Yoksa siz de, camiye girdiğinde ayakkabısını kilitleyenlerden misiniz?



