“Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir” diye biz söz duydum, sevgili hocam Nuran Yıldız’dan. Bu sözde bir parça kendimi gördüm ve yazmak istedim.
Bile bile lades denir ya, işte tam da böyle bir şey benimki… Her zaman eleştirdiğim noktamdır. Niye hep dar bir bakış açısıyla bakarım ki sorunlara, hayatta anlamam? Bir şeye saplanıp kalırım bazen. Konuya dair başka bir düşünce duyduğumda da kızarım kendime, bunu nasıl düşünemedim diye.
Neyse ki bunun geliştirilebilir, öğrenilebilir bir durum olduğunu öğrendim de üzülmüyorum artık, durumun üstüne gidiyorum. Aslında dardan ziyade yarım, eksik demem daha doğru belki ama sonuçta dar.
Hep geniş düşün derim kendi kendime. Geniş ve daha geniş…
Bir şeyi düşünüyorsan o şeyin bir de alternatifi mutlaka vardır. İşte malumunuz kuyu… Neden kuyunun derin olduğunu düşünürüz ki sadece? İp asla kısa değildir. Kuyu derindir. Kuyunun derin olması durumuna da müdahale edemeyiz ve biter çareler. Kapanır konu!
Oysa biraz çalıştırsak aklımızı, çok değil biraz düşünsek, ipi uzatırız kuyuya inmek için. Ama yok kuyu derin bir defa! Çaresiziz!
Bir reklam yazarı adayı olarak hiç unutmamalıyım ki kuyu derindir evet, ama hiç şüphesiz ip hep kısadır ! İpin boyuyla oynanayabilirim!
Dar düşünmemeliyim geniş ve daha geniş… Yoksa ne sorun çözülür ne de alternetif geliştirilir. Kalakalırım sığ fikirlerle…
Ama açılmalı fikirlerim enginlere!
Not: Bu yazıyı yazdığımda tarih ekim ikibinsekizi gösteriyordu. O gün, bu gündür ipi her gün biraz daha uzatıyorum. Az kaldı kuyuya indim, ineceğim…



