Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

Derin Yahudi

  |  16 Ağustos 2010  |  Kitap

Bu kitabı satın almak için kapağa tıklayın.

Cengiz Özakıncı’nın kitaplarını okumaya devam ediyorum. Bu seferki durağım Derin Yahudi- Siyon Türk Zelda. Cengiz Özakıncı’nın okuduğum yedinci eseridir Derin Yahudi. Her eseri birbirinden değerli olan yazarın İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü, İblisin Kıblesi, Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Neveser, Euro-Dolar Savaşı, Dolmakalem Savaşları adlı kitapları araştırmacı kimliğini gösteren eşsiz eserlerdir.

Okuduğum her kitabı şaşırtıyor beni. Kolay kolay bulamayacağınız belgeler, fotoğraflar, resimler Cengiz Özakıncı’nın eserlerini diğer kitaplardan farklı kılarken, hem okurların dikkatini çekiyor hem de hafızalarında yer etmesini sağlıyor. Çünkü görsellik, yazıya göre daha çok akılda kalıyor. Bir metni okuduğunuzda metinden aklınızda kalanlar ile o metnin sesli videosunu izlediğinizde aklınızda kalanlar arasında uçurum olacağına eminim. İkincisi birincisine göre daha kalıcıdır, görsellik hafızlarda daha fazla yer tutar hiç şüphesiz. Bu yöntemi Cengiz Özakıncı da kullanıyor ve okurların daha fazla ilgisini çekiyor. Mesela İblisin Kıblesi’ndeki Zbignew Brzezinski’nin Usame Bin Ladin’e silah verirken çekilen fotoğrafı görmeden bu olay hakkındaki yazılanları okumak fotoğrafı görerek açıklamaları okumaktan daha az etkilidir.

Aynı zamanda, Dolmakalem Savaşları’nın ikinci sayfasında yazdığına göre, görsel sanatların resim, grafik ve sanatsal fotoğraf dallarında eserler veren ve sergiler açan yazarın niye görselliğe önem verdiği çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Cengiz Özakıncı’nın hem bulduğu fotoğraflarla, resimlerle hem de yazdıklarıyla, çıkarsamalarıyla, her şeyin bir sebep-sonuç ilişkisine bağlamasıyla hiçbir yazara benzemeyen bir yapısı var. O yüzden Cengiz Özakıncı’yı hep “değerli bir yazar” olarak görüyorum. O yüzden elimde olan kitaplarının hepsi orijinal. Bu kadar değerli gördüğüm bu münevveri onun içindir ki üç kez aradım. Ve aramaya devam edeceğim. Yoksa değerli görmediğim bir yazarı niye arayayım ki! İslâm’ı yok sayan ve her daim inkâr eden, Darvinci olmakla övünen, maymundan geldiğimize kör kütük inanmış aydınların tersine Cengiz Özakıncı ilahiyatçı olmasa da Arapça öğrenerek ve araştırma yoluyla İslâm’ın doğrusunu kitlelere öğretmeyi amaç edinen, amaçlarından biri budur desek daha doğru olur, bir aydındır. Ve aydın tanımı Cengiz Özakıncı’da vücut bulmuştur. Çünkü aydın dediğimiz kişi inkâr eden değil, doğruları öğreten, yanlışları düzeltendir. Ki bu doğru son din ve Allah’ın kıyamete kadar koruyacağı din olma iddiasında olan İslâm ve ülkemizdeki insanların yüzde 90’ının Müslüman olduğu gerçeği ise, dini inkâr etmenin hiç de elle tutulur bir yanı yoktur. Ki böyle bir tanım içinde olan aydın değildir bana göre, yarı “aydın”dır.

Şimdi diyeceksiniz ki her aydının dini inkâr etmesi hakkı değil mi? Hıristiyan bir ülkede yaşayan bir Hıristiyan olsaydım ve Hıristiyanlığın tahrif edilmiş bir din olduğu gerçeğine bir şekilde ulaşsaydım, elbette her aydının bir dini tanımasının şart olmadığını düşünürdüm. Oysa biz gelmiş geçmiş en kapsamlı din ve son din olan İslâm dininden bahsediyoruz. O zaman durup düşünmek gerekmiyor mu? Ve Türkiye’de tam bir aydın olmak için İslâm’ı direk silmenin tersine onu okuyup, anlamaya çalışmak ve hurafelerden arındırmak bir aydının aslî vazifesi değil mi? İşte Cengiz Özakıncı’yı gözümde diğerlerinden farklı kılan yanı budur. İlhan Arsel’in Aydın ve “Aydın” adlı kitabını aldığımda daha çok bilgilenerek bu konuyu derinlemesine irdeleyeceğim.

Derin Yahudi 381 sayfadan mürekkep bir roman. Gerçi bu kitaba roman demek doğru olmaz. Roman değil bu, kitabın arka kapağında geçtiği şekliyle, roman ötesi. Tam yerinde bir tabir kullanmışlar. Çünkü romanda her şey kurgudur, yazarın kaleminin gücü romanı gerçekmiş gibi algılatmasına bağlıdır. Kurgu, ama gerçekmiş hissi uyandıran kurgu. Yalnız, her halükarda romandır bu. Oysa gerçekle kurguyu bir arada tutan romanlar farklı bir yapıya sahip. İşte bu yüzden “roman ötesi” tabiri çok mantıklı ve uygun. Kendisini aradığımda Cengiz Özakıncı “Bu kitap bütün roman türlerini içinde barındırarak yazılmış bir kitaptır.”demişti. Aynen böyle bir kitap bu.

Ezber bozan yazar Cengiz Özakıncı’nın bu eseri serinin üçüncü kitabı olma niteliği taşıyor. Daha da arkası gelecek, diyor yazar. Serinin birinci kitabı Neveser, ikincisi Münevver’dir. Münevver’i okumaya daha fırsat bulamadım. Yalnız şunu biliyorum ki Derin Yahudi’de Neveser ve Münevver’de izler var. Sonraki kitaplarda da bu üçünden izler olacağından şüphem yok. Cengiz Özakıncı yeni bir roman türü olduğunu belli etmek için Neveser adını vermiş serinin ilk kitabına. Çünkü New- Eser, yani Yeni- Eser. Ve kelime oyunu yaparak Neveser’de karar kılmış yazarımız. Serinin diğer kitaplarını merakla bekliyorum. ( Kitap okumaya başladığım günlerde Jean Christophe Grange ve Dan Brown’un; bu yazarlardan sıkılmaya ve roman okumaktan bıkmaya başlayınca Nihat Genç’in; Nihat Genç’i yeterince okuyup onun fikirlerini, görüşlerini kavrayınca Cengiz Özakıncı’nın eserlerine merak saldım. Bakalım Cengiz Özakıncı’dan sonra hangi yazarı keşfedeceğim.)

Cengiz Özakıncı çok akıcı bir üslup kullanıyor kitabında. Ama kitabı okurken zorlanıyorsunuz, bazı cümleleri birkaç kez okumak zorunda kalıyorsunuz, çünkü o kadar çok bilgi var ki kitabın içinde hepsi birbirine karışıyor. Bence bu kitap yazarın en ağır- ağdalı diyemeyeceğim, çünkü yalın bir dili var- kitabıdır. Yazar fazla bilgi yüklüyor okuyucuya. Diğer dört kitabı fotoğraflı olduğundan, yazar görselliği kullanarak anlatmaya çalışıyordu meramını. Oysa bu kitapta çok az görsellik kullanılmış. Böyle olunca da anlamakta epey güçlük çektim.

Cengiz Özakıncı’yı telefonla aradığımda henüz bu kitabı bitirmemiştim. “Cengiz Bey” dedim; “Kitabı okurken ürettiğiniz her karakterin, yaşanan her olayın gerçek olduğu hissine kapıldım. Neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu nasıl ayırt edeceğiz.”dedim. Aslında neyin gerçek olduğunu biliyordum, ama kurgu bazen gerçekle karışıyordu. “İşte bir yazarın başarısı.”diye cevap verdi Cengiz Özakıncı ve on dakika gerçeklikle kurgu arasındaki ilişki üzerine konuştu. Aslında bu konuyu kısa tutsaydı, daha farklı konular üzerinde konuşabilirdik. Saygımdan dolayı da sözünü kesmedim yazarın. Yazar birçok benzetmeyle anlatmaya çalıştı bu ilişkiyi. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle belirtmişti: “Bir tiyatro sahnesi düşün. Oyunculardan biri gazete almış eline, okuyor. Sahnedeki gazete gerçektir, ama oyuncuların hal ve hareketleri kurgudur, oyundur.” Dekor gerçektir, ama oyuncular, adı üstünde, oyun oynar. İşte Derin Yahudi oyuncularıyla, dekoruyla bir “roman ötesi”dir.

Bu özeti yarısını yazdıktan bir gün sonra Cengiz Özakıncı’yı rüyamda gördüm. Yine özetin yarısını yazdığım gün Merdan Yanardağ’ın sunduğu 5. Boyut programına katılan Cengiz Özakıncı’nın İblisin Kıblesi kitabını anlattığı iki saatlik videoyu internetten indirmiştim. Demek ki hem Derin Yahudi, hem de video bilinçaltıma iyice yerleşmiş. Rüyama gelince… Akla ziyan diyebilirim. Dört kişi bir masada oturuyoruz. Amca, teyze ve ben kola içiyoruz; Cengiz Özakıncı şarap içiyor- Derin Yahudi’de de şarap içiyordu. Buradan aklımda kalmış olsa gerek. Bu arada bu teyze ve amca bana şarap içmemem konusunda kaş göz işareti yapıyor. Ben zaten içmeyecektim. Neyse… Cengiz Özakıncı kolanın üstüne şarap döküyor ve bardak tam dolmadan şarap tükeniyor. Şarapla kolayı karıştıran bu yazar bana “Git şarap al gel.”diyor ve cebindeki bütün bozuk paraları çıkartıyor. “Üstünü ben tamamlarım.”diyorum. Tam devamını merak ederken, annem beni uyandırıyor İzmir’de halletmem gereken işler olduğu için. Ve devamı çok merak ettiğim rüya böylece yarım kalıyor. Belki birgün bilinçaltım bu rüyanın devamını görmeyi nasip eder bana.

Cengiz Özakıncı şu sıralar okuduğum Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, gibi ezber bozan bir yazar. Ezberlerinin bozulmasından endişe edenler hiç okumasınlar onun kitaplarını. Baştan söyleyelim.

Derin Yahudi içinde barındırdığı, işlediği konular bakımından ağır bir kitap. Daha çok ırk temeli üzerinden yazılanlar şekilleniyor. Hazar Türklerinin sonradan Yahudi ve şimdiki Siyonistlerin Hazar Türklerinden olduğu tezi üzerinde sayfalarca tartışıyor Cengiz Özakıncı Siyon-Türk Zelda’nın amcası İzak ile. Bu tartışmalar okuyucuyu bilgilendirmek için yazılmış tartışmalardır. Bu tartışmalar kitabın yarısından fazlasını kaplıyor. Bunları okurken İzak gerçekte varmış gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Oysa İzak karakterini oluşturan yazarın kendisi. İzak’tan bir şeyler öğreniyor, hâlbuki yazarın kendisi bir şeyler öğretiyor. Yazar kendisiyle çatışıyormuş, kapışıyormuş gibi yazıyor yazılarını. Bu kitap yazarın zaman zaman özeleştiri yaptığını da sezdiriyor bize.

Kitabın eksik gördüğüm yanlarından biri deyim ve deyiş sözcüğünün karıştırılmasıdır. Deyim farklı, deyiş farklı anlamdadır. Kitabın arkasında şöyle bir ifade var: “Doğru deyim: Roman ötesi” Burada kullanılması doğru olan sözcük “deyiş”tir, çünkü her deyim bir deyiş değildir. Deyimler kalıplaşmıştır ve her yazılan deyim olmaz; deyişler kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu yanlış sadece bu kitap için geçerli değildir. Okuduğum yazarların birçoğu deyim ile deyiş kelimelerini birbirine karıştırmaktadır. Ne… ne… bağlacını soktukları cümledeki yüklemi olumsuz hale getirip bilgisizliklerini açığa çıkarttıkları gibi… Bunlara ek olarak kitabın 318. sayfasında “tavşana kaç tazı tut” deyiminin eksik yazıldığı göze çarpıyor. Doğrusu “tavşana kaç, tazıya tut” olacak. Benden hatırlatması. Belki bu satırlar okunur ilgili kişiler tarafından ve bir sonraki baskılara bu yanlışlar taşınmaz.

Cengiz Özakıncı kitabın ön kapağındaki fotoğrafa 800$ ödediğini söyledi bana. İblisin Kıblesi’nin ön kapağında yer alan fotoğrafa da aynı ücreti ödemiş. Çünkü kullanılan fotoğraflarının telif hakkı ödenmesi gerekiyormuş, yoksa fotoğrafı çekenin fotoğrafı izinsiz kullananı dava etme hakkı varmış. Yazar daha sonra ortaya çıkabilecek bir sorunu kökten halletmek için fotoğrafların telif ücretlerini ödeme yolunu seçmiş. Bu yüzden yazarın kitaplarında kullandığı fotoğrafların, resimlerin hepsi belgelidir. Yazar, işini şansa bırakmadığını gösteriyor.

Girilen sitede fotoğrafın üzerinin damgalı olduğu görülüyormuş Sonra internet vasıtasıyla fotoğrafın parası ödendiğinde fotoğrafın sansürsüz olanı gönderiliyormuş. Hâlbuki ben Google’a girdiğimde bu fotoları hemen indirdim hem de damgaları kaldırılmış olarak. Demek ki Cengiz Özakıncı eşeğini sağlam kazığa bağlamak istemiş.

Derin Yahudi’deki “derin” konulara başka bir yazımda değineceğim. İyi okumalar…

Okumaya Bunlarla Devam Et:

- Yazının başına dön!


Sen ne düşünüyorsun?