Bu cümleler neden zihnimin sularında yıllardır? Oysa yazmak değil midir yazıcının tek becerebildiği uğraşı? Belki de bu uykusuz ve karanlık geceyi beklemiştir içimdeki kelime kutusu hüznüme mana bulacak cümlelere bürünmek için.
“Uykusuz gecenin baş müsebbibidir şiir. Hüzün kırıntıları serper derin yaralara merhem diye…”Bu yüzden şiirle başlıyorum ağlamaya, hıçkırmaya… Gecenin loşluğunda gittikçe büyüyor kalemimin gölgesi karşı duvarda. Birkaç mısra okuyorum, yazıyorum, ağlıyorum. Islanıyor mürekkep ve tarihe karışıyor içimin sırları ucuz bir sahifenin ortasında. Vehmediyorum aniden fakat kelime kutumdan bir kelime silsilesi daha vuruyor dağılmış mürekkepten arta kalan beyazlığa…(Dermanım dermansızlıktır benim.)
Gece çınsabaha dönerken Fuzuli’den bir beyit çakılıyor kâğıdımın köşesine dipnot niyetine.
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır”
Neden derman istemez ki yüreği yazıcının? Tuz ve hüzün kırıntıları serper yaralarına çığlıklar koparsın diye… İşte bu sorularda boğulacakken, zihnimde itiraf cesareti bulamayan düşüncelerim yüreğimde buluyor soluğu yine şair-i has Fuzuli’yle beraber.
“Ya rab belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni”
İşte ağlamaklı suretim gülüyor biraz bu vakitte. Uzak zamanlardan koca bir saray edebiyatına ve 16. zirve yüzyılına damgasını vurmuş halka yakın bir divan şairi dokunuyor yüreğime. Anlıyorum sevgili özlendikçe güzel, aşk belasıyla, acısıyla gerçekmiş…



çok güzel bir yazı olmuşş tebrik ederim…fuzulinin beyitleride bi hoşluk katmış