“Dünya kötüye gitmez. Türkiye’de gitmez. Enseyi karartmayın.” Çetin Altan’ın Enseyi Karartmayın kitabını okuyanlar bu cümleleri hemen hatırlayacaklardır. Çetin Altan hemen her fıkra yazısının – ki bu fıkra yazılarını Nasrettin Hoca’nın fıkraları olarak algılamayın – sonuna bu üç cümleyi ekliyor.
Çetin Altan’ın 1999’dan başlayarak 2003’e kadar yazdığı yazıları Solmaz Kamuran hiç üşenmeden istiflemiş, birbiriyle bağlantılı olan yazıları istifademize sunmuş ve güzel bir fıkra yazılarından oluşan kitap çıkmış ortaya.
Kitabı okuduğum için hiç pişman değilim. Çetin Altan’ın fikirlerini öğrenme fırsatı buldum bu kitap sayesinde.
Çetin Altan, Akşam, Sabah, Politika, Hürriyet, Güneş gazetelerinde fıkra yazarlığı görevinde çalıştı. Şu anda Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 1965–1969 arasında milletvekilliği yapmıştır.
Çetin Altan’ın eleştireceğim tek yönü, bir yazısında Türkiye’yi yönetenlerin gelecek nesillere hiç kitap bırakmamasını tenkit etmesidir. Meclis içinde olanları açığa çıkartacak bir baba yiğidin çıkmamasını eleştirmiştir. Oysa kendisi bizzat milletvekilliği yapmıştır. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demek geliyor içimden. Kendin dört sene boyunca milletvekilliği yapmıştın, yazsaydın o zaman meclis içinde dönen dolapları, üçkâğıtları. Yoksa sen de mi o kervana katıldın Sayın Çetin Altan? “Enseyi Karartmayın” eserinden hareket edersek böyle bir yargıya varmak mümkün değildir. Biz bu yazımızda Çetin Altan’ın fırtınaya kapılıp kapılmadığıyla ilgilenmeyecek, bize tuhaf gelen ve bizi şaşırtan, bilgilendiren, geleceğe dönük yazılardan bölük pörçük kısımlarını istifadenize sunarak Çetin Altan hakkında görüş sahibi olmanıza vesile olacağız.
Çetin Altan nükteli üslubuyla güldürürken düşündüren nadir yazarlarımızdan biridir. Bu tarz kalemi “ mürekkebi kurumayan yazar ” diye adlandırdığım merhum Aziz Nesin bir zamanlar oynatıyordu. Şu anda gazete yazarı olarak Çetin Altan’ dan başka nükteli yazılar yazan yoktur. Çetin Altan kalıplaşmış kelimelerin dışına çıkan bir yazar aynı zamanda. Mesela, “ ne ekonomi bilinci kristalleşmiş… ” gibi normalin dışında ya da kullanılmayan kelime varyasyonlarıyla karşı karşıya bırakıyor bizi. Ben sadece deyimler ve atasözlerimizin hiç değiştirilmeden kullanılmasından yanayım. Doğrusu da bu değil mi gerçekten?
Çetin Altan 21. yüzyılın Türkiye’yi es geçmeyeceğini ve bu yüzyılda Türkiye’nin değişen dünya koşullarından dolayı küreselleşmeye istemese bile mecburi olarak ayak uyduracağını anlatıyor ana tema olarak. Bu savını üstüne basa basa tekrarlıyor. Yazara göre Türkiye, dünyada gelişen dış dinamiklere karşı antitoksin geliştiremeyecek ve yahut başka bir ifadeyle göğsünü siper edemeyecek. Çünkü, küreselleşme göğsünü yarıp geçecek. Bu konuda ” hiç endişeniz olmasın ” diyor, yazar. Ülkemizin on beş veya yirmi yıl içinde AB’ ye gireceğini söylüyor. Laik bir model olan Türkiye’nin, diğer İslam ülkelerine örnek olacağını belirtiyor. Küresel sermayenin refah ve saadet getireceğine inanıyor. Türkiye’ de hamaset propagandasıyla yetişen gençliğin ülkeye hiçbir yararının olmadığını ve bunun ” Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur ” gibi kalıplaşmış laflarla katmerleştirmenin ülkeye fayda etmediğinin altını çiziyor. Bunların Enver Paşa’dan kalma beylik ifadeler olduğunu belirtiyor. Bu basmakalıp hamaset edebiyatının hiçbir faydasının olmadığını ise şu raporlarla açıklıyor: ” Yaşam kalitesi açısında Türkiye’nin 86. sıraya gerilemesi ve 8,5 milyon nüfuslu İsveç’in yıllık ihracatının 90 milyar dolar, 68 milyon nüfuslu Türkiye’nin 30 milyar dolar olması ” vs. Bu yüzden kesinlikle Türkiye’nin 21. yüzyılda küreselleşeceğini vurguluyor. Ayrıca, benim ” Taraf ve Cumhuriyet’e Ek Olarak ” başlıklı yazımda belirttiğim gibi, bir milyon üç yüz milyonluk İslam âleminin küreselleşmeden nasibini alacağını, çünkü yapılan teknolojilerin fakir ülkelere değil zengin ülkelere satılabileceğini ve dolayısıyla küreselleşme önderlerinin topyekûn İslam âleminin kalkınmasına yardımcı olacağını belirtiyor. Para yoksa teknolojiyi kim alır ki! Bana göre bu sadece İslam ülkeleri için değil, yoksulluktan bitap düşmüş Afrika için de geçerli.
” Enseyi karartmayın ” sözünden kastı şu yazarın: Güneş tepede olduğunda iki büklüm yürürseniz, enseniz yanar ve dolayısıyla kararır. Fakat dik yürüdüğünüz zaman enseniz kararmaz. Çetin Altan başınız dik olsun diyor ve Çetin Altan hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmıyor. Türkiye kesinlikle küreselleşme rüzgârıyla savrulacaktır diyor. Küreselleşme ve saydamlaşma rüzgârları dünyada 21. yüzyıla damgasını vuracak ve dünyanın bu rüzgârlardan nasibini almaması olanaksız hale gelecek.
Bakalım neler yazıyor Çetin Altan’ın kitabında:
1-) “…K.Marx’ın üstünde durulması gereken bir sözü var: Tarihte ne olmuşsa, başka türlü olamayacağı için olmuştur. Yüzyıllar boyunca Türkiye yönetimlerindeki talancılık, avantacılık, rüşvetçilik de bugüne dek önlenemediği için önlenemedi.”
2-) “…Türkiye’nin kendini değiştirecek güçte olmadığını bizim kuşaktan önceki yazarlar da söylediler bana; örneğin Hüseyin Cahit, Refik Halit, Refi Cevat, Vala Nurettin. Ve Türkiye 21. yüzyılı tam bir fiyaskoyla kapattı. AB, adam başına düşen ulusal gelir biriminde 20–30 bin dolar arasını koşmaya başlamışken, Türkiye’de bu birim 3 bin doların altında kaldı.”
3-) “…Devlet hukuktan önce gelir demek, omlet yumurtadan önce gelir demekle eş anlamlıdır.”
4-) “…Türkiye’nin de genel bir saydamlık içinde kalite kadrolarını ön plana çıkararak kanatlarını büyütebilmesi için yılda en az 20 milyar dolarlık global sermaye yatırımına gereksinimi var. Global sermaye ise, yatırım yapmak için Türkiye’yi güvenceli bir ülke olarak hiç mi hiç görmüyor.”(Yıl 2001)
5-) “…Ancak dünyayı, Türkiye’den ibaret sanma hipnozları içinde olduğumuz kesin. Nasıl olmasın ki, daha ilkokul sıralarında hamaset büyüleriyle sarmalanmaya başlıyoruz:
Atalarım gökten yere indirdiler ay yıldızı
Bir buluta sardılar ki rengi şafaktan kırmızı”
6-) “…NATO’nun temel kuruluş sebebi ise, ABD’nin atom başlıklı ve uzun menzilli füzeler üretmekte Sovyetlerin gerisinde kalmasıydı. Pentagon çok daha yakın mesafeden kullanabiliyordu orta menzilli füzelerini. O sebeple de Avrupa ülkelerinin milliyetçi kimliğini örselemeden NATO örgütünü kurmuş ve orta menzilli füzelerini Avrupa ülkelerinin topraklarına taşımıştı…Türkiye’de de NATO’nun 60’a yakın askeri üssü, bunun dışında da Washington’la ikili anlaşmalar sonucu kabul edilmiş özel Amerikan üsleri vardı…Bendeniz bunları Paris’te NATO Başkomutanı olan Org. Norstad’dan öğrenmiş ve yazmıştım. O zamanlar 27 yaşındaydım ve böyle şeyler yazdığım için ilk kez ellerime kelepçe vurularak, askeri mahkemeye verilmiştim. DP Balıkesir milletvekili Sıtkı Yırcalı da meclis kürsüsünden aynı konulara değinen bir açıklama yapınca düştü bizim mahkeme.”
7-) “…Bundan 4–5 ay kadar önce Tufan Türenç de Türkiye’de adam başına düşen yıllık kitap harcamasının sadece 2 dolar olduğunu açıklamıştı. Bu birim AB’de 500 dolardı… Japonya’da 2 kişiye 1 gazete düşerken, bizde 20 kişiye bir gazete düşüyordu.”
8-) “…En benimsenmiş geçim kaynağı Hazine, en payeli uğraş da politika.”
9-) “…Toklar açların durumunu- bizzat açların kendilerinden daha çok – anlama zorunluluğunu duymadalar.”
10-) “…Efendim 20.yüzyılın iki büyük yanılgısı oldu: Ekonomiyi politikacıların iradesine göre değişik uygulamalar içinde kullanılabilecek bir mekanizma sanmak; leninizmi ve Sovyet modelini komünizm sanmak.”
11-) “Şu kesin ki Türkiye’ye 21. yüzyılı da ıskalatmayacaklar ve 100 milyarlık İslam dünyasına çağdaş ve iyice kalkınmış bir İslam modeli olarak gösterecekler Türkiye’yi. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.”
12-) “…Düşünün ki seçimlere katılacak parti sayısı 23. Yani, 23 siyasi parti lideri. Her biri de iktidar olma, yani tahta oturma tutkusunda. Bir de seçimlere katılamayan partiler var. Tümünün sayısı ne kadar bilmiyorum. Sanırım 60, yahut 60’ı aşkın.”
13-) “…Kore’ye asker gönderme karşılığında da Marshall yardımları gelmeye başlamıştı Ankara’ya.”
14-) “…Refik Halit 24 yıl sürgünde kaldı, Hüseyin Cahit 82 yaşında tıkıldı hapishaneye, Kemal Tahir’in 14 yılı hapishanelerde geçti, Sabahattin Âli kafasına odun vurularak öldürüldü, Necip Fazıl’ın hapishaneden gönderdiği mektubu hâlâ okurum arada sırada”
15-) “…Milletvekilliği yapmışlar arasında meclis anılarını yazanlar da pek çıkmadı. Siyasal hayatın gerçek yüzü ortaya hiç konmadı.”
16-) “…O sırada bizim kuşağın militerleri, ABD Yunanistan’dan daha sadık olduklarını anlatmak için Amerikan generallerine şöyle diyorlardı:
— Biz Türkiye’de sizin solcularınızı dahi yasaklıyoruz.
Gerçekten de Jack London’un Demir Ökçe’si ile Steinback’in Bitmeyen Kavga’sı yasaklanmıştı.”
17-)”…ABD’den 300 milyon dolar yardım isteyip de alamayan Menderes Sovyetlere yaklaşma eğilimi gösterince, bir darbeyle devrilip idam edildi.”
18-) “Meslek sahibi olmak yerine koltuk sahibi olmak…”
19-) “…Ve gençlere Sultan Aziz’e kadar sürekli padişahlarla Cumhuriyet dönemi siyasetçilerinin propagandaları yapılmıştır. Oysa tarih dersleri eksisi artısıyla analitik bir tarih bilinci geliştirmek içindir.”
20-) “…Ve “varlıklı olmak”la var olmak arasındaki tarihsel billurlaşma üstünde bir bilinç sahibi olmak…”
21-) “…Türklerin bir özelliği de “önemliler hiyerarşisi” yanında “değerliler hiyerarşisi” yaratamamış olmasıdır.” Kendi kanaatimce, yaratmak yerine oluşturmak fiili kullanılmalıdır. Yaratmak fiili her yerde kullanılmamalıdır.
22-)”…Peki ABD’nin atom başlığı taşıyan kaç füzesi vardı Türkiye’de? Vaktiyle yine bir Amerikan askeri dergisinin yazdığına gör, 16. Türk kamuoyunun haberi var mı bütün bunlardan?”
23-)”…Süleyman Bey ABD’nin özel üsleri için:
—Onlar üs değil tesis, der dururdu.”
24-) “…Lütfen “100 yıl sonra bize ne?” demeyiniz tıpkı “100 yıl öncesinden bize ne?” de demememiz gerektiği gibi; madem çocuklarınızın çağdaş bir dünya ile bütünleşerek yaşlanmasından yanasınız.”
İşte size Çetin Altan’dan yirmi dört, bana göre, aforizma… Tepe tepe kullanın. Bu aforizmalar sayesinde olaylara bakış açınızın sınırlarının dar kalıplardan kurtulacağına inanıyorum.



