
Kısa bir zaman aralığında ve hayata tutunma çabaları içerisinde korkularımın yersizlikleriyle yüzleştim. Filmler, karanlık, yalnızlık… Korkuyla özdeşleştirdiğim hiçbir şeyin bu sancıya sebep olamayacağını anladığımda korkunun acı öncesi hissiyatları ifade eden gerçek anlamıyla tanıştım. Acıyla korkunun bedenimdeki karmaşık ilişkisinde hissedebildiğim yalnızca garip bir acıyken, tekrarlanan bu acı nöbetleri öncesinde korku duymayışım öz cesaretimden ziyade korkularımın suni yaratılmışlığını aydınlattı.
Özünde kendi filmimdeydim ve vahşet içerisindeki her sahne bana fazlasıyla acı veriyordu. Öyleyse en büyük acı üzeri insan etiyle örtülmüş dekorların arkasını görebilmekti. İçerisinde lanet ışığının yansıması görülen her bakış sahnenin arkasında leş yiyen bir köpeği besliyor, köpek gelişiyor ve giderek zincirlerinden kurtulup sahnenin kendisi oluyordu.
Acının uyuşturucu etkisinin yanında ona karşı bağışıklık edinmeniz asla mümkün değil. Sinir sistemimden çıkan her düşüncenin kalbimde odaklanıp vücuduma yayılışını hissetmek ağlamama neden oluyordu. Acıdan kaçamazdım ve böylesine sık geldiğine göre belirli amaçlar güdüyor olmalıydı. Dinlememek ağlama nöbetleri sayesinde mümkündü ve ben bugüne dek sürekli aynısını yapmıştım.
Kalbime ulaşarak inanılmaz bir şiddetle atmasına neden olan acı etkisini göstermeye başladığında konuşmak mümkün olmasa bile dinlemeye karar verdim. Sakin olmaya çalışıp yalnızca duyumsadım. Kalbim artık onu vücuduma dağıtmaya hazırdı ve her şey yeniden başlamıştı. Acı bedenimde ilerleyen bir zehir gibiydi ancak bütün olarak –dağılmadan- hareket ediyordu. Midemde küçük kramplara yol açtıktan sonra hızla kanımda ilerledi. Onu bedenimdeki etkisi sayesinde izledim ve yayılışına tepkisiz kaldım. Geçtiği her yolda farklı yaralarım vardı ve benim bile bilmediğim daha doğrusu önemsemediğim birçok yere ulaştı. Mucizevi bir biçimde artık her seferinde daha azını duyumsuyorum. Eminim ki artık yenileri açılmadığı müddetçe yaralarımın şefkat dolu panzehiriyle geçireceğim çok az vaktim var…



