Dolmakalem Savaşları, Cengiz Özakıncı’nın ilk baskısı 2003’te yapılan kitabıdır. Kitapta daha sonradan ayrı bir kitap
haline getirilip piyasaya sunulan Yazar Ne Yazar Ne Yazamaz ile Euro-Dolar Savaşları mevcut olmakla birlikte Dolmakalem Savaşları adı verilen bir ana başlığın altında yazarın daha önceden Kitap Gazetesi’nde yayımladığı Laikomani, İrticaomani, Ottomanomani, Lisanomani ve The Türkçe adlı yazıları yer almaktadır. Yazar bu yazılarda İslamcı yazarlara kökten saldırmakta ve onların foyasını meydana çıkartmaktadır. Cengiz Özakıncı’nın İslamcı denilen yazarların kitaplarını çok dikkatli bir şekilde okuduğu anlaşılmaktadır. Çünkü yazar dindar geçinen yazarların bir kelimesine bile dikkat etmektedir. Eleştiri okumak isteyenler, İslamcıların laik Türkiye Cumhuriyeti’ni devirip yerine eski Osmanlıyı başımıza getirme çabalarını öğrenmek isteyenler, kitlelerin nasıl bilerek ya da bilmeyerek yanlış bilgilerle donatıldığını bilmek isteyenler İslamcıları içine düştükleri çelişkilerle birlikte değerlendiren Cengiz Özakıncı’nın Dolmakalem Savaşları’nı okusunlar.
Bu kitap Cengiz Özakıncı’nın okuduğum üçüncü kitabıdır. Yazarın ilk okuduğum kitabı İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü, Müslüman dünyada 800’lerden Haçlı Seferleri’ne kadar bilimin yükselişe geçtiğini ve bu dönemde Batılılara bile İslâm âlimlerimizin ders verdiğini, Batı’ya ilmin Müslüman bilim adamlarının yazdıkları kitapların tercüme yoluyla öğrenilmesiyle geçtiğini ve ilmin kökeninin Doğu olduğunu anlatıyor belgeleriyle. Yazara hayran olduğumu belirtmek isterim bu kitapla. Daha sonra İblisin Kıblesi’ni okudum. Bu kitap hakkında da uzun yazılar kaleme aldım ve Denemeyazıları adlı internet sitesinde arkadaşlarımla paylaştım. Kitap, II. Dünya Savaşı’ndan günümüze dek din üzerinden oynanan oyunları, türbanın Türkiye’de hangi merhalelerden geçerek “siyasal simge” haline geldiğini, ülkemizdeki dini körükleyen darbeleri, Amerika’nın bu darbelerde ne kadar rolü olduğunu, Sovyet Rusya’nın nasıl yıkıldığını ve daha birçok konuyu gözler önüne seriyor. Cengiz Özakıncı bu iki kitabıyla Siyasal İslamcıların yüzüne şamar indiriyor ve feleğini şaşırtıyor. Dini siyasete alet edenlere gerekli cevapları veriyor. Bu iki kitap kesinlikle kütüphanenizin başköşesinde bulunmalıdır. Şu anda yazarın bir başka kitabı olan Türkiye’nin Siyasi İntiharı: Yeni Osmanlıcılık Tuzağı’nı okuyorum. Yazar sunduğu belgelerle şok ediyor okuyucuyu. Mesela II. Abdülhamit döneminde meğer ne kadar çok toprak kaybetmişiz. Oysaki II. Abdülhamit’i eleştirilemez kabul edenler onun döneminde hiçbir toprak kaybı yaşanmadığını savlamaktadırlar. Genelde II. Abdülhamit’i yüceltenler Meşrutiyet dönemini yerden yere vururlar. Dolayısıyla “kızıl sultan mı, ulu hakan mı” tartışmasının özünde yer alan II. Abdülhamit’in sütten çıkmış ak kaşık olmadığını idrak etmek gerekir. Bu konuyu ayrıca bir yazı altında değerlendirip bilginize sunacağım.
Cengiz Özakıncı’nın kısa biyografisini sunuyorum. Yazarın bir kitabı Marksist Açıdan Kemalist Devrim’e 1979’da basılmadan önce el konulmuş. Ayrıca Yeni Demokratik İşçi Birliği başlıklı bildiriler sebebiyle 12 Eylül döneminde tutuklanarak beş yıl cezaevinde yatmış. Cengiz Bey çok yönlü bir araştırmacı kimliği taşıyor. Görsel, yazılı, sözel iletişim, dil ve felsefe üzerinde çalışmış. İbrani, Grek, Latin, Arap, Göktürk yazı ve dilleri üzerinde çalışmaktaymış. Görsel sanatların resim, grafik ve sanatsal fotoğraf dallarında yapıtlar vermiş, sergiler açmış yazarımız. Ayrıca sanat felsefesine ilişkin kuramsal yazıları, sanat eleştirileri, öyküleri Gösteri, Argos, İn Vivo, İkibine Doğru gibi dergilerde yayımlanmış.
Cengiz Özakıncı’yı diğer aydınlardan farklı kılan özellikleri kitaplarını okudukça fark ediyorum. Bir kere Cengiz Özakıncı yüzde 98’i Müslüman olan bir ülkede Müslümanları hurafelerden, Siyasal İslamcıların çarpıtmalarından korumak için, yukarıda da belirttiğim gibi, Arap yazı ve dili üzerinde çalışıyor ve Kuran’ı Kerim’i hatmediyor. Hatmediyor dememin sebebi şudur ki Cengiz Özakıncı Kur’an’ı üstüne basa basa okuduğunu birçok yerde sezdirmektedir. Yazar ayrıca bu çalışmalarını Dil ve Din adı altında kitaplaştırmıştır, ilgililere duyurulur. Cengiz Bey’i diğer aydınlardan farklı kılan ikinci sebep, kendinde sözde değil, özde aydın sorumluluğunu taşımasıdır. Bunu kitabı Dolmakalem Savaşları’nda birçok yerde dile getirmiştir. Kendisini İslamcıların “muallimi” olarak tanıtan yazar müsveddesi, Kur’an’ı tersinden okumuş Kadir Mısıroğlu’nun kirli çamaşırlarını ipe sererken Aziz Nesin, Zülfü Livaneli, Alev Alatlı, Demirtaş Ceyhun, Çelik Gülersoy, Cemil Meriç, Zeki Velidi Togan, Turgut Akpınar, Murat Belge, Mete Tunçay, Asaf Savaş Akat gibi yazarlar tarafından Kadir Mısıroğlu’nun yazdıklarının şu ya da bu yanından tutulduğunu belirtip, isyan ediyor Cengiz Özakıncı. Yanlışları düzeltmeyi kendine bir borç biliyor yazar Cengiz Bey. Yanlışları düzeltmenin hakkımız olduğunu vurguluyor ve yanlışları düzeltmedikleri için Aziz Nesin gibi yazarlara haykırıyor. Mesela Aziz Nesin ne demiş biliyor musunuz? “Atatürkçü olan Müslüman olamaz, Müslüman olan Atatürkçü olamaz.”demiş ( sf. 431) Mesela Zülfü Livaneli dil devrimini ırkçılık diye damgalamış. Alev Alatlı “Yazı devrimine karşıyım, atalarımızla bağımızı kopardı.”demiş. Yazar Cengiz Bey aydın sorumluluğunu ve kimliğini üzerinde taşıdığını ve bundan hiç mi hiç gocunmadığını şu sözlerle açıklıyor: “ Dileyen dilediği amaç uğruna yazıp söylesin. Ancak yalan yaymasın. Evet, uydurma özgürlüğü var, ama çürütme özgürlüğü de var. Biz yalan çürütme özgürlüğümüzü doya doya kullanmak istiyoruz. Öyle ki, bu, içinde yaşadığımız bugünlerde, artık bir hak olmaktan öte, bir görev olmuştur. Yalan çürütme görevinden kaçanlar bu denli çok sayıda olmasaydı, Türkiye kendilerine ‘İkinci Cumhuriyetçi’, ‘İslamcı’, ‘Osmanlıcı’ denilen bunca yalancının ardına takılıp, bunca kargaşaya sürüklenmezdi… Refah Partisi yerel yönetimlerin çoğunu kazandı diye Hürriyet gazetesine demeç verip, ‘Yüzde altmışlar (aptallar) kazandı.’diyen Aziz Nesin bugüne dek o kesimin yaydığı hangi yalanı çürütmüştür? Yalanlar yayılırken susanlar, o yalanda boğulmaya yazgılıdırlar.”
Yazar Cengiz Özakıncı, İblisin Kıblesi kitabının arka sayfalarına koyduğu, daha önceden yayımlanmış, Aydın Sorumluluğu ve Din Üzerine adlı makalesini okurken yazarın tam da hayal ettiğim tarzda bir yazar kimliğini taşıdığını fark ettim. Aslında yazar demek hafif kalır ona, o bir aydın. Müslüman kimliğini reddedip dinsiz olmaktan kıvanç duyan Server Tanilli, Turan Dursun gibi bilgisizliklerinden dolayı İslâm’a kara çalan yazarlar grubuna girmiyor Cengiz Özakıncı( Zaten bu yazarlara İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü kitabıyla ağzının payını veriyor.) Bu yüzden seviyorum yazarı, okuyorum, kanım ısındı hemen. Tam hayal ettiğim özelliklerde bir yazar olması beni daha ziyadesiyle kendisine çekti. Böyle yazarlara, böyle aydınlara ihtiyacımız var.
Yazarın Türk dili üzerindeki hassasiyetini abartılı bulsam da saygı çerçevesinde değerlendiriyorum. Mesela okuduğum üç kitapta da akıl kelimesini bir kez olsun kullanmadığını fark ettim. Onun yerine “us” kelimesini kullanmayı tercih ediyor. Akıl yürütmek yerine us yürütmek diyor mesela. Deyimler ve atasözleri bir kalıptır ve değiştirilemez. Bin yıllık “akıl”a “us” derseniz, atasözleri ve deyimlerde adı geçen akıl sözcüğünü de “us” olarak değiştirmek zorunda kalırsınız. Bu da hoş bir durum değil. Kökleşmiş akıl vermek deyime, us vermek dendiğini düşünsenize! Komik olmuyor mu sizce? Bence akıl daha güzel bir sözcük ve bu saatten sonra kimsenin akıl yerine us diyeceğini beklememeliyiz. Tamam, TDK’nın sözlüğünde var, ama kullanışlı değil bre Cengiz Özakıncı. Bu yüzden bu kelimede ısrar etmenin bir anlamı yok, diye düşünüyorum.
Bazı yönlerini eksik bulsam da Cengiz Özakıncı kalemini konuşturan, eleştiri yeteneği yüksek, İslamcılardan korkusu olmayan, sözünü esirgemeyen Müslümanlara yakışır bir zat. İşte dindar Müslümanlar böylelerini okumalıdır. Oysa Siyasal İslamı hortlatanların böyleleriyle işi yoktur; onlar böylelerini çıkarlarına uygun şeyler söylemedikleri için sevmezler, duymazlıktan gelirler, kulak ardı ederler. Yaşar Nuri de bazı din, Allah, kitap diyenler tarafından pek hoş karşılanmıyor. Niye acaba? Yoksa bu İslamcı tayfaların ortak özelliği mi?



eline sağlık kardeşim
iyiydi ve güzeldi