Siyaset, kafa karıştıran bir alan, çok bilinmeyenli bir denklem, her partinin kendi istediğini dayattığı, her partinin kürsüye çıkıp avaz avaz bağırdığı bir arena. İşte bu arenada cuma günü Demokratik Toplum Partisi olarak bilinen Kürt partisi kapatıldı Anayasa Mahkemesi tarafından oy birliğiyle. Üzülsem mi, sevinsem mi bilemiyorum. Karmaşık duygular içindeyim. Bir tarafta 12 Eylül döneminde işkenceden geçirilen Ahmet Türk gibi Kürt kökenli insanlar ve diğer tarafta milliyetçilik duyguları azmış insanlar. Bir yanda şehit, bir yanda terörist… Bu nasıl bir ikilem, nasıl bir zıtlık? Karşıtların birlikteliği ilkesi burada geçerliliğini kaybediyor, hoşgörü burada yerini şiddete bırakıyor. İnsanlar hoşgörüsüz duruma getiriliyor. Açılım saçılım işe yaramıyor, insanların bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyor. İşte Tokat’ta açılım devrinde yedi askerimiz şehit edildi. Açılım Tokat’ı es geçti. Açılımda AKP’nin tek başına olduğunu bir kez daha gördük. Zaten DTP bu açılıma baştan karşı. Bu partinin varsa yoksa derdi İmralı’dakini muhatap almaktır. Bu parti Abdullah Öcalan’la kafayı bozmuştur. Apo’ya peygamber kılıfını giydirmişler. Bir kitap yazsa, ona tapacaklar resmen. Apo, milyonlarca Kürt’ün derdine derman mı olacak? Neden tek bir put üzerinden siyaset yapılıyor ki? Siyaset bu kadar sığ mı kaldı? Esasında baktığınızda DTP’lilerin söylemlerine demokrasiden başka bir kelimeye ağızlarına almadıklarını görüyorsunuz. Bunlar “demokrasi” diye diye beni demokrasiden bıktırdılar. Bunların bir özelliği de istediklerini açık açık söylememeleri. Aslında az çok okumuş herkes ne istediklerini biliyor onların. Federe devlet veya Kürdistan istiyorlar. Ancak bu kolay kolay dile getirilmiyor. Allah aşkına bu ülkede Kürtler bizimle aynı sınıfa girmiyorlar mı, devlet dairelerinde onlar da çalışmıyorlar mı, Kuşadası’nda birçok yeri ele geçirmediler mi? Bizler onları dışlıyor muyuz? Gerçi bunun tek istisnası Trabzon’muş duyduğuma göre. Bizzat Trabzonlular bana “Biz Kürtleri içeri sokmayız.”dediler. Girenleri de cebren dışarı çıkartıyorlarmış. Ben böyle bir yaklaşımı kabul edemem, ne demek, bu resmen ırkçılığa girer. Ama bu kovalamacanın nasıl ve neden oluştuğunu irdelemek lazım diye düşünüyorum, çünkü durduk yere Trabzon halkı niye ırkçılık yapsın ki!? Bu konuda kesin hükümlü davranmam pek zor. Olayı anlamaya çalışmak sanırım en doğru olanı.
Bugüne kadar şunu öğrendim ki kendisine iğne batmayanlar başkasına iğne batıranlara karşı daha müsamahakâr davranabiliyor. Mesela ben gibi. Şu ana kadar bana bir Kürt tarafından iğne batırılmadı. Bu yüzden Kürt halkına karşı peşin hükümlü değilim. Tanıdığım, arkadaşlık kurduğum Kürtler sıcakkanlı insanlardı, onların bana kötülükleri olmadı. Oysa evine üç kez Kürt hırsız giren bir arkadaşım doğulu olmasına rağmen, Kürtlere yaklaşırken tedbirini ve gardını her zaman alıyor. Çünkü insanlarda şu vardır ki, bir kişiden kötülük gördüğümüzde onun hemen ırkına bakıp, onun ırkı üzerinden genellemeler yaparız. Hepsini kastederek “Kürt halkı şöyle, böyle” deriz. Özellikle Türkiye gibi kırılgan, yaftalamaya ve kulp takmaya müsait ve PKK’nın olduğu bir ülkede kötülüğün geldiği ırkı topyekûn cezalandırmanın, mantıklı değil ama, olağan bir davranış olduğu kanısındayım. Türkiye için doğal hale geldi bu, ama aslında yanlış. Şimdi biz tüm Kürt halkını terörist olarak telakki edersek, “En iyi Kürt ölü Kürt’tür.”dersek insanlığa olan sevgimizi kaybeder, ırkçı olur çıkarız. Oysa biz, Nihat Genç’in sürekli tekrarladığı gibi, Yunus Emre’lerin, Mevlana’ların, Hacı Bektaşi Veli’lerin diyarından geldik. Onların toprağından yedik meyveyi, tohumlarımızı onların toprağına serpiştirdik. Babamız, anamız Kürt diye dışlamadık kimseyi, Yunus Emre’nin deyişiyle “yaratılanı sevdik yaratandan ötürü.” Ama şimdi hiç görmek istemediğimiz bir manzarayla yüz yüzeyiz. Ya onlardansın ya da bunlardan konumuna sürükleniyoruz aynı türban tartışmalarında olduğu gibi. Bu durum ülkeyi kargaşaya sürükleyecektir. Oysa zaten dağlarda kargaşa hüküm sürmektedir. Bu kaos ortamı merkeze inerse, içinden çıkılmaz bir hal alabilir, dönülmez akşamın ufkunda kalabiliriz. Çözüm çözümsüzlükte midir, nedir? Açılım laflarıyla Kürtleri sürüncemede bırakmak mı doğru olan? Oysa kendileri inanmıyor ki açılıma, ne yapsın millet? Umutlu değilim.
Anayasa Mahkemesi’nin on bir üyesi tarafından alaşağı edilen DTP ‘nin kapatılmasının hayırlara vesile olacağını zannetmiyorum maalesef. Taraf’ın haberine göre bu parti kapatılan altıncı Kürt partisiymiş. Anayasa Mahkemesi 37 DTP’liye beş yıl süreyle bir başka partinin üyesi, kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacakmış. DTP’liler bunun olacağını bildikleri için olmalı ki yeni bir parti çatışı altında birleşmişler bile. Adı Barış ve Demokrasi Partisi miymiş, neymiş! Ahmet Türk de dâhil olmak üzere 37 DTP’li bir başka partiye üye olamayacaklarına göre bu yeni açılan partiye kimlerin üye olacağını kestirmek zor. DTP’nin 19 milletvekili istifa dilekçelerini sunmuş meclise bu arada.
Tahammül sınırlarımı zorluyorum, fakat DTP bu konuda bana hiç yardımcı olmuyor. Dağdaki PKK’nın ovadaki siyasi kanadı olan DTP sürekli Öcalan’ı adres göstererek ne açılıma destek veriyor ne de çözüm için sebatkâr olduğunu belli ediyor. Kırk bin kişinin ölümüne yol açan bir adamın nasıl olup da muhatap alınması istenebilir? Bu akla mantığa sığar mı? Suçu Anayasa Mahkemesi’nde de aramak gereksiz. Ne yapacaktı adamlar, terörizmi savunan bir partiyi ayakta mı tutsalardı? Bu yüzden Ahmet Altan’ın Kara Cuma adlı yazısına katılamayacağım. Sayın Altan, ben Kürtlerin, Türklerin potasında erimesinden yana değilim ve Türk olmaktan utanmıyorum. Kürtlerin de bir tarihi var, kimliği var, dili, örfü, âdeti var. Bunların topunu öldürsünler demiyorum,; kendileri ile ilgili olan her şeyi yaşatsınlar. Ancak siz, işin terörizm boyutunu görmüyorsunuz galiba ya da şehit haberlerini hiç duymuyorsunuz. Terörizm üzerinden siyaset yapıp hak arayanlara nasıl hak verebiliriz? Bölücülükten yana tavır sergileyen DTP’nin kime yararı var? DTP’nin savundukları üniter devlet yapımıza zarar vermiyor mu? Değişen bir iey varsa , o da terörizm yanlılarının bu karardan nemalanarak daha da azıtacağıdır, şüpheniz olmasın. Türkiye’nin karışacağını düşünüyorum. Bu yüzden, bir kez daha belirtiyorum, umutlu değilim. Siz ışığı beklemeye devam edin. Zaten maşallahı var gazetenizin. Baksanıza başlığa: Türkiye’yi Ankara’da İkiye Böldüler. O zaman Anayasa Mahkemesi bölücüdür sizin mantığınıza göre.
DTP sadece siyaset yapıp, bölücülük yapmamayı öğrendiği zaman bir daha Anayasa Mahkemesi’nin karşısına çıkmayacaktır kanımca. DTP üyeleri özeleştiri yapmalıdırlar. DTP terörizme destek vererek havanda su dövdüğünün farkında mı acaba? Gerçi bu adamlar her şeyin farkındadırlar.
AKP’nin İmralı’dakini muhatap alacağını kesinlikle zannetmiyorum. Dolayısıyla açılım döneminde CHP ve MHP’nin AKP’yi sırf eleştirmek için eleştirdiklerini düşünüyorum. Gerçi açılımın içinin boş olduğu tenkitlerine katılıyorum. AKP açılım diyor, ama gerisini getirmiyor. Yalnız, CHP ve MHP’nin “Öcalan’ı muhatap alıyorlar” tarzındaki saptırmacasına katılmıyorum. Mesela Yeniçağ ve Ortadoğu gazetesi İmralı’dakinin her dediğinin yapılacağı vaadi verilmiş gibi bir hava estiriyor. MHP’nin söylemlerinden istifade eden ve güç kazanan bu gazetelerin AKP’ye çamur attıklarını düşünüyorum. Bu gazeteler yok yere insanların milliyetçilik duygularını azdırıyor, hortlatıyorlar. Bu gazetelerin gittikleri yol, yol değil. Böyle karışık bir ortamda her gazete kendine çeki düzen vermeli, toplumda isyana sebebiyet verebilecek, toplumu kışkırtacak söylemlerden kaçınmalıdır. Esas bugünlerde sağduyuya şiddetle ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Devlet herkese hoşgörü gösteremez. Devletin bekası söz konusu olunca akan sular durur. O yüzden devlete zarar verebilecek ne bir partiye ne de bir örgüte hoşgörü gösterilebilir.
“PKK’yı dağa çıkaran sebepleri de araştırmak lazım” demek onu meşru bir zemine kaydırmak demektir. Oysa PKK meşru değil, gayri meşru bir örgüttür. Şehit kanı üzerinden siyaset yapan DTP de o kadar gayri meşru bir partidir. PKK ile DTP’nin ne farkı vardır? PKK’yı yöneten Apo ile Apo’nun her dediğine onay verilmesini bekleyen DTP’nin ne farkı vardır?
Ülkemi, vatanımı seven bir birey olarak görüşlerimi sizlerle paylaştım. Her şeye rağmen umutlu olmaya çalışacağım.




Bu yorum mahkemeler ve toplum gözünde “vatan haini” bir şahsı övdüğü gerekçesiyle silinmiştir.
DY | Yönetim
Sayın Baran Oğuz!
Yorum yapmadan önce Türkçe’nizi düzeltmeniz önemle rica olunur.Bir yorumda bu kadar yazım yanlışı ve anlatım bozukluğuna pes doğrusu diyorum.
Türkçe’yi güzel kullanmayı öğretemedik topluma.Yorumunuz doğrudur ve ya yanlıştır.Bu tartışılır.Ama yazıyı yazan ben olsaydım, bu tahammül edilemez hatalarınız karşısında size cevap bile vermezdim.
Bu ülkede düşünce suç olsaydı Kürtler’in yarısının hapse atılması lazımdı.Kastetmek istediğim, hani şu televizyonlarda tekrar tekrar söylenen Balyoz Operasyonu.
Evet.Üzülerek söylüyoruz ama bu ülkede Kürt asıllı vatandaşlarımızın yarıya yakını ve ya daha fazlası DTP’ye ve haliyle Öcalan’a sempatiyle bakıyor.Bunun adı terörizmdir.Lafı dolandırmaya gerek yok.DTP, bölücü bir partidir.Partiye mensub tüm milletvekilleri Yüce Divan’da yargılanmalıdır.Vatana ihanet suçları söylemleriyle sabittir.
Ben, aslen Bayburt’luyum.Bayburt, köken itibariyle Türk’tür.(Bu sözüm Doğu’ya baştan başa Kürt diyen zihniyet içindir.)Kürtler 1990 sonrası gelmiştir bizim yöreye.Hani derler ya Kürtler:Doğu çok geri kaldı.Biz ondan isyan ettik.Onu diyen Kürdoğlu gelsin Bayburt’a baksın!Köylerine baksın ve onların köylerinden farkı var mı görsün!Fark yoktur ve Bayburt’ta Cumhuriyet sonrası hiçbir isyan çıkmamıştır.Niyet belli!Ayrı bir devlet, ayrı bir millet!Biz de isyan edene iyiki isyan ettin, al sana toprağın, al sana insanların diyeceğiz!Dersim’de isyan ettiklerinde biz zeytin dalı uzatmalıydık!Yanlış yaptık.
Heyhat!Tarih böyle ihanet, böyle rezillik görmedi…
Baran Oğuz Bey Hz. Abdullah Bey’in derken sanırım Abdullah Öcalan’dan bahsediyor. Ben ne yazık ki bebek katili Apo’ya peygamber efendimizin isminin önüne koyduğumuz sıfatı hiç mi hiç yakıştıramıyorum. Bunu yakışantıran size de hayret ediyorum. Atatürk’ü anlayamadığınız için bu tür düşüncelere kapıldığınızı düşünüyorum. Çok kitap okumanızı tavsiye ederim. Üç ya da beş provokatörün kitaplarını okuyarak heyecana kapılmayın. Aklı selim bir insan olarak hareket edin. Ayrıca DTP ve türevlerinin ne halde olduklarını görüyoruz! Yazık size ki APO’dan başka bir adama itaat edemiyorsunuz! Ufkunuz o kadar dar ki! Bence siz Atatürk’ü okumaya başlayın tez vakitte. Grup psikolojisine kapılmayın.
Bir de hewal ne demek?
Fatih Emre Polat ve azizkan86, yorumda ki Hz.Abdullah’ı Apo’dan gayrı bir lider olarak görüp onaylamıştım. Özür diliyorum.
Çok şaşırtıcı bir gelişme! Fakat bunlarla tartışmadan da olmaz.
Önemli değil Hakan Bey
Yorumları silme kararını kim verdi?
@azizkan86, Silme kararını kimin verdiği değil, neyin verdiğidir asıl soru. Bunun cevabı da açık ve nettir. Bu denemeyazilari.com’un baştan beri süre gelen yayın politikasıdır.
Özgürlük, uçsuz, bucaksız bir arazi değildir. PKK Sorunu tartışılabilir elbette ama PKK’lı birine, hele ki söz konusu PKK’nın mücrim liderine övgü dolu olduğu kabul edilen bir sıfatın yer aldığı yorumu sansürlemek yerine, silme kararı orada yazdığı gibi “Yönetim” tarafından alınmıştır.
Hakan yapılan icraatı ayıplamıyorum, ancak bu ülkede APO’yu savunan birçok kişi var. Bunun önüne nasıl geçeceğiz? Onları susturmak işe yarar mı? Onlara güzelce cevap vermek gerekmez mi? Kız arkadaşımla bu görüşlerimi paylaştım. Çok iyi niyetle yaklaştığımı söyledi. Aslında haksız da değil hani! Terörizmi savunan bir insana sunulan hoş ve cazibeli cevaplar onun bir kulağından girer öbür kulağından çıkar. Fakat biz lafta anlaşmassak nasıl anlaşacağız? Silahla mı? Ülkemizi bu paradoks bataklığından kurtarmanın yolunun silah olmadığını 30 yıldır gözlerimizle görüyoruz! Kusura bakmayın, sert mizaçlı bir insan değilim. Olaya farklı noktainazarlardan bakmaya çalışıyorum. İyimser de olabilirim. Benim yazılarımı okuyanlar bunu fark etmişlerdir. Saygılar…
APO’suz bir Kürt partisinden yanayım. Apo’yu ilahlaştırmanın anlamı yok!
Binlerce insanı yok yere öldüren insandan “önder” mi olur gözünüzü seveyim!