Herkese terastan selamlar! Hafta içi yoğunluğumuza eşlik eden final sınavlarıyla, elimiz kolumuz bağlandı. Bu da bizi bir konuda etraflıca düşünmeye itti: Ülkece OkuMA Sorunsalımız. DY olarak sosyal sorumluluk gereği bir de projeden bahsedeceğiz ve bu projenin aktif katılımcısı olacağız. Sizlere bu hafta terastan, çok özel bir konuyu konuşmak üzere, özel olarak toplanmış bir ekiple 500. yazımızdan sesleniyoruz.
Ali Erkurt : Öncelikle DY’nin kalkınma planından bahsederek yazıya başlayalım. DY olarak yaz dönemini plan, program ve kurumsallaşmaya ayıracağız. Görünümde bir revizeye de ihtiyaç duyuyoruz. İlerleyen dönemlerde değişimin farkına varabilirsiniz. Çok önem verdiğimiz bir diğer konu da, DY’nin sosyal sorumluluk projelerinde aktif olarak yer alması. Bunu gerçekten önemsiyoruz ve yaz döneminde bu konuda ciddi çalışmalar yapmak istiyoruz. Aklımızdaki bazı projelere destek vermek için, en kısa zamanda yetkililerle görüşeceğiz. Bu haftaki konuklarımız, yazarlarımızdan Fatma Öcal, Emre Çil, Nilay Yıldız ve Simge Gülbahar.
Hakan Celep : Okuma oranının azlığı gelirle mi alakalı?
Simge Gülbahar : Okumak isteyen adam her şekilde okur. Ben bir kitap okumak istediğimde, cebimde param olmasa da o kitaba mutlaka ulaşırım. Arkadaş, kütüphane vb.
Fatma Öcal : Evet, ama eğer bu kişi kırda yaşıyorsa bu onun için imkansız. Hayatları da kısır döngü içinde. Anne-babasının hayatının bir devamı gibi yaşıyorlar.
HC : Devlet kütüphane sistemi ne işe yarıyor?
AE : Bence sorunun daraltılması gerekiyor. Her zaman, her yerde geçerli olan bir durum değil bu. Kırsala ve şehre göre değişir elbet.
FÖ : Okumak istediğin kitabı bir şekilde duyarsın. Ama oradaki adamların kitabı duyması da imkansız.
AE : Kırsaldaki adama önce ekmek vermeli belki de.
HC : Evet, ama karnını doyuran adam bile kitaba para vermiyor. Türkiye’de kitap yerine alkol, sigara ve eğlenceye verilen para yaklaşık 20 kat fazla.
SG : Okumamanın bir nedeni de belki kitap fiyatlarının fazlalığı olabilir.
AE : Sonuçta o da emeğe biçilen bir bedel. Ama fiyatların böyle yüksek oluşu da korsanı tetikliyor. Piyasada 20-30 lira olan kitap, tezgahta 5 liraya alınabiliyor. Fiyattan ziyade bilinç de önemli.
FÖ : Çok pahalı değil ama belki kitapevleri paylarından düşürebilir.
HC : Kitaplarda alınan verginin yüksekliği kitap alımını etkiler mi? Kitaplardan 3 tane vergi alınıyor. Bandrol, emek ve hepsinin toplam 3. bir vergisi. Devlet kitap alım-satımında sübvansiyonda bulunsa daha yararlı olmaz mı?
SG : Kökende yine okuma alışkanlığı var. Bedava dağıtsan sonuç değişir mi buna bakmak lazım.
HC : Neyse bir diğer sorumuz, kitaplardan alınan verginin kitap alımını etkileyip etkilemeyeceği. Devlet kitap alımını sübvanse etse daha iyi olmaz mı?
EÇ : Kültür Bakanlığı’nın bir politikası olan sinemada Eurimages benzeri bir destek verilebilir. Bunu Kültür Bakanlığı denetliyor. Kültür Bakanlığı, kendi içinde kitap için ayrı bir bölüm, kurum açsa, buna destek için ek bir kaynak açsa daha verimli bir hal alır, ki olması gereken de budur. Büyük ihtimalle yurt dışında böyle kurumlar vardır.
AE : Vergilerin varlığı kitap fiyatlarını ne kadar etkiler ki?
HC : Kitaptan KDV alınabiliyor. Alınan vergilerin tamamı bazen %45′e kadar çıkabiliyor. Eğer, bir kitapta bu vergileri tamamen kaldırsak ve sübvanse etsek gerçekten çok ucuz, ulaşılabilir olacak.
EÇ : Harry Potter serisinin son kitabı 58 liraya çıktı. Çocukları okumaya teşvik eden bir serinin kitap fiyatının bu denli fahiş olması çok yanlış.
HC : İnsanların kitap okumasını istiyorsan insanların en rahat nerede okuduğuna bakmalı, oradan bir kolaylık sağlamalısın. Mesela internetten kitap okunabiliyor e-kitap aracılığıyla.
AE : Bunların hem Türkçe hem İngilizce çok güzel versiyonları var.
FÖ : İnternette olanlar yasal olanlar mı?
SG : Yasal olanların reklamlarını yapabilir, teşvik edebilirsin. O zaman daha fazla kullanılır bu yöntem.
FÖ : Biraz eskiye, Atatürk dönemine gidersek, edebiyatın sınıf ayrımından dolayı daha saraylı ve elite ait olduğunu görürüz. Bunun yüzünden okuma da saraya ve elite ait kaldı. Bu yüzden halkın büyük çoğunluğunun okumaya ihtiyacı ve durumu yoktu. Bu ayrım hala devam ediyor bence. Şimdi de halkın büyük kısmı okumayı bir lüks olarak görüyor. Kitap okumak elit kesime ait olarak görülüyor.
SG : Sanıyorum bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle. “Elit kesim daha çok okur” evrensel bir kanı. Piyano çalar, klasik müzik dinler vs vs.
FÖ : Varoşlar bizim harcımız değil diye bakıyor olaya. Bu sadece Türkiye’nin de sorunu değil. Hala Fransa’nın banliyölerinde yaşanan olayları biliyoruz . Orada da eğitimsizlikten kaynaklanan problemler yaşanıyor.
SG : Eğitimin olmadığı yerler kendini belli ediyor dünyada.
FÖ : Bazı rakamlar yine de bir şeyleri belli etmez. Avrupa insanı çok okur diye istatistikler dönüyor ama ne derece doğru. Tabii ki orada gelir yüksek olduğu için okuma oranları daha fazla. Yani, şu da bir gerçek ki; parası olmadığı için okumayan bir sürü Türk insanı var. Evet, bu bağlamda gelirle alakalı bir durum.
SG : Kesinlikle, %100 de değil bu. Alışkanlıkla ilişkili bir durum bu.
HC: Alışkanlıklar da teknolojiyle bence. Aslında e-kitap alternatifini düşünmem şu yüzden; Endüstri Devrimleri’yle birlikte edebiyat ve okuma-yazma bilen kesim genişledi. Daha fazla okuyan insan türedi. Her yeni teknoloji bir şekilde okumaya davet eder mi insanları? Bugünün teknolojisini düşünürsek internet ucuzlaştırılsa ve buradan insanların gazete, kitap okunması teşvik edilse, bu küçük de olsa bir katkı sağlayacaktır. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin büyük gazeteleri artık kağıda basmayı bırakacaklar.
SG : İnternetin telefonlarda ucuzlaştırılmasını olumsuz yönde kullanan insanlar da olacaktır.
HC : Ama şu da var; taksiciler mesela bazı miktarları sayıyor şuna bu kadar, plakaya bu kadar, yakıta bu kadar, eve bu kadar, ancak telefonu 1000 lira civarı… Belki, bu adam telefonundan e-kitabına devam edecek duraktayken.
SG : Bunu krediyle de yapmış olabilirler, büyük ihtimalle de öyle. Kredi borçlarını ödeyemeyenlerin bir çoğu bu tür kesimlerden.
HC : Dünya’da bu tür okuma problemlerini bir şekilde çözmüş, kültür seviyesi yüksek olan ülkelerin aydınları halkın direkt sorunlarıyla ilgili. Türkiye’de aydın kesim çok fazla kısır siyasete gömülmüş, kafasını kaldırıp halkı göremiyor. Halkın esas problemleriyle ilgilenmiyor. Halkın eğitimsizliğinden dem vuruyorlar ama bunun için hiçbir şey yapmıyorlar. Kitapta asıl yapılması gereken, evet ucuzlaştırmak, vergilerini kaldırmak, fiyatı desteklemek de bir yöntem ama bu iş özendirilmeli. Kredi kartı mesela, tüm TV’ler özendirdi, gazeteler sayfa sayfa ilan bastı, reklamları billboardlardan inmedi. Bu kadarı kitaba yapılsa mesela. Günümüzde bir şekilde trendler yol gösteriyor, kitap tekrar trend haline gelmeli. Benim inancım şu yönde; bir kere alsa eline kitabı, o kapağı bir kere açsa kitap okuma alışkanlığını kazanabilir tekrar.
NY : Kitabı kimin önerdiği önemli. Ancak değer verdiğim, ciddiye aldığım biri önerirse okurum ben o kitabı.
EÇ : Biraz rol model önemli diyorsun sen?
NY : Evet.
HC : O rol model de toplumdaki aydın kesim değil mi?
EÇ : Kanaat önderleri bir bakıma.
SG : Her kesimin kanaat önderi farklı. Bir reklamda veya bir kampanyada her kesimin örnek aldığı ünlüler, sanatçılar var. İbrahim Tatlıses hitap ettiği kesime “kitap oku yahu” diye seslense onu dinleyecek, örnek alacak bir grup olacaktır.
FÖ : Televizyonda dizilere, programlara vs. bu tip örnekler de sokulabilir. Elinde bir kitap olsa bir iş yaparken o etkileyici olabilir.
AE: Çalıştığımız reklam kampanyalarında bunu “insert senaryo” uygulaması olarak adlandırıyoruz. Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde Polat, çok seferler ofisinde kitap okurken göründü. Bunun da özendirici olacağı düşünülebilir çünkü Polat’ı kendine rol model olarak gören kesim bir hayli fazla. Ayrıca bazı sahnelerde de kitap ilgili eleştirilere bile yer verildi. Ömer Baba ile Hikmet karakterleri bunu oturup konuştu. İzler kesim de belki böylece bir okuma alışkanlığı edinecek.
HC : Fatma’nın ve Ali’nin dediğini destekler nitelikte bir yazı okumuştum. Kurtlar Vadisi’nde Polat Alemdar’ın elinde hangi kitap olsa, o kitabın satış rakamları inanılmaz derecede artıyor.
Bir de işin şu yönü var; belediyeler bedava kitap dağıttılar. Temel eserleri en ücra köşeye kadar götürmeye gayret ettiler. Şu ana kadar hep devlet azaltsa, indirse, teşvik etse minvalinden konuştuk. Devlet bedava da dağıttı. Peki aile desteği olmasa çocuk yine de okur mu o kitabı?
EÇ : Ailenin yeri yadsınamaz bu konuda.
AE : Ailenin getireceği ödül/ceza sistemi tetikler, çocuğu okumaya iter.
EÇ : Okuduğun yazarın seni ne kadar etkilediği de önemli. Okumaya yeni başlayan bir çocuğu etkileyecek bir yazar ve karakter daha çok okumasına sebep olur.
Burada kanaat önderlerine de bir vurgu yapmak istiyorum. Acun Ilıcalı bir programda 4 milyon lira topladı eğitime destek için. Bu tür adamlar etkili bu işte.
HC : Tamam, bu adamların 4 milyon lira toplamaya gücü varsa aileleri belli bir yöne de kanalize edebilir. Çocuklarını okumaya itebilirler. Üstelik toplumu etkileyebilecek, iktidar sahiplerine baskı yapabilecek modern dünyanın bir hediyesi daha var; sivil toplum kuruluşları. Sivil toplum kuruluşları bu konuda aileleri bilinçlendirse, toplumda bir hava yaratsa nasıl olur?
SG : İyi de ülkemizde işini doğru düzgün yapan sivil toplum kuruluşu yok ki. Olanın da belli hali.
HC : Nasıl sivil toplum kuruluşları baskı grubuysa, gazete ve haberlerde öyle. Haberlerde buna yer verilse, aileleri okutma konusunda bilinçlendiren sert yorumlar konulsa bu bültenlerde. Avrupa gazeteleri, Rusya Gürcistan’a girdiği zaman Gürcüler için ücretsiz ilanlar almıştı. “Lenin-Stalin-Putin-Give In” diye. Etkili ve çarpıcı olmuştu. Gazeteler birkaç gün ücretsiz ilan alsa. Kapkara sayfalarda aileleri okumaya teşvik eden sert yazılar görseler bu da etkili olur diye düşünüyorum.
AE : Evet, bahsettiğin o ilanı Paris’te aldığım Wall Street Journal’de görmüştüm. Bu gazeteler herk esime ulaşabiliyor. İşte bu yüzden bu gücü etkin kullanmak, bu yönde kullanmak önemli. Gönüllüler bulunabilir ama yine de gazete sahipleri de bu işten bir çıkar bekleyecektir elbet.
FÖ : Ama Türkiye’de şöyle bir durum var; tepki versen bu durumda, görüşünü belli etsen, meydanlarda yürüsen yanlış ve kötü de anlaşılabilirsin.
SG : Aileler çocuklarını başka şehre okumaya gönderirken “aman evladım bir yere karışmasın, bulaşmasın, üniversitesini okusun, gelsin” diye baskı yapıyor.
AE : İşte ailelerin bu baskı gücünü “okutmak” için kullansak bu çok yardımcı olur.
HC : Gelelim bir diğer konuya… Geçmiş yüzyıllara bakarsak, kültürümüzde çok fazla masalcı, şair, romancı, hicivci, yazar, vs. görüyoruz. Ama günümüzde hala yazan Orhan Pamuk ve Elif Şafak dışında yazarımız yok. Sanatta ilginin başka dallara kaymasının okuma üzerindeki etkisi ne derecede? Müzik üzerine çok yoğun bir ilgi var. Mp3 çalarlar, iPodlar, TV’de müzik kanalları, vb. herhangi bir şarkıyı ezbere bilmeyen insan var mıdır? Şiir ezberlemek tamamen nostaljik ya da tamamen romantik çıkarcılık! Müziğin sanat dalları içerisinde bu kadar çok öne çıkması modernizmle alakalı bence. Modernizm kitap okumanın düşmanı mı?
SG : Bu internetle alakalı. Artık şarkılara ulaşmak çok daha kolay. Kitaplara internet üzerinden ulaşmak çok zor.
HC : E-kitap demiştim.
SG : E-kitap çok daha yeni ve alışılmamış bir durum.
EÇ : Mp3′ün Türkiye’de 10 yıllık bir geçmişi var. E-kitabın en fazla 1-2 yıllık bir geçmişi var. Daha kökleri derine gitmedi.
FÖ : Uzun zamandır var aslında da, kimsenin haberi yok.
AE : E-kitap konusunda çok fazla bilinçli kullanıcı olduğunu düşünmüyorum. Bu da zamanla hallolacaktır. Belki de yeni trend budur.
HC : Gelelim kardesinisec.com’a… Sadece kitap dağıtma üzerine mi yoksa başka misyonları da var mı?
FÖ : Sadece kitap dağıtmak üzerine değil elbette. Eğitimin iyileştirilmesi ve okulların ihtiyaçları üzerine. Tamamen bire bir ilişkiler üzerine. Hakkari’deki bir öğretmen okulun şöyle bir ihtiyacı var diye ilan bırakıyor. Yardım etmek isteyen bu ilana cevap veriyor. Kesinlikle para istenmiyor. Yardımseverleri ve yardıma ihtiyaç duyanları aynı platformda buluşturan bir adres. Misyon tamamen bu! Okuma oranı elbette amaçlarından biri ama daha çok okulların ihtiyaçları üzerine.
HC : Özetlemek gerekirse kırsaldaki okulların temel eğitim ihtiyaçlarını karşılamak üzere gönüllük esasıyla hareket eden, internet üzerinden hizmet veren bir oluşum.
İnsanlar buraya nasıl katkı yapabilirler? 2. el eşya da verebiliyorlar mı? Kullanılmamış satın almak zorundalar mı?
FÖ : Sıfır almak zorunda değiller. Belli ihtiyaçlar var dediğim gibi, mesela öğretmen kütüphanesi olmayan bir okula kütüphane yaptırmak ister, bu ilanı gören yardımsever de tamamen kendi çapında, mesela 20 kitap toplayıp ihtiyacı olan yere kargoyla gönderir. Bence eksik olan yan şu; keşke para yardımı olabilse.
AE : DY olarak böyle bir projeye destek vermek isteriz. Bunun için plan ve programlamamızı yapar, gerekli mercilerle gerekli konuları görüşürüz.
Deneme Yazıları, bu yazısıyla sahneye 500. yazısını sürdü. 30 Kasım’dan bu yana çok daha iyi yerlere geldi ve gelecek. Giderek büyüyen yazar kadrosu, sloganına yakışır yayını, “rating” kaygısına kapılmadan özgürce tartışma ve konuşma ortamı sağlama anlayışı ile sizlerden destek gördükçe her zaman var olacak.
Başka konular, projeler ve tartışmalarda görüşmek dileğiyle…
Yaz mevsimi nedeniyle tüm okurlarımıza iyi tatiller!


Okumak bireyde başlar, bireyde biter.Toplumsal olayları ve bireyin çevresinde yaşananları bu sorunun göbeğine oturtmak bence yanlıştır.Ben, kitap okumak istesem 3.Dünya Savaşı çıksa da okurum.Kitap okumak için maddiyat gerekli olabilir.Ama bu maddi durumumuzu sarsacak boyutta algılanamaz.
Şahsım adına küçüklüğümden beri kitap okurum.Kitap okumayı kolaylaştıracak bir çevreye sahip olabilirim.Ama sonuçta kitap okumayı ben istedim.Ben istemeseydim okumazdım.Bu nedenle, maddi durumu, çevreyi ve sosyal statüyü ikinci planda ele alıyorum.İnsan, isterse kitap okur.Ne dünya savaşları engel olur buna ne de çevre.Çünkü, ben istiyorum kitap okumayı.
Kitap Sorunsalı’nı insanın penceresinden incelemek gerekiyor bence.Kitap fiyatları, çevre gibi etkenler sadece vasıtadır.Ama insanda bitiyor olay.O nedenle neden kitap okumak istiyoruz sorusunu cevaplamalıyız?Biz, genel olarak neden kitap okumak istemiyoruz?
[bu yoruma cevap ver!]
Basit bir örnek vereceğim.
Benim 10 yaşında ufak bir kardeşim var.Bu yaşında Türk Klasiklerinin ve Yabancı klasiklerinin birçoğunu okumuştur.Benden daha verimli okuyor.:).Bu, çocuk kendisi istedi okumayı.Kimse zorla oku demedi.Hatta okuma dediler, gez dediler, oyna dediler.Ama okumayı istedi.Şimdi benim kitapları da okuyor.Ben bu çocuğa kitap okuma desem de oku desem de okuyor.Kendisi istiyor.Sorguluyor.Araştırıyor.Okumasına engel olacak bir çok etmen var.Ama okuyor.Hem geziyor dolaşıyor hem okuyor.Dediğim gibi bireyde başlıyor bireyde bitiyor olay.İsteyen yüzlerce kitap okur şu kısacık ömürde.İsteyen kitap yüzü açmaz.Kimse, maddiyattan, çevreden bahsetmesin.İnsanda başlar insanda biter diyorum ben .
Saygılarımla.
[bu yoruma cevap ver!]
Evet günümüzde kitaplar çok pahalı ve ülkemizde ne yazıkki her istediği kitabı almaya bütçesi izin verebilecek kişi sayısı 75 milyonluk nüfusun içinde oldukça az. Ancak ben kitap okuyamamayı maddi engellere bağlamayı kabul etmiyorum. Kitaplara ulaşmanın en kolay yolu olan kütüphaneler bizlere oldukça fazla seçenek sunmakta. Gerçi bu noktada başka bir sorun ortaya çıkıyor; kırsal alanda kütüphenelerin yaygın olmadığı. Kütüphaneleri arttırmak çok uzun bir zaman gerektirse de bunun üstesinden gelinebileceğine inanıyorum. Esas sorun elinin altındakini kullanmayanlarda bence. Örneğin Ankara’da yaşayan birinin “kitaplar çok pahalı olduğu için okuyamıyoruz” demeye asla hakkı yok.
E-Kitap konusuna bir itirazım var. Kitaplara ulaşılabilirlik açısından son derce faydalı görünse de göz sağlığı açısından çok tehlikeli olduğu kanaatindeyim. Zira bizzat tecrübe etmiş bulunmaktayım ;) Sadece göz de değil, iskelet sistemimiz için de bir o kadar zararlı.
Velhasıl, okumak isteyen bahane uydurma lüksüne sahip değil. (sözüm kırsal kesimden dışarı:))
[bu yoruma cevap ver!]
Okumak aileden ve ilköğretimden kazanılacak bir alışkanlıktır. En güzel örnek yaz tatilinde bile kitap okuyan gayri-Türkler :)
[bu yoruma cevap ver!]
Güzel ve etkili bir gündü.Güzel olmayan nahoş bir konuyu tartıştık ilerisi güzel olsun diye. Herşey eksiksiz valla…
[bu yoruma cevap ver!]
Bir öğretmen olarak bu konuda bize de fazlasıyla görev düştüğünü düşünüyorum. Öğrenciler bir çok bakımdan öğretmenlerini model alırlar. Eğer bizler çok okuduğumuzu onlara hissettirebilirsek onlar da bizlerden etkilenerek okumaya başlayabilirler.
Bizim okulumuzda her hafta 1 ders okuma saatimiz vardır. Öğrenciler o saatte sadece kitap okurlar.
onlar okurken ben de mutlaka kitap okurum. Zaten çok okuduğum için kitabım hemen hemen her sefereinde farklı olur. Çantamda da mutlaka kitap bulundurduğumu bilirler. Kendi adıma onlara örnek olduğumu düşünüyorum. Şu an 3. sınıf okutacağım. Ama öğrencilerimin çok iyi okur olduklarına inanıyorum.
Bazı arkadaşlarımızın belirttiği gibi maddi yönü de olabilir, ama bunun o kadar da önemli olmadığına inanıyorum. İnsan istedikten sonra istediği kitaba ulaşabilir. ( İster kütüphanelerden, misterse bir kaç arkadaşıyla ortaklaşa alarak.) Benden önce yorum yapan bazı arkadaşlarımızın da dediği gibi okumamak için bahaneler uydurmamıza gerek yok.
Kırsal kesimdeki kişilere gelince istedikten sonra her türlü sorun aşılabilir. Yeter ki İsteyelim.
[bu yoruma cevap ver!]