“Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir.” George Soros. Batı’nın kan emici finansörü George Soros, dünyada Türk halkının ne işe yaradığını böyle anlatıyor medya yoluyla bizlere. Türkiye’nin müstemleke siyaseti ve elit burjuvazisi kırk yılı aşkındır batının içinde yer alabilmek için sınırsız tavizlerle, batının önünde el pençe divan durup, pastadaki payını alabilmenin fırsatlarını pervasızca kovalıyor ama batıya göre işe yarar tek şey sorunlu bölgelerde kahramanca mücadele verecek askerimiz.
Türk askerine biçilen fiyat
Aslında Soros söylemlerinde haklıydı. Onlara göre, Türk askerinin bir maliyeti vardı ve bu, batı için değeri biçilebilecek miktardaydı. Türkiye, ilk ihracı Temmuz 1950’de Kore’ye toplam 4500 civarında askerini yollayarak gerçekleştirecekti. O zamanın Amerikan Dışişleri bakanı Dulles’in ağzından şu sözler dökülmüş: “Bir Türk askeri bize 23 sente mal oluyor”. Bu NATO’ya girebilmenin bedeliydi de bir yerde. Toplam 721 şehit(!) ve 2111 gazinin Amerika Birleşik devletlerine maliyeti bu kadarla ölçülüydü. Çünkü Senatör Cain’in de dediği gibi “Amerikan piyadelerinin bu paylaşım savaşında yıpranmaması için diğer devletlerin desteğine de ihtiyaç vardı”.
Türkiye bugün, Türkî cumhuriyetlerdeki birçok ordunun eğitim hizmetlerinde görev alıyor. Çünkü 90’lı yılların başında Sovyetlerin dağılmasıyla ortaya çıkan süreçte batının finansörlüğünde Türkiye’ye biçilen rol “Batı kontrollü bir Türkistan” modeliydi. Fakat bu, o coğrafyada çok çabuk anlaşılacak ve batı ittifakı, Türkiye’nin öncülüğündeki girişimden başarısızlıkla ayrılacaktı.
Türkiye’nin elit gücü batıya uyum adına geçen 40 yıllık süreçte kendi evlatlarının uluslararası arenada bir piyon olarak kullanılmasına sesini çıkarmayacak ve batının kendisine biçtiği ucuz ceset ihtiyacını tam anlamıyla yerine getirecekti. Türk askeri yaklaşık 60 yıldır dünyanın en sorunlu bölgelerinde kaderine teslim edilmiş şekilde görevini ifa etmekte. Ve şu an, yeni görevi için hazır kıta olarak bekletilmekte.
Bugün maalesef Türkiye’de çok partili dönem dahil olmak üzere en Amerikancı hükümetler sırayla görev başına geçmiş durumda. Amerika’nın “Büyük Orta Doğu Projesi”ne eş başkanlık görevini büyük bir keyifle sürdüren Türkiye, bu projenin suya düşmesiyle oluşturulan “Genişletilmiş Orta Doğu Projesi”nde de en önemli Truva atı rolünü üstlenmeyi kendine borç bilmiş.
Bize tozpembe gösterilen Obama ziyaretinin arkasında da yine en iyi “ihraç malı”nın, enerji kaynaklarının korunması çalışmasında ihtiyaçları karşılaması üzerine görevlendirileceğini anlamamak ahmaklık olur. Hatırlanacağı gibi ülkemizi geçtiğimiz yıllarda ziyaret eden Kraliçe’nin konuşmasının daha hemen başında “sorunlu bölgelerdeki güvenli enerji kaynaklarının korunması” yönündeki çalışmalarımızdan dolayı sarf ettiği teşekkürü bizlere bugün Orta Doğu’nun şekillenmesi adına ne gibi bir görev yüklendiğinin açık bir göstergesi değil midir?
Maalesef ülkemizin Orta Doğu’daki bu kaotik ortamda bir piyon, bir davetli misafir olarak öne sürülmesi siyasi açıdan hiçbir vizyona sahip olamadan askeri bir güç olarak kullanılması, tarihi derin olan bu toprağın insanlarını derin bir şekilde kahretmektedir. Ama maalesef, barış zamanında milli iradeden uzak bir anlayış içerisindeki toplumumuz ekonomik sorunlar, gelecek kaygısı, işsizlik, eğitimdeki basiretsizlik gibi diğer mevzularla o kadar çok boğuşur duruma gelmiştir ki artık bu sorunlara bile seslerini haliyle çıkartamamaktalar.



