Ergenekon dalga dalga büyümekte yeni silahlar çıkmakta, yeni insanlar göz altına alınmakta… Peki nedir bu Ergenekon? Ergenekon Tansu Çiller iktidarında kurulan derin devletin kendi içinde örgütlenmesini büyüterek oluşturduğu bir topluluktur. Ergenekon kendi isimleri değil sonradan takınılan isimdir.
Zamanında Tansu Çiller’in örtülü ödenek adı altında verdiği paralarla alınan silahlar saklanmış şimdi gün yüzüne çıkmakta. Ancak bir kısmı öyle… Neden mi ? Basında çalışan bir arkadaşın anlatımı üzerine konuşuyorum. İlk kazılarda silah çıkmamış ancak çıkmış gibi gösterilmiş. Silahın çıktığına dair fotoğraf bile yok. Ayrıca silah paslanan, barut ise nemlenen bir şeydir. Herkes bilir ki asla silah ve barut su kuyusu gibi nemli bir yere konulmaz. Buradan da devletin polisinin yine bir zamanlar kendi adamı olan insanları silme çabası olduğunu anlıyoruz. Yani bir zamanlar devletin kurduğu bir derin devlet şimdi devlet eliyle değiştirilmekte. Derin devlet yenilenmekte sizin anlayacağınız ve kurulan yeni derin devlette askere çok az yer vermeye çalışılıyor. Sebebi ise hükümetin tek korkusunun asker olması.
Halkın tek güvendiği kurum olan asker yıpratılmaktadır. Hatta ne olduğu belirsiz bir adamın iddiaları ile ana muhalefet partisi, yargı organları kötülenmekte ve bu devletin televizyonunda yayınlanmaktadır. Zaten Yargıtay onursal başsavcısı ile Şahin’in aynı gün tutuklanması ve emekli başsavcının göz altında bulunduğu sürede silahların çıkması bilinçsiz halkın “Vay be hukukçu dediğimiz adamlara bak teröristmiş meğer” demesine yol açmıştır. Daha sonra da Kanadoğlu hiçbir şey olmamış gibi serbest bırakılmıştır. Ancak istenen elde edilmiş halkın eski yani önceden atanan solcu yargıç ve savcılara güveni sarsılmıştır. Aynı zamanda bir zamanlar MGK genel sekreterliği yapmış şimdiki Genelkurmay başkanının da o dönemde yardımcılığını yaptığı insan da göz altına alınmış ve sonra serbest bırakılmıştır. Ve halkın askere olan güveni de iyice sarsılmıştır. Aynı zamanda dinci örgütlerin işlediği suçlar da bu örgüte yani sözde Atatürkçülere yüklenmiştir. Dinciler aklanmış Atatürkçü, solcu, hukukçu, milliyetçi, asker karalanmıştır. Zaten toplumda geriye hiçbir şeye karışmayan liberaller bir de dinciler kalmıştır. Yani böylece Amerikancı Liberal Ilımlı İslam halkın tek güveneceği dal olarak kalmıştır. Böylece ABD amacına ulaşmış ve bir kriz döneminde halkı Alevi/Sünni, Türk/Kürt, İslamcı/Laik, solcu/İslamcı milliyetçi, yani Ergenekoncu/iktidarcı, asker/polis, solcu hukukçu/sağcı hukukçu gibi onlarca bölüme ayırmış ve krizi fırsata çevireceğim diye sevinen Türk milletinin her zaman ki çok kültürlülüğünden/bölünebilitesinden faydalanmış ve krizin etkilerini tüm dünya ülkelerine yaymayı başarmıştır. Böylece IMF gibi büyük güçlere bağımlılığımız sona ereceği yere kuvvetlenmiştir. Bu arada iktidar ve onun polisi amacına ulaşmış polis devletle doğru atılan adımları sağlamlaştırmıştır. Halk şimdi AKP’yi güvenilir bir parti görmüş, CHP, asker, yargı hepsini güvensiz görmüştür. Böylece AKP gücünü arttırmıştır. Buradan sonra asıl önemli noktalar ortaya çıkmaktadır. AKP vekilleri, Melih Gökçek gibi adamların yolsuzlukları, Deniz Feneri gibi beklenen davalar unutturulmuştur. AKP sarsılan gücüne güç eklemiştir.
Ergenekon’daki herkes iyi midir? Tabi ki hayır… Dava sonucu gerçek delillerle suçlular ortaya çıkacaktır elbette ama suçsuz yere göz altına alınan insanlar ve bunların rencide edilmesi bilinçsiz olan halkımızın güvenini sarsmıştır. Bu insanların en kısa zamanda aklanması gerekir. Ergenekon’da bulunan eski Susurlukçular cezasını çekmelidir de, hatta kendi karakoluna baskın yapanlar da. Ancak sırf tanıyor diye veya cep telefonunda numarası var diye ya da bir hahamın iddiaları üzerine insanları tutuklamak insan haklarına son derece aykırıdır. Daha tam hazırlanmamış bir iddianame ile nereye varılacaktır acaba? Ayrıca bu tür olaylarda her şey gizli yürütülmelidir.
Bu örgütü kuracak kadar zeki insanlar ilk tutuklanmadan sonra tüm delilleri yok edecek kadar zekidir de. İş artık bir örgütü yok etmek değil insanları rencide ederek halkın onlara olan güvenini sarsma ve yeni kurulacak derin devlette hukukçu asker gibi şahıslara yer vermeme olayına dönüşmüştür. Bakalım yeni derin devletimiz ne gibi işler ortaya koyacaktır? Asıl önemlisi bu dava sonucu kimler ceza alacak ve kimler serbest kalacaktır? Bu silahların MKE tarafından kayıtları ne zaman açıklanacaktır? Örtülü ödeneklerin nereye harcandığı açıklanacak mıdır?
- Yazının başına dön!Mehmet Korkuluk
Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://konusankorkuluk.blogspot.com/
- Kar Beyaz
- İyi ki Doğmasaydık Anne
- Penguenlerdeki Fedakârlık
- Tepkiler Korkular ve Acı
- Berbat Bir Kitap Hakkında Yazdıklarım
- Gizli Bölme
- Büyük Uyanış
- Uluslararası 2. El Kısa Film Festivali
- Kadın / Detay Fotoğraf Sergisi
- Babamın Şirketi…
- İlişkilerin Temelinde EMPATİ Yatar
- Nefret Kusun!
- Kürtçe Nedir?
- Peki Ya Gömlekteki Keramet?
- Deneme Yazıları Yenilendi!
- Bugün Bayram Mı Dediniz?
- Cennet de Bende Cehennem de
- Gerçek Zenginliği Öğrenmeye VAR mısın YOK musun?
- Allah’ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler
- Yol Tıkanınca
- Devlet ve Hükümet Politikası
- 2010 Sözü ve Güveni Yitirmek
- Derin Yahudi
- Yaşar Nuri’nin Benzetmeleri Üzerine
- EVET Mi HAYIR Mı?
- Bezuar Keçisinin Mucize Özelliği
- Ölümü Düşünmekten Kaçınmak
- Penguenlerdeki Fedakârlık
- Leylâ ile Mecnûn Kalbin Şehrâyini
- Bizler Mahkum Edilenler, Onlar Oyunun Kurnazları!




halk şimdi AKP’yi güvenilir olarak görmedi, R.Tayyip Erdoğan’a 94′ten beri güveniyor.Kurduğu parti 2002′de halktan güvenoyu aldı.Yine de alacaktır, devam da edecektir.
[bu yoruma cevap ver!]
Güvenini giderek artırdığı ortada… Yola başladıklarında bu konumda değillerdi sonuçta…
Zaten işleyen bu sürece verilen isim de bir çok şeyi ele veriyor bence. Neden “Ergenekon” denildi?
Güç dengeleri değişiyor olan bu… Kendilerinden yana kurmak istiyorlar. Bütün kurumlarda söz sahibi olmak isteğindeler… Yalnız bu kadar yıprattıkları kurumlara sonra nasıl eski işlevselliğini kazandıracaklar acaba?..
[bu yoruma cevap ver!]
bence bu kendini güvenilir olarak göstermenin dolaylı ama kurnazca düşünülmüş bir yolu. bir düşünün her alanda yargı,siyaset,basın,edebiyat vs..akıla gelebilecek her alanda arkasında destekçileri olan ve güven kazanmış kişilerin güvenilirliğini kuşku duyulacak bir hale getirmiştir. bir tek kendileri kalacağı için ortada halk ta doğal olarak bir bunların başının altından birşey çıkmamış be diyecek. çıkmıyor mu çıkıyor ama tam çıkacağı zaman gündemi bir ergenekon dalgasıyla birlikte tekrar o yöne çekiyor.zekice.
[bu yoruma cevap ver!]
Bence bizim halkımız başbakana daha önce verilen hapis cezasından dolayı çok güvendi. Bir şiir okudu. Ondan sonra İslam deyince kalbi güm güm atan halkımız; “Tamam bu adam sağlamdır.” diyerek, onu başa getirdi. Benim tahminimce en yakın genel seçimlerde AKP oylarını daha da artırarak, yine birinci parti olarak sandıktan çıkar. Ancak o dönem öyle bir dönem olacak ki artık milletimiz herkesin gerçek yüzünü tanıyacak. Çünkü memlekette satacak hiçbir şey kalmamış olacak.
Memleketimizde daha güzel günlerde yaşamak dileğiyle.
[bu yoruma cevap ver!]
ömer:
size aynen katılıyorum çünkü bu millet balık beyinli
[bu yoruma cevap ver!]
Ben artık tarafsız bir ekonomist’in Türkiye ekonomisini yorumlamasını istiyorum.Mümkünse bu sitede.Recep Tayyip Erdoğan’dan önce ve sonra neler yaşanmış,global krizle neler bizden gitmiş neler bize gelmiş.Hakan’ın ekonomiyle yakından ilgilendiğini biliyorum okuduğu bölüm dolayısı ile.Onun vasıtası ile benim alanım tam anlamıyla olmasada ilgilenmeye çalışıyorum.
Ama artık çok mu geriledik çok mu ilerdedik karar veremiyorum.Bilgisizliğimi mazur görün Berat Bey ancak ülkede satılması gereken şeylerin satılması gerekiyorsa satılmalıdır.Şu an bildiğim kadarı ile ekonomisi güçlü olan ülkeler bu ekonomiyi özelleştirme devrinden sonra kurmuştur.
[bu yoruma cevap ver!]
Bilgisizlik değil Emre Bey. Sizlerin yanında ben çok daha bilgisiz ve cahilimdir emin olun. Ancak gözümün önünde yaşanan bir örnek için konuşuyorum şimdi. Özelleştirme artık günümüzde her devletin önemli bir politikası olarak görülüyor.
Ancak özelleştirmenin amacı, devletin başındaki insanların hemşehrilerine, eşine, dostuna, akrabalarına v.s. kolay yoldan para kazandırmayı öğretmek değildir. Özelleştirme devletin faydasına olacaksa yapılmalıdır diyorum ben.
Bunlar düz mantıkla bakıldığında gayet rahatça anlaşılabilecek görüşlerdir umarım.
Şimdi benim de bir aralar yaşadığım Seydişehir’deki Eti Alüminyum Tesisleri’nin özelleştirilmesine bir bakalım.
Babamın görevi dolayısıyla da gayet iyi takip ettiğim için şunu biliyorum. Eti Alüminyum Tesisleri yaklaşık 30 yıldır faal ve kolay kolay kara geçememiş bir kurum. Kullanılan elektrik ücretinin çok büyük bir maliyeti var fabrikaya. Ve bunun önüne geçebilmek için Oymapınar Barajı kuruluyor zamanında. Ama her nedense fabrikaya bir türlü bağlanmıyor ve fabrika elektriğini devletten almaya devam ediyor.
Ve özelleştirme ilanı çıkmadan önce biz bir haber duyuyoruz. Oymapınar Barajı Eti Alüminyum’a bağlandı. Ardından özelleştirme ilanını duyuyoruz.
Özelleştirme süreci biraz uzun sürdüğü için belli bir süre devlet himayesinde olan Eti Alüminyum Tesisleri elektriğini Oymapınar Barajı’ndan alıyor. Ve o sene Eti Alüminyum Tesisleri ilk kez kara geçiyor. Ertesi sene de satılıyor.
Şimdi tekrar bakalım. Tesisleri 305 milyon dolar gibi bir rakama satın alan şirket, bütün elektriğini Oymapınar’dan sağlıyor ve hatta artan elektriğini de satarak oradan kar ediyor.
İlginç bir nokta daha söyleyeyim. Yukarıda da söylediğim gibi 305 milyon dolara satıldı. Bu 305 milyon dolara dahil olanları da söyleyeyim: Eti Alüminyum Üretim Tesisleri, Seydişehir dağlarında bulunan boksit madeni (ki alüminyum bu madenden üretiliyor), Eti Alüminyum Lojmanları, Oymapınar Barajı. (Bildiğim kadarıyla bunlar var eksikler de olabilir.) Şimdi ne var bunda diyebilirsiniz. Hemen söyleyeyim. Sadece Seydişehir’in boksit rezervlerinin işlenmemiş değeri 1 milyar dolar değerinde.
Elbette ki günümüzde politika neyi gerektiriyorsa bunu yapmalıdır hükümet. Ama bunu ülkesine zarar getirecek şekilde değil ülkesinin menfaati doğrultusunda yapmalıdır.
Saygılarımla…
[bu yoruma cevap ver!]
Ergenekon konusunda ben birşey diyemiyorum artık. insanlar ellerinde hiçbir belge olmadan, bu bilgi kirliliği içerisinde bir şey bildiklerini iddia etmeleri gerçekten enteresan, traji-komik.
Ama aysegülcüm, senin dahi adı her neyse ergenekon veya hükümeti yıkmak için anti-demokratik ve illegal suçlar için elele veren bu güruhu sen de biliyorsun. Katıldığın ve benim de bir keresinde emri vakiyle katılmak zorunda bırakıldığım bir toplantıda neler konuşulduğunu, hatırla!
Bakın, kendi şehirlerinizde ne konuştuğunuzu ne anladığınızı bilmiyorum. Ama bildiğim birşey varsa, o da bu hükümetin gerçekten anti-demokratik yollarla,ordu içinde de destek bulurak yıkmak istenmesidir. Bunun başka izahı yoktur. Susurlukla bağlantılıdır, yok efendim Mumcu’yu da bunlar vurmuştur bilemem. Ancak, devletin bekası için halkını hiçe sayan adamların yargılanıp, gereken cezalarını almaları gerekir.
Beratcım, özelleştirmeyi uzun uzun anlatmak niyetinde değilim. Yoksa yeni bir yazı dizisi konusudur bu. AKP’den önce kadrolaşan zihniyet, kendi akrabalarını,yakınlarını , tanıdıklarını doldurduğu için kadrolara bütün Kitler ve devlet yatırımları büyük borç içindeydi. Avrupa standartlarıyla yarışamaz haldeydi (telekom). Hükümetin ise bunlara kaynak aktaramama gibi bir sorunu vardı. Çünkü, 2002′ten önceki koalisyonun hem iç hem dış kredibilitesi bitmişti (2001 krizi). sonra ki hükümette bunun bedelini ödemek zorundaydı. hükümet, ilerlemesi gereken, modernleştirilmesi ve kara geçirilmesi zorunlu olan yatırımlarını bu saatten sonra düzeltemezdi. çünkü, işten çıkarımlar olursa kadrolaşıyorlar diye kara kuru bağıran tipler daha da çoğalıcaktı.
Şimdi size soruyorum, devletin özelleştirdiği kurumlardan hangisi özelleştirmeden önce iyiydi? kar yapıyordu. diyorlar ki bor madenlerini de satıyor hükümet. hükümetin çıkaracak ve yatırım yapacak gücü yoksa,2002 öncesi borçlarını ödemekten, isterse o madene bütün dünya ihtiyaç duysun, nasıl çıkartıp işleyecek. hem o maden işlerse orada çalışacaklar türk işçileri,mühendisleri,beyinleri olacaktır. ha devlet kar etmiş,ha özel bir şirket. eğer, türkiye’^de daha çok insanın karnı doyacaksa ve artık daha kaliteli hizmet alacaksak kurumlardan, bırakın özelleşsin. kime ne zararı var. Wolksvagen Türkiye’de fabrika kurmak istiyor. Şimdi bu durumda Türk işçiler için istihdam imkanı da artmış oluyor. Wolksvagen’in Almanlığından banane. önemli olan ne kadar insanımızın evine ekmek götürdüğü.
[bu yoruma cevap ver!]
Sevgili Berat Eti Aliminyum hakıında doğru şeyler yazmışsın ancak eklemek istediklerim var… Oymapınar seninde belirttiğin gibi Eti Alüminyum’un enerji ihtiyacını karşılamak için kurulan bir HES’ti; ancak ne hikmetse Oymapınar’ı bir türlü Eti Alüminyum’a bağlamadılar özelleştirilmesine 1 yıl kalana dek… Ve fabrika özelleştirilmeden bir yıl önce Oymapınar’ın da bağlanmasıyla birlikte kara geçti.
Oymapıanr’a bakacak olursak; Oymapınar 1984 yılında 29 milyar TL’ye kurulan (bugün için bir HES’in YİD modeliyle tesisi 1 milyar dolar civarındadır) her biri 135 MV kurulu gücünde 4 üniteden oluşan ve yılda ortalama 1620 kvh elektirik üretme kapasitesinde kurulu gücü bulunan bir HES’tir. Bilançolara 2004 yılı karı 191 trilyon Tl olarak yansımışken bedelsiz olarak AKP’nin sermeya işbilikçisi CE-KA’ya verilmiştir.
Ayrıca fabrikanın devasa arazisini anlatmaya gerek yok sende biliyorsun veya sosyal tesislerini de geçelim hadi…
Eti Alüminyum devredildiğinde, yalnızca stoklarında bulunan Alüminyum miktarı 170 bin tondu. Alüminyumun dünya fiyatı işletme devredildiğinde 1500 dolardı, bir hafta içerisinde 2500 dolara çıktı. Yalnızca stok değerlemesinden elde edilen fiyat farkı 170 milyon dolar ediyor.
Devirden bir hafta sonra, yalnızca stoktaki alüminyumun değeri 425 milyon dolar olmuş durumdaydı…
Seydişehir Eti Alüminyum Dünyada entegre alüminyum fabrikaları arasında 3. sırada…
Ortalama bir hesap yapıldığında Fabrika, sosyal tesisler, devasa arazi, Oymapınar barajı, fabrikanın son bir yıldaki karı, Fabrikanın stokları 3 milyar doları buluyor…
Peki 3 milyar (en düşük hesaptan) dolar eden bir fabrikayı 305 milyon dolara satmak soygun değil midir, peşkeş değil midir?
Bu zihniyete SAYGI DUYALIM ARTIK değilmi? Ne güzel peşkeş çekiyorlar değil mi?
Özelleştirme mantığına gelirsek; ben devlet işletmelerinin verimsiz kalış sebeplerini devletçilikte (kamuculuk) değil aksine yeter derecede devletçi olamayışımızda ve devletçiliği sistemli bir şekilde uygulayamayışımızda aramak gerektiğine inanıyorum… Kitleri kişilerin politik çıkarlarına kullandığını zaten herkes biliyor. Bu devletçiliğin suçu değildir bu devletin denetimsizliğinden kaynaklanan bir sorundur ki bu sadece kitlerde değil Türkiye’nin birçok kurumunda olan bir sorun… Bu sorunun çözümüde özelleştirme değildir.
Mesela Eti Aliminyum Özelleştirilmeden önce işçiler ortalama 1.5 milyar maaş alıyorlardı şimdi ise 600 milyon alıyor… Özelleştirme halk yararına olmuş değilmi? İnsanımız özelleştirmeyle evine daha çok ekmek götürüyor!!! Hamdolsun…
[bu yoruma cevap ver!]
Vasıfısz işçi ne kadar alabilir ki hem, bilmem kaç yıl o sektörün içinde kalmış olmak değil, yeni makineleşmeye ne kadar uyum sağladığın maaşı belirler. ben çorum’a yaptığım bir gezide orada ki maden işçilerinden bazılarının 2000 ve üstü ücret bazılarının ise asgari ücret veya biraz daha yukarısı ücret aldığını duydum.Farkın sebebini sorduğumda, yeni sistemlerin özelleştirmeden sonra geldiğini, makineleşmeye uyum sağlayanların ise doğal olarak maaşlarının arttığını diğerlerinin azaldığını söyledi. O ETi Alüminyumdakiler acaba yatarak mı alıyorlardı o maaşı, yoksa kahvede okey oynayarak mı? Anadolu’da ne kadar yer gördüysem, istihdam edilen insanlardan sadece %20 sinin işinin başında olduğunu, diğerlerinin ya kahvede ya evde olduğunu söylüyorlar. Sonra, devletini seven vatandaşlarımız, nerede devlet diye bağıran zirzoplar falan. Ama aynı zirzoplardır ki sağlık hizmetinde insan kaynaklı bir aksama veya başka bir işte,faaliyette herhangi ufak bir sorun olduğunda infial yaratmak için ” Nerede devlet başbakanım -veya bakanım kimse orada ki- anam ağladı anam” diye ortalıklara dökülüyor. Özelleştirmeler devletten nemalananlar için, devleti soyanlar için muhakkak ki kötü oldu. Bir şirket zihniyetiyle yönetilen, hatta yönetişilen yerlerde yatana maaş vermiyorlar haliyle. Bu kesimin medya ayağı gazetelerde bas bas bağırıyor, yazık buna kananlar da kahvede,sokakta,caddede aynı sözleri tekrarlıyor.Uyanın.
[bu yoruma cevap ver!]
Sevgili Hakan Celep Liberal olduğunu bildiğim için özelleştirmeleri ateşli bir şekilde savunacağınıda biliyorum. Sana o çok sevdiğin neo-liberal politikaları ve özelleştirmeleri kelimelerim yettiğince açıklamaya çalışacağım.
Özelleştirme 1970′lerin sonundan bugüne kadar uzanan neo-liberal dönüşüm sürecinin bir parçasıdır. Kapitalist küreselleşme ile birlikte neo-liberal politikalar son 30 yıldır dünyanın dört bir yanında uygulanmaktadır. Neo-liberal dönüşümün temel amacı yaşamın her alanının PİYSALAŞTIRILMASIDIR. Neo-liberalizm, kapitalizmin son uğrağıdır.
Neo-liberalizm, hem bir ideoloji, hem de bir politikalar bütünüdür. Neo-liberalizm bir hegemonya projesidir.Neo-liberalizm, sermayenin sınır tanımadan dolaşabildiği, sermayenin kayıtsız-şartsız egemen olduğu bir dünya tasarımıdır.Neo-liberalizm yaşamın her alanının emekçiler ve yoksullar alyhine, sermayedarlar ve zenginler lehine dönüştürülmesini hedefler. Neo-liberal politikalar, uluslararası sermaye ve onun yerel taşeronları, ulusötesi kurumlar (IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü…) ve sermaye dostu hükümetler eliyle yürütülür.
Neo-liberalizm ekonomi ve siyaseti birbirinden ayırır, ekonomiye özerklik kazandırır, devletin rolünü düzenleme ve denetlemeye indirger, ekonomini işleyişini piyasaya bırakır, “paradan para kazanma”yı ve mali sermayeyi teşvik eder, sermayenin serbestçe dolaşımının önündeki her türlü engeli kaldırır, en büyük tehdit olarak gördüğü toplumsal muhalefeti bastırmaya , işçi ve emkçilerin örgütlerini zayıflatmaya çalışır, hem zora hem rızaya dayanır, ideolojik ve kültürel bir dönüşüm ile toplumu ikne etmeye çalışır, ikna olmayanlara zor kullanır, doğal ve beşeri kaynakları tahrip etmekten asla çekinmez, doğanın, insanın , toplumsal-kültürel birikimin ve emeğin sömürüsüne dayanır.
Neo-liberal politikalarla sosyal devlet yok edilir.Sermayenin serbestçe dolaşımının önündeki her türlü engel kaldırılır, devlet, sermaye birikimini ihtiyaçalrı doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yapar. Devlet rantın değılımında etkin rol üstlenir, kamusal kaynaklar sermayedarlara aktarılır, ekonomi piyasaya teslim edilir.Yaşamın her alanı bir rant pazarı haline getirilir, tüketim körüklenir, emkeçiler borçlandırılır, emekçilerin hakları ve demokratik kazanımlar tırpanlanır, toplum baskı altına alınır, neo-liberalizme uygun bir insan-toplum modeli oluşturulur.
Özelleştirmenin arka planında neo-liberalizm vardır. Özelleştirme, neo-liberal politikların yaşama geçirilmesinin en önemliaracıdır. Özelleştirme ve neo-liberalizm yol arkadaşıdır! Neo-liberalizm, devletin ekonomiye müdahale etmemesi anlamına gelmez. Olağan dönemlerde, devlet bütçe ve çeşitli araçlar aracılığıyla emekçilerden sermayeye kaynak transfer eder. Neo-liberal çağda, özellikle de kriz dönemlerinde (şuan yaşadığımız dönme gibi) devlet sermayedarların zaralarının kamulaştırır ve bu zararları bütçe ve emekçilerin birikimlerini kullanarak kapatır. Neo-liberalizm bu kadar da ikiyüzlüdür.
Türkiye kapitalizminin dünya pazarına daha derinden uyumu için çabalarının özellikle yoğunlaştığı 80′li ve 90′lı yıllarda, Türkiye Burjuvazisinin gündeminden hiç düşürmediği konulardan biri özelleştirmeler idi. İktisat profesörlerinden, medyaya,hukukçulara liberal sözde aydınlara kadar geniş bir burjuva idologları yelpazesi, bu dönemde hep özelleştirmenin nimetlerinden dem vurdular. Özelleştirmelere bakacak olursak:
Önceden kamu tarafından gerçekleştirilen mal ve hizmet üretiminin tümüyle ya da kısmen özel sektöre devredilmesi doğrudan özelleştirmedir. Örnek verecek olursam; TEKEL, PETKİM, TÜPRAŞ, TELEKOM, SEYDİŞEHİR ETİ ALÜMİNYUM. LİMANLAR, TEDAŞ’IN ÖZELLEŞTİRİLMESİ VE KAMUSAL HİZMETLERİN TAŞERONLAŞTIRILMASI…
Kamunun, faaliyet gösterdiği alanlardan özel sektör lehine çekilmesi ve bu alnalrda özel sektörün teşvik edilmesi dolaylı özelleştirmedir. Örnek verecek olursam; TÜRKİYE ZİRAİ DONANIM KURUMU, ORÜS, SEKA, TMO, TİGEM GİBİ KURUMLARIN İŞLEVSİZLEŞTİRİLMESİ, EĞİTİM SAĞLIK VE SOSYAL GÜVENLİK GİBİ HİZMETLERDE ÖZEL SEKTÖRÜN TEŞVİK EDİLMESİ.
K
[bu yoruma cevap ver!]
Sevgili Hakan Celep yazım yarım kaldı çünkü çok uzun bir cevap olacak ve burada okunması çok zor olacak ve ben bunu biraz daha derli toplu bir yazı olarak yazmaya karar verdim birkaç gün sonra okuyabilirsin…
[bu yoruma cevap ver!]
Burhancım, neo-liberalizmin 50′ler, 60′lar sürecinde çalışanlar için nasıl önlemler aldığını da söylemelisin. İşsizlik sigortaları, Türkiye’de tam etkin değilse bu hükümetin suçudur. Avrupa’da insanlar işsizse veya işten çıkarılıyorsa çok büyük tazminatlar ve aylık gelirler bağlanır. zarar ettiğinde kimsenin sırtına binmez. devletin görevi sosyal hizmet vermek değil midir? türkiye’de devlet yıllarca sosyal hizmeti unuttu. hırsızlar,hortumcular için yıllarca halkın sırtına binen ve hala da binmeye devam eden bir devlet anlayışımız var. türkiye’de halk özel şirketlerin değil, devletin zararlarını ödemekle meşgul. SSK nasıl zararlar etti ve şimdi onu çıkarmak için halkın sırtına biniyor.farkında değil misin?
neo-liberalizmi kan emici gibi anlatmışsın, her ideolijinin açık noktaları yumuşak karnı olduğu gibi neo-liberalizmin de var. bu da insanların ilkel duygularıyla ortaya çıkmıştır.
neo-liberalizm sermayenin giderek büyümesini, yeni iş sahaları açılarak toplumsal refahın giderek artmasını öngörür. ancak dünyada ki büyük sermayeler bunun yerine illegal işlere,lobiciliğe,gayrımenkule yönelince beklenen refaha ulaşılamamıştır. bunun suçu neo-liberalizm de değil. öyle olduğunu savunan fakat öyle olmayan sermaye sahiplerindedir.
ve zengin daha zengin fakir daha fakirleşmez. hiç mi fakirken zenginleşen insanlar yok. burada bir hindu kast sisteminden bahsediyorsun içten içe. ama bu yersiz. zira fırsatlar da eşittir. kişisel özgürlükler had safhadadır. eğer çalışır ve doğru zamanda doğru atılımı yapabileceksen, yani rasyonel davranacaksan kendi sermayeni yaratabilirsin. bunun önünde bir engel yok. hatta amerikalılar gibi kolay yoldan fazla para kazanmak istemiyorsan (bkz. 20′lerde Hedge Fon ve Borsa ” oyunu” ) devlet sana yardımcı da oluyor. verilen düşük faizli krediler bunun da bir örneği. büyümek isteyen kobilere devlet bankalar aracılığıyla sıcak para pompalamıştır. bunu değerlendiremeyen kobiler neo-liberalizmi suçlu ilan etmesin. cesaretlerini aynada değerlendirsinler. emre’de biliyor, eğer savurgan olmasaydık, çok az bir parayla inanılmaz karlar yapabilirdik. fırsatı değerlendiremedik. piyasa kimseye ayrıcalık tanımıyor. isteyen sıfırdan da sermaye yapar, onu büyütür. iş alanları açar, hem kendisi kar eder, hem çalışanları. Dışında hareket edenlerden , neo-liberal politikalar sorumlu değildir.
saygılar.
[bu yoruma cevap ver!]
Sevgili Hakan dediğim gibi yeni bir yazı düşünüyorum bu konular hakkında ve seninde eleştiri ve yorumlarını bekliyorum o yazı üzerine…
[bu yoruma cevap ver!]
Memnuniyet duyarım.
[bu yoruma cevap ver!]
hakan meraba. ergenekon konusu ile ilgili yazdıklarına inanamıyorum. henm elimizde sağlıklı biligi belge olmadan konuşmayalım diyosun hemde böyle bir örgütün/güruhun varlığını katıldığın bir toplantıya dayandırark kendince ispatlıyorsun. bir cümlede iki kez çelişkiye düşüyosun. eğer gerçekten bildiğin bişey varsa savcı zekerya öze söylede gerekeni yapsın. nerede hangi toplantıya nasıl bir emrivakiyle katıldın? orada neler konuşuldu? bunları bence açıklamalasın.? karanlıkta hiçbir nokta kalmasın? kamuoyu aydınlansın? gerçekten illegal bir toplantıya emrivakiyle katıldıysan bunu açıklamamak topluma karşı işlenmiş bir suçtur. bu şuçu işleme bence. elimizde delil yok meselesine gelince… evet doğrudur. ergenekon savcısı zekeriya özün elinde içeriye attığı adamları orada tutabilecek sağlam bir bilgi belge dayanak yoktur. bunu kendisi mahkemede itiraf etmek zorunda kalmıştır. biraz incelersen bulabilirsin. ayrıca bu dava tamamen tuncay güneyle yapılan mülkata ve güneyin evinde bulunan ayrıca ortalık malı olmuş hiçte gizli mizli olmayan bir şemaya dayandırılmaktadır. bunu bilmek içinde mahkemenin bitmesini beklemek gerekmiyor. sanıkların sorgu tutanaklarına savcıların sordukları ve aldıkları cevaplara ulaşmak çocuk oyuncağı. biraz uğraşalım inceleyelim diyorum.
[bu yoruma cevap ver!]
Mehmetcim herkesin görüşü kendine, sadece çok ayrı dünyalardan bakıyoruz olaylara. 2 sene konuştuk bir noktaya varamadık. Burada veya başka bir yerde de varamayız. Ben, ergenekon kod adı verilen örgütün ne gibi suçları ve olayları olmuştur bilemiyorum, bildiğim bir şey var ki o da bu grubun varlığı. bilen gayet iyi biliyor mehmetcim, kendi içinde yalanlamaya çalışsa dahi.
bilginin bu kadar çok kolay dağıldığı, bilgi kirliliğinin bu denli yaşandığı yerde sence hangi birine inanmalıyız mehmet? peki ulaştığımız bilgiler gerçekten doğru mu?
yazının ortasında sorduğun soruları ise es geçiyorum, açıklamak istemiyorum.
[bu yoruma cevap ver!]