Ailece izlenen filmlerin en “CIS!” sahneleri öpüşme sahneleridir. Öpüşmek, toplum yapımız nedeniyle mahrem ve “çok” ayıptır, bu bize böyle öğretilmiştir. Ebeveynle izlenen filmde oyuncuların öpüşmek için birbirlerine yaklaşması bile bizde (evlatlarda) çok ama çok büyük bir tedirginlik ve utanç kaynağıdır. Oysa öyle midir? Alt tarafı öpüşüyorlardır… “Alt tarafı” öpüşüyorlarsa neden o birbirlerine yaklaşmalar ile suratlar kıpkırmızı, kulaklar alev topuna döner?
Oysa anne-baba bilmez ki bu davranışın etkisinin yıllar yıllar süreceğini… Onların niyeti, evlatlarını bu tür “fena” şeylerden korumak, onlara bu “ayıbı” göstermemektir. Çünkü evladın gözünde anne-baba bunları asla yapmaz! Evlat, anne-babanın bunu yapmış olabileceğine asla inanmaz! İşte, bu “saf evladın” bu “saf” (temiz) düşüncesi, öpüşme sahneleri çıkar çıkmaz anne-babayı, eliyle evladının gözünü kapamaya, kanalı değiştirmeye sevk eder.
Öpüşme sahneleri çıkınca kanal değiştirilmemişse, filmi izleyenler neler yapar?
Kolundaki saate bakar, telefonunun tuş kilidini açıp kapatır, kafasını sağa-sola çevirir ya da eğer, odasına bir şey almaya gider, hiç alakasız bir soru sorar ya da laf açar, tavana bakar… (Üç nokta daha…)
Yukarıya yazdıklarımdan kaçı size tanıdık geliyor? Acaba anne-baba da bu hislere kapılıyor mudur? Belki ileride anne-baba olunca bu davranışlara devam edeceğiz.
Bence bu sahneleri izlerken “yakalanmanın” en fenası da, anne-babanın önünde, dolayısıyla televizyona daha yakın oturmaktır. Herkes televizyonu izlemektedir. Anne-baba sizin gerinizde oturmaktadır. Öpüşme sahnesi çıkar ve bu sefer ne yapacağınızı bilemezsiniz. Çünkü, onların önüne oturmakla açık hedef olmuşsunuzdur bile. Görüş alanlarının %100’ünü kaplamaktasınızdır.
Eğer daha önce izlediğiniz bir filmse ve bu filmi anne-babanız ilk defa izliyorsa, bu sahnenin nerede geleceğini bildiğinizden, daha sahne gelmeden sizi çok büyük bir tedirginlik almaz mı? Sahne geldiğinde ne yapacağınızı, nereye kaçacağınızı düşünmez misiniz? Her şey, bu sahneye aileyle birlikte maruz kalmaktan kaçmak için planlanmaz mı? O sahnenin gelmesine yakın, derhal odadan ayrılır ve kendi odanıza hiçbir amacınız olmadan, koşar adımlarla ilerlemez misiniz?
Şartlı koşullanma… Bu davranış istem dışı olur. Çünkü, küçüklükten bu yana şartlı koşullanmışız. Ne zaman zil çalıyor, anında salyamız akıyor. Hatta bazen zil çalmadan bile salyamız akıyor (Buradan, Leningrad’da yatan Pavlov’a sevgilerimi gönderiyorum.).
Küçükken belki izlemeyedik ama o sahnelerin bazılarını sizler için arayıp buldum. İşte bu sayfada! Hadi “rahatça” bakalım hepsine!




Abi yazı güzel olmuş :) bu arada PAVLOV kim ? :)
Liseye geldiğinde tanışacağın, köpeğine eziyet edip “şartlı koşullanma” yı keşfeden bilim insanı.
Çok güzel tespitler var. Beğenerek okudum:)
Teşekkür ederim Duygu. Ben sadece bizi anlattım :).
şartlı koşullanma derken nedemek istedin abi :) tam anlamadım :)
o zaman İnternet’te bir arama yap bakalım. hazıra dağ mı dayanır?
arıyayım ben o zaman :)
Buldum :) . Kaynak : Vikipedi
Pavlov’un köpekler üzerinde yaptığı klasik koşullanma deneyleri ünlüdür. Köpeğe ilk olara birkaç kez zil çalınır. Fakat köpek tepki vermez. Sonradan et verilir. köpeğin salyaları akar. Sonra et ile birlikte zil çalınır. Daha sonra et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin ağzının suyunun aktığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. Pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinir etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer ve psikoloji alanında geçerli tek yaklaşımın deneysel yöntem olduğunu vurgular. Pavlov, bu alandaki çalışmalarından ötürü 1904 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı.
ALİ,çok hoş bir yazı olmuş :)))
Teşekkürler İsmihan :).
Ali’cim hakikaten bizi anlatmışsın. Teşekkür etmekten başka bi’ yorum yapmayacağım. Ellerine sağlık, teşekkür ederiz. :)
Ali aaa ne ayıp:p şimdi bu mahkemeler bu fotolardan dolayı bizi de sansürlemezler mi?
Aa :) Hakkaten ya! Mozaiklese miydik acaba Hakanım?
süper bi yazı olmuşş ama yinede öle bi sahne geldiğinde ben hala ne yapacağımı bilmiyorum heralde tavana bakarım veya odayı ter ederim başka orjinal fikri olan varsa bekliyorum =)
sanırım artık Türk insanı da anladı göz kapayıp parmak arasından bakmanın,kanal değiştirmenin,saate bakmanın ya da telefona sarılmanın hiç bir etkisi olmadığını…ve aslında bunun diğer görsellerin yanında çok masumane durduğunu…
Bence opusme sahnelerinin filmlerde bulunmasi basli basina bir ahlaksizlik. Sadece insanlari ekrana ceksin diye bu en mahrem an gozler onune seriliyor ve insanlar zaaflariyla vuruluyor.
Keske aileleri bu duruma dusurmeyen filmler cekilse ya da kanallar bu sahneleri filmden cikarabilse.