"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Teknolojik gelişmelere paralel olarak, oyun sektörü de aynı şekilde gelişiyor ve büyüyor. Boyutlarda sınır aşan, akla hayale durgunluk veren ve şaşırtan oyunların dünyasına, kapı deliğinden şöyle bir bakıp geçiyor ve bazı oyunları küçük bir değerlendirmeye tabii tutuyoruz…

(Aslında bu yazıyı post-nükleer çağla sınırlandırmak amacındaydım ancak kendimi tutamadım ve farklı sınıflardaki oyunları da kabaca değerlendirdim.)

Fenomen oyun Pac Man’dan Post-nükleer çağa… Hayat bitmedi. Dışarıda da hayat var. Sınırlarını senin belirlediğin, keşfedilmeyi bekleyen, içinde kaybolunacak bir dünya…

Post-nükleer, nükleer bir patlama ile hayatın son bulduğunun düşünüldüğü bir dönem. İnsanlığın sona erdiği, hayat belirtisinin yok olduğu bir dönem. Bir yerlerde sığınaklarda saklanıp felaketten korunan, fanusa sıkışıp kendi hayatlarını kurmuş insanların olduğu bir dönem.

Düşünüldüğünde, ürkütücü ve korkunç şeyler geliyor gözümüzün önüne… Telaffuz ederken bile tüylerimizi diken diken eden şeyler… İşte bu şeyleri “gerçek-leştiren” şey oyun yapımcıları. Gerçeğe öylesine uygun ve yakın oyunlar yapılır oldu ki, neredeyse aynı şey başımıza gelse daha önce böylesini gördüğümüzü düşünür olacağız.

İşte oyun bağımlılığını sağlayan şeylerden biri “gerçeğe yakınlık”. İmkansız olmayanı düşündürdüğü için “akla yatkın” geliyor. Bu yatkınlığa güvenip, o dünyaya adım atmış oluyoruz.

Çok sıkı bir “oyuncu” (gamer) değilim. Oyunlara dair edindiğim bazı tecrübeleri aktarmak istiyorum:

Karakterler, yapay zeka, senaryo, mekanlar, diyaloglar, küçük ayrıntılar… Bana göre, oynadığım oyunları güzel yapan şeyler bu saydığım şeylerdi. Her şey o kadar güzel ayarlanmış ve düzenlenmiş. Uymak ya da uymamak! İşte bütün mesele bu!

“Role playing game” (RPG) denilen oyunlarda kendi oluşturduğunuz karaktere uygun, “hayatın” içinde bir yerde duruyorsunuz. “Geçinmek” için paraya, “hatrı sayılır biri” olmak için karizmaya ihtiyacınız var. Bunları da oyundaki karakterlerin size verdiği görevlerle sağlıyorsunuz. S.T.A.L.K.E.R., Far Cry, Fallout, Oblivion vb… bu türe örnek verilebilir. (Bazı oyuncu arkadaşlar, “bunlar da oyun mu canım?!” diyebilirler. Zira buraya dahil edilmeyen daha nice oyunlar var.)

S.T.A.L.K.E.R. – Shadow of Chernobyl oyununda “ürktüğüm” şeylerden biri mutantlardı. Radyasyona maruz kalıp mutasyona uğrayan köpekler bile ürkütücüydü. Kendi yolunuzu çizdikten sonra bir de “vahşi” hayatla mücadele etmek durumundasınız. Suda yürürken çakan şimşekle elektriğe maruz kalabiliyor, radyasyonun yoğun olduğu noktalara yaklaşınca etkilenebiliyorsunuz.

Radyasyona maruz kalma olayı, Call of Duty 4 – Modern Warfare oyununda da vardı. Yüzbaşı Price (Captain Price)’ın 15 yıl önce komutanı McMillan ile gerçekleştirdiği Imran Zakhaev suikastini, Price’ın gözünden siz canlandırıyorsunuz. Böylece “tarihe” tanıklık etmiş oluyorsunuz. McMillan, sizi radyasyona fazla yaklaşmamanız konusunda uyarıyor. Biraz yaklaşınca da McMillan’dan “aptal mısın sen, hemen oradan uzaklaş!” uyarısını alıyorsunuz. Suikast için aşılan yollar, diyaloglar, kamuflaj elbisesi, hazırlıklar, suikast sonrası kaçış… Hepsi birer film unsuru gibi karşınıza çıkıyor.

S.T.A.L.K.E.R. dedik ama mevzu Call of Duty 4’e (COD) kaydı. Yeri gelmişken ondan da söz edelim. COD 4’teki olay çok daha güzel olmuş. 2. Dünya Savaşı hayranları bu oyunda belki biraz hayal kırıklığı yaşadı. 2. Dünya Savaşı’yla anılan Call of Duty ile, bu sefer modern savaşlara giriyorsunuz. Ancak oyunun senaryosu, sonu, silahları, takım ilişkileri vs… hepsi “bomba” gibi olmuş. Tek kötü yanı, oyunun kısa oluşu. Hemencecik bitiyor. Oyun bittikten sonra da “Epilogue” bölümü açılıyor. Bu bölümde de özel jetteki VIP’i teröristlerin elinden kurtarıyorsunuz. Bu da bonus bölüm olduğu için kısacık. COD 4’te, oyunu oynamanızın yanı sıra, aradaki bazı “slow motion” videolarla da film izliyormuş havasına giriyorsunuz. Hele bir de hava görevi var ki! Haberlerde izlemeye alıştığımız savaş uçaklarının gözünden bombardımanları bu sefer biz yapıyoruz. Görevin adı “Death From Above”. O bölümdeki telsiz konuşmaları mükemmel derecede etkileyici ve gerçekçi. Yerdeki ekibin uçaktakilerle bağlantıya geçtiği sahnede, konuşma sırasında silahlar patlıyor, kurşun sesleri geliyor. Bu bile küçük bir ayrıntı olarak düşünülmüş (herhangi bir telsiz konuşmasına olan hayranlığımı/saplantımı göz ardı ettiğinizi varsayıyorum). Bu oyunun her görevi ile ilgili sayfalarca şey yazılabilir.

S.T.A.L.K.E.R.’daki haydutlar da geçimlerini suç işleyerek sağlayan, “kötü” karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Buna destek de ilk görevde onların kaçırdığı bir sivili kurtarmaya gidişimiz gösterilebilir.

Fallout serisinden sadece üçüncüsünü oynadım. Öncekilere dair pek bilgim yok. Kabaca bir bilgiyi arkadaşım Kerem’den almıştım. Üçüncü oyunda da maskotun aynı olduğunu görüyoruz. Doğumumuzdan itibaren olaylar şekilleniyor. Zenci bir ırk seçersek babamız da zenci oluyor. Doğum anımızda, bebek olarak gözlerimiz buğulu görüyor. 3 yaşına geldiğimizde oyuncaklarımızı inceliyoruz. Karakter kitabımızdan da daha sonraki yıllarda karakter özelliklerimizi belirliyoruz: Karizma, güç, dayanıklılık gibi… 10. yaş günümüzü de oyunda kutluyoruz. “Delikanlılık” çağına geldiğimizde, hoşlandığımız kızı rahatsız edenlerle uğraşıyoruz. Bir teste tabii tutulduktan sonra mesleğimizin ne olduğunu öğreniyoruz. Senaryo da yazıldığı gibi devam ediyor. Seçim yapma zamanımız geldiğinde olaylar bambaşka bir hâl alıyor. Dış dünya, dışarıdaki karakterler, olaylar… Hepsi çok güzel şekilde ayarlanmış (Bu kadar bilgi yeter, devamı oyunda…).

Far Cry 2’nin de başlangıcı ve olayların gidişatı yine çok güzel. Ne yaparsanız oyunda bir şeyleri etkiliyorsunuz. Otele gitmek için bindiğimiz cipi, haydutlar durduruyor. Şoförün dönüşte bira sözü vermesiyle yolumuzdan çekiliyorlar. Sonra otel odasında bazı olaylar yaşıyoruz. Uyandığımızda çatışmaya giriyoruz. Hiçbir şey hatırlamayıp olduğumuz yere yığılıyoruz. Sonra kurtarılıyoruz ve oyun tam anlamıyla başlıyor. Yeni görevlerimiz ve “güvenlik evimiz” (safe house) oluyor.

Çocukluğumdan beri vazgeçemediğim oyunlardan biri de “Need For Speed” serisidir. Carbon, Pro Street, Undercover’dan önce çıkan Most Wanted belki de bir dönüm noktasıydı. Underground serisi, Hızlı ve Öfkeli (Fast and Furious) filminin simülasyonu gibi çıkmıştı. Underground’u oynayınca epey etkilendik ama Most Wanted’da olaylar çok daha farklıydı. Film havası, bu oyunda da vardı. Aralarda çıkan videolar, senaryo, görüntü kalitesi… Tüm bunlar sonra çıkan Carbon’da da devam ediyordu. Bu oyun, BMW M3’ümüzle “seni bu şehirde tekrar görmeyi beklemiyordum” diyen bir rakibimizle başlıyordu. Carbon Vadisi de “mekân” olarak seçilen etkileyici bir yerdi. Hızı alamayıp şarampolden yuvarlanmak da gerçekçiliği ve inandırıcılığı artıran bir unsurdu. Aşağıya uçtuktan sonra da “Tekrar oyna!” seçeneği bunun bir oyun olduğunu hatırlamamıza yetiyordu :).

Cirosunun 40 milyar $ olduğu bir sektörden bahsediyorum. Dünyada oyun sektörü bu rakama ulaşmış durumda. Türkiye, oyun yapımcılığında çok çok geride… Çocukluğumda haberlerde izlediğim “PUSU” oyunu, çok çok sonra çıktı. Oyun yapmak kolay değil elbet.

Korsan satın alma ve sektöre gereken desteğin verilmemesi ile daha çok fırın ekmek yememiz gerekecek. Ülkemizdeki oyuncuları korsana karşı bilinçlendirmek gerekiyor. Dünyada da adından çok söz ettiren pek çok oyunun da korsanını almakta üstümüze yok. Football Manager ’09 oyununa Türkçe’yi de koymaları için bizden istenen şey şu:

“Türkiye’de bizim oyunumuzdan 10.000 orijinal kopya satacağınızı garanti edin, biz de sizin dilinizi oyuna koyalım.”

Birkaç yıl önce de haberlerde “Hükümran Senfoni” yi izlemiştim. Oyunla ilgili videoları görünce epey heveslendim. Biz o oyunu yapıp yayınlayıncaya kadar, dünyada ne oyunlar çıkıyor ve bizim oyunumuz eskimiş gibi algılanabiliyor. Bu düşünceye düşmek yanlış. Sektöre ve yapımcılarımıza destek olmak adına, kendi malımız olan oyunları satın almalıyız. Onlara bu şekilde destek olmalıyız. Kendi oyunlarımızı ne kadar yaygınlaştırıp onlara destek olursak, yenilerini ve daha iyilerini beklemek için de geçerli bir nedenimiz olur.

Gerçekten tüm kalbimle diliyorum ki, yakın zamanda bu bölüme kendi yapımımız olan oyunları yazalım, onları değerlendirelim, önümüzdeki yıllarda ülke olarak oyun sektöründe başı çekenlerden olalım. Bu konuda da birbirimize destek olmaktan çekinmeyelim.

, , , , , , , , , , ,

Yazar Hakkında

Bio: Deneme Yazıları'nın kurucusu, reklam yazarı, sosyal medya, pazarlama, reklam ve Fight Club bağımlısı.

Bu yazıya 7 görüş yazıldı.

  • Hacı Berat Korkmaz (13 Aralık 2008) :

    İşte korsanın zararı! Adamlar 10.000 orjinal cd satın, biz de sizin dilinizi oyuna koyalım diyorlar. Haklılar. Belki de dünya üzerinde en az orjinal cd alan millet bizizdir değil mi? Ancak bir de şöyle bir durum var ki; acaba bizde orjinal cd alacak para var mı? Şimdi buyurun bakalım…

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Ali Erkurt (13 Aralık 2008) :

    evet! işte problemlerden biri de bu. korsana yöneliyorsak bunun sebeplerinden biri de yüksek fiyat değil midir? orijinal bir oyunun 80-90 lira olduğunu düşünürsek, ülkemizde kaç kişi bir tek oyuna 80-90 lira verir? “yağ vardı da biz mi içtik?” demez mi?

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Abdullah Ilgaz (14 Aralık 2008) :

    süper olmuş abi yanlız ben yazımı nereye nasıl yazacağım :)

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Ali Erkurt (14 Aralık 2008) :

    TepeMenü’de Yaz’dan yazabilirsin Abdullah.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Abdullah Ilgaz (14 Aralık 2008) :

    gördüm abi menüyü :)

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Ne Önemi war (17 Aralık 2008) :

    Korsana karsı duralım dıorsunuzya dınledıgın mp3 ten kullandıgın Windows a kadar herseyın sahte be kardesım elestımeden once kendıne bı baq be kardesım ha ben farklıımım aynıım fakat once kendıne bak be kardesım Hacı berat korkmaz sozum sana

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Hacı Berat Korkmaz (17 Aralık 2008) :

    İsminizi bilmiyorum ama beyefendi ya da hanımefendi her kimseniz benim anladığım yorumumun son bölümünü okumamışsınız. Aynen buraya tekrar yazıyorum. ACABA BİZDE ORİJİNAL CD ALACAK PARA VAR MI? BUYURUN BAKALIM… Evet dediğin doğru benim kullandığım çoğu şey de korsan ama ben aksini iddia etmedim. Saygılarımla.

    [bu yoruma cevap ver!]

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası