Canlarına isyan ettiklerim, ne istersiniz benim toprağımdan? Ne umarsınız ülkemin insanından? Ne beklersiniz ülkemin geleceğinden? Yetmiyor mu elinizdekiler? Elleri nasırlı anamın ekmeğine ne demeye göz dikersiniz? Ne diye yürekleri fişek gibi atan delikanlıları gözü kapalı dağa, çamura, yollara dökersiniz? Her karışı aşk, tasavvuf, insanlık ve tarih kokan bu toprakları nasıl olur da masalarda pazarlığa yatırırsınız? Ülkemi ülken olarak benimsemiyorsan eğer ne diye aynı havadan nefes alır, aynı tastan su içersin? Fare kapanını sen kurduğundan mı kurtarma yollarını çok iyi biliyorsun? Sakın bakma nefret kokan gözlerinle denizime, taşıma, toprağıma! Sakın sevmeye kalkışma kirlenmiş bir yürekle vatanımı, bayrağımı, marşımı!
Cadı kazanına döndü ülkenin gündemi. Daha biri bitmeden başka bir sorun patlıyor gündemde. Domuzun nasıl bir hayvan olduğunu bilmeyen çocuklar, domuz gribi aşısı ile hastalıktan korunmaya çalışılıyor. Açılması gereken daha öncelikli konular varken Kürt Açılımı için açılış kurdeleleri kesiliyor. Binbir sıkıntı ile okuyup eline diplomasını aldığında bir “OH” çekeceğine “OF” çeken binlerce öğretmen, binlerce gelecek sağda solda saçma sapan bir sürü iş yapıyor. Hatta iş yapamayıp evde kafayı yiyor. Daha küçükten kapıların dinlenmemesi öğretilirken adalet sağlayıcılar dinleniyor. Hukuk yerle bir ediliyor. Ahlaksızlık almış başını gidiyor. Deşenden, kesenden hapisler, sebepsiz ölümlerden de mezarlar her geçen gün sefil bir hale geliyor. Delinin teki kuyuya taş atıyor kırk akıllı onu çıkartmak için uğraşıyor. Metrobüs yoldan çıkıyor, şoför gene işine devam ediyor. Kullanılması mecbur her şeye zam geliyor, evdekiler diken üstünde otururken koltuktakiler rahat rahat kahvelerini içiyor. Sessizlik önde, insanlık arkada karanlık bir yola doğru ilerlerken tarihin karalanmamış kısımlarında kaybolmaya yüz tutarak yaşıyoruz. Çözümlerin bizde saklı olduğu konularda bile gemici düğümlü ağızlarımızı açmaya korkuyoruz.
Bilirim ki gün gelecek biri çıkıp “Hey bi’ kendinize gelin de aynada bi bakın suratınıza. Bugün hangisini takayım diye soracaksınız kendinize. İşte o gün takacak hiçbir maske bulamayacak, çırılçıplak kalacaksınız koca bir sokakta.” diyecek. Bilirim ki gün gelecek mezar olacak ülkemin toprağı ülkemi beğenmeyenlere. Bilirim ki gün gelecek büyükler küçük, küçükler de büyük olacak sessiz sedasız. İşte o zaman rahat rahat oturacağım evimde ve kahvemi yudumlayacağım.
Büyük ülkelerin büyük sorunları küçük ülkelerin ise kendileri ile sorunları olur. Hele bir kendi sorunlarımızı aşalım, işte ondan sonra görür âlem-i cihan “Türküm” demenin değerini.



